Epigram Şiir

Epigramın ilk ortaya çıkışı helenistik döneme dayanır.Yunanlı şairlerin kullandığı bir şiir formu da denebilir.İlk başlarda taşlar üzerine mezar taşları üzerine yazılıyormuş.Daha sonraları mizahi kısa şiirler anlamında kullanılmaya başlamış.en ünlü şairi Marcus Valerius(MS.1)Ona ait bir epigram:
Babam Fronton, anam Flakilla! Bu yavrucak,
Öpüp sevdiğim bu kız sizlere emanet;
Olur ki korkar koca ağızlı köpekten,
Karanlık gecesinden öteki dünyanın.
Beş gün sonra altısını bitirecekti.
Cıvıl cıvıl oynasın yanı başınızda,
Adımı söylesin, arada, peltek peltek.
O körpe kemikleri bürüme, kaba ot!
Toprak, bütün ağırlığını verme ona!
O tüy gibiydi, hafifçe cikti üstünde.

Can YÜCEL’in bir epigramı:

Marx’ın da pek sevdiği bir Latin sözünü anımsıyorum
Nihil humanum mihi alienum est
Bu sözün altına ben de imzamı basıyorum
İnsana ilişkin ne varsa kabulüm
Şu hümanistler hariç

(ikinci satırdaki sözün anlamını bilen varsa rica edicem)

PARADOKSLAR

∞, sadece matematikçilerin değil, düşünen herkesin ilgisini ve merakını çekmiştir. ∞’u sayı olarak düşünürsek; aklımızı zorlayıp “en büyük sayı”ya ulaştığımızı kabul edelim. O sayının mutlaka 1 fazlası olacağından yeni sayılar elde ederiz.

      Meselâ sayı doğrusunda 0 ile 1 arasında sonsuz adet reel sayı vardır. 0 ile 10 arasında da sonsuz adet sayı olduğuna göre bu iki sonsuz da birbirine eşit olamaz. Bu yüzden matematikte "∞/∞" ifadesi tanımsızdır. Aynı şekilde 1<sup>∞</sup> ifadesi de henüz tanımlanamamıştır. Hâlbuki 1'in tüm üsleri 1'e eşit olmalıdır.

PAPAĞAN VE HİKAYESİ(Ölmeden Önce Ölmek)

Papağanın Hikayesi(Ölmeden Önce Ölmek)

Bir tacirin bir papağanı vardı. Kafeslere mahkum edilmiş güzel bir kuştu. Bir gün tüccar Hindistan’a gitmek için yol hazırlığına başladı. Kölelerinin, cariyelerinin her birine ayrı ayrı :

  • “Sana Hindistan’dan ne getireyim ne istersin?” diye sordu .

    Her biri ayrı bir şey istedi.

    Tüccar papağanına da sordu :

  • “Ey güzel kuşum sana ne getireyim sen Hindistan’dan ne istersin?” dedi.

    Papağan :

  • “Oradaki papağanları görünce halimi anlat ve de ki falan papağan benim mahpusumdur, ben onu kafeste besliyorum. Size selam söyledi. Ben gurbet ellerde kafeslerde sizin hasretinizle can vereyim, siz serbestçe ağaçlıklarda kayalıklarda dolaşın bu reva mıdır? Hiç değilse bir seher vakti ben garibi de hatırlayın ki ben de birazcık mutlu olayım, dedi.” de. Başka bir şey istemem.” dedi.

    Tüccar kervanını hazırladı yola koyuldu. Günler geceler boyu yol gitti nihayet Hindistan’a vardı. Giderken birkaç papağan gördü kayalıklara konmuş, bekliyorlardı, atını durdurup seslendi:

  • “Ben falan memleketten filan kişiyim ticaret yapmak için buralara geldim. Benim bir papağanım var size selam söyledi ve böyle böyle dememi istedi.” dedi.

    Tüccar sözlerini bitirir bitirmez o papağanlardan birisi titredi, nefesi kesildi düşüp öldü.

    Tüccar bu haberi verdiğinden dolayı bin pişman oldu.

  • “Ne yaptım, bu zavallı kuşun ölümüne sebep oldum. Galiba bu benim kuşumun bir yakını, candan seveni olsa gerek.” diye düşündü.

    Aradan bir hayli zaman geçti tüccar alışverişini bitirip memleketine döndü. Herkesin istediğini bir bir verdi.

    Kuş kafesinde bu olanları seyrediyordu. Sonunda dayanamayıp tüccara sordu :

  • “Benim istediğim nerede. Hem cinslerimi, papağan zürbelerini gördün mü, ne söyledin, ne gördünse bana anlat beni de mutlu et. ” dedi.

    Tüccar :

  • “Sevgili kuşum kusura bakma fakat söylemesem daha iyi olacak sanıyorum, çünkü hala o saçma sapan haberi götürerek yaptığım akılsızlığa ve cahilliğe yanmaktayım, onun için anlatmasam daha iyi.” dedi.

    Papağan ısrar etti ; bunun üzerine tüccar istemeye istemeye olanları anlattı :

  • “Tarif ettiğin yere varıp dostların olan papağanları görünce senin söylediklerini ve selamını söyledim içlerinden biri buna dayanamadı üzüldü titredi ve hareketsiz kaldı, öldü patladı dayanamadı öldü gitti.” dedi. Bunu görünce çok pişman oldum fakat nafile bir kere söylemiş bulundum.” dedi.

    Tüccarın sözlerini duyan papağan kafesin içinde titredi hareketsiz kaldı ve biraz sonra düşüp öldü.

    Tüccar bunu görünce aklı başından gitti ağlayıp sızlamaya başladı, külahını yere vurdu.

  • “Ey güzel sesli kuşum sana ne oldu neden bu hale geldin, ben ne yaptım başıma ne işler açtım.” diye dövündü. Ağladı ağıtlar söyledi. Sonunda ölü papağanı kafesten çıkarıp pencerenin kenarına getirdi, getirir getirmez papağan hemen canlanıp uçtu bir ağacın en yüksek dalına kondu.

    Tüccar şaşırıp kaldı .

  • “Ey güzel kuş bu ne iştir bu ne haldir, bana anlat, bu hileyi nasıl öğrendin de beni kandırdın.” dedi.

    Papağan konduğu yerden seslendi :

    “Sevgili efendim o Hindistan’da gördüğün papağan benim selamımı alınca düşüp ölmüş gibi yaparak bana bu haberi gönderdi. “Eğer kurtulmak istiyorsan öl!..” dedi. Ben de gördüğün gibi onun dediğini yaparak hapisten kurtuldum.
    KISACA ÖLDÜM KURTULDUM KAFESLERDE TUTULMAKTAN.” dedi.
    MEVLANA CELALETTİN RUMİ(MESNEVİ)

DİLDAR OLUR(satranç ve şiir)

1.Sanma şahım/herkesi sen/sadıkane/yar olur
2.Herkesi sen/dost mu sandın/belki ol/ağyar olur
3.Sadıkane/belki ol/alemde/serdar olur
4.Yar olur/ağyar olur/serdar olur/dildar olur.

Bu şiirdeki dizeleri sırayla okuyun daha sonra sadece bölünen yerlerden alt alta gelen yerleri aşağıya doğru okuyun bakalım ne çıkacak 🙂

Yavuz Sultan Selim Han bu beyiti Şah İsmail’e yazmıştır. Hikayesi şöyledir:
Yavuz şiire, edebiyata ve satranç oynamaya meraklı biridir. Aynı şekilde Şah İsmail’de de bu özellikler vardır. Sarayında ünlü şairleri barındırır ve çok iyi satranç oynar. Bunu bilen Yavuz Şahın şahın bu özelliğinden yararlanmak ister. Tebdili kıyafetle (gezgin bir abdal kılığında) şahın ülkesine gider. Hanlarda , Kervansaraylarda satranç oynayarak önüne geleni yener. Haber şaha ulaşır. Şah der ki çağırın birde benimle oynasın. Yavuz Şah’ı da yener. Şah sinirlenir ve Yavuz’a der ki: ” Sen edep nedir bilmez misin? Hiç şahlar mat edilir mi?” Elinin tersiyle Yavuz’a bir tokat atar. Şahın kızdığını anlayan Yavuz onu yücelten şiirler okumaya başlar. İşte şahın huzurundan ayrılırkende bu şiiri okur. Ancak Şah İsmail hala onun Yavuz Sultan Selim oldu?unu anlamamıştır.
Yavuz yediği tokatın acısını unutmaz. Birkaç sene sonra Çaldıran’da Şah İsmail’i yener ve ona bir mektup gönderir. Mektupta o günkü tokadın acısını aldığını söyler ve ilave eder: ” Atacaksan tokadı böyle atacaksın. ”
Not:Alıntıdır