Para = Güç

Bir çoğunuzun paradan nefret ettiğini biliyorum. Hele para = güç gibi bir eşitlikten daha da nefret ettiğinizi. Ama bu nefretiniz gerçeği değiştirmeyecektir. Sizin bütün gününüzün çoğu zamanınızın bu gücü kazanmak için uğraştığınız gerçeğini.

Peki neden nefret ediyorsunuz paradan. Elbette sizde olmadığı için. Gücü kıskanıyorsunuz. Parası olanın önünde açılan kapıları, yaptıklarını, dilediğini ele geçirdiğini, dilediğine istediğini yaptırdığını kıskanıyorsunuz. Aynı güç sizde olsa, siz de yaptıracaksınız bunları. Ama yok, bu yüzden nefret ediyorsunuz ve eşitlik dolu bir dünya için çığlıklarınız yükseliyor. Ama gücünüz yok. Daha doğrusu paranız yok…

Bakın ülkelere, güç (para) kimdeyse onlar yönetmiştir. Hatta dünyaya bakın. Sayıca az olmalarının hiç bir önemi yok. Parası olanlar yönetiyor tüm dünyayı. Boşuna savaşmayın bununla. Siz paraya düşmanlık yaptıkça o değer kazanacak, daha çok güçlenecektir.

Kapitalizmin bir tek sonu olabilir. Herkesin kapitalist olması. Yanlış duymadınız. Herkes para ve güçle dost olduğunda kapitalizm kaybolacaktır. Çünkü bu sistemin var olması, ona öfke duyan kölelerin sayesindedir. Kölelikten kurtulmanın yolu ise, efendi olmaktır. Herkesin efendi olduğu bir dünyada, kölelik kalmayacaktır.

Zen Nedir?

Zen yol demektir. Özümüze giden yol. Dinlerden, tanrılardan, ritüellerden, geleneklerden bağımsız her şart ve ortamda uygulanabilen bir yol. Hava gibi, su gibi. Bu yüzden batı dünyasında hızla yaygınlaşmıştır. Önemli bir disiplin gerektiren bu yolda bütün savaş EGO’muza karşı verilir.

Sen varsa Zen yok,
Zen varsa Sen yok.

Aslında kelimelerle anlatmak zen’i boş bir uğraştır. Ancak özümüzle kavrayabiliriz. Bir görü biçimidir, bir aydınlanma haline gidiştir zen. Hiç bitmeyen bir yoldur.

Uzakdoğu kökenli olan Zen Çin, Japonya’da çok yaygındır. Zen ile uğraşmak için her hangi bir dini inancınız veya ateist olmanız gerekmez. Meditasyon yoluyla zihni devredışı bırakmaya veya koanlar yardımıyla zihni kilitlemeye, ardından düşünceleri, şartlanmışlıkları, inançları bir kenara bırakıp olanı olduğu gibi görme hali aydınlanmadır. Koanlar cevabı olmayan, paradoksal sorulardır. İyi kötü yargısından kurtulup sorunun özüne inmeniz gerekir. Cevapları değişkendir.

Zen disiplinli bir yoldur. Bir şeyi neden yaptığınız önemli değil, nasıl yaptığınız önemlidir. Yaptığınız işe tüm benliğinizi, tüm dikkatinizi katmanız önemlidir. Zen bahçeleri buna en iyi örnektir. Günler aylar süren bahçe düzenlemelerini bir usta gelip bir kaç dakika içinde bozabilir. Önemli olan sizin yapım aşamasındaki dikkatinizdir.

Yöntem olarak zen sert yöntemler içerir. Nazik, şefkatli, sevecen değildir. Bunların yanı sıra tam bir samimiyet içindedir. Doğayla ve hayatla uyum içinde yaşama sanatıdır. Aslında zen tam olarak bir yaşam sanatıdır.

Felsefenin Bittiği Yer

Bazen öyle bir noktaya geldiğimizi hissediyorumki artık neredeyse felsefe bitmiş düşünülebilecek herşey düşünülmüş ve yazıya aktarılmış. Fakat insanlar bunu bilmeden sağdan soldan duydukları üç beş fikri bir araya getirerek yeni bir düşünce yeni bir felsefe yarattığına inanıyorlar.

Gerek dinler üzerine, gerek metafizik aleme ilişkin, gerek bilim üzerine ve gerekse varoluş üzerine tüm sorular sorulmuş, tümüne de binlerce çeşit cevap verilmiştir.

Bu durum bazen feci derecede canımı sıkıyor. Ama yüzlerce yıl önce söylenmiş bazı düşünceleri bilmeyenler sanki kendi buluşuymuş gibi gelip yazmaları da oldukça eğlendiriyor. Yeni ve tutarlı bir düşünce üretmek gerçekten zor arkadaşlar. Öncekileri bilmeden hele bu çok daha zor. Temel elektronik bilmeyen birisinin yüksek elektronik cihazlar üretmesi kadar zor hemde.

Kutsal Kitaplar

Kutsal kitapların dünyada en çok bilinen kitaplar olduğunu sanıyorum. Herkes okumasa bile en azından içeriği hakkında bir önbilgiye sahiptir. Ülkemizin de nüfus cüzdan istatistiklerine göre yüzde doksandokuzu müslüman olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’i baştan sona okuyan oranı yüzde beşi (%5) geçmez.

Bu oran yurtdışında da aynıdır. İncili okuyan hristiyan oranı da muhtemelen yüzde beşlerdedir. Tevrat keza aynı şekilde.

Benim asıl merak ettiğim konu ise, eskaza kutsal kitabı baştan sona okudu diyelim. Herkesçe bilinen bu meşhur “tanrı yazması” kitapların etkileri okuyanlar üstünde nelerdir? Hiç çevrenizde Kur’an-ı Kerim’i okuduktan sonra değişen bir insan var mı? Olumlu olumsuz etkilerini hiç gözlemleme fırsatı bulabildiniz mi?

Kendi adıma konuşacak olursam, kitabı baştan sona okuduklarını bildiklerimde hiç bir değişme gözlemlemedim. Aynı hayatına aynı alışkanlıklarına aynı tarzına olduğu gibi devam ediyordu. Böyle önemli bir kitabın etkileri neden hiç olmaz? Bunu nasıl açıklarsınız?

Sizlerden (elbette okuyanların) hayatında ne tür değişmeler oldu? Veya çevrenizde okuyan insanlarda?

Yapay ve Gerçek

Bundan bir süre sonra labaratuvar ortamlarında ‘gerçek protein’ elde edilmeye başlanacak ve bunlar tabletler halinde satılacak. Elbette kebap, döner, kavurma, pirzola kadar lezzetli olmayacak bu tabletler ama yemeklerden ihtiyacınız olan tüm proteini ilave olarak vitaminleri karşılamaya yetecek. Sağlık açısından da hiç bir yan etkisinin olmadığını düşünelim.

Benim merakım, bu noktada sizlerin tutumunun ne yönde olacağı? Kişisel zevklerinizin ve damak tadınızın uğruna hayvan öldürmeye devam mı edersiniz? Yoksa bu tabletleri yutmaya razı mı olursunuz?