burjuvazi tarihsel süreç içinde ne ifade eder?

  • hıristiyan skolastizmine bir tepkidir,
  • dinler öncesi ilkel kapitalist yaşama dönüştür.
  • marksın ifade ettigi uygarlık şemasında bir ara gelişim evresidir..
  • tamamiyle şeytani bir yapılanmadır.
  • kapitalizmin alt yapısını teşkil ettiğinden,kaçınılmaz ileri bir yapılanmadır.
  • hiçbirisi
  • hepsi
  • başka bir şey ifade eder.

18 yorum “burjuvazi tarihsel süreç içinde ne ifade eder?”

  1. burjuvazi tanınmadan ne din ne iman,ne sosyal adalet,ne demokrasi,ne liberalizm ne ilerleme-gelişme anlaşılabilir..
    arkadaşların bu konuda görüşlerini merak ediyorum..
    saygılar..

  2. Feodal toplumda devrimci
    kapitalist toplumun serbest rekabetçi döneminde girişimci; gelişimci; özgürlükçü
    tekelci ve emperyalist aşamada ise her türlü bilimsel gelişmenin önüne engel olan ve yalnızca kendi çıkarlarını korumak için insanlığa yapmadığı zulmü bırakmayan sınıfsal bir güçtür!

    Not: Seçenekler bana göre yetersizdi… Oy vermedim…

  3. marksın şematiği uygun değilmi?

  4. Şıklarının hepsi komik…

    Burjuvaziyi din temelli açıklaman ayrıca saçma olmuş. Üzerinde konuşmaya değmez.

  5. bak ne ifade ediyor diye soruyorum..
    burjuvazi;ilkel ve modern kapitalizm diye 2 ye ayırmışım,bu çok şey ifade eder.
    ilkel kapitalizm;yani yunanda-mısırda ,araplarda ,iranda,sınıflı hiyerarşik,ticari ilişkiler;acaba,burjuvazi onun modern bir görünümümüdür.
    yoksa,marksın tanımladıgı bir ara gelişimmidir..
    konuya geniş bakarsan hepsi var içinde..
    oylamada fayda var..
    burjuvazi her çeşit üretimde sınır tanımadıgı için dinlerle kıyasladım..
    tabi dini burjuvazide var..
    konumu farklı..
    konu temel bir konu…

  6. Şıklardan “hepsi” burjuvazinin tarih içinde rol oynaması aşısından en doğru şık. Komün yaşam…sonrasında da şehir yaşamında kendiliğinden oluşan bir sınıftır. Sınıfın serüveni şıkların tümünü kapsayacak yaşanmışlıkları barındırdığından bendeniz hepsi dedim.

    Toplulukların ihtiyaçlarına binaen kişisel beceri, sanatkarlar, sanatçılar ile oluşan bir sınıf olup sonraları ekonomide etken rol oynayan bir sınıf olan bujuva, aristokratlar ile aşık atmaya başlamıştır.

  7. tamamen şeytani bir yapılanma sizinle ters düşmezmi…
    yoksa şeytanlıgı dinide kullanan ustaca pragmatizm becerisi olarak ele aldıysanız doğrudur..

  8. …sonradan dikkat ettim de…bazı şıklar gerçekten saçma…”hepsi” seçimimi geri alıyorum.

  9. Kur’an’ın deyimiyle, tıpkı Âdem’in ilk cennet bahçesinde “isyan etmesi” gibi. Her şeye sahipti, gön­lü neyi isterse onu yiyordu, buna rağmen isyan etti. O, yasak ağacın meyvesinden yedi. Tüketim hayatı­na bağlı olan bugünkü batı insanı ve ilerlemiş bur­juvazi hayatı dünya emperyalizmi aşamasındadır. Dünyaya, uzaya, göklere egemendir; dünyanın beşerî bütün sofralarına ve nimetlerine el uzatmış, yiyor. Ama isyan etmiştir. Müreffeh hayatta, yararlanmada ve refahta isyan etmiştir. Bugünkü insanı isyana teş­vik eden yasak meyve nedir? İnsanî şuurdur, uyanış­tır. Ansızın ilmin de var olduğunu hissetti. İlim ise üç asırdır ona yalan söylüyor. Kapitalizmin uşağıdır, in­sanın zabitliğini hidayete yönelten kılavuz değil. Ona “sen insansın” demiyorlar, bu ne demektir?

    Bugünkü insanın bu kudret ve tüketim slogana artık yeterli değildir. Zira her ikisine de ulaşmıştır, başka bir şey istemiyor.

    Bu slogan ve isyan, özellikle dünyadaki bütün ge­çici maddi eziyetlerin ve açlıkların giderildiği bir za­manı başlatmıştır. O zaman, üç asırdır ilmin gizledi­ği, halkı vazgeçirdiği, burjuvazinin ticari görüş ve kültürünün yaydığının dışında, dünyayı anlayacağı bir dünya görüşüne ihtiyaç duyuyor. Hayatın anlamı nedir? Ne için olması gerekir? Bu kadar kudretle ve bu kadar refahla geçirdiği şimdiki hayatın yönü ne­dir? Bu hayatta, ne tarafa gidiyoruz? Bu burjuvalaş­mış ve para düşüncesinde olan ilmin reddettiği, fa­kat daha iyi ihtiyaçlar olan iman, ideal, değer, ahlâk, ruh, aşk, tapma, akide ve faziletin yerine hangi şeyi koymak gerekir? Tekrar tüketimi mi? İnsan, isyan ediyor!

    Ne ilim cevap veriyor, ne teknik, hatta ne de be­şeri ilimler. Bütün bunlar el ele vermiş sadece bir sı­nıf için, yani burjuvazi sınıfı için yeni tüketimler ya­ratıyorlar. Bunlar, on altıncı ve on yedinci asırlardaki bütün o iddia, heyecan, dinamiklik, ümit ve geleceğe güçlü bir iman taşımanın aksine, tüketim hayatıyla ilgili fonksiyonlarının sonuna ulaşmışlardır. Bugün yaşlılığın ve yenilginin sonunda, yok olmayla yüz yüzedir. Hile ve büyük cinayetlere giriştiklerini gö­rüyoruz.

    Dün irtica, diktatörlük ve çürümüş aristokrasiler­le mücadele eden, büyük Fransız devrimini yapan bur­juvazinin, şimdi cellat ve katil olduğunu görüyoruz. Şimdi o, faşizmi doğuruyor, milletleri yiyor, savaş, sö­mürü ve katliam yaparak ancak ayakta kalabiliyor.

  10. burjuvazinin sınıfsal olarak ortaya çıkışı,feodal dönem sonrasıdır ama yukarıda yazıdada ifade edildiği gibi;ilk insan toplumlarının yönelişiylede içerik olarak baglantısı vardır..
    yukarıdaki şıklar ,tarihselliğe riayet edilerek verilmek istenirken,burjuvazi karşısında tarafsız kalınmaya riayet edilmiştir..

  11. Burjuvazinin ne olduğunu çarşı hamamının tellağından sırtımı keseletirken, kulaktan kulağa usulü, can sıkıntısından fışkırtma şeklinde öğrenmiş olsaydım ben de bunları yazardım.

    Tüketim toplumu kime denir yahu?

    Üretemeyene denir.

    Üretemeyenin üretenlere bakıp içine düştüğü ezikliğinin nameleri bunlar…

    Geçiniz.

  12. Dün irtica, diktatörlük ve çürümüş aristokrasiler­le mücadele eden, büyük Fransız devrimini yapan bur­juvazinin, şimdi cellat ve katil olduğunu görüyoruz. Şimdi o, faşizmi doğuruyor, milletleri yiyor, savaş, sö­mürü ve katliam yaparak ancak ayakta kalabiliyor.
    bu ifadeyede dikkat ediniz..

  13. Bunun burjuvazi ile ne alakası var?

    Oldukça insani bulduğum (burada insani derken olumlu bir anlam yüklemiyorum) rezillikler bunlar. Burjuvazi bilinçli, organize edilmiş bir sınıf mıdır ki bu nameleri yazıyorsunuz.

    Ne diyorsunuz siz yahu?

  14. İhtilali Hazırlayan Sebepler;Fransız halkı önceki döneme göre büyük bir evrim geçirmektedir. Halk bilinçlenmekte sarayın, kralın, seçkinlerin denetiminden çıkmaya başlamıştır. Şehirlerde yaşayan pek çok burjuva büyük bir atılım içinde bulunmaktadır. Kitaplar yaygınlaşmakta aileler çocuklarını üniversitelere göndererek sağlam bir gelecek kurma yolunu tutarak kültürel seviyeyi yükseltmekteydi. Bağımsız yayıncıların çıkarttıkları gazete, bildiri ve broşürler, kitlesel bilinçlenmeye yol açmaktadır. Bu koşullar da toplumsal değişim taleplerinin olgunlaşmasına yol açmış.

    Toprak sahipleri ve soylular, ayrıcalıklarını korumaya çalışmakta; bu sebepte burjuvaların soylu tabakasına geçmesini engelleyecek barikatları yükselmekteydi. Soylular statülerini koruma hevesindeyken, burjuvada ekonomik olarak güçlenmelerine rağmen toplumsal halklarda söz sahibi olamamaktan şikâyetçiydi. Kırsal nüfus ise üzerindeki vergi yükünün hafiflemesini istemektedir.

    Devrimci düşünce, ülkede köklü yapısal değişikliklere gitmek gerektiğine inanan katmanlar arasında yayılmaya başlamıştır. Merkezi otorite ülkenin içinde bulunduğu evrimsel süreci kavrayamamış ve eski yöntemlerle sorunları halletme yoluna yönelmek istemiştir. Oysa özellikle burjuva İngiliz devrimini etkisiyle geçici çözümle yetinmek değil kitlesel olarak İngiliz modelindeki gibi ‘parlamenter monarşi rejimi’ altında yönetime katılmayı arzulamaktaydı.

    Devrimin düşünsel nedenleri :Toplum büyük bir hızda değişiyor bunun altında da ‘aydınlanma filozoflarının’ büyük etkisi bulunmaktaydı.[1]Aydınlanma felsefesi, mantığın, köklü gelenekleri ve siyasal rejimin mutlakıyetçi eğilimlerini ortadan kaldırmayı emrettiğine kanaat getirmiştir. Aydınlanmacılar özgürlüğün tüm alanda olması gerektiği fikrini savunmakta. [2]Descartes, daha XVII yy, aklın ve eleştirel zihniyetin üstünlüğüne baskı yapmış, Montesquieu ise, yasama erkinin halkı temsil eden vekiller aracılığı ile kullanılmasını ve güçler ayrılığı ilkesinin hayata geçirilmesini önermiştir. Voltaire 2 e göre kral, flozofardan kurul danışmanların örgütüne uyarak topumu aydınlatmayı hedeflemeli, İngiliz modelini benimseyerek, parlamenter bir sistemin kapılarını açmalıydı. Rousseau, insanların doğuştan eşit olduğuna inanmakta, çoğunluğun iradesinin (halk egemenliği) siyasal rejim hâkim olması gerektiğini vurgulamaktaydı. Diderot ile d’Alambert ise yasa önünde eşitlik, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi talepleri dilendirmekteydi.

    Aydınlanma filozoflarını etkilerini yanında İngiliz Halklar bildirgesi gibi metinler ve bunların temelini oluşturan John Locke’nin fikirleri ve Amerikan Bağımsızlık Bildirgesindeki dile getirilen demokratik ilkeler ve liberal ekonomi fikirleri burjuvaları hareketlendirmiştir. Fansızlar dışarıdan gelen fikir ve hareketleri içselleştirerek ihtilale zemin hazırlamışlardır:
    1.olumlu burjuvazi
    2.menfi burjuvazi

    A; işbirlikçi burjuvazi.günün ekonomik ve siyasi dengelerini kolaylıkla kabullenen ve bundan çıkar saglamaya yönelik tavırlarda bulunan yeri geldiginde milli olmayan unsurlarla bile işbirligi yapmaya hazır durumda bulunan burjuvazi.

    B. eyyamcı,liboş,her devrin adamı,omurgasız türleri olan halk dilinde yavşak olarak tabir ve tasnif edilen insan topluluğu.

  15. Nereden okuyup yazdın bunları ? Muhtemel Ali Şeriatidir.

    Burjuvazi nedir:

    Fransızca Bourgeois (burjuva) Kentli demektir. Aristokrat’ın (soylu) hem karşıtı hem halefidir. Buradan hareketle bahsedilenin aslında sıradan insanlar olduğunu anlamak zor değil. Bu sıradan insanlar nasıl zenginleşti asıl sorulması gereken sorudur; zira toprağın ve mülkün hakimi olan soyluların arasından sıyrılıp onlardan da zengin olabilmek bir zamanlar mümkün görülmeyen bir olaydı.

    Neydi itici güç ?

    SANAYİ…

    Nasıl oluştuğu ise başka bahara…

    Ali Kaya’ya not : Tanımların bir gerçeklik arzetmiyor.

  16. Bir varmış bir yokmuş…Kaz dağlarının eteklerinde…yoksa Kaf mıydı…her ne haltsa, Derebino diye bir köyde Fefino diye biri varmış. Fefino nun babası ava gider gelir annesi de babasının getirdiği av etinden yemek yaparmış.

    Şimdi bu hikayenin nasıl gelişebileceğini kendiniz tahayyül ediniz. Köy halkının nasıl yaşadığını, çevrelerinde ne olduğunu hayal filan edin…uydurun birşeyler.

    Yani hikayenin nasıl geliştiğinin bir önemi yok…

    …önemli olan kısmı, Fefino nun büyüyünce ava gitmek yerine av aletleri yapması…

    …ya da atlara nal yapması yani nalbant olması…

    …veya arabalara tekerlek yapmanın merakına daha çok karşılık bulması.

    Kısaca, Fefino ya, köy ahalisinin gelip; bana da şu senin ok-yay yapsana demesi…

    …ne bileyim civar köylerden gelip;

    -Baba senin şu tekerlekler baya sağlammış

    …demesi gibi.

    Ne yaptı Fefino?

    İhtiyaca yani talebe arz oluşturan kişi oldu.

    Her talepte bulunandan iki çeki odun, beş kap bulgur ya da bir but et alsa…

    …Fefino avlanmadan ihtiyacından fazla mal sahibi oldu.

    Fefino burjuvazinin oluşumudur işte.

    “Öyle çıkıp ben burjuvayım ulan yatın aşağı” falan da dememiştir haa…

    Bunun ekonomi içinde organize olması, organize olunca da sahip oldukları çerçevesinde topluluklar içinde varlık göstermesi ile sınıfın toplum içindeki yerinin oluşmasıdır.

    Sonra gökten üç elma düşmüş üçü de Fefino nun başına.

    Üç elmaya bakıp “yürü ya kulum” diyenler olmuştur ama bu hikaye ile alakası yoktur…

    Ha alaka kurarsın o ayrı…

    …zırvadan ileriye de gidemezsin.

  17. Ali K. çok eksik düşünüyor.

    Garip bir tecellidir ve fakat bilimin sahibi ve odak noktası BURJUVAZİdir. Bilim, sanayi için gelişir, bulunan ilaç, tedavi teknikleri, kimya vs… hepsi para kazandıran olgulardır. Öyle din ile alakası falan da yoktur. Geçmişte de yoktu. Socrates düşünürken, “yahu dur! ben bunu zeus’un götü hürmetine düşüneyim” dememiştir. Düşündüklerinin getirisinin; askerlikte, gemi yapımında, mekan ve el aletleri yapımında kullanılacağının bilicindeydi… O tarihte aristokrasinin bekaası için (kölecilik vardı unutmayalım) şimdilerde burjuva bekaası için çalışır bilim…

    Sovyetlerin yapısı hernekadar sosyalist de olsa burjuvazinin emrinde üretilen emtealar ile halkını doyurabiliyordu. Yapıp sattığı silah, uçak, enerji yöntemleri. kimyasal ürünler batı tarafından çoktan hayata geçirilmiş bilimsel buluşların emtea uygulamalarıydı. Halkı sosyalistti belki ama sovyet devletinin kendi en büyük burjuvaydı…

    Burjuvanın olmaması veya yokolması için yapılması gereken, sanayiyi toptan terketmektir. Mum ışığında romantik av yemekleri, bahçe tarımı vs yapalım deseniz bile, tarım aletleri yapanı, mum üreticisini zengin ederseniz…

    Bu işleri devlete bırakalım deseniz, “Faşist” (devletçi) olursunuz. Din desen üretim yapmayan papazı zengin edecen. Zor senin işin:)

  18. Agnostik zurnanın zırt dediği yere gelmiş.
    Halka bıraksan biri diğerini sollayacak.
    Devlet eliyle yapalım desen takan olmayacak.
    Takmayanları taktıralım derken diktatörce yöntemler doğacak.
    Yok bu işin bir püf noktası olmalı…
    “Of ulan ne olacak bu memleketin hali?”
    Hey garson!
    Hesabı getir…:)

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.