
Sen, ışıklar ülkesinin karanlıklarında parlayan yıldız…
Gri bulutların esir aldığı aysız gecelerde ışıldayan,
Gökyüzünün krallığındaki yıldız bahçelerinde çınlayan sevdanın sesi,
Yok edemem, kipriklerinden damlayan incileri tanelerini…
Serpiştiririm evrenime, gökkuşağıyla birlikte sessizce…
Sen, sevdamın dalga dalga yükseldiği ışıklar ülkesi…
Dağlarındaki kayalıklarda açan çiçeklerin var oluş çırpınışları…
Dinginlenemez ruhumun sevda yüklü ağrısı…
Kurtulamam, sırlarla örtülü yüreğimin koynundan…
Yokluğunla dokunurum kelebekler misali sessiz gözlerine…
Sen, rüzgârların delice estiği,
Işıklar ülkesinin ormanında kaybolan külkedisi…
Benliğini bulmaya çalışan baykuşun haykırışları…
Güneşi kör eden ışınların sıcaklığıyla kavrulan,
Gölgeleyemem, gözlerindeki umut dalgalarını…
Yaşamın renklerini sererim dünyana,
Kalabalıkların içinde sessizce…
Yazar: medisis
Uyumsuzum… :)))
”En çok neden korkarsın?” diye sordu. ”Giderken arkamda kırık bir kalp bırakmaktan” dedi usulca…
”Peki kırık bir kalp bırakmamak adına kendin olma özgürlüğünden vazgeçebilecekmisin?” diye sordu.
”Sadece kendimin arzularını yerine getirmek adına sorumluluklarımdan kaçmam doğru olmaz galiba. Bunun adı bencillik olur. En iyisi benim için biçilmiş kadere boyun eğerek yaşama devam etmek. Belki o zaman onaylanırım ve bu hayat yolunda başarılı olabilrim.”
”Çevrenin senden istediklerine karşı çıkma cesaretin yoksa eğer, kolayı seç ve mutlu olacağına , mutlu edeceğine inanıyorsan devam et. Ama unutma, başarı neye ve kime göre? İstersen bir düşün” dedi .
”Sorumluluklarıma sahip çıkmakla, onları yerine getirmekle başarılı olabilirim. Eşimin ve ailemin beklentilerine cevap vermek, çoçuklarımı en iyi şekilde yetiştirebilmek ve işime dört elle sarılarak çalışmakla hayatımın içine güzellikleri doldurabilir, İnsanları mutlu edebilir ve mutlu bir şekilde huzur içinde zamanı geldiğinde ölümün kollarında ruhumu teslim edebilirim.”
Seçimi zaten ortada idi. Hep vermek en iyisi idi ona göre ve verdi… Verdi…Verdi…Verdi…
Kendi isteklerinin önemi yoktu. Yeterki onlar mutlu olsundu. O zaman o da mutlu olabilirdi. Önce ailenin onayladığı bir evlilikle başladı hayata. Onlar daha iyi bilirdi ne de olsa büyüklerdi ve saygılı olmalıydı. Kendisi ne bilebilirdi ki kendi için neyin doğru olduğunu, hayat tecrübeleri olan insanları dikkate almak öğretilmişti. Evlilikte kocaya itaat,saygı ve boyun eğmek… O en iyisini bilirdi, onun kafası daha iyi çalışırdı. Eeee sonuçta o bir kadındı ve eksik etekti:))) ne demekse onu da anlamış değildi.
Ve bir gün, dünya tatlısı bir çoçuk merhaba dedi kollarında…Minik elleriyle yakalamaya çalışırken ellerini, o güzel gülücükleriyle içine mutluluk doldu. Çoçuğun çoçuğu olmuştu farkında olmadan…Sorumluluklarını canla başla yerine getirmeliydi. Ağır yük altında kalmalıydıki, öğrenmeliydi hayatı…
Verdi… verdi… verdi…
Birşeyler ters gidiyordu. Verdikçe hep daha fazla isteniyordu. Kimse doymak bilmiyordu. Üstelik takdirde edilmiyordu. Vermek almaktı ya, ama o birşey almıyordu. Hep ondan gidiyordu. İsteklerinin önemi yoktu, zaten birşey de istemiyordu kendi için. Nasıl istesin ki doğru olmazdı, o hep vermeliydi. İçinde bir boşluk oluşmaya başladı ve o boşluk gittikçe büyüyordu. Yıllarca hayalini kurduğu evlilik böyle mi olmalıydı? Kendi isteklerinin hiç önemi yoktu ve hep ödevler yerine getirilmeliydi. Keşeke hep çoçuk kalsaydı.Olsun mutlu etmeliydi, kimseyi kırmamalıydı ama, o mutlu olamıyordu. Nedense hep kırılıyordu ve eski bir elbise gibi parçalanıyordu. Parçaları topluyor, birleştiriyor fakat tekrar daha çok parçalıyorlar buz gibi soğukta çırılçıplak üşüyordu. Sımsıçacık kalbi olmasa donarak ölecekti sevgisizlikten… Tek dayanağı oğlu olmuştu ama onuda koparmaya, uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Güçü yetmiyordu artık tükenmişti. Bir uçuruma yuvarlanıyordu hızla… Kimseyi mutlu edememişti. Oysaki herşeyi yapmıştı ondan istenilenleri gerçekleştirdikçe istekler farklılaşıyordu. Ne onları ne de kendini mutlu edebilmişti. Korkunç bir kabustu yaşadıkları ve uyanmak istiyordu.
Bir gün uçurumdan aşağı yuvarlandı tepetaklak… Artık yok olmuştu sanki karanlık uçurumun dibinde ama hala yaşıyordu ne hikmetse…
O ses kahkahalar atıyordu. ”Ailenin onayladığı bir evlilik yaptın mutlu oldularmı? Kocana kayıtsız şartsız itaat ettin. Şımarıklıklarına ve eksikliklerini seninle tamamlamaya çalışırken ona boyun eğmekle onu mutlu edebildinmi? Oğluna iyi bir anne olmak isterken izin vermediler bile…Başarılı oldunmu?”
”Benden istenilenlerin hepsini yerine getirdim.Nerde hata yaptım acaba? Lütfen bu kabustan uyanmama yardım et”
”İhanetin en büyüğü insanın kendine ve duygularına olandır. Sen ihanetin en büyüğünü yaptın, başkalarını mutlu etmek ve kalplerini kırmamak adına, kendi kalbini ve kendini paramparça etmelerine izin verdin…Takdir mi bekliyorsun zavallı …. bunu asla bekleme ”
”Kendin olma özgürlüğünü eline almalısın. Kimseyi mutlu etmek ve kurtarmak için burada değiliz. Sadece kendimiz olabilmek ve özgür olabilmek için buradayız. Yardımmı istiyorsun? Sana ben yardım edemem. Bunu ancak sen kendin yapabilirsin. Yardım etmek mi istiyorsun? O zaman yardım et başkalarınında sana bağımlı olmadan özgür ve kendi olabilmeleri için…”
”Onaylanmak mı istiyorsun o zaman sen olduğunda,onaylanabilmelisin”
”Onaylamak mı istiyorsun o zaman o olduğunda onaylamalısın… Kriterin bu olmalı”
”Sevmek mi istiyorsun, o olduğunda sevebilmelisin. Sevilmek mi istiyorsun sen olduğunda sevilebilmelisin”
Ve büyük karar…
Beni ben olduğum için sevmeliler, seçimlerime saygı duymalılar ve bende onları kendi oldukları için sevmeliyim, bu yolda ilerleme arzularıma (na)saygı duymalıyım… Eğer, ben olduğumda kırılacaklarsa varsın kırılsınlar. Kimsenin egolarını tatmin etmek için kendimi yok sayamam ”
Kırılmakta onların seçimi…
PİŞŞT hala uyumsuzum…. Hala onaysızım… Beni onaylıyacak TSE ve İSO belgesi henüz içat edilmedi
19 Mart 2000
Dikmen/ Ankara
Varlığım doğuyor karanlık gecelere…
Yürüyorum amaçsız … Çoğalmalar içinde sessizce…
Bir zarafetim yok onaylanmak için…
Bir gayretim yok anlaşılmak için…
Aktif bir pasiflik içinde,
Yürüyorum yorumsuz.
Kelimeler yetersiz artık…
Söylenecek söz yok.
İfade edebilmek o kadar zor ki…
Yanlız evrenimdeki kalabalığımı,
Özgürce sarmalıyor gökyüzündeki ayışığı,
Bulutların gölgeleri düşüyor yıldızlara…
Benliğim kaybolurken sessizce…
Dalgalar vururken kayalıklara,
Varlığım doğuyor karanlık gecelere…
07/02/2009
Mesa/ Ankara
Doğru… Yanlış…

Doğru insan, doğru zaman
Kim bilebilir ki,
Yüreğimin hissettiklerini…
Sence,
Başkalarının doğrularını,
Yaşamaya mahkum edilmek mi doğru?
Yoksa,
Özgürce kendini yaşamayı istemek mi yanlış?
Kendini yaşayamayan.
Mutluluğu yakalayabilir mi?
Kendini mutlu edemeyen insan,
Bir başkasını nasıl mutlu edebilir?
Öyleyse…
Doğru nerede?
Yanlış nerede?
Güneşin sıcaklığını,kavrulup kül olmadan,
Yüreğimin kaybolduğu yere gidebilmeyi istemekte mi?
Akıllı insan…

Ruhumun içinde beslenen bir başka ruh
Doğrusunu eğrisini algılayamadığım…
Algılayamıyorsan aklında uçtu dediler.
Akıl denilen bir bölge varmı ki beynimin içinde!
Olmadığını görebiliyormusun?
Ya olduğunu görebiliyormusun biçare insan?
Hissediyorsun… tıpkı duygularını hissettiğin gibi…
O zaman duygularınla hareket etmek neden akılsızlık?
Anlayamadın mı?
Biraz olduğunu söylediğin aklını kullansana…
22/10/2008
Mesa/ ANKARA
Sizce olaylar karşısında insanın duygularıyla davranışlarını belirlemesi akılsızlıkmıdır?