Demedim mi?
Oraya gitme demedim mi sana,
seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben’im?

Bir gün kızsan bana,
alsan başını,
yüz bin yıllık yere gitsen,
dönüp kavuşacağın yer ben’im demedim mi?
Demedim mi şu görünene razı olma,
demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben’im asıl,
onu süsleyen, bezeyen ben’im demedim mi?
Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
senin duru denizin ben’im demedim mi?
Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben’im,
senin kolun kanadın ben’im demedim mi?
Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi soğuturlar seni.
Oysa senin ateşin ben’im,
sıcaklığın ben’im demedim mi?
Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?
Söyle, bunları sana hep demedim mi?
Mevlana Celaleddin Rumi
Sevgili Mevlânamızın pek çok güzel sözü, şiiri var; ancak kimileri bizi daha derinden yakalar. Belki bu da o anki ihtiyacımza göre değişmektedir. Ama böyle de olsa her ihtiyacı karşılayan bir ilaç mutlaka onun ecza dolabında mevcuttur.
Biraz önce bir arkadaşa şunları yazmıştım:
“Arayış içerisinde olan bir insanın yolu eninde sonunda Mevlâna’ya çıkacaktır; eğer o olmasaydı yollar birbirine dolaşacak ve belki de kaybolacaktık biz.”
Hele Mevlânamızın şu sözüne ne demeli:
“Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz.
Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi, yontulmayı göze almalıdır.”
Ah, sevgili Mevlânamız olmasaydı eğer, ne kadar eksik kalacaktık biz!
Onsuz ne kadar eksik olacaktı alem; denizler ne kadar kuru, aşklar ne kadar içi boş…
sanki Mevlana nın değil miş gibi geldi bana bu mısralar.
“demedim” Mesneviden mi alıntı acaba?
aşkla ve delilikle dönen mevlananın kendini arayış içinde olanlara kılavuzluk ettiği doğrudur.ama herkesin yolu ordan geçermi bilinmez.karışan yollar sonunda kaybolarak,belki gitmemiz gereken yeri bulmamız kolaylaşırdı.amaç bir yere gitmek değil,çünkü kaybolmaktı zaten.
Paylaşımlarınız için teşekkürler sevgili kaplumbağa, aşağıda ilave ettiğiniz sözle anlatılmak istenen açıkça çok güzel anlatılmış ve bize yeniden bir hatırlatmada bulunulmuşda ben şiirle tam olarak ne anlatılmak istediğini anlayamadım :), gerçekten, yani bunu Allah’ın ağzından insanlara mı aktarıyor, yapılmaması gereken şeylerin insanlar tarafından yapılmasına mı atıfta bulunuyor anlayamıyorum, açıklarsanız sevinirim..
Teşekkürler
Sevgili deli arkadaşım;
“…amaç bir yere gitmek değil,çünkü kaybolmaktı zaten.”
Çok etkileyici bir söz bu; itiraf etmeliyim, çok güzeldi. Kaybolmadan, kaybetmeden bir şey nasıl bulunurdu?
Ama yine de düşünmeden edemedim; nerede, yolun hangi aşamasında kaybolmak daha güzeldi? Sahilde kendilerini yanıltan ışıklardan dolayı caretta caretta kaplumbağaları deniz yerine karaya çıkmıyorlar mıydı? Klavuzları gökteki ayken sahildeki ışıklar da neyin nesi oluyordu? Böylece kaybolmak çoğu kez felaket değil miydi?
Bazen yolumuzu kaybederek farklı ve hiç aklımıza bile gelmeyen güzelliklere de ulaşabiliriz elbette. Ama tehlikelerle dolu bir yolda bu güzelliğe kaç kişi ulaşabilir?
Aynı yoldan daha önce geçmiş birinin yol üzerinde bıraktığı işaretleri takip ederek yolumuza devam etsek daha güzel değil mi?
Sevgili felicita; sanırım amacınız beni biraz daha konuşturmak, ancak şiir yeterince açık. 🙂
Sevgimle…
“haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir.” demiş insan.
dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma….
kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de…
unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
yolcuya bakıp, yolunu tanıma.
yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.
vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;
asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…..
“en doğru yol: en dikensiz yoldur” diyenler seni aldatıyorlar.
onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
aldırma….
ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever.
dostum, yollar yürümek içindir.
fakat, şu gerçeği de hiç unutma:
yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri,
yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları,
yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları,
tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları,
maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları,
yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zor atanları,
yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları,
ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları,
beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları,
yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.
aldırma, yürü.
göğsüne yüreğinden başka muska takma.
Halil Cibran
Yolda vereceğimiz her molayı, öz eleştiri durağında vermeliyiz.
sevgiler…
“…ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever.”
Halil Cibran’ın bu yazısı baştan sona çok güzel; ancak yukarıya aldığım satırlar özellikle dikkatimi çekti.
Teşekkürler sevgili Camael.
Sevgili Camael iyi ki paylaştınız, çok güzel bir yazı..
Ben de en çok şundan etkilendim:
vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;
asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…..
Ne kadar doğru, amaç olmayınca hayat ne kadar anlamlı olabilir ki, elimizde olanların da, bulduklarımızın da kıymetini nasıl bilebiliriz ki neyi aradığımızı bilmiyorsak..
Ve kaplumbağa haklısınız, özgürlüğe açılan yol tehlikelerle dolu..
SEVGİLER
hedef yok kaplumbağa arkadaşım.kaplumbağalar gibi hedefin kendisi yol zaten.o yolda yürümek hedefin kendisi zaten.yolun sonuna bir hedef koyanlar gittikleri yolu yaşayamazlar.yolda ilerlenir,bir süre sonra ise yolcu yolun kendisi olur.
Sevgili deli; sözleriniz bana 4.Murat’ın bir sözünü hatırlattı. Bu söz üzerinden değerlendirirsek daha isabetli olacak diye düşünüyorum:
Bağdat’ın fethinin ardından IV. Murat, tarihe geçen o ünlü sözü söylemiştir:
“ Bağdat’ı almaya çalışmak, Bağdat’ın kendinden daha mı güzeldi ne!”
Sizin dediğiniz burada kendisini gösteriyor değil mi deli; yürünen yol, hedefin kendisinden daha güzel.
Ancak durum böyle de olsa, bir hedef için yola çıkmıştı 4.Murat. Katedilen yol daha güzel olsa da, hedefsiz yola nasıl çıkılabilirdi ki. O yol ve o yolun güzelliği, varlığını, daha değersiz de olsa o hedefe borçlu yine de…
Ancak şuna da katılıyorum elbette; hedef ne kadar çetin de olsa yoldan geri kalmamalı yine de. Hacca gitmek için yola çıkan karınca misali, menzile varamasa da o yolda ölmesini de bilmek gerek. Menzile varılamasa da yürünen yol ve verilen emek asla boşa değildir; çünkü menzile ulaşamamış olsa bile o yolcu, yola hiç çıkmamış birinden daha ileridedir en azından.
Sevgili kaplumbağa size katılıyorum. Aşk ayrılıktır, özlemdir kavuşma ümididir, sevgili için çekilen acıdır. Vuslat vuku bulduktan sonra aşk ölüyor sanki. Ölmese de eski ateşini korumuyor.
link to geocities.com
aslında hedef hayali.ona ulaştığımız yol gerçek.hedefin ne olduğunun hiç bir önemi yok.yeter ki yolda aşkla ve neşeyle ilerleyelim.
Keşke kendini arayan her insanın yolu aşktan geçiyor olsa.Belki insanlar o zaman hayatı ve kendilerini bu kadar ciddiye alıp önemsemezler.
Dillerin ve yüreklerin uyum içinde olması ümidi ile…