Bu hikayenin nurcular tarafından uydurulmuş kısmına hepiniz rastlamışsınızdır. Bilirsiniz ateisti alırlar hayallerinde kafasına göre konuştururlar ve sonra çantacı necmi abi bir bakmışsınız ikna etmiş ateisti. Birde benim versiyonumu okuyun.
Beyaz eşya pazarlamacısı kamyondan iner. Beyaz eşya satan dükkana girer.
Dükkanda dini bir konuda sohbet yapılmaktadır. Satıcı sohbet esnasında kafasını uzatarak:
-Merhaba, ben ateistim, sizinle dini konularda tartışabiliriz, dedi.
Dükkanda bulunanlardan biri olan Necmi Abi
-Hoş geldin Ateist kardeş,
-Hoş bulduk
-Buyur gel oturalım, sohbet edelim.
Ateist oturur.
-Edelim bakalım.
-İsminiz nedir ateist kardeş?
-Yıldırım
-Merhaba Yıldırım memnun oldum benim adım da Necmi.
-Sağol.
-Sen akıllı, zeki birine benziyorsun, dedi Necmi Abi.
- Bırak şimdi yağlama yıkamayı muhabbete girelim dedi Yıldırım.
- Eee, işte pazarlama müdürüsünüz, aptal adamı müdür yapmazlar. Ondan şey ettiydim, dedi.
-Sağol sağol. Sen necisin?
– Bana çantacı derler, Çünkü şu kainata baktığımızda her şey Allah’ın varlığını bize gösteriyor, dedi.
Yıldırım sessiz beklemede. Necmi abi cebinden gözlüğünü çıkardı.
-Yıldırımcığım madem sohbet edicez, sevdim seni.
-Ben de sizi sevdim, severim konuşkan insanları, dedi Yıldırım.
Necmi abi gözlüğü göstererek:
-Buna ne dersiniz Yıldırımcığım?
-Gözlük deriz, dedi.
-Biz de gözlük deriz.
Cebinden kalem çıkartıp:
-Buna ne dersiniz?
– Kalem deriz, dedi.
-Biz de kalem deriz, dedi Necmi abi.
Bu arada dükkan sahibi bir tepsi şeftali ortaya koyar sohbet esnasında afiyetle yensin diye.Necmi abi bir şeftaliyi eline alarak:
-Peki buna ne dersiniz Yıldırımcığım? dedi
-Şeftali deriz, dedi.
-Bak işte biz de şeftali diyoruz. Demek ki görüş ayrılığımız yok. Şimdi sen buna şeftali desem ben patates desem, diğerine kalem desen ben de baston desem herhalde bu adamla sohbet edilmez deyip kalkıp giderdin. Demek ki baktığımızda aynı şeyleri görebiliyoruz.
Şimdi biz bu şeftaliyi nerden aldık Yıldırımcığım?
-Manavdan, dedi.
-Hayır öyle değil. Yani denizden mi çıkardık, topraktan mı çıkardık, yoksa ağaçtan mı topladık?
-Ağaçtan dedi.
-Peki bu ağacın aslı nedir?
-Nasıl yani? diye sordu Yıldırım. Elbette Ökaryot hücrelerdir.
-Yani bu ağaç aslında bir odun değil mi?
- Hayır değil, ne odunu?
-Peki bu odun şeftali yapmayı öğrenmek için okula gitti mi? Kursa gitti mi? -
Hala odun diyor ya, Ökaryot hücreleri abicim, odun değil.
-Aklı var mıdır bu odunun? Düşünüp desin ki : Ya ben bu insanlara şeftali yapayım de afiyetle yesinler.
-Plak takıldı. Çantacı abi, odun değil diyorum. Burdaki tek odun sensin gibi.
-Yani Yıldırımcığım, bu odun öyle bir şey üretiyor ki tadı, rengi, kokusu hoşumuza gidiyor, içindeki vitamin vücudumuzu besliyor. Yıldırımcığım bu şeftaliyi bize bizi tanıyan biri mi verebilir yoksa bu odun mu verebilir?
– Abicim sen canlı hücre nedir, fotosentez nedir, büyüme nedir, bölünme nedir anlıyo musun? Yoksa böyle odun demeye devam mı edeceksin?
Yıldırım dondu kaldı. Durdu, düşündü:
-Sen, dedi…
….Bir odunsun abi.
Necmi abi gülümseyerek:
-Ben odun değilim , odun bizim okuduğumuz Kuran Tefsiri kitaplarıdır. İşte Yıldırımcığım. Bizi tanıyan, seven, acıyan ve neyden hoşlandığımızı bilen bir Rabbimiz var. O şeftaliye kokuyu veren , burnumuza da o kokuyu alma kabiliyeti vermiş. Tadını veren, dilimize tat alma kabiliyeti vermiş. İşte O bizim Rabbimizdir, Allah’ımızdır.
Necmi abi devam ederek:
-Mesela dedi ineğin süt vermesi. İnek bizi tanımaz. Arının bal vermesi, arı bizi tanımaz. Şimdi biz bilim adamlarını toplayıp desek ki: Ya profesörler , bu arılar var ya çok terbiyesiz şeyler, biz balını almaya gidince bizi sokuyorlar. Biz bundan sonra arı balı yemek istemiyoruz. Biz siz bal yapın, bize profesör balı yapın biz ondan yemek istiyoruz desek. Bize arı gibi bal yapabilir mi profesörler?
- Ya necmi abi sen hakkaten sıyırmışsın. Arı sana bal vermez, o kendi için yapar o besini. Ama senin zihniyet gidip yağmalama olduğundan alırsın elinden balını arının.
-Peki profesörün yapamadığı balı, bir sinek nasıl yapabiliyor? Kuran’da Nahl suresi var. Orda Allah diyor ki : Ben arıya vahyediyorum, emrediyorum insanlar için şifalı olan balı üretiyor. Kuran’da iki yerde şifa kelimesi geçer. Birinde Allah’ın Peygambere vahyettiği Kuran’ın inanlara şifa olduğu söylenir, diğerinde ise Allah’ın arılara vahyettiği balın bütün insanlara şifa olduğu söylenir.
– Buradan anladığımız o ki, Muhammed balı seviyormuş. Neden? Baldan daha şifalı şeyler var, onlardan haberi yokmuymuş?
Yıldırım iyice şaşkın vaziyette bakıyor. Bu adam daha ne sayıklayacak diye.
Necmi abi devam ederek:
Mesela 5 kişilik bir taksi, saat kulesinin etrafında kendi kendine döner mi?
- İşte günün bombasını patlattın dedi yıldırım, kahkaha atarak. Döner döner, japonların yaptığı robot arabalar var 45 tur bile dönüyor.
-Peki 5 kişilik taksi kendi kendine dönmezken 7 milyarlık dünya kendi kendine nasıl dönüyor? Demek ki onu bir döndüren var . Yıldırımcığım hiç baklava baklavacısız baklavalaşır mı?
– Döner dedik necmi abi. Senin uzayda hareketten de haberin yok dedi Yıldırım. Uzayda sürtünmesiz ortamda sabit hızla giden bir nesne ile duran bir nesnenin farkı yoktur. Yani bir döndüren olmasada döner. Durduran olmadığı sürece de dönecektir.
-İşte maalesef modern bilim baklavayı görüyor ama baklavacıyı görmek istemiyor.
– Uzay diyoruz, biyoloji diyoruz sen hala baklavadasın. Karnın acıktı galiba abi? Yahu siz nereye takılıyorsunuz? Hocanız kim? bu kadar zırvalamak için dedi Yıldırım.
-Sevgili kardeşim benim Hocam Bediüzzaman’dır, ben onun yazdığı eserleri okurum dedi Necmi abi.
– Belli belli dedi Yıldırım. Şu radyo dalgalarını meleklerin taşıdığını iddia eden zat değil miydi bu? Ağaca odun demenden anlamalıydım.
-Sen bize takıl neşelenirsin , dedi necmi abi
-Evet bedava komedi, dedi Yıldırım.
-O bu bişey mi Yıldırımcığım biz de daha ne odunlar var .
– Tahmin ediyorum dedi Yıldırım.
Gülüşerek vedalaşıp ayrıldılar.
(Çantacının sözlerinde çok az oynama yaptım. Sırf çantacının sözlerini koysam bile iyi mizah olurdu)
bu da dehşet bi versiyon, kadın hürriyeti meselesi bile var, ha bu arada ateist kızın esas yarasına dikkat.. (2:38)
:))) bakıyorumda hala bıraktığım noktadasın bay x..
O dilinizden düşmeyen saygıyı bir de sizden görsek ya!
videoda anlatılan türden sohbetlerde çok bulunmuşluğum vardır. kendin çal kendin oyna tarzından öteye gitmez. sohbeti yapan anlatır tüm dinleyicilerde onu tasdik eder. kafalarına takılan en ufak bir soruyu bile sorma cesaretini gösteremez kimse.
sohbetin bir bölümünde hoca efendi “Allah bize müslüman anne babadan dünyaya gelmeyi nasip etti” diyor. o zaman yahudi bir ailede dünyaya gelenin suçu ne?
Demek ki aynı açıdan bakıyorsunuz bayan karia :))
xenix
Necmi ve yıldırım birgün ıssız bir adaya düşerler. Burası öyle bir faal adadır ki; yıldırımlar düşüyor, şimşekler çakıyor,…vb.. Biyolojik, tektolojik, meteorolojik, astrolojik, psikolojik,… :))) ne kadar …-olojik varsa hepsinden yana zengin bir ada.
Necmi ve Yıldırım birlikte adada gezerlerken bir cep telefonu bulurlar.
Necmi:
-Aaa bak Yıldırım’cım, bu adaya bizden önce gelenler olmuş.
Yıldırım:
-Bak şimdi yaa!.. Allah aşkına nerden çıkarıyorsun bunları yaa?!..
Necmi:
-Baksana Yıldırım’cım işte cep telefonu..
Yıldırım:
– “Cık.. cık.. cık..!” yaa o kadar da anlatıyoruz, senin bu dediğin USC sendromu diye… CIK!.. CIK!.. CIK!..
Necmi:
-Peki Yıldırım’cım, sen bu durumu nasıl açıklarsın?
Yıldırım:
– Bak şimdi.. Burası çok faal bir ada tamam mı?.. Yıldırımlar düşüyor, şimşekler çakıyor falan…
Necmi:
– (!?).. Eee…
Yıldırım:
-Düşen yıldırımlar adada ki petrol yataklarını harekete geçiriyor, plastik oluşuyor. Depremler oluyor, metaller topraktan ayrılıyor,… Sonra şu cep telefonunu oluşturacak bütün metaryeller kırpılıyor, biçiliyor… Tuşlar tam olması gereken yere geliyor, hoparlör tam olması gereken yere geliyor, sistemler falan kusursuz çalışacak bir şekilde tam yerine oturuyor, vidalar sıkılanıyor. Sonra bu sistem kendini öyle bi geliştiriyor ki,.. uzay boşluğunda ki uydu ile tam uyumlu hale geliyor…
Necmi:
-Hımmm… Peki bunlar hep kendiliğinden mi oluyor Şinasi’cim!? 😀 Ayy!… Pardon karıştırdım Yıldırım’cım!?
Yıldırım:
– Evet hepsi kendiliğinden oluşuyor.
Necmi:
– :S Allah akıl-fikir versin Yıldırım’cım. Ne diyim artık..!
Not: Hikayede geçen olaylar hayal ürünüdür.;)
YILDIRIM: Necmi abi, senin bu yaptığın resmen contradictio in adjecto.
ÇANTACI: olabilir Yıldırım kardeş, ama credo ut intelligam.
Eğer “cep telefonu”; yaşam mücadelesi verir ve genlerini bir sonraki nesile aktarırsa, aynı zamanda uydu bağlantısı kurması yaşamsal açıdan önemliyse ve yeterli süre varsa o da olur necmi abicim, sen dert etme kendine bunları…
xenix
Ç-Odun neyden oluşur Yıldırımcığım
Y- Ökaryot hücreden abi
Ç-Peki ö.h. neyden oluşur?
Y- Organellerden abi
Ç-Neyse Yıldırımcığım sen anladın onu, bak koyunları güdecem daha işim var, sadede gel
Y- Parçacıklar falan(Leb demeden…)
Ç- Parçacıklar falan şuurlu mudur?
Y- Değildir.
Ç-Eeee?
Y-Ne eee’si ya! Benim dedem şempazeydi bikerem tamam mı!
Ç-Hayati bir protein söyle bana Yıldırımcığım
Y-Hemoglobin
Ç-Bu hemoglobinde kaç tane aminoasit vardır?
Y-574 tane
Ç-Peki bu 574 aminoasidin farklı aminoaisidin hemoglobini oluşturma ihtimali nedir?
Y-100.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000000. Abi bitti!Şşşşt uyansana
Ç-(Yıldırım ne yazık ki 0 ları tek tek saymaya kalkışır ve bizim çoban bu arada biraz kestirir.Malum dağda yorulurlar çobanlar, hazır fırsat işte)Hah. Bitii mi, ha, tamam. Da onu 10 üzeri 950 diye kolayca ifade de edebilirdin ya neyse..
Peki her saniyede bir rastgele tepkime meydana gelse proteinimiz ne kadar zamana oluşur?
Y-10^950 saniyede
Ç-Dünya kaç yaşındadır?
Y-4.5 Milyar yaşında
Ç-Hadi 7 olsun sana
Y-Olsun abi seni mi kıracam
Ç-Oğlum bu senin tezin için
Y-haaa öyle mi, tamam
Ç-7 milyar yıl kaç saniye yapar
Y-2,20752*10^17
Ç-Bu platonik aşklar hep böyle mi son bulur yıldırımcığım?
Y-(Gözlerinden yaşlar süzülür ve boğaza dönüp)Nabi, nabi be çok sevmiştim oysa! Ühühüüühüüüüü
Bu örneği veren akıllı olabilir ama örneğin kendisi son derece geri zekalıdır. İşimiz gücümüz zeka özürlü örneklerle uğraşmak zaten, he canım he, hemoglobin dediğin şey bir anda oluştu zaten, püf dedi oldu, şakkadanak peydahlandı. Hazır hemoglobin demişken bi zahmet tıklayıver
[Hemoglobin hoppidik oldu, şansa bak ki şempanzeninki de aynı bizim gibi hoppidik olmuş. Peki ya tanrının insanlar yesin diye yarattığı muz nasıl oldu acaba, onu da bilen var mı ?]
Peki bu 574 aminoasidin farklı aminoaisidin hemoglobini oluşturma ihtimali nedir?
Tuhaf örneklerden vazgeçmiyorlar,
1 milyon oksijen atomuyla ,1 milyon hidrojen atomunun rasgele su oluşturma olasılıkları nedir acaba?
yukardaki mantıkla su oluşamaz,oysa bu elementleri uygun koşullarda bir araya getirin hemen su oluşur. Doğadaki olaylar rasgele oluşmuyor kısaca,kanunlar var bizde onları bulmaya çalışıyoruz.
araştırma yerine illizyon sanatı geliştirme peşindeler.
Gamaro bende o “püf” diye “şakkadanak” diye oluşma ihtimalini hesaplamıştım zaten 🙂
Evet, evrim teorisini birazcık anlamış olan herkes gayet iyi bilir ki; hemoglobin denilen şey de öyle püf diye oluşmamıştır zaten. Hatta hemoglobinin püf diye oluşma ihtimali bu kadar imkansız olduğu için evrim teorisi vardır ve gereklidir (did you understand?)
Ol deyince olduran biz değiliz, o halde bu istatistik niye?
[re-play: hemoglobinin püf diye oldurulduğuna inananlar, hemoglobinin püf diye oluşmadığını söyleyenlere karşı hemoglobinin püf diye oluşma ihtimalini hesaplayıp yayımlıyorlar. Ve sonra da soruyorlar; şimdi nasıl olur da püf diye oluşabilir bu hemoglobin? Çatlaklık böyle bişey olsa gerek herhal..]
Gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu. Ama kendimi zamanla bu probleme alıştırdım. Şimdilerde ise doğadaki bazı belirgin yapılar beni çok fazla rahatsız ediyor. Örneğin bir tavuskuşunun tüylerini görmek, beni neredeyse hasta ediyor.384
Bacaklarının muhteşem uzunluğu ile dikkat çeken Himantopus, bacak boyunda yoğun olarak değişkendir. Her sınıftaki hayvanla ilgili birçok şaşırtıcı ve ilginç örnekler verebilirim; bunların sayısı o kadar çok ki şans eseri olmaları mümkün değil.382
Eğer doğanın derinliklerinde gerçekleşen işlerin kompleksliği, dünyanın en zeki beyinleri tarafından bile zor anlaşılıyorsa, bu işlerin sadece birer kaza, birer kör tesadüf eseri olduğunu nasıl düşünebiliriz?420….
Nasıl düşünebilirsin?
Diyor darwin amcan.
Yukarda yazdığın herşey bilimin kırıntıları üzerinden dogma pazarlama teşebbüsüdür. Yok yok, sen ne zaman sıcaktın da sonradan soğudun?
[Eğer canlı yayında olsaydık, Norman Macbeth’in Darwin Retried: An Appeal to Reason isimli kitabının kaç yılında yazıldığını sorar ve bu kitabın bir bütün olarak neleri nasıl eleştirdiğini senden duymak isterdim misafir. Eminim ki sen tüm bu cevapları hemencecik verebilirdin bana. Ama google sağolsun artık hepiniz durdurulamaz bilgelersiniz. Macbeth kromozom 2 veya ortak atanın diğer moleküler biyolojik delilleri üzerine de bişeyler yazmış mı sor bakalım?]
Kaynak: Wiki
Uzaylı mı? 🙂
Gamaro bazı şeylere sadece inanmak “zo-run-da-sın” ama tabi ki özgürsün..
Şu bölümü alabilir miyiz lütfen? Hangi bölümmüş acaba, getir de hep birlikte tartışalım.
[Nasıldı o reklam; yok ben desteksiz atmam, yani atarım, ama desteksiz atmam. ]
Bu arada, sorulara cevap var mı? Yok. Ama ne var, google hazretlerinin yardımıyla (kaynak wikiymiş) hemen bir başka dala atlamak var.
Evet misafir efendi, internet aleminden tuşlayıp getirdiğin kırıntılar olmasa sen ne konuşacaksın? Allahın için söyle, sen Macbeth adını şimdiye kadar bi kerecik duymuş muydun? Ya da alıntıladığın kitabın neyi nasıl eleştirdiği konusunda bişeyler yazabilecek misin? Genom çalışmalarını ne düzeyde takip edebiliyorsun? Ucuz internet bilgeliğinin abidik gubidik aktarımları dışında gerçek bir bilimsel makalenin nasıl yazıldığı konusunda herhangi bir tecrüben oldu mu? Bugüne kadar tek bir bilimsel kongereye katıldın mı? Bilimsel bilgi üretim sürecinin nasıl yürüdüğü hakkında en ufak bir bilgin var mı?
Pardon duyamadım? Şimdi sen burda sanal tırtıklar eşliğinde böbürlenip ZO-RUN-DA-SIN diye hecelerken iyi de, (ha bi de özgürlük bahşetmişsin sonunda allah razı olsun), lakin ben de hemen yukardaki paragrafı bi çırpıda yazacak kadar rahatım, çünkü soruların seni ele veriyor. (komik oluyorsun yani) Wiki ya da google’a sığınacak kadar boş olup da bu kadar büyük konuşabilmenin sırrı nedir acaba, sen asıl ondan bahset?
Dawkins ya da bir başkası herhangi bir zamanda herhangi bir teoriyi geçersiz kılabilecek, ya da mevcut bilgi ve birikimi daha kapsamlı bir formalizasyona tabi tutmayı başarabilecek yeni bir teoriyle ortaya çıkabilirler. Asıl senin elinde “ay bu nası olur, hiç olurmu öyle yaaa, haaa demek ki yaratıldık işte” demenin ötesinde ne var arkadaşım? Yok yok, sen şimdi yeni bi tuşlama daha yaparsın kesin.
Bak ben sana söyleyeyim, senin derdin ayet tipi bağımlılık temelinde gelişen yoksunluk sendromudur misafir. Sen öyle hiç bilim milim takılma onun için. Çünkü senin bilim ve bilimsel yöntemden anladığın şey hakikati bir seferinde ve bütünüyle yakalamaktan ibaret. Tıpkı bir ayet gibi yani, bir ayet kadar kesin ve değişmez olana bir seferde ulaşmak derdindesin.
Bütün o bol sıfırlı istatistikler, bütün o yattığı yerde kıpraşıp duran ve “hadi anlat o zaman bu nasıl oldu” diye koparılan yaygaralar filan, hepsi bunun için zaten. Halbuki bilim böyle işlemez ve işleyemez. Ama senin gibi ayetçi zihinler bunu kabul edemez, ve işte tam da bundan dolayıdır ki; nerde soru soran bir bilim insanı ya da “bunu henüz tam olarak açıklayamıyoruz” şeklinde bir cümleyle karşılaşsanız bu kırıntının peşine düşer ve “gördünüz mü işte bilim yanıldı” veya “bilimin tükendiği nokta” diye davul zurna çalarsınız. [Gerçi hasta olunca da en kral doktoru, hastaneyi ya da MR cihazını arasınız ya, o da ayrı mevzu elbet.]
Okuduğu her şeyi bir ayet mutlaklığı ve yanılmazlığı içerisinde görüp değerlendirmeye alışkın olanlar bilimden filan anlamazlar. Seni de yoksunluk sendromu tutmuş misafir, onun için bırak şimdi Macbeth’i filan da, (dna’yı mna’yı da bırak tabi) sen iyisi mi sabah akşam birer ayet at. Ol dedi ve oldu de mesela.. bak göreceksin hemen gelecektir rahatlama, denemesi bedava.
Ne oldu gamaro efendi hayırdır? Wiki de yazıyordu bende sadece kopyaladım. Bu kadar sevinip bir iletide 10 tane soruyu üst üste sorup çoğunu kendi kafandan cevaplamak ne demektir? Bunun açıklaması nedir acaba. Bana değizmez diyen sen ayetlere inanan insanların bilimden anlamayacağı, efendim bilimin henüz bulamadığı bazı şeyleri görünce “ay bu nası olur, hiç olurmu öyle yaaa, haaa demek ki bir yaratıldık işte ” diyeceği şeklinde bir genelleme olduğunu sayıkaman acaba hangi objektif beyne işarettir? Sen benim bilimden anlamadığımı nerden biliyorsun? Ben makine mühendisiyim canım tamam mı.. Sanki elinde makaleyle doğmuş yahu. Sen kendi idolojini savunmak için evrimi okudun mu, okumadın mı? Yoksa “bilim” olsun diye mi okudun? Ya sen kim oluyorsun da sanki tüm pozitif bilimleri yalamış yutmuş gibi, kendini otorite gibi lanse ediyorsun burda. Kaç tane üniversite bitirdin sen ya? Yoksa önceki hayatlarının hepsinde bir bilim dalında uzmanlaştın da bizden mi gizliyorsun?
Ha bide bazı şeylere sadece inanmak zorunda olmadığını ispatla hadi. Allah’ın olmadığından emin gibi konuşuyorsun, bilimselliğe bak bilimselliğe, bu mu bilimsel düşünce? Öyle zekice cümleler kurarak, bastırmaya, ezmeye çalışarak haklı çıkamazsın. Sen wikikolik, google’nin kulları olan ve senin gibii düşünen müridlerine de aynı şeyleri diyebilme cesaretini gösterebiliyor musun acaba, merak ediyorum?
[“Ayy” mış, :)]
Ekran başından teşhis koyan mucizevi ve pek bilimsel doktor.
Bu da iyi, yine aynı sirk başladı..
Hangi bölümmüş diyorum cevap yok. Macbeth neyi eleştiriyor diyorum cevap yok. Kopyalayıp yapıştırdığın yazıların ötesi berisi diyorum cevap yok. Ama ne var, gamaro sen herşeyin otoritesi misin var, yok anandan elinde bilmem neyle mi doğdun var, reankarne mi oldun var, ideolojik mucize doktor var.. Peki sırada ne var? Efenim şimdi de flüt çalan fil tramplenden atlayacak, kediyle köpek de ona akor tutacak, hayırlı seyirler.
Sevgili gamaro…
Umarım senin yakınların off! olduğunda ilk anda aklından Allah’ ı geçirmezsin. Bide ansızın gelen kazada yardım dilenmek için makam “Dawkings” olur… Hani “dawkings” ve “hawking” modern bilim! de “Tanrıya” yer bırakmamış ya… Allah’ tan dilerimde onların ölüm anında yanlarında sen, senin ölüm anında yanında onlar olur… Bakın… Kim kime ne yapacak görürsünüz…
Bu nası bi halet-i ruhiyedir, benim anlamam mümkün değil. Nesin sen misafir, hakikat işleri dairesi özel kalem müdürü mü? Neden tüm bu hatırlatıcılık, neden tüm bu bitmek tükenmek bilmeyen “aman ha” düşkünlüğü, neden tüm bu.. neyse ya neyse.
Enteresan ya.. Bi aralar blaise vardı. Önce gamaro seni tanımam etmem demişti de, ama sadece bi kaç dakika sonra benim fi tarihinde yazdığım bi mesajı güncelleyip şak diye servis etmişti. Onun arşivden bulup çıkardığı mesaj benimdi elbet, ama aynı mesajı ben kendim arasam bi kaç saatten önce bulamazdım sanırım.
Ve şimdi de sen misafir.. yani şu sondan bir önceki mesajındaki ithamları okuyunca.. yok yok, bence bu asıl senin reankarnasyonun.
Torbacı necmi boş durmamış, torbadan matematik ve olasılık çıkarmış. Bakalım torbacının aklının almadığı problem neymiş.
Ç-Hayati bir protein söyle bana Yıldırımcığım
Y-Hemoglobin
Ç-Bu hemoglobinde kaç tane aminoasit vardır?
Y-574 tane
Ç-Peki bu 574 aminoasidin farklı aminoaisidin hemoglobini oluşturma ihtimali nedir?
Y- 574!
Ç-. Bitii mi, ha, tamam. Da onu 10 üzeri 950 diye kolayca ifade de edebilirdin ya neyse..
Peki her saniyede bir rastgele tepkime meydana gelse proteinimiz ne kadar zamana oluşur?
Y- Abi senin kafan yine güzel sanırım, güneşte çok kalmışsın bak.
Ç- Neden yaa yıldırım ne oldu?
Y- Birincisi moleküler düzeydeki biyolojik tepkimeler saniyede değil, salise düzeylerinde hatta daha kısa sürelerde oluşur. İkincisi tüm dünya üstünde sadece 1 tepkime olacak dersen biraz komik duruma düşersin be abi.
Ç- Hhımm. Namaz vakti geldi yıldırım ben kaçayım.
Y- Dur dur abi şu işi anlatayım öyle gidersin. Bak şimdi bu aminoasitler çok küçük moleküllerdir. 1 cm3 te bunlardan trilyonlarca bulunur. Şimdi abi dünya üzerinde kaç cm3 su var?
Ç- Kaç ton su mu var diye soruyosun yıldırım?
Y- Hayır abi, kaç cm3 var diye soruyorum. Çünkü her cm3 teki trilyonlarca aminoasidi çarpıcaz, hatta karada yaşayan canlıların aminositlerini ekliyeceğiz, daha sonra da her salisede (o da senin için haa, yoksa süre daha kısa) kaç reaksiyon meydana getirdiğini bulacağız.
Ç- Ulan yıldırım senin kalbin mühürlü.
Y- Yaptın mı abi hesabı, hadi namaz kılarken düşünürsün, geç kalma namaza.
Hadi hadi ben sana kolaylık olsun diye daha önce xenix in yaptığı hesabı göndereyim ordan bakarsın.
link to sonsuz.us
xenix
Neyi tartışıyorsunuz ? Ey nas ! önünüzde yokdan var edilen bir mucize var bakıp ibret almazmısnız ? O kadar atıp tutuyorsunuz fakat yeryüzündeki hiç kimse kainatın ve içindekilerin yokdan bir anda oluvermesini açıklayamaz o büyük patlama dediğiniz olay çeşitli madddelerin bir araya gelmesi ile olmuşdur fakat o maddeller nereden geldi kendi kendilerinimi yarattı , bu nasıl bir zihniyetdir.
Çok yakındır ! Yakında o savunduğunuz çirkin şey ile karşı karşıya getirileceksiniz ve o gün size bir yardımcıda bulunmayacakdır!!!