Bir Yolcu

ALINTIDIR…

“Yıllardır bu konularda okurum, yazarım, hissederim. Şimdi ise başka bir şeyler oluyor içimde. Adı yok gibi yaşadıklarımın. Dibe vurdum, çıktım sayısız defalar. Hep ya dibi çıkarsa ve düşersem içine, geri gelmemek üzere diye korkardım. Tutunmak için bir şeylere, resimler, evraklar, yazılar, defterler, gazeteler, dergiler saklamışım sıkı sıkı.

Bu sefer çıktı dibim. Tüm kitaplar gitti önce, tutunmadan da oluyormuş meğer. Saklanan gazeteler, dergiler, mektuplar, belgeler de gitti. Sanki ben öldüm de arkamdan birileri onların değerinin ne olduğunu anlamadan, yırtarmış gibi yırtıldılar çoğu. Ben yırttım “Ben”i

Sonra hobilerimle ilgili malzemeler, tahtalar, boyalar, mozaikler, dergiler gitti. Kullanabilecek birilerine.

Sıra eşyalarda şimdi. Tarihini bir tek benim bildiğim sandalyeler, sehpalar, dolaplar, kütüphaneler, çarşaflar, yastıklar, örtüler gidecek.

Ben olmazsam, onlara anlam katacak kimse de olmazdı. Ve “Ben” bırakmıştı kendini sonunda dipten aşağı doğru sonsuza açılan boşluğa. Boşluk olunca adı; aşağı da mı – yukarda mı ne fark ediyor ki?

Düşmek değilmiş meğer bu. Bir şeylere tutunmadan da devam ediyor farkındalık. Hem de kelimenin tam anlamı ile bir “vecd” içinde. Hani denize düşünce debelendiğinden boğulur insan, kendini bıraksa su taşır oysa onu. Ama kontrolü yitirmemek adına debelenmeye devam eder aklın esiri olan beden. Ve yitirir yaşamı. Böyle bir şey boşluğa tutunmamak.

Bilgiyi konuşmak dil istiyor, yaşamak ise yürek.

Bu yüreğin gözleri yeni renklere alışırken kamaşıyor şimdilerde.

Bir Yolcu”

BİR ZEN SÖYLEMİ

BİR ZEN SOYLEMİ
Senin için en değerli olan şeylerden vazgeçmelisin.
Bütün samimiyetinle sevdiğin şeylerden,
tutunduğun şeylerden vazgeçmelisin
– vazgeçmelisin –
– vazgeçmelisin – .
AYDINLANMA’YI “bulma”da yarım yamalak yollar olamaz.
O bir yerde saklanmıyor.
O SİMDİ ve BURADA.
Korku içinde olduğunun farkına varmalısın,
bir şeyin her zaman tehlikede olduğunun –
rüyalarında bile – bir şey tehlikede,
HER ZAMAN.
Seni soka uğratan, alt üst eden,
rahatsız eden her şey arkadasın olabilir.
Halinden memnun olarak,
uykuya daldıran her şey
seni engeller.
GERCEK POTANSİYELİN ile uyumlu olabilmek için,
kendinle uyumsuz olmalısın.
HER ZAMAN TEHLİKEDESİN
VE SENİ BESLEYEN GIDAYI ARIYORSUN.
Sonunu geciktiren her şey –
seni besler.
Aşırı YAĞ içeren bu diyeti sindiriyorsun.
Doymak bilmiyorsun,
ve devam edebilmek için sürekli YAĞA ihtiyaç duyuyorsun.
Doymak bilmeyen rüyanın
İLLUZYONUNU
sürdürmeye, yasamaktan daha fazla güç ve enerji harcıyorsun.
Hatta olumun penceresine CALIM SATARSIN.
Ama ÖLUMSUZ OLANI bilmek için –
sen – çalım satan- ölmelisin.
Bir rejime girmeli – sonra
açlıktan ÖLMELİSİN.
Kendini perişanlık içinde bulmayı durdurmalısın,
kafatasının gururu içinde,
– ve tarihsel aptallık içinde.
Şişmanlamış bir İNEK gibi etrafta kasıla kasıla yürümeyi
kesmelisin.
Hatalarına boyun eğmeyi durdurmalısın.
İdole tapınmanı durdurmalısın.
Perişanlığına teslim olmalısın.
Sana bir şey olduğunda şaşırmış
gibi yapmayı bırakmalısın.
ÇUNKU – o her zamanki aynı şey.
Her zaman SAHİP OLDUĞUN şeylere
tepki göstermeyi durdurmalısın.
Hikayeni ispat etmeyi bırakmalısın.
Geçmişi şimdiye ve geleceğe genişletmeyi
durdurmalısın.
Aptallığını savunmayı durdurmalısın,
– UYKUNU.
PERİSANLIĞINI savunmayı durdurmalısın.
UYANMALISIN.
Bu Canavarı beslemek için sağlığını dahi feda ediyorsun.
Senin kanını içiyor,
bu arkadasın.
Onu beslemek için her şeyi ve herkesi feda edersin.
Herkes ve her şey senin için gıdadır.
İnsanların sana nasıl davrandığı (iyi-kotu) senin için gıdadır.
Sen çok zayıfsın O ise çok güçlü.
Neden doymak bilmeyeni ONA tercih ediyorsun?
Karsı geldiğin – uyumlu olduğun – hepsi senin için gıdadır.
Kabul ettiğin – katılmadığın – hepsi senin için gıdadır.
Sunun bunun hakkında fikirler belirtiyor,
sana arka çıkmaları için onları otoritelere anlatıyorsun –
hepsi senin için gıdadır.
Arkadaşlarla çevrili veya yalnızsın –
hepsi senin için gıdadır.
Çıplaksın veya süslerle bezeli –
hepsi senin için gıdadır.
BİR ŞEY HER ZAMAN
TEHLİKEDE
BİR ŞEY HERZAMAN İP USTUNDE.
Etrafta çalım satıyor,
kendi sebep olduğun
perişanlıkla gururlanıyorsun.
Perişanlığı korumak için her şeyi yaparsın.
Kavga edersin,
alay edersin,
suçlarsın,
kınarsın,
çalarsın,
saklanırsın,
– hepsi korkuyu korumak için!
HATIRLA
HER ZAMAN TEHLİKEDE OLAN
BİR ŞEY VAR.
O BİR ŞEY SENSİN.
hiçbir şey doyuramaz
milyonlar doyuramaz
şöhret doyuramaz
ask doyuramaz
güç doyuramaz
arkadaşlar doyuramaz
SADECE O.
HERŞEYE SAHİP OLDUKTAN SONRA NE
YAPACAKSIN?
zaferlerin seni besler
yenilgilerin seni besler
Geçmişin seni besler
fikirlerin seni besler
eğer arkadaşların halinden memnun olmana izin veriyor,
seni kabul ediyor veya beğeniyorsa bu senin için gıdadır.
Eğer senden nefret ediyorlarsa, bu senin için gıdadır.
NEDEN BU KADAR ACSIN?
Ölüm bile iştahına ilham vermiyor mu?
Olumu biliyor musun?
Yoksa sadece onun fotoğraf karelerine mi sahipsin?
Ona karsı bağışıklığın varmış gibi davranıyorsun,
sadece çevrende olan bir şey
– ama sana olmayan bir şey gibi.
Kendi olumun bile seni ürpertemez
seni kımıldatamaz – çılgınca beslenmenden.
SIRADA HANGİ YİYECEK VAR?
Perişanlık gıdadır,
ve ondan bol miktarda bulabilirsin.
Ondan hiç mahrum kalmazsın.
Hiçbir zaman öğrenmiyorsun
çünkü PERİŞANLIK gıdadır.
Aynı hatayı,
aynı hatayı,
aynı perişanlığı
üst üste tekrarlıyorsun.
Hepsinin en kötüsü
bunu kibirle yapıyorsun.
üstünlüğünün dudak büküşü,
BİR YENİLİK DUYGUSU,
bir essizlik duygusu,
bir tercih duygusu,
veya bir acizlik duygusu ile.
Ama, o her zamanki hata,
her zamanki perişanlık.
YENİ BİR HATA, YENİ BİR PERİSANLIK
bulmaya dahi cesaret edemiyorsun
çünkü bu senin BESLENME CILGINLIĞINDAN
uyanmana sebep olabilir.
TEKNİK
Başkalarıyla konuşurken kullandığın Olu ifadelere ve verdiğin kalıplı,
biçimlendirilmiş cevaplara dikkat et. Onlar horul horul uyuduğunu gösteren
belirtiler.
Bu alışkanlık olmus ifadeleri ve yorumları tekrarladığın her defasında,
kaybetmekten korktuğun bir şeylerin var.
Tekrar tekrar kullandığın ve büyük içtenlikle sadık kaldığın kalıplı- makine
benzeri ifadelerini bul. Üç günlük bir periyotda onları kullandığın miktarı say, ve
sonra:
DUR
DUR
DUR
DUR
Uyanık Kal
ve bu OLU SESİ tekrar ettiğin
her seferinde
DUR
Kendine Durmanı söyle.
Bu kekeleyen sakat ifade
Korkmuş basını kaldırdığı her seferinde
DUR
SESSİZ KAL.
Sonra eğer gerçekten kim ve ne olduğunu biliyorsan,
SESSİZCE SOYLE
UYAN
HER ERKEK VE HER KADIN BİRER
YILDIZDIR.

Benim yaşadıklarımdan öğrendiğim, yaşadıklarımdan ve okuduklarımdan ibaret

Yaşadıklarımdan ders çıkarırken, okuduklarımdan da bilgiler çıkartmayı öğrendim. Ama en önemlisi ise bu dünyadan bir toz zerreciği bile götüremeyecekken yanımda götürebileceğim bir şeyi keşfettim. Eminim nasıl olur, biz bu dünyadan beraberimizde götürecek hiçbir şey göremiyoruz, bilmiyoruz dediğiniz duyar gibiyim. Ama bir şey var, ne mi? Tabii ki yaşadıklarınızdan öğrendikleriniz, ve içinize sindirdiğiniz ve sizin için önemli olan okuduklarınızda çıkardığınız notlar, dersler, kısaca edindiğiniz bilgiler.

Bu nedenle benim için ruhumu beslemek yerine göre midemi beslemekten daha önemli oldu hep. Okuduğum her kitap bana yeni dünyalar açtı. Her defasında okuduklarıma farklı açılardan bakmayı, ve sorular üretmeyi öğrendim. Ve her sorunun cevabını başka bir kitapta, ya da aynı kitabı birkaç defa okuyarak buldum. Ben bilgiyi çok aradım ve hala arıyorum. Kitaplar yalnızlığımın ve arayışlarımın en büyük yardımcısı ve destekçisi oldu. Onlar bana içime bakmayı öğretti, bir bakıma kendimi bana tanıttı. Tanıdığım her bende başka benler gördüm. Bazen benden uzak, bazen bende daha içeri. Bazen de başkalarında beni gördüm, hüzünlendim, kimi zaman neşelendim. Ama her defasında yeni bir şeyler keşfetmenin heyecanını duydum. Her bulunan cevap başka soruları getirdikçe -işte biraz daha yaklaşıyorum- diyordum.
Ama okumalarım hiçbir zaman körü körüne olmadı. Yeri geldi okuduğum satırların sözcüklerini tek tek irdeledim, irdeliyorum. Bir sözcüğün altındaki birçok anlamı keşfettim, ve bu bana büyük haz ve heyecanlar yaşamama vesile oldu. Kendimce araştırdım, kurcaladım, bilgilendikçe yeni bilgilere susadım. Hayatın anlamını bulmaya çalıştım. Ama onu çevremde değil, doğada ve kendimde aradım ve buldum. Her bir buluş başka bir keşfi de beraberinde getiriyordu. keşfediyorum. Bu öyle bir şeydi ki, bu dünyadaki kelimeler bu duygunun karşısında kifayetsiz kalıyordu.
Bu edindiğim bilgiler bana ne geçmişten, ne gelecekten geliyordu. Bu bilgiler bana yaşadığım andan geliyordu. Bu da doyumsuz hazlar yaşamama sebep oluyor, kendimi küçük bir çocuğun ilk kelimesini söylemesi gibi sonsuz bir mutluluk veriyordu.

Ve neyi öğreniyorsunuz biliyor musunuz? Her okuduğunuzun gerçek olmadığını, okuduklarınızı ayırt etmeyi öğreniyorsunuz. Bir şey daha öğreniyorsunuz bu arada; ayrıntıda yaşadığınız hayatın sonsuz resmini görmeye başlıyor, plan içindeki planı algılıyorsunuz. Ama bunu üzücü bir yanı var, o da bunları bilip de dile getirememek. Çünkü gördüğünüz(!) şeyleri kelimelere dökmeye başladıkça saçmalamaya başladığınız fark ediyorsunuz. İşte -Söyleyen bilmez, bilen söylemez- sözünün ispatı da bu olsa gerek.

Bu nedenle okumak benim için hazların en büyüğü.

Foton Kuşağı Etkisi

“Haber: Didem Çivici

Altı gün içinde Dünya’nın tamamen değişeceği iddia ediliyor

Karşımıza çıkan herhangi bir sağlam bilimsel veri yok. Tüm kaynaklarda bilimsel bir kanıtın öne sürülmediğinden bahsediliyor, zira geçerli kanıtlar da yok deniliyor. Elde olan tek şey birkaç bilim adamı ve astronomun tezlerinden ve araştırmalarından ibaret.

Zaten bu konu üzerinde araştırmalar yapan bilim adamları da bulundukları yerlerden uzaklaştırılmışlar. Elde olan veriler, bilinen döngünün 26.ooo yıl olduğu, bu geçişin belirtisi olan Schumann Rezonansı’nın değişimi ve Foton Kuşağı içerisinde bulunan yıldızların varlığından ibaret. Açıkça bir kanıt ortaya konulamamış. Foton Kuşağı güçlü elektromanyetik radyasyona sahiplik eden yoğun bir uzay boşluğu ve bazı x-ışınlarını da içermekte. Galaksi içerisine akan manyetik bir ışık olarak ta tanımlayabiliriz.

Edmun Halley tarafından keşfedildi

Keşif, ingiliz astronom Sir Edmund Halley’in (1656-1742) günlerinde başlayan Pleiades çalışmalarıyla başladı. Halley, bu yıldız grubundaki 3 yıldızın Yunanlılar tarafından belirtilen yıldızlar arasında bulunmadığını ortaya çıkardı. Yunan astronomlar ya da Halley yanılmış olabilir miydi? 1991 yılında yayınlanan bir makalede sunulan diagrama göre 6 yıldız; Merope, Atlas, Teygeta, Electra, Coeleno ve güneşimiz Pleiades’in bir yıldızı olan Alcyone’nin yörüngesindeler.Daha sonra Halley şu sonuca vardı: Pleiades takımı belli bir hareket sistemiyle ilerliyordu. Bu tez, Frederick Wilhelm tarafından onaylandı. Pleiades, her yüzyıl için 5.5 saniye kesin bir hareketle döngüsüne devam ediyordu.

Altı gün içinde Dünya’nın tamamen değişeceği iddia ediliyor

Foton Kuşağının merkez alanına girilmesiyle birlikte yaşanılması beklenen fiziksel ilk etkileşimler ise şu şekilde sıralanıyor yayınlanan bir çok raporda:

  1. gün: 21 Aralık 2012’de kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik aygıtının çalışmaması, tam karanlık.
  2. gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş’in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması (buzul çağı soğuğu).
    3.-4. gün: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri.
    5.-6. gün: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı (uyanış, süperbilinç).

Foton Kuşağı etkisine ilk kez Atlantis devrinde girildiği sanılıyor

Kuşağın başlangıç noktası, küçük bir atom parçası ve onun yörüngesinde olan bir grup elektrondan ibaret. İngiliz fizikçi Paul Adrian Maurice Dirac, her bir partikül için bir anti-partikül bulunduğunu öne sürmüştü. 1932’de Carl David Anderson bu anti-partikülü buldu ve ona “positron” adını verdi. 1956’da anti-proton ve anti-nötron keşfedildi. Bir anti-partkül şekillendiğinde, sıradan bir partiküller evreninde meydana gelir ve bu, bir elektronla buluşup çarpışmasından önce bir anlıktır. Bu çiftin toplam kütlesi “Foton” formunda enerjiye dönüşür. Bu yeni ve önceden görülmemiş bir enerji kaynağı gücü sunar.

1961 yılında uydu kaynaklı araçlar tarafından bir foton kuşağı keşfedildi. Bu kuşağın gezegenimizden 400 ışık yılı uzakta olduğu açıklandı. Astronom Jose Comas Sola yedi yıldızlı Pleiades takımı üzerinde özel bir çalışma yaptı ve bir sistem oluşturduklarını keşfetti, ki bizim güneşimiz ve daha pek çok yıldız da bu sistemin parçalarıydılar ve her biri kendi gezegensel sistemlerine sahipti. Güneşimiz bu sistem yörüngesini 24.000 yılda tamamlıyor. Bu 24.000 yıl iki bölümde alınıyor; 10.000 yılı karanlık (ya da Galaktik Gece), 2000 yıl ise Foton Kuşağı’nın ışığında geçirildiği sanılıyor. Ve bazı bilim adamları tarafından, bulunduğumuz dönemin ışık bölgesine geçiş olduğu tahmin edilmekte. Tahmin edildiğine göre böyle bir olay dünyanın oluşumundan beri bir kez deneyimlendi ve bu tarihin de Atlantis devrine rastladığı öne sürülüyor.

Null Zone (Sıfır Bölgesi)

Foton Kuşağı temel olarak 3 elementi içermekte. İlki, “Null Zone” (sıfır bölgesi). Bu bölge, madde ve madde olmayan parçaların kuşağın proton parçalarını oluşturmak için çarpıştıkları bölge. Burası ayrıca Pleiades yıldız sisteminin elektromanyetik alanlarının etkisiz bırakıldığı yer. Bu süreç, bilinçlilik seviyelerimizi değiştirecek ve evren yapısına farklı bir açıdan bakmamızı sağlayacak. Diğer bölme ise foton ırmağı ile sıfır bölgesinin (null zone) iç kenarı arasında olan akım alanı. Bu bölgeye geçişle daha yüksek boyuta geçiş imkanına sahip olunacak.

2012’de Işık devrine geçiş yapılacağı söyleniyor

Foton Kuşağı, Dünya ile çarpışmak üzere olan yoğun bir foton(ışık parçacıkları) enerji bandı olarak rapor ediliyor. Ulaştığında 5 günlük bir karanlık, elektriksizlik, yoğun ufo inişleri, insanlık için psişik yeteneklerin ortaya çıkması, insan bedeninde oluşan değişimler (transformasyonlar) ve daha pek çok değişim beklenmekte. Şu anda karanlık dönemin sonunda olduğumuz ve bu dönemin 2012’de son bularak 2000 yıllık “ışık” devrine geçiş yapılacağı söyleniyor. Yıldız aktivasyonu güneş sistemimizin Pleiades (Alcyone yıldızı), Sirius, Arcturus, Orion ve Andromeda ile aynı sıraya dizilmesi ile başlayacak. Yaşanılacağı tahmin edilen en büyük deneyim ise, bu kuşağa girildiğinde, şu anda bulunduğumuz 3. boyuttan 5. boyuta yükseleceğimiz. Bu sıçrayış elbette ki beraberinde bir çok farklılık ve mutasyonlar getirecek. Şimdiden deneyimlediğimiz olaylar da aslında bu sıçrayışı doğrular nitelikte: ciddi iklim değişiklikleri, kıta transferleri, v.s. Ayrıca bu kuşağa girildiğinde bilinçlilik boyutlarının her birine geçiş imkanına sahip olacağımız tahmin ediliyor. Şu anda küresel bilinç değişiminin sonuçlarını da birebir deneyimliyoruz aslında. Dünyayı kasıp kavuran savaş ortamı, toplumlar arası anlaşmazlıklar, politik sürtüşmeler ve olagelen olumsuzlukların da bu geçiş döneminde, ya da “null zone”da bulunmamızdan dolayı olduğunu düşünebiliriz.

Bütün canlılardaki değişim

Yaşadığımız bu dönem ve beklenen değişimler kutsal kitaplarda, mitolojide ve bilim adamları tarafından da ayrıntılı şekilde incelenmişti. Raporlara göre, Foton Kuşağı’na girildiğinde, gökyüzü ateş gibi gözükecek, ancak soğuk olacak. Bu değişim ve yansımalar elbette ki içine girilen kuşağın etkileriyle birlikte ortaya çıkan kimyevi değişimler ve tranformasyonların sonucunda kendilerini açığa çıkaracaklardır. Kuşağa ilk önce güneşimizin girmesi halinde ani bir karanlığın olması da söz konusu, ki bu sürenin 110 saat kadar sürmesi tahmin ediliyor. Güneşsel radyasyon ve Foton Kuşağı’nın arasındaki etkileşim gökyüzünün yıldızlarla dolu gibi gözükmesine neden olacak. Dünya bu kuşağa girdikçe tüm moleküller uyarılmış olacak ve atomlar mutasyona uğrayacaklar. Bu duruma bağlı olarak fiziksel yapılarda (insanla birlikte hayvan ve bitki aleminde de) farklılıkların meydana gelmesi bekleniyor tabii ki.

Null Zone ve Schumann Rezonansı

Bu kuşağa girmeden önce, yani bu zamanda, “Null Zone” (sıfır bölgesi) denilen zaman deneyimlenmekte. Bu dönem boyunca sismik aktivite ve volkanik hareketlenme görülüyor. Ayrıca iklim değişiklikleri ve buna bağlı olarak şiddetli tayfunlar, fırtınalar ve hortumlar gözlemleniyor. “Null Zone”, bir başka deyişle, madde ve madde olmayan bütün partiküllerin yok edildiği yer. Oluşacağı beklenen bu foton etkisi çok önemli, zira bize yeni bir enerji kaynağı sunacak. Bu kaynak, doğal olarak fosil yakıtlara bir son verecek ve bunun sonucunda da tahmin edildiği üzere daha yaşanılabilir bir dünya oluşturulmuş olacak. Bu bölgeye geçişin kanıtı olarak gösterilen en güçlü kaynak ise Schumann Rezonansı. Dünya’nın kalp atışı olarak nitelendirilen bu titreşim daha önceki zamanlarda 8.1 iken günümüzde 12.1’e yükselmiş durumda, ve hızla yükselmekte. 13.0 olduğunda ise “Null Zone”un tamamlanmış olacağı rapor ediliyor. Astrofiziksel hesaplamalara göre Foton Kuşağı’na saatte 208.800 km hızla gireceğiz. Kuşağın enerjisi fiziksel sonuçların yanında eterik ve spiritüel anlamda da kendini gösterecek.

Bilimsel veriler, ciddi ve hızlı bir değişim olduğuna işaret ediyor

Rus bilim adamları tarafından açıklanan değişimler de galaksinin merkezinden gelen enerjinin varlığını teyit eder yönde. Dr.Alexey N.Dmitriev’in çalışması gösteriyor ki gezegenlerin atmosferleri, gezegenlerin kendileriyle birlikte büyük bir hızla değişim geçiriyor. Örneğin Mars atmosferi zamanla daha kalınlaşıyor; Ay, kendi atmosferini oluşturmakta. Ya da bu tarz bir değişimi kendi gezegenimizde görebiliyoruz: atmosferdeki HO(hidroksit) oranı daha önce hiç ölçülmediği kadar fazla. Bu oran küresel ısınma, florkarbon emilimleri ya da bu tarz oluşumlar sonucu oluşmuyor; sadece kendilerini gösteriyorlar. İyonosfer tabakasında plazma jenerasyonu, magnetosferde magnetik fırtınalar, atmosferde ise siklonlar aracılığı ile enerji boşalımları oluşumları gözlemleniyor. Daha önceden nadir rastlanan atmosferik yüksek enerji fenomenine artık daha sık ve yoğun rastlanmakta. Gaz-plazma zarfının maddesel birleşimi de transforme olmaktadır. Gezegenlerin manyetik alanları ya da parlaklıkları da hızla değişiyor, artıyor. Jüpiter, Venüs, Uranüs ve Neptün, bu sonuçların alındığı gezegenlerden.

Rus Ulusal Bilim Akademisi Foton Kuşağı üstüne çalışmalar yapıyor

Dünyamızda eyleme geçmiş olan transformasyonlar ise aşikar. Gün be gün artan sismik aktivasyon, volkanik hareketlenmeler ve diğer bir çok doğal felaketler elbette ki gözlerden kaçmıyor. Dr.Dmitriev’in belirttiği ve dikkat çektiği nokta ise bu çeşit bir değişimin dünyada daha önce 10.000 yıl önce görülmesi. Burada göze çarpan ve bazı topluluklar tarafından ortaya atılan konu ise güneş ile dünyanın değişimleri arasındaki bağlantı. Maalesef bu tarz konularda çoğu bilgi ifşa edilmiyor. Bu tarz araştırmaların yapıldığı bir merkez de Sibirya’daki Rus Ulusal Bilim Akademisi. Burada yapılan çalışmalar sonucu edinilen bilgi ise şöyle: Şu anda Güneş Sistemi’nde yaşanılan enerjisel değişimin tek olası sebebi farklı-daha yüksek olan bir enerji alanına giriyor olmamız olabilir. Ve bu yüksek enerjiye geçişin sonucunda DNA spirallerinin kendileri de değişim geçirmekteler. Şimdiye kadar hayatımızda yer alan bilim araştırmaları sonucu elde ettiğimiz bilgilerle ortaya çıkarılan 2 sarmallı DNA yapısı hızla mutasyona uğramaktadır. Bu sıçrayışla da bu sarmalın 2’den 12’ye çıkacağı biliniyor. Bu enerji emiliminin Güneş Sistemi’ndeki tüm maddelerin özünü değiştireceği bekleniyor, ki bir bir de deneyimliyoruz çevremizde.

Aslında tüm bunlar, hücresel ya da ruhsal boyutta olsun, bize pek yabancı değil. Çevremizde her an deneyimlediğimiz olayların dökümü sadece. Kainata dikkatlice baktığımızda ve onu içsel sesimizle dinlediğimizde bunlardan farklı bir şey duymayacağımız da aşikar. Her gün yaşadığımız ve gün geçtikçe artan doğal felaketler, politik sürtüşmeler, savaşlar, içsel değişimler binlerce yıldır beklenilen dönemin getirileri elbette. Bunların hepsi asırlardır bekleniyordu; kutsal kitaplarda olsun, kadim medeniyetlerin yazıtlarında olsun her zaman karşımıza çıktılar. Şimdi ise bu değişime tanık oluyoruz ve yeni dönemin getirdiği farklılıklara yaşamlarımızı adapte etmeye hazırlanıyoruz. Zira başka seçeneğimiz de yok; ya değişimi kabul edecek ve “bir” olacağız, ya da eski enerji ile birlikte savrulmayı göze alacağız.”