Zen yol demektir. Özümüze giden yol. Dinlerden, tanrılardan, ritüellerden, geleneklerden bağımsız her şart ve ortamda uygulanabilen bir yol. Hava gibi, su gibi. Bu yüzden batı dünyasında hızla yaygınlaşmıştır. Önemli bir disiplin gerektiren bu yolda bütün savaş EGO’muza karşı verilir.

Sen varsa Zen yok,
Zen varsa Sen yok.
Aslında kelimelerle anlatmak zen’i boş bir uğraştır. Ancak özümüzle kavrayabiliriz. Bir görü biçimidir, bir aydınlanma haline gidiştir zen. Hiç bitmeyen bir yoldur.
Uzakdoğu kökenli olan Zen Çin, Japonya’da çok yaygındır. Zen ile uğraşmak için her hangi bir dini inancınız veya ateist olmanız gerekmez. Meditasyon yoluyla zihni devredışı bırakmaya veya koanlar yardımıyla zihni kilitlemeye, ardından düşünceleri, şartlanmışlıkları, inançları bir kenara bırakıp olanı olduğu gibi görme hali aydınlanmadır. Koanlar cevabı olmayan, paradoksal sorulardır. İyi kötü yargısından kurtulup sorunun özüne inmeniz gerekir. Cevapları değişkendir.
Zen disiplinli bir yoldur. Bir şeyi neden yaptığınız önemli değil, nasıl yaptığınız önemlidir. Yaptığınız işe tüm benliğinizi, tüm dikkatinizi katmanız önemlidir. Zen bahçeleri buna en iyi örnektir. Günler aylar süren bahçe düzenlemelerini bir usta gelip bir kaç dakika içinde bozabilir. Önemli olan sizin yapım aşamasındaki dikkatinizdir.

Yöntem olarak zen sert yöntemler içerir. Nazik, şefkatli, sevecen değildir. Bunların yanı sıra tam bir samimiyet içindedir. Doğayla ve hayatla uyum içinde yaşama sanatıdır. Aslında zen tam olarak bir yaşam sanatıdır.
” Önemli bir disiplin gerektiren bu yolda bütün savaş EGO’muza karşı verilir””
“Sen varsa Zen yok,
Zen varsa Sen yok.”
diyor zen öğretisinde…
Ego latince bir kelime ve anlamı “ben”… Okuduğum bir kitapta;
“kendiniz ve etrafınızla ilgili dir, dır,dur ile biten veya ben ile başlayan her cümle, gizli düşünce diyebileceğimiz; egonuzun ürünüdür. Egonuz (gizli düşünceleriniz) 0-10 yaş arası en yoğun biçimde şekillenir. Genellikle de bize yakın olan insanların üzerimizdeki etkileri ile oluşur. Anne, baba, kardeş, oyun arkadaşlarımız, hayatımızda önemli yeri olan aakrabalarımız, hocalarımız, egomuzu oluştururken bize epey yardım ederler” diyor.
Sözkonusu kitabın yazarının düşüncesi (Aykut Oğuz) egomuzun “biz” olmadığımız.. Ego bizim “küçük yaşlardaki halimiz” olduğu için, bazen onun bize dayattıklarına karşı koymamız ve direnip, hayat yolunda edindiğimiz deneyimlerle, düşünce şeklimizi daha doğru ve olumlu harmanlamamız gerekiyor. Gel gelelim, zen bize ego ile savaşmamız için bir yöntem gösteriyor mu ? Bu savaşı benliğimize karşı yapacağımız düşünülürse; yöntemleri zen’in içerdiği “sert yöntemler” mi olmalıdır ??
Sen varsa Zen yok ..Zen varsa Sen yok ??? bunu doğru anladığımdan emin değilim, açıklayan olursa sevinirim 🙂
Aykut Oğuz adlı yazar, İD ile veya içgüdüler ile EGO yu birbirine harmanlamış vaziyette. Elbette bunlar zaten harman halinde. Süperego, id hepsi bütün olarak egoyu oluşturur.
Fakat zen, tüm bunlardan ayrışma ve özle bütünleşme anlamına gelir. Buradaki öz tanımlanamaz, tarif edilemez bir şey.
“Sen varsa zen yok” derken birinin size söylediğini veya birine söylediğinizi düşünün. Eğer kendi kendinize söylüyorsanız,
“Ben varsam Zen yok, Zen varsa Ben yokum” demeniz gerekir.
Kolaylıkla üstesinden gelinemez Benlik duygusunun. Bu yüzden sert ve acımasız olmalıyız ona karşı, çünkü hemen kendini acındırmaya çalışacaktır. Zavallıları oynayacaktır, şefkat dilenecektir, sevgi dilenecektir, onay dilenecektir. Ancak böyle var eder kendisini.
Fukuşima Daiçi Nükleer Santrali’nde soğutma çalışmalarını sürdüren ve gönüllülerden oluşan 180 kişilik “Fukuşima 50’si” isimli ekibin, büyük bir çoğunluğunun yaşlılardan oluştuğu ortaya çıktı. Şimdiye kadar “intihar görevi yürüten isimsiz kahramanlar” olarak ünlenen ekip üyelerinin, santralde çalışan bin 400 kişi arasından seçildiği bildirildi. Ölümü göze alan bu kişilerin, intihar görevine gönüllü olmak isteyen gençlere de “Siz daha gençsiniz, çocuğunuz bile yok. Yaşasanız da kısır kalıp çocuk sahibi olamazsınız” diyerek izin vermedikleri belirtildi.
Japonlar bu özelliklerini Zen’e mi borçlular? Hem Allah’sız hem de bu derece insan olduklarına göre insan karşılaştırmadan duramıyor arapla acemle.
“Ben varsam Zen yok, Zen varsa Ben yokum” demeniz gerekir.
Kolaylıkla üstesinden gelinemez Benlik duygusunun. Bu yüzden sert ve acımasız olmalıyız ona karşı, çünkü hemen kendini acındırmaya çalışacaktır. Zavallıları oynayacaktır, şefkat dilenecektir, sevgi dilenecektir, onay dilenecektir. Ancak böyle var eder kendisini.
Aynen bana önerdiğinizi yapmıştım, yani “sen”in yerine “ben” zamirini koyarak okumuştum cümleyi. Ve o zaman yukarıda tekrar yazdığım cevabınıza benzer şeyler düşünmüştüm. Ben de katılıyorum o paragrafta yazılanlara. Bir de şöyle bir şey demiş Aykut Oğut (soyadını hatalı yazmışım düzeltiyorum); egomuz ve biz için. Hoşuma gittiği için paylaşmak istiyorum sizlerle:
Ego sizin arkadaşınız, sizi tamamlayan bir parça. Tıpkı siyah-beyaz bir resim gibi düşünün kendinizi. Bu resmi var eden, siyah ve beyazın uyumlu karışımıdır. Size beyaz, egonuza siyah diyelim. Birinden biri hakimiyeti tamamen ele geçirdiğinde, resim beyaz veya siyah bir sayfadan ibaret olacak. Güzel olan, ego ile benliğin arasındaki uymu sağlayabilmek ve bu karışımdan güzel bir resim ortaya çıkarabilmek. Beyaz bir kağıdın üzerine resim yapabilmek için siyah kullanmak durumundasınız.
Zen egodan ayrışma, özle bütünleşme anlamına geldiğine göre, ve burdaki öz de tanımlanamaz tarif edilemez bir şey olduğuna göre..? Durum epey karışık gözüküyor 🙂
Zen aklın tümünü simgelermiş, Zen sadece meditasyon ile dolu olmanın ötesinde, kişinin akıl ve ruhu içine girebilmesi, Zen’in asli görevi sayılırmış, Zen eğitim disiplini içeriğinde, aklın gözünü açarak, varoluşun kendi nedeni içine bakabilmek bulunurmuş, zen öğretisi kişinin benliğinden açıka çıkar ve biz gerçekte zeni kendimiz bulgularmışız, o ise sadece yol gösterirmiş ve insanın özüne, iç temizliğine ve erdemine inanırmış…
Bu arada misafirin sorusuna cevap olur m bilmiyorum ama, zen kendini tüm felsefi, dogmatik ‘dini’ zorunluluk ve sorumluluklardan arındırır ; Zen’in
tapacağı tanrısı yanında, dinsel töreni de bulunmaz. Geleceğin barınılacak bir yer olmaması nedeniyle ölüm de amaçlanmaz. Her şeyin ötesinde, ölümsüzlüğü kutsal bir amaç gibi görenler gibi, Zen iyiliğin peşinden de koşmaz. diyor…Ama zen’in insanın iç temizliği ve erdemine inandığı düşünülürse, bu Yaşlı Japonların intihar görevini nasıl aldıkları ile ilgili bir bağ kurulabilir belki ?
Ama hayatının sonuna kadar uğraşıp, zeni yakalayamamak da çok mümkünmüş..!
Sessizlik Zen’den gelir, Zen sessizlige gider…
G Milat
Maydanoz için güncelleyelim.
Bu arada zen’de sevgi falan yoktur. Sevgi dediğimiz şey de egonun kendini kabul ettirme isteğidir.
Katılıyorum Saron. Tanrı bile kendini kabul ettirmek için ne orospuluklar yapıyorken… Haklısın sevgili Saron. 🙂
Zen’in ilk sözcüsü dokuz yılını bir duvara bakarak geçiren Bodhidarma’dır. Zen, Budizm’in meditasyonunun (zezen) önemini vurgulayan bir koludur. Budistler için arzu, acının nedenidir. Arzuyu aşabilirsek bilinçli benliğimizi yitiririz. Sartre’ın bilinci hiçlik olarak görmesi gibi , budizm maddenin benliğinin bir yanılsama olduğuna inanır. Benzer biçimde gerçeklik fenomeneldir, bizler hakikatlerden ziyade görünüşleri görürüz… Bana uymaz bunlar kalsın, bu felsefeyi benimseyemem.
Bana en yakın felsefi görüş Marxizm. Dünyayı sallamıştır, Hegel’in öğrencisi olan Marx, onun idealizmini red ederek, diyalektik materyalizmi geliştirmiştir. Sizleri bilmem ama bu görüş beni adam etmiştir.
Marxist felsefe; tarih, edebiyat, antropoloji, sanat, müzik… her alanda yayılmıştır. Son olarak ben de (Sangre’nin sayesinde) ekolojik Marxist oldum (ekomarksist).
merhabalar …
Zen de Sevgi Yoktur ama Sonsuz Merhamet Vardır.
katılıyorum.
Yalnız bana göre Zen bir yol da değildir.
Bir patlamadır , bilincin BİG_BANG i …
Peki sendeki ZEN nasıl bir Zen dir ?
Sekito yu gördün mü ?
Ya da söyle sorayım :
Dünyadaki Acının kaynağı Nedir Saron ?
Yahu okumuşsun üç tane osho kitabı başımıza guru kesiliyorsun.
Her şeyden önce sende insanlara tapınma isteği var. Şeyh, şıh, guru, peygamber, evliya vs. gibi tapınma isteğini önce bir kenara bırak. Oshoymuş, sekitoymuş falan boşver. Bilginin kaynağına in. Tao Te Ching oku , olmadı Yin Fu Jing oku.
Zen’de merhamet falan da yoktur. Uydurma artık arkadaşım geçen de söyledim. Yalan yanlış anlatıp duruyorsun. Hepsi ortaya çıkıyor sonra utanıyorsun, kızıyorsun.
Her şeyi birbirine karıştırmışsın. Önce dingin bir zihnin olmalı, tanımların net ve açık olmalı.
Zen, artık elde edilecek, peşinden koşulacak birşeyinkalmadığı noktada başlar. Zen kesinlikle bir kendini geliştirme yada Buda’lık makamına erme yolu olarak algılanmamalıdır. Lin-chi’nin ifadesiyle
“Eğer Buda’yı aramaya çalışırsan, onukaybedersin.”
Çünkü tüm kendini geliştirme, gelecekte birşey olma ya daelde etme düşünceleri sadece bizim soyut kendi imgemizle ilişkilidir.Onların peşinden koşturmak sadece bu imgeye daha fazla gerçeklik atfetmek olacaktır.
Merhamet duydusu olmayan br insan sevemez sevgiyide hissedemez benim düşüncem.
Bulut, merhametten kanatlarıyla, başımızın üstünde dolaşır durur. Yağmur, kemer kuşanmış süvari gibi, onun dölyatağından kopup imdadımıza gelir. Yıldırımlar, şimşekler binbir tarraka ile o gizli rahmetten muştular getirir. Ve kalem herşeyiyle ‘‘Rahmet-i sonsuz’’ adına bir gazelhan olur. Karalar ve denizler; ağaçlar ve otlar, yüzyüze ve dizdize, ayrı ayrı söz ve nağmeleriyle merhamet türküsü söyler durur.
Zen Mizahi cok seviyorum:
On Zen Humour
One of the main functions of humour in Zen is in trying to allow one to understand the absurdity in attempting to classify reality into categories. Thus, the boundaries formed between logical issues are broken down, revealing the frustration that Zen has with logic and reasoning.
An example of this can be seen in a Zen anecdote about a Zen master who lay dying. His monks are all gathered around his deathbed, and the senior monk leans over and asks the master for any final words of wisdom for his monks. The old master weakly says, “Tell them Truth is like a river.” The senior monk relays this message on to the other monks. The youngest monk in the group is confused and asks, “What does he mean that Truth is like a river?” The senior monk relays this question to the master, and the master replies, “Okay, Truth is not like a river.”
ve Sawaki Kôdô Rôshi’nin alıntıleri, mesela:
“Leb’ kein halbarschiges Leben, so wie einer, der ständig an seinen eigenen Fürzen riecht…. ”
I cant translate in english or turkish, but I had to laugh so much…
Saron 🙂
Ne yapmaya çalıştığını biliyorum 🙂
Ama avucunu Yalarsın Ancak 🙂
Anlamaya çalışmaktan vazgeç . o zaman Belki anlarsın :)))
Yav bir espri yaparsın arkasına gülücük koyarsın, tamam eyvalllah.
Ama her cümlenin arkasına olur olmaz bir gülücük koymanın zihinsel ve psikolojik açıklaması nedir? Sanıyor musun ki yazdıklarının niteliği artıyor veya daha değerli hale geliyor?
Sevgi ve merhamet dilencileri sizi…
öyle deme saron parantez candır 🙂
Senin kurallarının canı Cehenneme saron :))
Senin de :))
“Sevgi dediğimiz şey de egonun kendini kabul ettirme isteğidir.”
diyen bir adam
Ne Zeni bilir Ne hayatı.
İmam bayıldı ile kendi bokunu bile ayıramaz kastettiğim dünyada…
işte bu yüzden cehenneme dedim 🙂
Sana bir ZEN ci olduğunu umarak sordum :
Dünyadaki acının kaynağı nedir ?
sen ne yaptın ?
kıvırdın.
Sana sekito nun sutralarını sordum .
sen ne yaptın ?
Bilginin kaynağına in dedin.
çuval.
tek bir ışık demeti yok . tek bir ışın bile yok.
Senden ZEN ci değil zenci bile olmaz :))
İstediğin kadar darılabilirsin , saldırabilirsin …
Senin gibi; insanın pozitif enerjisini ışığını soğuran/soğurmaya çalışan karanlık varlıklar oldukça
zen hep ulaşılmaz olarak kalacak…
Hey saron gülmek neden bu kadar kanına dokunuyo daha iyisini yapabilirsen buyur :):):):)
Zen nasıl birşey ben de çok merak ediyorum, okumamız için önerebileceğiniz neler olabilir?
“Zen yalnızca, derin bir ahenk içinde
Her tür çelişki içeren engin bir yaşam bilir.
Gece gündüz ile ahenk içindedir.
Mevcudiyet, yokluk ile ahenk içindedir.
Bu engin ahenk,
Bu eş zamanlılık Zen Manifestosu’nın özüdür.
Saygı ve sevgi içeren, hiçbirşeyi reddetmeyen, hiçbirşeyi kınamayan
Tek yaşam biçimi budur.
Saron sonraki mesajında zende sevgi yoktur demişsin ilahi saron bir dediğin diğerini tutmuyor ??
Gecenin gündüzle ahenk içinde olması benzetmesiyle yapılmak istenen “genelleme” nedir?
Lütfen:)
Bu Zen master Kodo Sawaki, çok hoş vakit geçiriyorum hahahaha ;-):
Was bringt uns Zazen? Überhaupt nichts!
Solange uns dieses “überhaupt nichts” nicht so sehr in Fleisch und Blut übergeht, dass wir tatsächlich “überhaupt nichts” tun, solange bringt das wirklich nichts.
Welchen Sinn hat unser Leben eigentlich? Unser Leben hat keinen Sinn! Und durch Zazen kommst du jetzt endlich an den Punkt, an dem du verstehst, dass es gar nicht darum geht “was es bringt” – einschließlich dieses Zazens selbst.
Wer glaubt, er habe Zen verstanden, hat nichts verstanden…
menno, ceviri hakkinda düsünüyorum…;-)
evet Calimera
hayatımızın Hiç bir anlamı yok.
Herkes kendi anlamını kendi yüklemek zorunda !
verstanden sie ?
o zaman Sie :):):)
kildebrak
yanaş yamacıma
doğru yerdesin :))))
Hayhay, memnuniyetle. Ama benim için doğru yerin neresi olduğunu biliyorsan, sen yanlış yerdesin:))
hahaha maydanoz tatli ;-), kildebrak, hic anlamadim, simdi anliyor miyim? ;-))
Bizim sufi ve tasavvuf tayfası zen gibi tao gibi uzakdoğu felsefelerini İslam’a bağlamaya çalışırlar bir şekilde. En azından Allah baabında. Fakat bilmezler ki asıl kendileri çıkış noktalarını kaybedip asimile olmuşlardır.
Vardı bir link bu konuda. Tıklayın.
kildebrak
mantığına hayran kaldım 🙂 Sen de kaldın mı 🙂
Doğru yerin neresi olduğunu biliyorsam , yanlış yerdeyim … :):):)
ne içiyorsunuz da böyle oluyorsunuz :))
Zen felsefesinin tek işe yaradığı yer Amerikan basketbolu olabilir 🙂 Phil Jackson zen felsefesini, çalıştırdığı takımlara uygulamış bir koç olarak toplam 11 şampiyonluk aldı (tabi Jordan, Shaq ve Kobe gibi oyuncularla aldı o ayrı).
Hani zen felsefesi en iyi kapitalizme yaradı diyebiliriz 🙂
Kildebrak onu demek istememiş bence.
Başkaları için doğru yerin neresi olduğunu (veya ermemiz gereken insanı:) bilenlerin garipliğinden bahsetmiş olabilir:)
Bizim sufi ve tasavvuf tayfası zen gibi tao gibi uzakdoğu felsefelerini İslam’a bağlamaya çalışırlar bir şekilde. En azından Allah baabında. Fakat bilmezler ki asıl kendileri çıkış noktalarını kaybedip asimile olmuşlardır.
Sayın Xenix
sufi takımı Zen i de tasavvufu da İslam a Allah babında bağlamaya çalışarak çıkış noktalarını kaybettiler diyorsun.
Zen takımı da tasavvufu Nirvana babında Zen e bağlamaya çalışsalardı çıkış noktalarını kaybederler miydi ?
Eğer her iki sözkonusu taraf kaybetmişlerse
binlerce yıldır Aydınlanan ermişlere nasıl bir açıklama getireceğiz ?
Yunus Emre
Hallac-ı mansur
Mevlana
Şems
Bektaşi
Kaygusuz Abdal
Budha
krişnamurti
osho
mahariva
Lao tzu
Mao tzu
Muhammed
İsa
musa
ve daha binlerce Aydınlanmış İnsan neyi buldu ?
Bu insanların Aydınlandığını ve etrafa , algılayabilenlerin algılayabilecekleri kadar ışık yaydıklarını -çoğunlukça da yanlış anlaşıldıklarını- , toplumların rotalarını
değiştirdiklerini , onların yaşamlarına yeni bir boyut yeni bir renk getirdiklerini gözardı edemem/edemeyiz.
Ben bu Aydınların ortak bir noktada buluştuklarını düşünüyorum.
O ortak nokta Teklik bilincinden başka bir şey değildir.
Bwallaceforever
sen bilirsin ki / bilmen gerekir ki
zen in uygulandığı Her alan Başarı yı getirir.
Zen Anları mercek altına alma sanatıdır. Dikkatlerin doruğudur.
Her oyuncu dikkatin ve uyanıklığın zirvesinde olduğu müddetçe hata yapabilir mi hiç ?
sadece basketbol değil tüm oyunlarda ve yaşamın tüm alanlarında ZEN hayata geçirilmelidir.
Hatasız insan hatasız bir dünya için.
Mesela ;
trafik kazalarını sıfıra indirmenin yolu ZEN dir .
:))
Yaw o kadar genelleme yapma sende.
Zen herşeye çözümse, biz ne yiycez onu merak ediyorum. Hergün pilav mı?
istediğini yiyebilir içebilirsin.
Bunu kısıtlayan kim ?
Sadece farkındalıkla yap her ne yapıyorsan…Zenin amacı da budur.
Sayın misafir, yazı araştırma yazısı olduğundan konu hakkında herkesten birşeyler katmak istedim. Fakat oshonun dolandırıcı olduğunu ben de bu siteden öğrendim. Yine de oradaki saygı, sevgi konuyu batılılara benimsetmek için kullanılmış. Eski zen metinlerinde ve hikayelerinde sevgiyle ilgili tek bir olay geçmez.
Saron sevmek zende yok diyorsun.Ama zende büyük bir merhamet duygusu vardır.
Saron zen ile bu kadar ilgili olacağını düşünmezdim.Sanıyorum bir konu açmıştın reiki nedir var mı aslı astarı diye, hiç mi duymamıştın?
Eski bir atasözüyle.
Mürşid uçmaz, mürit uçururmuş.
Maydanoz ne kadar ilerleyebildiğini düşünüyorsun aydınlanma yolunda?
Işık diyorsun sevgi diyorsun sen nerdesin? bu öğretilerin ne kadarını yama olmadan üstüne tam oturtabildin? Samimiyetle soruma cevap verirsen sevinirim.
mor, zenin spiritüalizemle hiç bir ilgisi yoktur. Enerji, sağlık, şifa, büyücülük, astral, cin, peri, varlık, reiki vs. hiç biri ile ilgilenmez. Zen, sandığından çok daha fazla maddecidir.
Elbette duymuştum da zen’den dolayı değil. Sağdan soldan kız arkadaşımdan spiritüalist insanlardan falan.
Sevgili misafir sana bir zen öyküsü anlatayım. Merhamet var mı yok mu sen karar ver.
Bir zen keşisi yolda giderken nehrin kenarında tek başına ağlayan bir bebek görmüş.
Tam onu alıp götürecekken, durup düşünmüş.
“Ben daha henüz kendim için neyin doğru olduğunu bilmediğim halde, bu bebek için neyin doğru olacağını nasıl bilebilirim.”
Demiş ve bırakarak yoluna devam etmiş.
Tüm Zen keşişleri aydınlanmıştır diyemeyiz.
Hikayedeki keşiş buna güzel bir örnek.
Bu olay başlıbaşına Zenin sevgisizliğine delil sayılamaz.
Mor ; ben küçük bir ateşböceğiyim.
Gah aydınlık
Gah karanlık …
Saron ;
zeni birşey sanmıyordum -şifacılıkla alakası olmadığını bildim ama 🙂 – bu yazıdan sonra biraz daha araştırdım zen şudur diyebilecek durumda değilim hala.Ama çok da maddeci olduğunu düşünmüyorum şimdilik.
Bir de reiki ya da diğer şifa sistemleri sandığın(ız) gibi cin ,peri, varlık ya da çeşitli şizofrenik durumlar ya da üfürük osuruk değildir hatta alakası yoktur.
Sırf bu anlamları birbirine harmanlayan, ezberleyen,sonra da yesinler diye tabağa koyan insanlar yüzünden spiritüalist olmamaya çalışıyorum.
Siddhartha demişti ; bilgi aktarılabilir ama bilgelik aktarılamaz.Aydınlanma da böyledir anlatılamaz,aktarılamaz.Herkes kendi deneyimini yaşayacak.
Maydanoz , özel ve samimi cevabın için ayrıca teşekkür ederim 🙂
Mor
Ben de sana teşekkür ederim.
Sebebe gerek duymadan 🙂
Saron:Misal öyküye bu yönden bakalım.
Bir zen keşisi yolda giderken nehrin kenarında ona baba diyen çocugu ağlarken görmüş.
Tam onu alıp götürecekken, durup düşünmüş.
“Ben daha henüz kendim için neyin doğru olduğunu bilmediğim halde, bu çocuk için neyin doğru olacağını nasıl bilebilirim.”
Birde böyle düşün Saron cevabını çok merak ettim.
Yinede sırtını dönüp gidermiydin?
Zen de sevgi yoktur dedin merhamet yoktur dedin.Toplum olarak kendi neslimizi ve dünyayı böyle sonlandırıyoruz insanlar sadece Ailesinden başka kimseyi tanımaz oldu.Yardım eli uzatanı kendi doğrularımız dışına çıkamıyoruz niye?Zaman insanlara çeşitli şekilde sınadı diyemi yoksa kendi sorunlarımız geçmişte yaşadıklarımızmı bunu öğretti?
Yılların verdiği tüm sıkıntı ve yılgınlıgımızı en sevdiklerimizden bizi derinden seven insana sırf sevdiği için tekme vurarakmı yapıyoruz?
Zen de oldugu gibi usta işi öğrenmeyen öğrencisini tekrar egitiyor bıkmadan usanmadan.
Peki bizler zeni sorguluyoruz kaçınız bir öğrenciyi yetiştirdi kacınız dinledi ama dinlemek için değil dinler gibi yaparak değil ama doğru ve özden kaçınız dinleyiverdi?
Zen inanışını benimseyen kişileri yargılamak değil sadece doğruyu bulmak amaçım.
Misafir ;
Gölün Kenarında oturan bir Zen ustasını ziyaret eden öğrenci , ustaya Zen i öğrenmek istediğini hayatın anlamını çozmek ve aydınlanmak istediğini söyleyince , Zen ustası onun başını sert bir şekilde suya daldırıp öğrenciyi 1 dakika havasız bırakır.
Sonra öğrencinin başını sudan çıkarır.
Nefes nefese kalan öğrenciye sorar :
su altındayken ne çok neyi istedin ?
öğrenci cevap verir :
Havayı , havayı istedim En çok…
Usta :
-o zaman şimdi git ve zen i , en az hava kadar istediğinde yine Gel !….
Zeni anlamak öğrenmek aydınlanmak isteyen çok az insan var.
Derin bir uykudayız ve bu uykuya büyük yatırımlarımız var.
Evimiz arabamız işimiz prestijimiz bankadaki paramız…
Tüm bunların HİÇ olduğu gerçeğiyle karşılaşmak ve bunu kabullenmek her babayiğidin harcı değil.Bir an için uyanıp bu
acı gerçeği görenler bile , bu korkunç manzara karşısında dehşete kapılıp tekrar uykuya dalmayı tercih ederler.
Uykuya dalmak çok daha tatlı gelir bize.
oysa tatlı yalanların sonu acı
acı gerçeklerin sonu tatlıdır…
Bakın zen’de iyi-kötü, merhamet, acıma, sevgi gibi ahlak kavramları yoktur. Zen ahlaki bir öğreti değildir. Maydanozun hikayesin de gördüğünüz gibi acıma falan yok. Kafasını sokuyor suyun için neredeyse boğuyor. Zen disiplindir, zen yoldur. Zen ne yaptığınla değil nasıl yaptığınla ilgilenir.
Ama semavi dinlere inananlar arasında yetişenlerin bunu anlaması zordur. Çünkü onlar ahlak temelli yetişmiştir. Sevgi, merhamet, hoşgörü falan bunlar hep ortadoğu dinlerinin temelleri.Hepsi de egoyu besleyen şeyler.
Zen sana ne olman gerektiğini söylemez, ne olduğunu söyler.
Bakın bir hikaye daha görebilecek misiniz bir ahlak öğesi.
Bu konuda sarona katılıyorum. Zen, tao benzeri uzakdoğu disiplinlerinin ortadoğu ruhçuluğu, ahlakçılığı ile benzerliği yoktur. Ruhçu değil bedenci bir yaklaşımları vardır.
Evet saron bu hikayeyi biliyorum 🙂
Hakuin Tastamam bir usta.
Gördüğün gibi hayata ve onun iyi-kötü tüm getirilerine direnç göstermeden “evet!” diyebilme olgunluğunda.
Çocuğun babası olmadığını biliyor .Çocuğu kabulleniyor. Büyütüyor. Geri istediklerinde ise onlara direnç göstermeden
çocuğu veriyor…
Hakuin in evine girebilir, onun örtündüğü belkide tek battaniyesini alabilirsin.
Alacağın tepki sadece bir gülümseme ve arkasından özür dileme gelir. Özür diler çünkü daha fazla bir şeyler veremediği için üzgün hisseder. .))
Bunların yöntemi budur…
Ahlakın En hası burada.
Merhametin En hası burada.
Sana dayatılan bir ahlak , ahlak olamaz.
Şöyle olursan seni şunlarla ödüllendiririm şeklinde pazarlıklara dayalı bir ahlak Sahtedir.
Bu senin içindeki kaynaktan gelip taşmalı…
Zen ustalarının çoğunda bu kaynak keşfedilmiş ve tüm yolları tamamen açılmış.
Karşılık beklemek yok.
Bir ağacın meyvelerini verirken gösterdiği bilgelik ; hiç kimseyi ayırdetmeden vermesi dir.
Ağaçlar için iyi -kötü yoktur. Onlar vererek yaşarlar. Her gelene vererek.
Tıpkı Gerçek Zen ustaları gibi…
Saron sizinle görüşmem mümkünmü size özel ulaşmak isterim bilginize ihtiyacım var nasıl konuşabiliriz??
Yahu maydanoz amma ahlakçı, merhametçi kesildin. Yok diyoruz yok. Ahlakla ilgili bir şey yok.
Bak ahlakın tanımı “Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları”
Sonsuz rica etsem ilk konudaki osho ile ilgili kısmı kaldırır mısın. Bu adam milletin kafasını epey bulandırmış rolls royceları kapmak için.
Misafir üye olup bana mail atabilirsin. Veya buradan sorabilirsin. Veya üye olup mesaj atabilirsin.
Aşkolsun saron, insan bi teşekkür eder:)
Saron :
baktım ahlakın tanımı :):):)
bu tanım benim tanımım değil ..
Sen yok yok yok diyerek zıplamaya devam et.
Sevgili maydanoz bence sen kullandığın Türkçe kelimelere ne anlam yüklediğini ayrıca belirten bir sözlük yaz. Seninle ona bakıp iletişim kuralım.
Hani diğer başlıkta içgüdü, güdü, korku vs karışmıştı burada da ahlak, merhamet vs karışmış. Veya şu 1000 kitaba ilave olarak bir adet Türkçe sözlük veya felsefe sözlüğü de mi eklesen?
xenix :
bu konuda çok haklısınız.
sözlük şart.
Eğer ben ,herkesin beni anlamasını istersem – ileride – bunu yapacağım.
Belli başlı kişilerin anlaması yeterli şimdilik:)
Anlaşıldı çorba oldu konu
varmı yokmu?
Yokmu varmı?
hahahahaaaaaaaaaaa zen -zen- zen-zezen:)kafam allak bullak oldu la:D
çorba
kafanın allak bullak olması iyidir:))
kafayla anlayamazsın ki Zen 🙂
aahahahahahhaa
o zaman ben gerçek zen ustasi olmuşum bile 🙂
Meyve veren ağaç yerine karpuz seçen müşteriyim diyorsun yani. :)) (şaka şaka kızma)
Xenix :)))
evet :))
karpuz seçen müşteri olmak daha kolay bir birikimden sonra 🙂
Mor 🙂
sen bu durumda “ağaç ” olmuş oluyorsun .
Sen bir ağaçsın mor :))
Maydanoz ilk önce okumak lazım araştırmak lazım bilgi edinmek lazım bunlar içinde kafa lazım lazım da lazım hahahaaaaaaaaaaa
Oldu oldu sen önene gelene neyi veriyorsun türk lafı nereden alırsan al şimdi bunu don lastiği gibi hahahaaa
YOK ÖYLE BİR DÜNYA MAYDANOZ ZEN -ZEN ZEN heheheheeeeeeee
Bir çok insan için, bilinçlenme yönündeki en büyük engel, onların zaten buna sahip olduklarını düşünmeleridir.
Gurdjieff
Evvet sonsuz teşekkürler..
Zen hakkında sorularıma ilk defa sizin verdiğiniz cevap cuk diye oturdu.
Ben yaradanıma sonsuz güvenirim.
Zen inanışını bir dosttum seçmişti ona saygı duydum hiçde sorgulamadım ama zamanla o zen anlayışına o kadar kapıldıki benim dinim ve konuşmalarım yazılarım seslenmelerim ona batmaya başladı.
Sonrasında ben çırpındıkca dostumu kaybetmemek adına o bana sadece susarak cevap verdi.
Anlam veremiyordum içim acısada ona kızamıyordum ama sorgulamaya başladım.
Zen neydi?neydi bu olayın kökü kulaktan dolma o kadar çok şey vardıki anlamıyorrdum.
Çünkü ne yaparsam yapayım dosttum öyle inanmıştıki zen e benim dediklerim benim din anlayışım yobaz olarak algılıyor ve beni kendinden uzaklaştırmayla çözümünü buldu kendince.
Günler ve seneler böyle geçti.Ha şu varki bir çicegi sularsın sana renk renk çiçekler verir.
ağaçı budarsın yeni filizler verir vs.
Aydınlanmayı o kadar benimsemiştiki benim dediklerimin bir hükmü olmadı ve bileti bana kesti.
O zaman zen ustaları hakkında söylediklerini yanlış mı kabul etmeliyiz maydanoz?
Hani tanımlarından dolayı kafanın karışıklığını anlayabilirim de tutarlılık açıdan da bayağı karışıksın. Zenle ilgilenmek için dingin bir zihin şart. Dingin olmalı ki üstesinden gelesin.
Misafire gelirsek zen’i maydanozun söylediklerinden değil de saronun söylediklerine göre değerlendirmeli. Benim gördüğüm kadarıyla saron bu konuda daha üst düzeyde.
çorba :
arkadaşında bir ışık belirmiş . Sen de o ışığı yangın çıkaracak diye korkarak can havliyle söndürmeye çalışmışsın.
kör karanlığa öyle alışmışız ki…
Arkadaşın uyanmak üzere sanırım. Artık kimse onu kandıramaz ona bir şeyler dikte edemez onu yönlendiremez 🙂
Xenix ;
sen aydınlan ondan sonra değerlendirmelerin dikkate alınacaktır benim tarafımdan… . Söylenen her şeyi kendi birikiminle -bildiklerinle ölçmeye değerlendirmeye çalışıyorsun.
sana uymayan yeni bir şey yeni bir bilgi yeni bir kavram yeni bir anlam ortaya çıktığında
bu GERÇEK de olsa hemen reddediyorsun.
Sağlıklı değilsin Xenix :))
Hatta sen ve Çorbacı aynı katagoride görünüyorsunuz.
Benden söylemesi.
Çorbacı ; inançlarını dikte ettirmek zirveye taşımak için çırpınıyor.Çünkü o inanıyorsa ,başka hiç bir sorguya gerek yoktur ve herkes
inanmalıdır.
çorbacının Zen i de bir din bir inanış olarak tarif edişini hayretler içinde okudum .
Xenix , Sen de inançsızlığını aynı şekilde zirvede tutuyor toz kondurmuyorsun .
teist ya da ateist aynıdır. ikisinin yaklaşımı BİLMEDEN kabul etmek veya BİLMEDEN kabul etmemektir.
İstediğim kadar bilgi yükleneyim , deneyimlemediğim bir bilgi benim bilgim değildir.
Deneyimlemediğim bir bilgi bana sadece kafa karışıklığı zaman kaybı gibi yükler yükler…
O yüzden zihnime karşı çok dikkatli olmaya çalışıyorum.
Tutarlılık zihnin bir oyunudur Xenix.
Tutarlı olmamaya çalışıyorum . Zihnin dışına çıkmaya ona hükmetmeye çalışıyorum.
Saf -duru zihin demişsin.
Duru zihin Yoktur. zihnin doğası “araştır sorgula soru sor, cevap bul ,bulduğun cevaplarla yetinme, başka cevaplar bul ” dur.
Zihin sorular üretir ve bu sorular için cevaplar arar…
Tüm hayat boyunca zihnin yaptığı budur.
Ne var ki zihin herşeyi çözecek bir Efendi değildir.
Zihnin cevap veremediği ,afalladığı takılıp kaldığı bozuk plak gibi tekrar edip kısır bir döngü içinde
taşıyıcısını tımarhaneye kadar götürebilecek ve hiç bir cevabı kabul etmeyen sorularda ZEN ortaya çıkar.
Zen tüm karanlıkları yırtan bir ışık gibi ortaya çıkar.
Hülasa , Zen de tutarlılık bir yana , zihne ait tüm Soruların ve Cevapların olmadığı sessiz bir evren mevcuttur.
SORU YOK
CEVAP YOK
SESSİZCE VE FARKINDALIKLA HAYATI İZLE VE ONA KATIL…
HAYAT SANA VERİLEN BİR ARMAĞANDIR.
ONU KABUL ET -DOYA DOYA YAŞA VE ÜST BOYUTA SIÇRA.
Jediların dinidir tao ve zen.
güçtür temelinde yatan. Ama ying ve yang gibi karanlık ve aydınlık yönü vardır gücün.
maydanoz dediklerine asla katılmıyorum.
Sen kendi düşünceni ve bilgini dile gitirdin ve bizlerde öğrenme aşamasında ne doğru ne yanlış amaçlı sorularımızı yönelttik oldu.
Soru yok cevap yok o zaman ot olarak yaşamakmı senin düşüncen asıl sen bilgilen derim ben sana.
İnsanların yaradılış sebebleri vardır.Bazılarına güzel yetenekler verilmiştir iyide bunları kullanmadıktan sonra zen ne halt oluyor.
Hayvanlara anlaşmak için koklaşma yetisi verilmiş biz insanlar yazarak ve konuşarak bu yetiyi almışız sen daha ne yi irdeliyorsun özünden ve ruhundan gelmediğinde yapılan her ne ise benim için sıfırdır.
Yani kısaca zen inanışını asla hayatımda yeri yoktur.
Maydanoz gördüğün gibi bir şeyi reddetmiyorum. Sadece senin saronun ışığını yangın çıkaracağı için söndürmeye çalıştığını söylüyorum. Zen konusunda o senden daha bilgili ve üstte görünüyor çünkü en azından kendi kendine çelişmiyor.
Ayrıca sen kendin söyledin hiç bir -izm e ait olmadığını ve inançsız olduğunu. Şimdi benim inançsızlığımı eleştiriyorsun. 🙂 (Gerçi o konuda hakkında da pek bir şey bilmiyorsun da, neyse)
Sen sadece ego’nun doyurmak, onay görmek, takdir edilmek isteyen ve bu karşılanmadığında da kızıp öfkelenip suçu başkalarında arayan, başkalarını beğenmeyip egonu kibirle beslemeye çalışıyorsun yazılarında.
Ben özünde bunun olmadığını söylüyorum ama işte ego… Sonsuzun yazdığı gibi, gelişimi durduran şey kendinin biliyor sanma halidir.
keşke bir otun bilgeliğine sahip olabilseydik…
fırtına geldiğinde diklenmeyen ona boyun eğen ,
fırtına sonrasında tozları alınmış ve daha parlaklaşan….
ama herkes devasa Lübnan Sedirleri olma peşinde.
Fırtına geldiğinde köklerine güvenip direnen ve fırtına sonrası
dalları kırılan zarar gören…
işte böyle çorbacı.
soru yok cevap yok derken
kabullen ve Yaşa dedim.
Soru sadece daha çok soru getiriyor. Tümüne cevap üretemeyen
zihin eksik kalıyor.
Acı çekiyor …
Hayatı çözemeyiz. o bir sır.
Neden çözmeye çalışıyorsun ? sen evrende bir zerre değil misin ?
neden bütüne hakim olma Peşindesin ?
çoşkuyla geleni al
şükranla ver…
Ölüm geldiğinde gözün arkada kalmasın …:))
sonsuz var oldukça ZEN güncel kalmalı !………..
İyilik bilmez gökyüzü,
En büyük iyiliği de budur işte.
Fırtına ve yağmur,
Ansızın gelir hedefsizce.
kesinlikle maydanoza katılıyorum, hiçbir şekilde böbürlenmeden ve yorulmadan yanlışlarınızı en önemlisi neden yanlış olduklarını sabırla açıklıyor, çok bilgim olmasa da zen’le ilgili, en azından buna benzer bir şey olduğunu duyumsuyorum. oysa sizler ezbere konuşup kalıplardan, klişelerden, sadece okuduklarınızdan hareketle konuşuyorsunuz, yani bilgiyi (zen’i) içselleştirmeden sadece aşina olduğunuz cümleleri kuruyorsunuz, anlamaya çalışmadan. yorumları, açıklamaları üşenmeden baştan aşağı okudum ve sanırım zen’in kendisi bu ezbere açıklamaları, tasvirleri inkar eder. o bir öğretidir, zamanla öğrenilen ve uygulanan. ve sanırım sonsuz bir sabır ister. ayrıca söylemeden edemeyeceğim saron, kanımca yanlış anlamışsın zen ustasının tavrını, o sadece bebeğin geleceğini belki de kötü yönde etkileyebileceğini düşündüğü için onu orada bırakmıştır(ihtimaller denizi, düşün!). zen’de merhamet ya da sevgi yoktur diyip onu sadece kalıplara sokmuş oluyorsunuz. maydanoz daha birikimli bence. önce kibir ve zaaflardan arınmalı, belki de zen’e böylelikle daha kolay ulaşabilirsiniz.
güncel