
Yaprakları dökülmüş kuru bir ağaç gibi yanlız
Mavi düşlerimde parlayan güneşlere yolculuğum
Çakan şimşekler pusulam
Ruhuma fısıltıyor ismini delice esen meltemler
Ne kadar ızdırap , o kadar güç
Ne kadar sevgisizlik ,o kadar sevgi
Ne kadar zor, o kadar kolay
Düşler ülkesinin perdeleri aralanıyor
Kilit vuramazlar özgür ruhuma
Büyülü rüyalarda varım ben…
Kayıp bir tablonun fırça darbelerinde bedenim
Dantenin denkleminde yüreğimin haritası
Sonsuzluğun kollarında eşsiz dansım…
Bulabilirsen eğer mavi düşlerinde beni
Ne kadar aşk, o kadar sen…
19.07.2008
Mesa/ ANKARA 00.30
Yazar: medisis
Oyuna farklı bir başlangıç…
Bir sabah açtım gözlerimi uyandım kendime. Hemen farkettim farklı bir uyanıştı bu, sanki bir başka göz daha vardı göz bildiklerimden başka ve o açmıştı kendini bu güzel dünyaya, doğduğumdan beri ilk defa. “Merhaba” dedim içimden gülümseyerek, “herşeye merhaba”
Gözlerimi gezdirdim etrafta herşey aynı gibi duruyordu, ama aynı değildi sanki. Ellerime baktım uzun uzun, sonra fırladım yataktan koştum aynaya kendime baktım, gözlerimde ne engin bir güzellik varmış, ne çok şey anlatmaya çalışırmış anladım. “Merhaba dedim içimdeki muhteşem varlığa “seni çok seviyorum”
Sonra çıktım sokağa yüzümde kocaman bir gülümseme, atladım arabaya gitmeye başladım her gün geçtiğim yollardan. Herşey konuşuyordu bana. “Nihayet gördün ben’i” diyordu ne kadar muhteşemim değil mi? “Evet” dedim “evet, harikasın, bütünüyle harikasın”. İnsanların yüzlerine baktım hepsi bir’in bir parçası, göz kırpıyorlardı bana. “İşte perde açıldı, hoş geldin yeni dünyaya”.
Sevgi taştı içimden anladım herşeydim ben, herşey de ben. Sevgiyi hissettim her zerremde , sevmeyi ne kadar özlediğimi anladım birden önemli değildi sevilmek, sevmeyi özlemiştim ben, kimbilir kaç zaman önce bırakmıştım bu güzel duyguyu, kaç zaman önce kapatmıştım gözlerimi, saklanmıştım perdenin arkasına , çabalayıp duruyordum, yarattığım dramlarla ağlayıp, içime sinmeyen kahkahalarla yetiniyordum. Hep bir eksiklik vardı. Sevilmeye çalışıyordum önce sevmenin gerekliliğini unutarak. Zannediyordum ki sevilmek di hayatı mutlu kılan. Oysa bu uğurda her çabaydı beni gerçek ben’den uzaklaştıran. Sevebildiğimi de sanırdım üstelik oysa ne kadar uzakmış yaşadıklarım bu tanımdan. Sevmek karşındakinin içteki muhteşemliğini görmekti öncelikle, sonra dış ta oynamayı seçtiği yüzüne kabul vermekti, saygı duymaktı varlığına, olmasına izin vermekti, değiştirmeye çalışmadan. Bütünü görüp severek, her bir parçayı kucaklamaktı yaşadığım. Ne muhteşem bir zeka vardı bu oyunun arkasında, hayran kaldım gördüklerime, o an yaşadıklarıma.
Hissettim kendi gücümü, anladım birden bana anlatılmaya çalışanları. Uzun zamandır zaten olduğum şeyi olmaya çalışıyormuşum ben anladım. Derin derin uğraşlar veriyormuşum, çabalıyormuşum. Oysa zaten ben mişim. Zaten sevgiymişim, zaten ışıkmışım. Bunları gördüğümde sanki bir kalıbın aktive olması gibi başladı sistem çalışmaya,uyandı tüm bilgiler güzel bir ışık yayılmaya başladı etrafa.
O an anladım endişelenecek hiçbir şey yoktu bu oyunda. Herşey olması gerektiği gibi en uygun çözümle yaratılıyordu olması gerektiği anda. Oyunun şifresi çözülmüştü artık. Tüm cevaplara ulaşabiliyordum bir anda. O andan itibaren karşıma çıkan her sorun karşısında bunalmak yerine söylediğim tek şey vardı “ bu sorun çoktan halledildi ve çözüm gelecek bana en uygun anda”. Nerden di bu güven? Ben’den. Bendim yaratıcı, bu oyunu kurgularken ve oynarken her sorunun cevabını da yazıp kaldırmıştım bir rafa. Hepsi ama hepsi duruyordu orada. O kaynağı unutmuştum sadece. Hatırladığımda oyun şekil değiştirdi bir anda. Herşeye gülmek geliyordu içimden , “bakalım bunun cevabı neymiş gelince görelim” diyordum her sorunda. Anladım ki görmemiştim o ana kadar bütünün zekasını oynadığım oyunda, kendi küçük penceremden bakmaya çalışıp çözmeye çalışmıştım, çözümden uzaklaşa uzaklaşa.Oysa yarattığım cevaba güvenmemek, beklememekmiş bütün aldatmaca.
Birde herşey kendisi olmalıymış sadece kendisi için varsa güzelmiş bunu anladım bir anda. An’da yaşamak dedikleri buymuş aslında. O an da yapılan, yaşanan ne ise onu tatmakmış ve farklı sorumluluklar yüklememekmiş hiçbir konuya. Sevmekse birini sadece sevmek olmalıymış ilişkilerde amaç. Oysa ne çok beklenti yıkmışım ilişkilerime yıllarca. Sevmek sevilmek ve sevgiyi hissetmek kenarda köşede kalan bir ayrıntı olmuş hiç farkında olmadan. Sadece “sevgi için olmalı” dediğim an o cevap ta çıktı geldi kısa sürede karşıma. Artık beklentim yoktu ve olmayacaktı bu duygulardan başka.
Anladım ki anda yaşanırmış herşey ya da hiç yaşanmazmış farkında bile olmadan. Geçmiş öldürürmüş bizi gelecek ise boğarmış. Gerçek olmayan bu iki kavrama odaklandığında yaratıcı gücümüz ne yapacağını bilemez susarmış, çünkü bu olmayan zamanlarda yaratım da olamazmış. Bir karmaşa saramış benliğin dört bir yanını, an’a gitmeye özlem duyarmış tüm benlik, çünkü yaratıcılık sadece an da varmış. Oysa ne çok uğraşmıştım geçmiş ve gelecekle, ne çok uzak kalmıştım an’dan. Hiç olmayan kavramlarla uğraşıp kendim de olmamayı seçmiştim uzun zamanlar boyunca. An’da gördüm var olan herşeyi, an da tattım, an da yaşadım. Ben an’da isem varım anladım.
Şimdi ne mi yapıyorum? Her sabah gülümseyerek başlıyorum bu güzel oyuna. Oyunun yaratıcısı olduğumu bilerek güvenle sarılıyorum hayata. Tad alıyorum kendime çektiğim her olaydan, yaratımdan. Karşıma çıkan her sorunda görüyorum bana yola çıkmış gelen cevabı, bekliyorum yüzümde kocaman bir gülümseme.Cevaplar geldikçe kahkahalar atıyorum yaratıcılığımın büyüklüğüne.
Seviyorum her an içimde sevginin muhteşemliğini hissederek ve sevilmeyi çekiyorum içime her anını hakettiğimi bilerek. Bir çocuk gibiyim kendi muhteşemliğinden başka bir şey bilmeyen. Birazda şımarık bir çocuk, aksi söylendiğinde gülüp geçen. Oyunum önemli bir tek, her sabah oynamak için kalkarım. “Ben’im ben” bunu söyler, her an bunu yaşarım.
Piraye Erdoğan
www.ruhsalplatform.com
Yok olmuşluğun içinden…
Yok olmuşluğun içinden çıkıp gelebilsem,
Yüreğimdeki sevginin ışığıyla tekrar var olabilmek için.
Savaşmaktan yorgun düştü ruhum,
Kaybolmuş insanların peşinde koşmaktan.
Çamur deryasında çırpınan insanlar,
Bırakın ellerimi…
Yaşamı yaşamın farkında olarak yaşayan insanlar,
Anlayabilir ancak beni…
Boşuna uğraşmayın ele geçiremezsiniz,
Yok edemezsiniz içimdeki yaşama sevincini.
Boşlukta sallanan bir salıncaktayım sanki…
Anlamsızlığın içinde kaybolan dünyada.
Benliğimdeki beni ben yapan duygular,
Çığlıklar içinde kayboldular.
Yok artık acılar, kederler…
Yok artık aşklar, hayal kırıklıkları…
Gölgeler arasında bıraktım sevdaları…
Yüreğimdeki titreşimler suskun.
Paramparça ne varsa sevdalardan kalan…
Şarkılar, onlarda vermiyor ilham.
Güneşin sarı saçları kızıl renge büründü.
Gökyüzü küskün, ağlamıyor artık…
Yağmurlar terk ediyor yeryüzünü,
Kuşların melodisi sessizliğe kucak açtı.
Aşklar nefes alamıyor…
Çıplak bedenlerin şehvetinde,
Doymak bilmeyen canavar faaliyette…
Dünyam, sevgi dolu dünyam karanlıklarda yok oluyor…
Ahh, Anlamsızlığın içinden bir güneş gibi doğabilsem,
Yüreğimdeki sevginin ışığıyla tekrar tekrar var olabilmek için.
10.08.2007
Mesa/ Ankara
Gerçekleştirmek istediğimiz güzellikler yaşayacaklarımız olacaktır.
Ş. T
Gitme eylemi içinde…
İltica hakkımı kullandım
Geri dönmezlerin kentine
Mülteci cesareti; sadece gözlerimde
Tünelinden geçtim karanlıklar tanrısının
kapıları kapalı idi algımın
yatıştım, yatıştırdım kendimi
Anti-depresan tesirinde
Etkisi uzun sürüyor çağımın ilacının
Deliliği alıyorum günde üç çarpı bir
Yatmadan önce
Bu yüzden uyamıyorum insanlara
Ortagezer bir hiçlik var üzerimde
Uyu (ş) muştum senin içinde
ve o oda da
Bob dylan’a hürmet ederdik ikimizde
bir fincan kahve ile eğilirdik önünde
gitme eylemi içinde….
Aslıhan Aliyazıcıoğlu
Bildiklerimizin ne kadarını yaşıyoruz?
İnsanlar kendilerine bir yol seçerler. Kimi daha zengin, kimi daha güçlü, kimi daha güzel dayanılmaz olmanın yollarını arayarak kendilerini ifade etmeye çalışırlar. Biz spritüel felsefe ile ilgilenen insanlar, diğer sosyal aklıyla düşünen insanlardan farklı ve zor bir yola çıkarız. Farkındalığın ışığında ilerlemek sanıldığı kadar kolay değildir. Çoğumuz hayatımızda belkide eksik olan yanlarımızı diğer insanlardan farklı olarak tamamlamaya çalışırız. Hayatımıza giren insanlar bizlerin gelişimine iyi ya da kötü katkıda bulunurlar. Kimbilir belkide içinden çıkılmaz sorunlarla boğuşmaktan yorulmuş insanlarız veya hayatımızda istediğimiz herşeyi elde etmiş, fakat bir türlü içimizdeki koca boşluğu dolduramamışızdır veya bir şekilde ilham almışızdır. İşte bu yolculukta gelişim adına bize sunulan bilgileri süzgeçlerimizden geçirerek bir şekilde uygulamaya koyarız yada sadece birilerine bunları satmaya çalışırız. Böylelikle farkında olmadan o doymak bilmeyen tazmanya canavarını doyurmaya çabalar dururuz. Hep sormuşumdur kendime bu kadar kitap okuyorsun, yazı yazıyorsun acaba ne kadarını hayatına geçirebildin? Bilgi sahibi olmak güzeldir ama bilgi sınırsızdır. Bütün hayatımızı inandığımız değerler uğruna harcarız ve bir de bakarız ki koca bir sıfır önümüzde bize gülümsüyor. Önemli olan bildiklerimizi hayatımıza geçirmek ve onları gelişimimiz için kullanabilmek… Gündelik yaşam içinde, karşılaştığımız sorunlarda onlardan yararlanabilmek…Dengelerimizi kurabilmek ve kendimize ,başkalarına, ihiyaçı olanlara sunmak…
O çok güzel resim çiziyor ama çizmiyor şimdi bir anlamı varmı onun güzel resim çizmesinin… Harika bir insan ama o anlaşılmıyor ve koca bir güzellikte yanlız kalmayı seçiyor. Ne anlamı var harika olmasının. Öfkelememem gerektiğini biliyorum ama kontrol etmekte zorlanıyorum ne anlamı var öfkelenmemem gerektiğini bilmemin. Karun kadar zengin ama kimseye zırnık vermez. Kimseye yardım etmez . Yemez içmez ne anlamı var zengin olmasının. Çok güzel ama sevmeyi bilmiyor, kimseye güvenmiyor , sevemiyor ne anlamı var güzel olmasının… Güzel, zengin, bilgili işte o kadar…
BİLDİKLERİMİZİN NE KADARINI HAYATIMIZA GEÇİRİYORUZ? NE KADAR SPRİTÜELİZ? NE KADAR SEVGİYİZ VE NE KADARI YAŞAMIMIZDA VAR?
ASIL ÖĞRENMEMİZ GEREKEN ÖĞRENDİKLERİMİZİ HAYATA GEÇİREBİLME YETENEĞİNE SAHİP OLMAMIZ YOKSA SİZCE BİR ANLAMI VAR MI?
Gerçekleştirmek istediğimiz güzellikler yaşayacaklarımız olacaktır.
Ş. T