Siteye bakamadım

Tegafüle arkadaşa karşı olmakla beraber hak verdim ve siteye bakamayış dedim.
Türk diniyle başlayacağım demişim, ama hani siteye ulaşamayınca gecikince gündem değişmiş. Gündem bu değişir. Değişmezse olmaz. Olsun. Ama bir arkadaş ilk yazımda nagualla sınırlı kaldığımı söylemiş ve buna karşı çıkmış. Bende katılıyorum. Ama nagual sınırsız olduğuna göre sınırlı kalmamış olmalıyım değil mi? Değil. Peki. Bir hayranım benim kaç aylık olduğumu sormuş. Siteye göre 6 hafta 6 günlüğüm. Sayın canu’ ya teşekkürü bir borç bilirim. Gerçekten sanattan anlayan insan sayısı ne kadar az. Üzücü ama böyle. Bu yüzden yazdığım şiirleri size ithaf edeceğim, sayın canu.
Türkler bu haftaya damgasını vurmuş. Uygur Türk’lerine karşı girişilen katliam etkili olmuş gibi. Bu gerçekten dehşet verici bir olay. Bütün diğer katliamlar gibi.
Ancak Uygurlar nasıl olupta 1000 yıldan uzun zamandır doğru dürüst bir direniş örgütleyememiş ve bu biçimde bir yaşamı kabullenmişlerdir. Sanırım bunda Türklerin örgütlenmeye karşı üstün bir
içgüdü geliştirmiş olmalarının rolü var. Örgütlenmeyelim. Birbirimize asla güvenmeyelim. Birlik noktalarını aramaktansa ayrılıklara bakalım. Küçük olsun benim olsun. 35 milyonluk Azerilerin, 3 milyonluk Ermenilerle giriştiği savaşı anımsayın. Ya da anımsamayın.
Katliamlar ve soykırım hakkında sitede aydınlatıcı yazılar var. İkinci cihan harbindeki sayı 6 milyon değil 200-300 binmiş , Anadolu ‘da Yavuz’un katlettiği Alevilerin sayısı da 40 bin değilmiş. Bunlar çok sevindirici gelişmeler. Biraz daha çaba gösterirsek, sanırım önce yahudilerin Alman’ları öldürdüğünü bulacağız. Zaten ziklon mu siklon mu bir gaz var, bilirsiniz insanları toplu halde ve hızla öldürüyor. Burada gaz ve alev arasındaki ilişkiye dikkatinizi çekerim. Alev gazla ilişkiye ne olur. Sorarım size ne olur? Beni daha fazla zorlamayın. Araştırmak lazım. Sonra Aleviler kim diyoruz. Her şey apaçık ortada. Çünkü güneş balçıkla sıvanmaz, gözler sıvanır. Asıl konu eski Türklerin diniydi. Bu konuda araştırmalar yaptım. Çıktım sokaktaki insanlarla konuştum. Minibüs şöferlerine sordum, meyhaneleri dolaştım, Kemeraltı’nda esnafla konuştum. Üşenmedim Kadife kaleye çıktım. Meditasyon yaptım. İnternete baktım. Çok yorucu bir çalışma oldu. Ama sonunda gerçeğe ulaştım. Ama sizler için canım feda. Bilimsel düşünmek benim tek ilkem.
Sonucu açıklıyorum……
Eski Türkler tek tanrıya inanıyor ancak Türk olduklarını bilmiyorlardı.
Evet sonuç bu… Araştırma kayıtlarını isteyen arkadaşlara yollayabilirim.
Başka bir yan sonuçta yeni Türklerin hala tek Tanrı’ya inandıklarını ancak tanımlarda kafalarının karışık olduğunu bazılarının ve büyük çoğunluğunun, bankalarda ve alışveriş merkezlerinde aradıklarını gösterdi. Yeni Türklerin diğer bir ilginç özelliği ise en az sevdikleri insanların Türkler olmasıydıkine üzüldüm. Turistlere iyi davranmak tamam güzelde, turistler geldi diye, beni masamdan zorla kaldırmaları hiç hoş olmadı. Hele tekme atmalarına hiç gerek yoktu. Neyse.

Bu yazımın sonunda yine şiirim olacaktı ama sadece ilk dize geldi. Ne demiş bir Fransız şair, ilk dize Tanrı vergisidir gerisi çalışma. Sonra Tanrı vergisi de vergiye gidince hiç dize kalmadı. Ne yapalım özürlerimle bu hafta sanatsız olsun. Olmasın elbet siz fındıkkurdunu izleyin. Saygılarımla, bye…

Siteye bakış

Sonsuz us ama sonsuzlukla ilgiyi geçtim neredeyse sınırlı bir us kullanımı bile oldukça az. Okuyamama, okuduğunu anlamama, illa bir yanıt vermem lazım itkisiyle gerçekten canım konular kim vurduya gidiyor. Örnek mi soru şu nagual nedir, yanıtlar başlamış , ilk yanıtta nagual ne dğildir hakkında bigilenmiş olduk ancak naguali anlamak mümkün olmuyor öldürülmüş bir kadın var belki odur. Oysa basit bir yanıt var , ben biraz bakmak zorunda kaldım . Nagual ,soyut, tin , niyet gibi isimlerle de ifade ediliyor. Buradan yola çıkarak çok basit bir biçimde günlük yaşam gerçekliğiyle ilgili olmayan demek çok mu zordur. Sanırım zordur, yalınlık her zaman zordur. İnsanlar bu kadar basitmiymiş ya der sonra. O da hoş değil elbet. Sonra devam ediyor çeşitli yazışmalar ama nagualle ilgili tek kelime geçmiyor ve en sonunda veciz bir söze kadar ulaşıyoruz. Yazamayan eleştirmen olurmuş. Niye yazamayan eleştirmen olsun meçhul. Yazmadan nasıl eleştiri yapılır o daha meçhul. Eleştiri için gerçek bir eleştiri için çok büyük bir birikim gerekir bi kerem. Yazar ya da her neyse eseri ortaya koyan kişi bir biçimde kotarır, kafaya takmıştır bir kere sağından solundan kırpar uydurur. Bütün ömrünü adayıp bütün enerjisini bu yola adayıp ortaya şaheserlerde koyan olur, sabah kalkıp üç gün sonra ortaya bir ucubede .Kısaca değersizde , değerlide girer oraya, onu ayırabilecek olan bir çok konuda değerlendirme yapabilecek olan ve bunları ortaya konanla karşılaştırıp yerini belirleyecek olan eleştirmendir. Bilim ve sanat ve fikir bu temelde şekillenir. Ülkemiz coğrafyasında yetişmediği, çok ender rastlandığında da eleştiri kurşunlarına hedef olduğu bilinmektedir. Bknz. Bedrettin Cömert
Salt şu nagual olayından bile neler çıkıyor. Bir de emeğe saygı konusu var ki, alın size bir durum daha. Emeğe saygı konusuda ilginç ama şimdilik. Ben de üzerinde uzun zamandır çalışıp çok yoğun emek verdiğim bir şiiri sunarak bu haftaki yazımı noktalayım.

Alkış için bir şiir

Ben size gelirken bin atlı akınlarda
Şendin geçerdin kahkahalarla
Boğazda türkü söylerdim özleminde aşkının
Senin çıplak ayakların değerdi sulara

Ben size gelirdim yıkanıp gelirdim
Dayanırdım kapına , kapın dayanmazdı bana
Küserdim ben bahtıma
Küserdim ben
Küserdim.

Bir aslan gibi durmadan kükrer kükrer kükrerdim.
Komşular ağlardı halime laleler sümbüller menekşeler
Ağlardı halime ağlardaki balıklar
Selam da vereceğim hani nerede
Şu mutsuzluğumu dindirecek alkışlar.

Haftaya kısmetse Türk Dini malzeme bol ya…Bekleyin…