19 yorum “Başkaldırı”

  1. Hiç bir canlı isteyerek yok olmaz ancak beyni yıkanırsa ve bir davaya körü körüne inanırsa yok olmayı kabul eder. Dolayısıyla normal şartlarda, başkaldırı varlığını sürdürmek içindir, yok olmak için değil. Ben böyle görüyorum.

  2. Baskıcı bir ortamda kendi istencin kivilcimlasmasi ile o sınırları kaldırma istegidir başkaldırma. Kendi istenci belirmiştir yanlız o bu istencin farkına henüz varamamistir. O sadece kendini sınırlayan engelleri görür ve onları kaldırmaya uğraşır. Bütün dikkatini o sınıra odaklamistir o. O çocukça bir hareketle sınırların hemen kalkmasını ister. Sınırların kalktığı zaman ne yapacağını bilmez, çünkü rahatsızlığının ana nedenini kesfetmemistir o. O artık sadece sınırları görür hale gelmiştir.

    Ona kendini deneme şansı verilmis olsaydi kendi yeteneklerini keşfetme şansı verilecekti ve enerjisini daha yapıcı şekilde degerlendirebilecekti.

  3. aslında 2.şıktaki düşüncem her ne pahasına olursa olsun etik bulmadığı için karşı saldırıya geçmeyişten bahsediyor.yapılacak şey en fazla olası zarar verecek bir durum için korunma tedbirleri olabilir.ama bunlar yeterli görülmese dahi silahlanılmıyor.

    yani yok olmamak pahasına yok etmek mübah mıdır sizce? yoksa olması gereken yok olmak pahasına da olsa yok etmemek midir?

    sosyal ilişkiler için de soru cevaplanabilir.bu şekilde aktarabildim ama siyasi düzlemde düşünüp cevaplamak şart değil.

  4. “yani yok olmamak pahasına yok etmek mübah mıdır sizce? yoksa olması gereken yok olmak pahasına da olsa yok etmemek midir?”

    Hiç bir şekilde şiddet meşrulaştırılamaz.

  5. o zaman bunca geniş kitleler neden orduları meşru görürler? mesela askerlik yapmayı reddetme hakkına sahip değil tc erkek vatandaşları

  6. Ordu ile başkaldırının arasındaki bağlantıyı göremedim.

    Genel anlamda demokrasinin korunur olmasi gereklidir. Korunmasız demokrasi düşünülemez. Koruma altında da istenilen yapılamaz. Geçerli kanunlar içerisinde belli bir güç demokrasiyi savunması gerekir, aksi halde zorba bir sistem başa gelebilir.

  7. Turan şahane özetlemiş
    “Geçerli kanunlar içerisinde belli bir güç demokrasiyi savunması gerekir, aksi halde zorba bir sistem başa gelebilir.”

    Şu an rap rap seslerini, S.A.V’nin aldığı gibi.
    Ancak, Sistem zorba mı? torba mı? olacak belli değil.

    Haklarımın gasp edilmesi karşısında başkaldırırım,

    bu, yok olmama veya yok olma demek değildir.

  8. Konu ile şıklar arasında ilişki kuramadım.

    Mesela adamlar geliyor tüm yaşamınızı, özgürlüğünüzü, her şeyinizi tehdit ediyor ve siz de yok olmak pahasına öylece duruyor musunuz?

    Bir zapataya yakışmaz…

  9. Sayın marcos, sizin argumaninizi kullanarak asker topluyorlar.

  10. ordular dış güç tehditlerine karşı durmuyorlar mı? bu noktada elbetteki bir başkaldırı var.olmasaydı neden bütün ülkeler ordu kurup silahlanıyor ki? hem de büyük bir yarış içinde..güç kullanmak ya da güç kullanma tehtidinde bulunmak her ne kadar bu duruma set çekse de ortada bir meydan okumayla karışık başkaldırı var.tabiki çatışmanın ve çatışmayı çözümlemenin de dereceleri var.hatta güç kullanmakta bir nevi çatışma çözümleme yöntemi günümüzde.

    sayın cenk,demişsinizki, “Haklarımın gasp edilmesi karşısında başkaldırırım,
    bu, yok olmama veya yok olma demek değildir.” başkaldırın sana son tahlilde her zaman iki seçenek sunar.çünkü direnişin sonunu her zaman güçsüz taraf kaybedecektir.her direnişin bir kırılma noktası vardır.isyanlar da böyle oluşur.başkaldırın o son noktaya geldiğinde sana göre yok etmek mi yeğdir yok olmak mı? yani yok olmamak pahasına yok eder misin? ki bütün bunlarda başkaldırmanın ta kendisidir.

    denilmişki,”Geçerli kanunlar içerisinde belli bir güç demokrasiyi savunması gerekir, aksi halde zorba bir sistem başa gelebilir.” işte devletin güç kullanma meşruiyeti,ordu ile şiddet kullanmasındaki meşruluk,buna hakkının oluşu bu düşünceden yola çıkıyor.ordu demokrasiyi mi korur peki? bu öğretilir mi orduya? peki kanunlar da hiç mi boşluk yoktur? yeteri miktarda general değişirse bir bakmışsın padişahı korumaya başlamışlar.üstelik her şey yasaldır.geçerli kanunlar kullanılmıştır(!) mesela değiştirilerek yenileri geçerli hale getirilmiştir yasaların.ya da atama yapılır mesela! zaten nasıl olsa kamuoyu bilmez olayların arka planlarını.perde açılır bir oyun izlersin ama kulisi asla göremezsin.

  11. Başkaldırının ana sebebini bilmedikce sonu çatışmaya gidecektir. Eğer gerçekten çözüm arıyorsanız kaynağa inip sıkışmalari önlemek gerekir. Konu ordu değildir, baskaldirmaktir. Ordunun gerekliliği başka yerde tartışılabilir.

  12. Sayın Turan sizin argumanınızı kullanarak da sömürmeye yüz buluyorlar.

  13. Sömürünün ne olduğuna verdiğiniz anlama bağlı. Eğer hayatı efendi köle ikilemi olarak görüyorsanız, haklısınız.

  14. habil ve kabil kardeşlerin hikayesini yeniden okuyayım dedimde vikipedide habil için pasifizmin,şiddet karşıtlığının ilk savunucusu olduğu yazıyordu.kabil de habil de allaha adak sunarlar ve habilinki kabul edilip kabilinki geri çevrilince kıskançlık duyan kabil kardeşini öldürmeye karar verir.

    bunun üzerinde habil,kardeşi kabile şöyle der: “Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” (Maide: 28)

    şıklardan 2.sinde kasdettiğim şeyi (yok olmak pahasına da olsa yok etmemek) böyle bir tavra çok benzettim.

  15. Aslına bakarsan tanrının kurban olarak kan akmasını kabul ederken bitkiyi kabul etmemesinin sembolik anlamı avcı-toplayıcı toplum geleneklerinin tarım toplumuna verdiği tepkiyi yansıtır.

  16. değişik bir bakış açısıymış bilmiyordum.ordan burdan gördüğüm sitelerde habilin adağına pek özenip kabilin pekte özenmeden art niyetli düşünerek adağı sunması nedeniyle bu olayın gerçekleştiği yazıyordu.

  17. Tanrının kurban istemesi zaten saçmalık değil mi :))

    Yani hikaye özünden elbette uzaklaşacak çünkü zaten tutar yanı yok.

  18. mantığımız bazı şeyleri anlamakta yetersiz.kelime oyunlarını bile algılarken zorluk yaşayabiliyoruz çoğu zaman.bizim algımızdan uzak durumların var olabilme ihtimalleri geçersiz kılar mı bu gibi tüm durumları? basit ya da saçma gördüğümüz şeylerin asıllarının akılla kavranıp kavranamayacağı hususunda bu kadar net yargılara varamıyorum.hikmetini anlayamamak değil kastım.zekamızın seviyesi ya da varoluşsal formumuz engel belki.nereden bilebiliriz?

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.