- Yok olmamak pahasınadır.
- Yok olmak pahasınadır.
Etiket: rumana
Demokrasi = Oligarşi midir?
Ostrogorsky: Partilerin örgüt yapılarını araştıran ilk yazar olması bakımından önem taşımaktadır. Öne sürdüğü temel tez: Genel oy hakkının genişlemesi, profesyonel siyasetçilerin egemenliğinde sürekliliğe sahip parti örgütlerinin oluşumuna yol açmıştır. Parti örgütleri ise bürokratik bir yapıya dönüşmekte ve örgütsel öncelikler böylece siyasi önceliklerin önüne geçmektedir. Bu durumda sonuç olarak parti örgütü üyelerinden tartışmasız bir sadakat beklemektedir.
Robert Michels: “Siyasi Partiler, Modern Demokrasi, Oligarşik Eğilimler Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma” adlı eserinde “Oligarşinin Tunç Kanunu” teorisinin özünü, “demokratik örgütlerden söz etmek demek, oligarşiden söz etmek demektir.” şeklinde ortaya koyar. Bu görüşe göre, demokratik bir örgüt ne kadar büyükse oligarşi o kadar güçlenmektedir. Michels eserinde, demokratik örgütlerde -özellikle siyasi partilerin içinde- demokrasinin ne durumda olduğunu ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Michels’in incelediği partiler demokratik olduklarını iddia etmekteydiler. Önderlik etme gücü partinin elindeydi ve liderler ancak bunu izleyebilirdi. Buna göre kabul edilebilecek durum, partilerde azınlığın yönetimine yönelik hiçbir eğilimin kabul görmeyeceğiydi.
20.yy.’ın başlarında Michels’in Avrupa Sosyal Demokrat Partileri ve Sendikalarından elde ettiği bulgular, demokratik ilkeleri benimsediğini ileri süren bu örgütlerin çok açık bir biçimde oligarşik bir yönetim yapısına sahip olduklarını ortaya çıkartmıştır. Örgütsel yapılar yöneten bir azınlık ile yönetilen bir çoğunluktan oluşmaktadır. Liderler başlangıçta sadece yönetim makamını teşkil ederken zamanla örgütün tamamı üzerinde neredeyse sınırsız güç kullanan ve uygulayan kişiler haline gelmişlerdir.
Bu oligarşik eğilimin nedenlerini Michels birbiriyle bağlantılı olarak dile getirmiştir:
*Örgütün büyüklüğü ortak kararların demokratik usullerle alınmasını imkansız hale getirir.
*Örgütün büyüklüğünden doğan karmaşıklık sonucunda hedefleri anlamada zorluk çekilir ve etkin yönetim gereği kararlar hızlı ve doğru alınmalıdır.
*Karmaşıklık uzmanlık bilgisi gerektirmektedir.
*Bir süre sonra parti yönetimi alışkanlığa dayalı hak haline gelmektedir.
Bütün bunlar parti ve örgütsel arka planda gerçekleşirken kitleler kendileri için çalıştıklarını düşündükleri bu azınlığa güvenir ve bunun yanı sıra liderliğe olağanüstü nitelik atfederler. Liderlik kolaylıkla feda edilebilecek ve vazgeçilecek konumda bulunan bir kurum değildir. Örgüt içerisindeki kitle de bütün bu sorunların ve zorlukların üstesinden gelemeyeceği aynı zamanda liderliği kutsadığı için yönetim denetimsiz bir şekilde azınlığın yani oligarşinin elindedir.
Sonuç olarak, demokratik kitle örgütlerinin tamamı kural olarak bir oligarşi tarafından yönetilir. Michels bu kuralı “Oligarşinin Tunç Kanunu” olarak nitelendirmiştir.
Ashtar Sheran
Kısa bir süre sonra gelip insanlığın büyük dönüşümüne yardım edeceği düşünülen uzaylıdır.
1977 yılında İngiltere’de bir televizyon kanalında spiker haberleri sunarken Vrillon ismiyle araya girerek bir konuşma yapmıştır. Şu videodan o yayını dinleyebilirsiniz:
Dünya dışı varlıkların başkanı olarak nitelendirilmektedir. İnternette biraz dolaşılınca hakkında az çok bilgi sahibi olabiliyoruz. Melek olduğunu iddia edenler var. Verdiği birçok mesaj var. Röportajı dahi mevcut. Bu röportajın nasıl yapıldığı, bu bilgilerin kimler aracılığıyla nasıl ulaştırılmış olduğunu öğrenemedim şimdilik. Olayın arka yüzüne dair birçok komplo teorisi oluşturulabilir. Daha fazla şey öğrendikçe bu başlıkta paylaşacağım. İlk olarak merak ettiğim şey bu yayının neden, nasıl ve kim tarafından yapılmış olduğu ve bu yayının bilimsel olarak yanlışlığının/doğruluğunun değerlendirmesini nasıl yapabileceğimiz.
Önyargı
Bu başlık altında keşfettiğimiz ya da düşündüğümüz önyargı yıkma yöntemlerinden bahsedebileceğimizi düşündüm. İletişimle ilgili başlıklara da destekleyici nitelikte olurdu.
Benim düşünceme göre iki insanın tartışmaya başlamasındaki esas nedenlerden biri bu.ve çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sadece bu yüzden de değil, bazen önyargılarımıza öyle sarılıyoruz ki diğer ihtimallerin hepsinden uzak düşünmeye başlıyoruz. Böylece bir şekilde gelip aklımızın baş köşesine oturan o fikir aklımıza bir sis yaymaya başlıyor konuyla ilgili. Devamında gerçekleşen durumları bile görmekten uzaklaşabiliyoruz. İkna etme yollarından biri olarak bile kullanılabilir önyargı yıkma kuralları.
Bu konuda ilk aklıma gelen şu:
*Bir konuyla ilgili konuşurken karşımızdakinin kafasında bir yargı oluşturur genelde söylediklerimiz. Ama bazı konular öyle hassastır ve karşılığında öyle kült düşüncelere ve sanrılara konuştuğumuz insanı hapsederiz ki sonra iş içinden çıkılamaz bir hal alabilir. Bu nedenle konuşmamıza karşımızdaki insanın bu düşüncelerden uzaklaşmasını sağlamak ve böylece daha kaliteli bir paylaşım elde etmek için eklememiz gereken tahminsel betimlemeler olmalıdır. Bunu da “Bunları söyledim ve karşılığında sen …….. şekilde de düşünebilirsin ama ……..” gibi bir cümleyle sağlayabiliriz.
Ancak bu gibi söylemler bazen de tehlikeli olabilir. Çünkü karşımızdaki insan bizi kandırmaya çalışıyorsa bunu önyargı yıkma metoduyla yapmaya başlamış demektir. Düşünce şeklimize müdahale söz konusudur bir nevi.
Farkına varılacağı gibi yazıda karşıdaki insanın önyargılarını yıkmak adına bir durum geçerli. Peki kendi önyargılarımızdan nasıl kurtulacağız? Siz de aklınıza gelen, bildiğiniz, keşfettiğiniz metodları daha sağlıklı iletişim ve düşünüş adına paylaşırsanız sevinirim. Ayrıca önyargılarımızın nedenlerinden de bahsedebiliriz. Düşüncenin sağlam kuruluşunun birçok şeyden çok daha önemli olduğunu da düşünüyorum. Düşünce sistematiğinden de bahsedilirse memnun olur, zevkle okurum
Sosyal Hayatta Psikolojik Baskı Stratejisi
Bu aralar insanlar üzerinde denediğim ve o sırada eğlensem de sonrasında derin bir vicdan azabı çektiğim bir konu bu. İlgimi çekmesinin nedeni bazı insanların bunu yapmaktan özellikle zevk alması.
Belki farketmişsinizdir çevrede bazı insanlar durmadan psikolojik baskıda bulunan davranışlarda bulunurlar. Adeta kişilik özellikleri haline gelmiştir. Bu insanlar genelde içsel açıdan katı ve duygusuz ama dalgacı özellikte görünürler. Genelde çok sevilen insanlardır. Çünkü en değersiz şeyi bile söylese kendilerini dinletmeyi ve çok önemli göstermeyi bu silahlarıyla başarırlar. Tepki çekiyorlardır bu sayede. Sanki ömürleri boyunca kimse dinlememiştir de artık tavırlarıyla ve konuşmalarıyla bu şekilde bağırarak anlatma yolunu seçmişlerdir.
Önemli olan bu insanlara karşı nasıl bir davranış sergilememiz gerektiği. Bunları söyleyecek olsanız birçok kişi gibi kabullenmeyeceklerdir. Yapmanız gereken kendinizi kurtarmak olmalı. Asla hor görmemelisiniz bu davranış kalıbını kişilik olarak benimsemiş insanları. Yoksa yine başlarlar baskıcı alaycılıklarına. Çünkü zaten bekledikleri şey tepki vermenizdir! Tepki verdiğiniz an işler yolundadır. Biraz da egolarını pohpohlar fikirlerine katılırsanız sorun yoktur. Zaten diğer tüm insanlar bu duruma uyum sağlarlar zaman içinde. Güçlüyseler farkeder ve savaşırlar, ama değillerse kendilerini sevdirmek için uğraşıp dururlar.
Bunları bir derste belki de olabilecek en acımasız şekilde deneyimledim. Hoca derse hiç hakim değildi. Biraz da kendine güvensiz ve egosu tatmin olmamış biriydi gözlemlediğim kadarıyla. Saçmalamaya başladı. En olmadık şeylerden bahsetti ve ister istemez bakış şeklim mimiklerim anlattıklarıyla doğru orantılı olarak değişmeye başlamıştı. Kendimi unutmuştum. Dalmıştım çünkü anlattıklarına şok olmakla meşguldüm. Bu sırada hocanın ders konularını sınıfa bölüştürerek hakimsizliğini ispatlayışı ve bunu “daha iyi öğrenin istiyorum” ile süsleyişi egosundaki anormalliği ve durumuna bizi bahane ederek kılıf uyduruşu samimiyetsiz görüntüsünü tamamen gözler önüne seriyordu. Sonra bir anda yüz şeklimin farkına vardım. Hiç sevmezdim insanlara bu gibi şeyler yapmayı. Önce düzeltmek ve masum masum bakmaya, dinliyormuş gibi yapmaya çalışmak istedim. Ama ders çok iyi işlenebilecek bir dersti ve alakasız, boş bir kitaptan konuyu işlemek istemesi çok canımı sıkmıştı! Tek felsefi dersim resmen elimden alınmış gibiydi! Üzgündüm çünkü başka düşünce dersim yoktu! Düşünürleri ve filozofların düşünüşlerini incelemeyecekti. Üstelik zekamıza küfrederek tuhaf benzeşimlerle anlatıyordu sürekli. Ders tamamen başka bir şeyken adının içinde geçen bir kelimeden yola çıkarak dersi kotarmaya çalışıyordu bir de! Bilmediği için yapıyordu bunu ama söyledikleri ve tavrı seviyemize iniyormuş izlenimiydi. Bu kadarı da fazlaydı. Bu kadar salak yerine konulmayı hak etmiyordu buradaki kimse. Başladım dik dik bakmaya. Amacım adama salak olduğunu düşündüğümü bakışlarım ve mimiklerimle hissettirmekti. Resmen bilinçli olarak psikolojik baskı yapıyordum. Birkaç dakika geçtikten sonra onca yüze rağmen çok sık aralıklarla ama kısacık bir süre bana bakmaya başladı. Oysaki uzun süre baktığı öğrenciler kafa sallayarak ya da abuk subuk şeyleri yazarak sallabaş modda dersi dinliyordu. Terlemeye başlamıştı bir de resmen. İşe yaramıştı bakışlarım. Tenefüste benimle muhattap olmayı da ihmal etmemişti şirin bir şeyler söyleyerek. Oysa ki çantamı alıp gidiyordum, diğer dersini dinlemeyeceğim çok barizdi. Ama buna rağmen şirinlik yaparak sempatimi kazanmaya çalışmıştı. Psikolojik baskı gerçekten çok etkili bir şey olmalıydı.
Bir şekilde bunu huy edinmiş insanların aslında olayı çözmüş oldukları çok bariz. Ama yanlış bir yol sanırım bu. Çünkü kişileri baskılayıp itaat altına almanın aslında değersiz bir şey olduğunu farketmeliler. Belki bunun da farkındalar bilemiyorum. Resmen kedinin fareyle oynadığı gibi oyun oynuyorlar insanlarla ve çok eğleniyorlar bunu yaparken. Çünkü herkes bir şekilde kendini sevdirmek istiyor. Bunun için yollar deniyor. Özellikle de bu tip şeylerin hiç farkında olmayan insanları uğraştırıp duruyorlar. Bir türlü beğendiremezsiniz hiçbir şeyi. Bu işin hikmeti bu olmalı. Çünkü birine “oraya gitmeni istemiyorum” derseniz kimse sizi dinlemez. Oraya gitmesini gerçekten istemiyorsanız ve karşınızdaki insanın sizin tavrınıza göre fikir değiştirip davranabilecek biri olduğunu bir an bile olsa farkettiyseniz “o leş gibi yere gittiğine inanamıyorum yaa;)” demelisiniz. Ama unutulmaması gereken şey oraya siz istemiyorsunuz diye gitmiyor değildir. Sadece strateji uygulamışsınızdır ve işe yaramıştır. Bunun etkili olması bir yana benim düşünce şeklime göre fazlaca değersiz bir şeydir. Savaşmış ve kazanmışsınızdır, baskılamışsınızdır karşınızdakini; ama hepsi bu kadarla kalmıştır. Ve 2.hatırlanması gereken şey bir süre sonra bu olumsuz tavırlarınızdan dolayı kimse sizi yanında istemeyecektir. İlişkileriniz her zaman sallantıda olmakla birlikte samimiyetten yoksundur. Ve salt gövde gösterisi bunların hiçbirine değmez.