MEMLER: YENİ EŞLEYİCİLER

Buraya kadar insandan özellikle söz etmedim ancak kasıtlı olarak dışarda da bırakmadım. “Yaşamkalım makinesi” terimini kullanmamın nedeni, kısmen “hayvanlar” sözcüğünün bitkileri ve bazılarının kafasında da insanları konu dışı bırakacağı. İlk bakışta, öne sürdüğüm savlar, evrimleşmiş herhangi bir varlığa uygulanabilir nitelikte. Eğer bir tür dışarda bırakılacaksa, bunun çok iyi nedenleri olmalı. Kendi türümüzün eşsiz olduğunu düşünmek için iyi nedenlerimiz var mı? Yanıtın evet olduğuna inanıyorum.

İnsanın sıradışı olan yönleri tek bir sözcükle özetlenebilir: “Kültür”. Bu kelimeyi züppece değil, bir bilim adamının kullandığı anlamda kullanıyorum.

Ateşli bir Darwin taraftarıyım, ancak Darwinciliğin bir genin dar kapsamı ile sınırlandırılamayacak denli büyük bir kuram olduğunu düşünüyorum. Öne süreceğim sava gen sadece bir analoji olarak girecek.

Peki, sonuç olarak, nedir genleri böylesine özel yapan? Yanıt, eşleyici olmaları. Fizik yasaları, tüm erişilebilir evren de geçerlidir. Biyolojide de, benzer evrensel geçerliliği olan ilkeler var mı? Astronotlar uzak gezegenlere yol aldıkları ve yaşam aradıklarında, düşünemeyeceğimiz kadar tuhaf ve dünya-dışı yaratıklar bulmayı bekleyebilirler. Fakat, nerede bulunursa bulunsun ve kimyasının temelleri ne olursa olsun, tüm canlılar için doğru olacak birşeyler var mı? Kimyası karbon yerine silisyum veya su yerine amonyak üzerine temellenmiş yaşam biçimleri varsa, -100 derece santigratta kaynayıp ölen yaratıklar bulunursa, kimya ile ilişkisi olmayıp, elektronik yankılamalı devreler üzerine temellenmiş bir yaşam biçimi keşfedilirse, hala tüm canlılar için doğru olacak genel ilkeler olabilir mi? Bilmiyorum, ancak bu konuda bahse girecek olsaydım. Paramı tek bir temel ilkeye yatırırdım. Bu, tüm canlıların, eşlenebilen varlıkların ayrımsal biçimde yaşamda kalabilmesiyle evrimleştiği ilkesi. Gen -DNA molekülü-, kendi gezegenimizdeki eşlenebilen varlık. Başkaları da olabilir. Eğer varsa, belirli bazı koşulların sağlanması şartıyla, kaçınılmaz olarak evrimsel bir sürece temel oluşturacaklardır.

Başka eşleyici türleri ya da buna bağlı başka evrim çeşitleri bulmak için uzak dünyalara mı gitmemiz gerekiyor? Ben, bizim gezegenimizde, son zamanlarda, yeni bir tür eşleyici ortaya çıktığını düşünüyorum. Hemen yanımızda, yüzümüze bakıyor. Henüz çocukluk çağında, ilksel çorbasının içinde çalkalanıp sürükleniyor; yine de soluk soluğa olan eski genimizi arkada bırakan bir evrimsel değişim hızına. ulaştı bile.

Bu yeni çorba, insan kültürünün çorbası. Yeni eşleyici içinse bir ad bulmamız gerek; bir kültürel iletim birimi ya da bir taklit birimi düşüncesini taşıyan bir isim… “Mimeme” bu iş için uygun bir Yunanca kök. Fakat ben, bir parça “gen” sözcüğüne benzeyen tek heceli bir sözcük istiyorum. Mimeme sözcüğünü mem olarak kısaltacağım için klasikçi dostlarımın beni affedeceğini umuyorum. Eğer bir teselli olabilecekse, “bellek” ile ya da Fransızca memê (kendi) ile bağlantılı olduğu düşünülebilir. “Cream” sözcüğü ile uyumlu olacak biçimde okunmalıdır.

Ezgiler, fikirler, sloganlar, giyside moda, çanak çömlek yapım yolları, kemer yapımı mem örnekleridir. Tıpkı genlerin sperm ya da yumurtalar yoluyla bir bedenden diğerine atlayarak gen havuzunda çoğalmaları gibi, memler de, geniş anlamda taklit denilebilecek bir süreç yoluyla, bir beyinden diğerine zıplayarak kendilerini gen havuzunda çoğaltırlar. Bir bilim adamı güzel bir düşünce duyduğunda ya da okuduğunda, bunu arkadaşlarına ve öğrencilerine aktarır. Yazılarında ve derslerinde bundan söz eder. Bu düşünce tutunursa, beyinden beyine yayılarak kendini çoğalttığı söylenebilir. Çalışma arkadaşım N.K. Humprey bu bölümün ilk taslaklarından birini okuduğunda gayet güzel bir özet yaptı: “…. Memlere canlı yapılar olarak bakılmalıdır; yalnızca eğretileme olarak değil, teknik olarak da. Benim kafama üretken bir fikir sokarsan, beynimi konukçu olarak kullanmış olur ve onu memin çoğalması için bir araç haline getirmiş olursun. Tıpkı bir virüsün konukçu hücrenin genetik mekanizmasını kullanması gibi. Bu yalnızca bir konuşma tarzı değil. Bir mem -diyelim ki, `ölümden sonraki yaşama inanma’ memi, milyonlarca kez, tüm dünyadaki bireylerin sinir sisteminde bir yapı olarak, fiziksel olarak gerçekleşir ”

Temelde, biyolojik olguları gen avantajı ile açıklamaya çalışmanın bizim için iyi bir politika olmasının nedeni, genlerin eşleyiciler olması. İlksel çorba moleküllerin kendi kopyalarını yapabileceği koşulları sağlar sağlamaz, eşleyiciler yönetimi ele alır. Üç bin milyon yıldan beri, DNA, dünya üzerindeki sözünü etmeye değer tek eşleyici oldu. Ancak bu, hep tekel olacağı anlamına gelmiyor. Yeni bir cins eşleyicinin kendi kopyalarını yapabileceği koşullar oluşur oluşmaz, yeni eşleyiciler yönetimi ellerine alırlar ve kendi evrimlerini başlatırlar. Bu yeni evrim bir kez başladıktan sonra, hiçbir biçimde eskisine bağlı olmayacaktır. Eski gen-seçmeli evrim, beyinleri yaparak ilk memlerin doğacağı “çorbayı” sağladı. Kendini kopyalayan memler bir kez oluştuktan sonra, çok daha hızlı gerçekleşen kendi evrimleri başladı. Biz biyologlar genetik evrim düşüncesini öylesine benimsemişiz ki, bunun olası evrim türlerinden yalnızca bir tanesi olduğunu unutuyoruz.

Dünya kültürüne bir katkıda bulunursanız; iyi bir fikriniz varsa; bir ezgi bestelerseniz; bir ateşleme bujisi icat ederseniz; bir şiir yazarsanız… İşte, genleriniz ortak havuzda eriyip gittikten çok sonra bile, bunlar bozulmaksızın yaşamaya devam edecektir. G.C. Williams’ın dediği gibi, günümüzde, Socrates’tan bir veya iki gen kalmıştır, ya da hiç kalmamıştır; kimin umurunda ki? Socrates’ın, Leonardo’nun, Copernicus’in ve Markoni’nin mem kompleksleri güçlerini kaybetmeksizin hala yaşıyor.

İnsanoğlunun bir başka özelliği de -büyük olasılıkla- has, çıkarsız, gerçek özverisi. Böyle olduğunu umuyorum ama bunu tartışmayacağım ve olası memsel evrimi üzerine spekülasyonlar yapmayacağım. Vurgulayacağım nokta şu: İşe karanlık tarafından baksak da, insan bireylerinin temelde bencil olduğunu varsaysak da, bilinçli öngörümüz -geleceği düşsel olarak öykünme yeteneğimiz- bizi kör eşleyicilerin bencil aşırılıkların en kötüsünden kurtaracaktır. En azından bizim, yalnızca kısa-dönemli bencil çıkarlar yerine uzun-dönemli çıkarları yeğleyebilecek beyinsel donanımımız var. Biz, bir “güvercinlerarası anlaşmanın” uzun-dönemli yararlarını görebiliriz. Biz, biraraya gelip, bu anlaşmaya işlerlik kazandıracak yöntemleri tartışabiliriz. Bizim doğumda devraldığımız bencilgenleri yenebilecek gücümüz var. Ve gerekirse, bize aşılanmış olan bencilmemleri de yenebiliriz. Has, çıkarsız özveriyi bilinçli olarak büyütecek, besleyecek yolları bile tartışabiliriz biz; doğada asla yeri olmasa, tüm dünya tarihinde asla varolmamış bile olsa… Çünkü gen makineleri olarak yapılmış ve mem makineleri ile yetiştirilmiş olsak da, bizim yaratıcılarımıza karşı çıkacak gücümüz var. Biz, dünya üzerinde yalnızca biz, bencil eşleyicilerin tiranlığına karşı isyan edebiliriz.

http://www.sonsuz.us/?q=node/759

Richard Dawkings: Gen Bencildir

Deneyimlemek

Dün arkadaşlarla geçen sohbetimizi hatırladığım kadarıyla aktarmaya çalışacağım.

xenix: Yeni gelişen nesille ilgili bir takım tespitlerim var. İnternet üzerinde okudukları şeyleri yaşamış gibi anlatıyorlar. Oysa deneyimlemeden, bir şeyi okuyarak nasıl tecrübe kazanılabilirki.

O: Okunarak yaşanmış gibi deneyimlenebilir ama.

xenix: Nasıl olur? Bugün hangimiz bir yemeği okuyarak deneyimlemiş oluruzki. Mesela yemek yemeyimi tercih edersiniz yoksa bunu okumayı mı?

O: Ben tabiki yemeyi tercih ederim. Ama insanlar bunu tercih etmedende yaşamış olabilirler. Ne tür örneklerle karşılaştın mesela sen.

xenix: Mesela bir arkadaşım, şu ortalıkta dolaşan tabu sohbetleri vardır. Mail olarak gelmiştir mutlaka. Benim çok eskiden bildiğim bir takım ilginç yazılı anıları, sanki kendi yaşamış gibi anlattı.

H: Bunun ne zararı varki. Yani seni ilgilendiren kısmı ne?

xenix: Beni ilgilendiren kısmı o nunla arkadaşlığı kesmemi sağlaması. 🙂

A: Benimde çok öncelerden okuduğum şeylerle ilgili buna benzer bir sorunum oluyor. Gerçekten okuduğum birşey mi yoksa yaşadığım birşey mi ayrımına varamıyorum.

O: Evet benzer durum bendede oluyor.

xenix: Zaten onda bir problem yok gerçekten. Çok eski birşeyi tabiki karıştırabilirsin ama, benim verdiğim örnekteki amaç ne olabilirki. Bir insan neden yaşamadığı birşeyi yaşamış gibi anlatma ihtiyacı duyar.

O: Sanırım grup içinde kabul görmek istemesi olabilir.

xenix: Evet bencede, ama bizi aptal yerine koyması bu kabulunu onaylar mı?

H: Sen aptal mısın?

xenix: Hayır değilim.

H: O zaman sorun ne? Bu kişinin yaptığı şey kendini bağlar. Sen yutmazsın olur biter.

xenix: Tamam yutmam ama, bunun doğru birşey olmadığını söylemek gerekmez mi?

  • Sohbet bu havada sürmüştü. Evet konunun özüne dönersek, gerçekten yeni yetişen nesilde bir takım deneyim eksiklikleri var ve bunları farklı şekilde kapatmaya çalışıyorlar. Kimisi ekşi sözlükten okuyup yaşamış gibi, kimisi mail yada forumlardan okuyup yaşamış gibi deneyimlerini insanlara aktarıyorlar.
    Vardığım sonuç, sosyalliğin daha az, bireyselliğin daha fazlalaştığı yeni nesil. Eskilerin deneyimlerini okuyarak yaşıyorlar.

AÇIKLAMALAR

(1) – Filosof Yu: Konfüçyüs’ün en değerli öğrencilerinden biri.
(2) – Filozof Tsang [Shang da denir]: Konfüçyüs’ün öğrencisi.
(3) – Tzu-hsia: Konfüçyüs’ün en iyi öğrencilerinden biri.
(4) – Tzu Ch’in ve Tzu-kung: Konfüçyüs’ün ikinci derecede öğrencileri.
(5) – Meng İ [Ho-chi de denir]: Kuzeydoğu Çin’deki Lu derebeyliğinin büyük rütbeli subaylarından biri. O zamanın ünlü üç ailesinden birinin başkanıdır.
(6) – Ch’ıh: Konfüçyüs’ün öğrencisi.
(7) – Meng Wu: Meng İ’nin oğlu ve Üstadın öğrencisi.
(8) – Tzu-yü: Konfüçyüs’ün seçkin bir öğrencisi.
(9) – Hui [Yen Hui de denir]: Üstadın en sevdiği öğrencisi.
(10) – Yu [Tzu-lu da denir]: Konfüçyüs’ün en beğendiği öğrencisi.
(11) – Tzu-chang: Bir öğrenci.
(12) – Dük Ai: Lu derebeyliğinin dükü.
(13) – Chi Kang [Chi-sun Fu da denir]: Lu derebeyliğinde üç ünlü ailenin başkanı.
(14) – Yin sülalesi [ya da: Shang sülalesi] M.Ö. 1450-1050; Hsia sülalesi: Çin’in ilk sülalelerinden biri sayılır (M.Ö. 1800-1500).
(15) – Chou sülalesi dönemi: (M.Ö. 1050-247). Konfüçyüs’ün yaşadığı çağ.
(16) – Lin Fang: Lu derebeyliğinden bir kimse.
(17) – T’ai dağı: Çin’in beş kutsal dağından biri. Lu ve Ch’i derebeyliklerini sınırlandırır.
(18) – Tsan Yü: Konfüçyüs’ün öğrencisi.
(19) – Sung derebeyliği: Orta Çin’dedir (M.Ö. 700-500).
(20) – Wang-sun Chia: Wei derebeyliğinde (Orta Çin) bir devlet memuru. / Batı Güney köşesi: bir evde kutsal sayılan yer. Konfüçyüs zamanında evin “baca”sına da sunulurdu.
(21) – Tsan kenti: Konfüçyüs’ün babasının yönetiminde bulunan kent. O zaman Konfüçyüs’ün babasına “Tsaolu bey” derlermiş.
(22) – Dük Ting: Lu derebeyliğin prensi.
(23) – Kuan Tsü şiiri: Shih-ching adlı şiir kitabındaki ilk şiirin adı.
(24) – Tsai Wo [Tsai Yü de denir]: Konfüçyüs’ün öğrencisi.
(25) – Kuan Chung: Konfüçyüs zamanında, Ch’i derebeyliğinde (Kuzey Çin) bir bakan.
(26) – İ kenti: Wei derebeyliğinin sınırında bir kent.
(27) – Tahtadan yapılmış çan: Sapı tahtadan yapılmış madeni bir çan; halkı toplamak için kullanılır. Burada, halka gerçeği anlatması için ‘Gök’ün Konfüçyüs’ü tahta bir çan gibi kullanacağı anlamındadır.
(28) – Shao ezgisi: Söylencesel imparator Shun’un (M.Ö. 2205) yaptığı bir müzik. Wu müziği: Kral Wu’nun yaptığı müzik.
(29) – Kung-yeh Ch’ang: Konfüçyüs’ün damadı. Kuşlarla konuştuğu ileri sürüldüğü için hapse atılmıştır.
(30) – Nan Yung: Üstadın bir öğrencisi.
(31) – Tzu-chien: Konfüçyüs’ün öğrencisi ve dönemin devlet adamı.
(32) – Yung [Tsan Yung da denir]: Konfüçyüs döneminde değerli bir kişi
(33) – Tsai Yü: Öteki adı Tsai Wo’dur (bk. 24).
(34) – Ch’iu: Tsan Yu’dur (bk. 18.).
(35) – Ch’ıh: Üstadın sevdiği bir öğrenci olan Tzu Hua’nın öteki adıdır.
(36) – Tsai Yü: Öteki adı Tsai Wo’dur (bak. 24).
(37) – Shan Ch’ang: Üstadın bir öğrencisi.
(38) – Yung Wen: Wei derebeyliğinin büyük memurlarından biri.
(39) – Tzu-ch’an: Cheng derebeyliğinin (Orta Çin) başbakanı.
(40) – Yen P’ing: Konfüçyüs döneminin üstün kişilerinden biri.
(41) – Tsang Wen: Lu derebeyliğinin büyük komutanlarından biri.
(42) – Chi Wen: Lu derebeyliğinde subaylardan biri.
(43) – Ning Wu: Weu derebeyliğinde büyük bir devlet adamı.
(44) – Ch’en: Orta Çin’de bir derebeylik.
(45) – Po-i ve Shu-ch’i: Shang sülalesi zamanında iki ünlü kişi.
(46) – Wei-shang Kao: Lu derebeyliğinde bir kişi.
(47) – Tsao Ch’iu-ming: Konfüçyüs zamanında değerli bir kişi.
(48) – Yen, Yüan’dır; Chi Lu, Tzu-lu’dur. (Üstadın öğrencileri.)
(49) – Tzu-tsang ve Po-tzu: Bunlar için bilgi verilmiyor. Chung-kung: Tsan Yung’un (Yung) öteki adıdır (bk. 32).
(50) – Yüan Sze: Konfüçyüs zamanında çok dürüst bir devlet adamı.
(51) – Chi K’ang, Tzu-lu’nun adı; Chung-yü: Tzu-kung’dur. Ts’se: Tsze-yü’dür. Konfüçyüs’ün öğrencileridir.
(52) – Ming Tzu-ch’ien: Değerli öğrencilerden biri.
(53) – Wen ırmağı: Ch’i ve Lu derebeylikleri arasından geçer.
(54) – Po-niu: Üstadın bir öğrencisi.
(55) – Yen Ch’iu: Bir öğrenci.
(56) – Tan-t’ai Mieh-ming: Bir öğrenci.
(57) – Meng Chıh-fan: Lu derebeyliğinde değerli bir komutan.
(58) – T’o: Wei derebeyliğinde bir devlet adamı. / Prens Chao: Çok yakışlı bir prens, Wei derebeyliğine hizmet etmiş bir asker.
(59) – Konfüçyüs zamanında köşeli bir içki kabının biçimi değiştirilmişti; ama aynı ad hâlâ kullanılıyordu.
(60) – Nan-tzu: Wei Dükünün eşi ve adı geçen prens Chao’nun üvey kız kardeşi. İki kardeş arasındaki serüven dolayısıyla ikisi de kötü ün kazanmışlardı.
(61) – Yaşlı P’ang (Lao P’ang): Konfüçyüs’ün kendisi için kullandığı ve alçakgönüllülüğü belirten bir söz olduğu gibi, kimi yorumcular bunun Lao-tzu, kimileri de Yin sülalesi zamanında yaşamış değerli bir kişi olduğunu ileri sürerler.
(62) – Chou Dükü: Chou hanedanı krallarından Wen’in oğludur.
(63) – Yen Yu: Üstadın öğrencisi. Burada, yukarıda adı geçen Nan-tzu’nun üvey oğlu tarafından öldürülmek istenmesi konusu konuşulmaktadır.
(64) – İ-Ching yani Değişkenlikler kitabı: Beş klasik kitaptan biri.
(65) – Sheh: Ch’u derebeyliğinde (güneyde) bir eyalet.
(66) – Huan Tui: Sung derebeyliğinin büyük devlet adamlarından biri ve gizli polisin başı.
(67) – Ch’en derebeyliği: Şimdiki Honan eyaletinde (Kuzey Çin). / Dük Chao: Lu Dükü (M.Ö. 541-509.) O dönemde aynı soyadını taşıyanların evlenmesi yasak edilmişti.
(68) – Kung-hsi Hua: Öğrenci Ch’ıh, yani Tzu-hua’dır (bk. 35).
(69) – T’ai-po: Chou kralı Wan’ın torunu.
(70) – Meng Chang-tzu: Wu derebeyliğinde büyük bir devlet adamı. Meng-wu’nun oğludur.
(71) – Shun ve Yü: Söylencesel imparatorlardan (M.Ö. 2255-2206?). Yü, kanalları yapmıştır (M.Ö. 2205-21987).
(72) – Yao: Söylencesel imparatorlardan (M.Ö. 2357-2256?).
(73) – Wu Wang: Chou hanedanının kurulması için çalışmış ve Shanglarla savaşmış bir kral. / T’ang: Söylencesel imparatorlardan Yao’nun öteki adıdır. Yü’de Shun için kullanılmıştır.
(74) – Kuang: Cheng derebeyliğinde bir sınır kenti. O dönemde buranın halkı Lu derebeyliğindeki bir askerden çok korkuyordu. Konfüçyüs bu askere çok benziyordu. Bir gün buradan geçerlerken Konfüçyüs’ü bu asker sanıp onlara saldırdılar ve birkaç gün hapiste tuttular.
(75) – Lao: Soyadı Ch’indir. Bir öğrenci. Tzu-k’ai ya da Yu Chang da denir.
(76) – Feng (Föniks): Söylencesel bir erkek kuş. Çinlilere göre, kutsal bir insan tahta geçtiği ya da dünyada gerçek ilkeler yer aldığında, bu kuş görünürmüş. / Fu Hsi zamanında (M.Ö. 2953). Ejder başlı, at gövdeli bir canavarın sırtında çizilmiş bir harita olduğu halde sudan çıktığı anlatılır.
(77) – Öğrencisi Tzu-lu, eski zamanlarını anımsayarak mutlu öleceğini düşünüp Konfüçyüs’e böyle davranılmasını istemiştir.
(78) – Bu tümcenin öteki bölümlerle hiçbir ilgisi yoktur. Neyin anlatılmak istendiği de anlaşılmamaktadır.
(79) – Pazar yerinde, sanıkların cezasını bildirmek için davul çalarak halkı toplarlarmış. Burada Konfüçyüs, öğrencilerinden davul çalarak Ch’i’ye yanlışlarını bildirmelerini istemiştir.
(80) – Üçüncü ayda kötü ruhlardan korunmak için bir ırmakta elleri ve giysileri yıkarlarmış. / Yağmur için yapılan yaz sunusu.
(81) – Ssu-ma (Tzu-niu): Ssu-ma Kang’dır. Sung derebeyliğinden Huan T’ui’nin kardeşidir (bk. 66).
(82) – Chi-tzu Ch’ang: Wei derebeyliğinden bir devlet memuru.
(83) – Lu Dükü Hsüan (M.Ö. 609-591), her aileye ek olarak bir ondalık daha çok vergi koymuştu.
(84) – Bu dönemde Ch’u Dükü, Wei devletini babasına karşı elinde tutuyordu. Konfüçyüs burada ‘ayıklama’ sözcüğünü, yolsuz bir iş yaptığından dolayı Dük için kullanarak, Dük’ün görevinden çekilip yerini babasına bırakması gerektiğini anlatmak istemişti.
(85) – O zaman Wei derebeyliği K’ang-shu ve Lu derebeyliği de kardeşi Chao-kung tarafından yönetiliyordu; aralarında sıkı bir birlik vardı.
(86) – Chü-fu: Lu derebeyliğinin batı sınırında küçük bir kent.
(87) – Hsien wen: Yüan Sze’dir (bk. 50). Konfüçyüs’ün ölümünden sonra yalnızlığa çekilmiştir.
(88) – Man-kung Kuo: Nan Yung olduğu ileri sürülür (bk. 30).
(89) – Burada, Cheng derebeyliği anlatılmak isteniyor. Bu, çevresi büyük ve güçlü devletlerle sarılı küçük bir devlettir; ama Tzu-cha’n (başbakan), Pi-Shan ve Shı-shu gibi değerli devlet adamları vardı.
(90) – Tzu-hsi: Ch’u derebeyliğinin başbakanı.
(91) – Meng Kung-cho: Meng ya da Chung-sun ailelerinin başkanıydı. Konfüçyüs’ün çok beğendiği bir kimseydi. Bu zamanda Tsin derebeyliği, Wei, Chao ve Han gibi üç ailenin elindeydi. Tang ve Hsieh ise küçük devletlerdi.
(92) – Tsang Wu-chung, Lu derebeyliğinde çok değerli bir asker. Ona ‘Kutsal insan’ da diyorlardı. / Pienli Chuang: Eski yorumculardan biri olduğu ileri sürülür.
(93) – Kun-ming Chia: Bunun hakkında pek bilgimiz yoktur. Kung Shu-Wen’in öğrencisi olduğu sanılıyor. / Kung-shu Wen: Wei derebeyliğinde bir asker. Dük ailesinden gelmiştir ve Kung-shu ailesinin kurucusudur.
(94) – Tsin Dükü Wen (MÖ 636-628) ve Ch’i Dükü Huan (MÖ 681-6433): Çin tarihinde önemli rolü olan iki büyük önder.
(95) – Dük Huan ve kardeşi Chiu: Ch’i derebeyliğinden kaçmışlardı. Chiu, bakanlardan Shao Hu ve Kuan Chung ile Lu’ya gitmişti. Ch’i prensinin ölümü üzerine Huan kardeşi Chiu’dan önce Ch’i-ye geldi ve buranın yönetimini eline aldı. Lu derebeyinden, kardeşinin öldürülmesini ve iki bakanın da geri gönderilmesini istedi. Prens öldürülünce, bakan Shao Hu da kendini öldürdü. Kuang chung ise Ch’i’ye döndü ve başbakan oldu. Ülkeyi iyi bir yolda yönetti. Tzu-lu, bunun utanç verici iyi bir davranış olduğu kanısındaydı.
(96) – Eskiden Çin’de sağ yan onur konumu olarak kabul edilirdi. Burada, gerek saç biçimi ve gerekse sol yanın kullanılması, barbar boylarına özgü bir şey sayılıyordu
(97) – Wei Dükü Ling, öteki adı Yüan’dır (MÖ 533-492): Man Tzu’nun kocasıdır. / Chung- shu Yü: Kung Wen’dir (bk. 38).
(98) – Chan Ch’ang (Chan Heng): Ch’i Dükü Chien’in bakanı (MÖ 481).
(99) – Chü Po-yü (Chü Yüan): Wei derebeyliğinde bir asker ve Konfüçyüs’ün öğrencisi.
(100) – Ch’i: Eski dönemlerde 1000 Li koşan bir atın adı.
(101) – Kung-po Liao: Chi Dükü’nün akrabalarından biri. / Chi-sun: Chi ailesi. / Tzu-fu Ching-po: Lu derebeyliğinde büyük rütbeli bir memur.
(102) – Shıh-men (Taş kapı): Lu derebeyliği ile Ch’i derebeyliği arasında bir geçit.
(103) – Taştan yapılmış müzik aleti, adı Ch’ing’dir. Çin’in sekiz ünlü müzik aletinden biridir.
(104) – Kao-tsung: Kral Wu-tsung (MÖ 1324-1264).
(105) – Yuan Tsan: Konfüçyüs’ün bir arkadaşı; ancak kendisi bir Taocudur.
(106) – Konfüçyüs bu çocuğu toplum kurallarını öğrenmesi için yanına almıştı. O dönemin toplum kurallarına göre, böyle bir çocuk odada konuklar varken bir köşede oturur, büyükleriyle yürürken birkaç adım geride kalırdı.
(107) – Shun hükümdarken, yanında çok yetenekli ve değerli bakanları vardı. Onlar ülkeyi çok iyi yönettiler; ama hükümdarın kişiliğinin güçlü oluşu da bunda etkilidir.
(108) – Müzik Üstadı Mien kördü. O zamanlar körler, duygu bakımından daha duyarlı, daha yetenekli olduklarından ve yardım gereksindiklerinden, konservatuvarda görevlendirilirlerdi.
(109) – Chuan-yü: Lu derebeyliğinde küçük bir ülke. Hükümdarı soylu bir aileden geliyordu. Konfüçyüs’ün ilk öğrencisi Tsan Yü ve Chi Lu, burada Chi ailesinin hizmetindeydiler.
(110) – Chao Tsan: Eski dönemin değerli tarihçilerinden biri. Kimileri Shang, kimileri de Chou döneminde yaşadığını ileri sürer.
(111) – MÖ 609’da Dük Wen öldüğünde veliaht da öldürülmüştü. Cariyelerden birinin oğlu Hsüan tahta oturdu. Bundan sonra hep bunun çocukları yönetimi ellerinde tuttular. / Üç Huanlar: Dük Huan’ın soyundan gelmiş aileler.
(112) – Ch’an K’ang: Tzu-ch’in (bk. 4). / Po-yü: Konfüçyüs’ün oğlu.
(113) – Burada, eskiden bir prensin karısına ne gibi adlar verildiğini gösteriyor: Fu-jen, yardımcı (eş); Chün Fu-jen, Prensin yardımcısı (eş); K’an Hsiao Chün, prensin küçük sevgilisi; Hsiao T’ung, küçük kız.
(114) – Yang Ho: Yang Hu olarak da bilinir. Chi ailesinin başbakanlarından biri. Lu derebeyliğinin yönetimini eline almak istiyordu; bu zamanda asıl Dük Chao sürgündeydi. Ho aynı zamanda Konfüçyüs’ü de elde etmek istiyordu. Konfüçyüs ise bundan kaçınıyordu.
(115) – Wu-ch’ang: Lu derebeyliğinde P’i bölgesindedir. Tzu-yü, buranın yöneticisiydi. Konfüçyüs, aşağıdaki tümcede, ‘Bir tavuk kesmek için bir inek bıçağının kullanılması’ ile, yüksek ilkelerin Tzu-yü tarafından uygulanmakta olduğunu anlatmak istemiştir.
(116) – Kung-shan Fu-tsao [Kung-shan Fu-niu da denir]: Yang Ho ile birlikte Chi Huan’ın hapsedilmesinden sonra, Fu-tsao Konfüçyüs’ü yanına çağırmıştı.
(117) – Chou devletinin yeri, Lu derebeyliğinin batısındaydi. Pi de buranın bir parçasıydı. Konfüçyüs buraya gelmekle bir Doğu Chou hanedanı kurarak Kral Wen’in yaptığını yapacaktı; ama Pi’ye gitmedi.
(118) – Pi Hsi: Tsin derebeyliğinde Chung-mao kentinin komutanı. O dönemde burada Chao ailesi vardı.
(119) – Chao-nan ve Shao-nan: Shıh-ching’in (şiir kitabı) ilk bölümü.
(120) – Tzu Pei: Hakkında pek az bilgi vardır. Lu derebeyliğinde küçük bir memurdu. Bir ara Konfüçyüs’ün derslerine gelmiştir. Yaptığı yanlışlar yüzünden Konfüçyüs ondan hiç hoşlanmamıştır.
(121) – Çinlilere göre 40 yaşında bir insan, en olgun çağındadır. Bu yaştan sonra artık sönmeye yüz tutar.
(122) – Wei ve Chi küçük devletlerdir. Wei vikontu, Yin hanedanının son hükümdarı olan acımasız Chao’nun üvey ağabeyidir. Chi vikontu ve Pi-kan Chao-nun amcalarıdır. Chi, kötülüklere dayanamayarak saraydan ayrıldı. Pi-kan hapse atıldı ve sonra barbarca öldürüldü.
(123) – Konfüçyüs MÖ 517’de Ch’i’ye gitmişti. Meng ailesi, Chi ailesinden çok zayıf durumdaydı. Chi ailesinin de konumu çok daha yüksekti. Ch’i Dükü, Konfüçyüs’e, Chi ailesine olduğu kadar ilgi göstermediği için Üstat buradan ayrılıp gitmiştir.
(124) – Konfüçyüs’ün Lu derebeyliğinde adalet bakanı olduğu; dahası, başbakanlık ettiği de söylenir. Komşu devletler, Lu’nun bir gün çok güçlü bir devlet olacağından ve onları egemenliği altına alacağından korkmuşlardı. Buna engel olmak için Ch’i derebeyi, Lu derebeyine atlar ve çok güzel kadınlar göndermişti. Chi ailesinin başkanı Chi Huan’ın salık vermesiyle, Lu Dükü bunları kabul etti. Bunu kendisini aşağılama sayan Konfüçyüs buradan ayrıldı.
(125) – Chieh-yü, öteki adı Lu Tung’dur. Devlet hizmetine girmemek için kendisini deli göstermiştir (MÖ 489). / Fang: Yukarıda sözü geçen Föniks’dir. Deli, bununla Konfüçyüs’ü anlatıyor.
(126) – Ch’ang-tsü ve Chieh-ni: Lu derebeyliğinde yalnızlığa çekilmiş değerli iki kişi.
(127) – O çağlarda, hükümdarlar her yemekte müzik dinlerlermiş. Bu ayrı bir memurun yönetiminde yapılırmış. Dük Ai zamanında Konfüçyüs bu müziğin düzenlenmesini istemişti. Bundan hoşnut olmayan müzik üstatları Lu derebeyliğini bırakıp başka ülkelere gitmek zorunda kalmışlardı.
(128) – Meng Chuang-tzu: Meng ailesinin başkanıdır. Babası gibi kendisi de çok yüksek bir insandı. Babası öldükten sonra, beş yıllık yas süresince, babasının koyduğu kötü memurları bile işinden çıkarmamış ve böylece, babasına olan saygısını sürdürmüştür.
(129) – Yang Fu: Tsang Shan’ın yedi öğrencisinden biri.
(130) – Weili Kung-sun Ch’ao: Wei düklerinden biriyle ilgisi olacak. / Chung-ni: Konfüçyüs’ün adı.
(131) – Shu-sun Wu-shu: Shu-sun ailesinin (Lu derebeyliğinde) başkanlarından biri.
(132, 133, 134) – Yao, Shun, Yü ve T’ang için bk. 72-71-73.

Korkmadan

Nasıl yaşayacağını bilen kimse gidebilir uzaklara
Korkmadan gergedanlardan ya da kaplanlardan
Savaşta yara almaz o.
Çünkü gergedanlar boynuzlarını geçirecek,
Kaplanlar pençeleyecek,
Silahlar delip geçecek,
Bir yer bulamazlar onun içinde.
Neden böyledir bu?
Çünkü onda ölümün girebileceği bir yer yoktur.

Tao Te Ching

Beden ve Ruh

“Bedenim ben ve ruh.” – böyle der çocuk. Peki neden çocuklar gibi konuşmamalı? Oysa uyanık ve bilen kimse şöyle der: “Tamamıyla bedenim ben, bundan başka birşey değil, ruh ise beden içindeki bir şeyin adı ancak.”
Büyük bir akıldır beden, tek anlamlı bir çokluk, bir savaş ile bir barış, bir sürü ile bir çoban. Küçük aklın da senin bir aletidir bedeninin, kardeşim, o senin “ruh” dediğin – büyük aklının bir aleti ve oyuncağı. Düşüncelerinin ve duygularının gerisinde, kardeşim kudretli bir başbuğ durur, bilinmeyen bir bilge- Benlik derler adına. O senin bedeninde oturur, bedenindir o senin. Bedeninde senin seçkin bilgeliğinden daha çok akıl vardır.