Belirsizlik ve Bilginin Sınırları

Atomlar Hakkında Bilmek İsteyeceklerimizin Tamamını Neden Hiçbir Zaman Bilemeyeceğiz ve Neden Bu Gerçek Atomları Olası Kılıyor

Kuantum topraklarının içlerine doğru ilerledikçe, yolcularımız birçok ilginç olaya daha tanık oldu. Bunlardan biri de, küçük kütleleri yüzünden nerede oldukları zar zor belirlenebilen kuantum sivrisinekleriydi.
George Gamow

Aklını kaçırmış olmalıydı. Gıcır gıcır Ferrari’sini daha az önce garajına park etmişti. Hatta garaj kapısı otomatik olarak kapanırken önünde bir süre dikilmiş, duyduğu gurur ve keyfi son anına dek yaşamak istemişti. Ardından çakıllı yoldan evine doğru yürürken birdenbire rüzgar çıktı ve zemin hafif şekilde sarsıldı. İstemdışı olarak, gerisingeri garaj yoluna doğru yürüdü. Ferrari ‘si kapalı olan garaj kapısının önündeydi! Bu türden Houdini tarzı kaçış olayları elbette ki gündelik hayatımızda görülmez. Öte taraftan ultra-küçük parçacıkların dünyasında, bu olaylar sürekli vuku bulan şeylerdir.

Bir an için, bir atomu mikroskobik bir hücrenin içine kilitlersiniz ve bir an sonra, kelepçelerini kırıp atarak sessizce gecenin içine doğru süzülmüş bir atomunuz olur. Kaçmanın olanaksız olduğu hücrelerden bu mucize kabilinden kaçma becerisi, mikroskobik parçacıkların, dalgaların yaptığı her şeyi yapabilmesine imkan tanıyan dalgasal yüzüyle bağlantılıdır. Ve dalgaların yapabildiği şeylerden biri de, geçilemez görünen engelleri aşıp geçmektir.

Bu, apaçık şekilde ortada olan ya da herkes tarafından bilinen bir dalga özelliği değildir. Fakat bu özellik, cam bir blokun içinde yol alan ve blokun dışına kaçmaya çalışan bir ışık huzmesiyle gözlemlenebilir. Burada önemli olan, cam blokun havayla birleştiği sınır noktasında ne olduğudur.

Işık bu sınıra, yani camın kenarına dar bir açıyla çarpacak olursa, tekrar cam blokun içine doğru yansıtılır ve havaya kaçma girişimi başarısızlıkla sonuçlanır. Işık görünürde cam blokun içinde hapistir. Öte yandan blokun hemen yanına (aralarında ancak dar bir hava boşluğu kalacak kadar uzaklıktaki bir noktaya) bir başka cam blok konulduğunda, bambaşka bir şey gerçekleşir.

İkinci blokun yerleştirilmesinin ardından, cama çarpan ışığın bir kısmı -ilk durumda olduğu gibi- geri yansıtılır. Ancak bu defa, ışığın bir kısmı da, bloklar arasındaki hava boşluğunu aşarak ikinci cam blokun içinde yoluna devam eder.

Garajından kaçan Ferrari ve cam bloktan kaçan ışık arasındaki paralellik çok net olmayabilir. Ancak pratikte, Ferrari için kapalı garaj duvarı nasıl geçilemezse, bloklar arasındaki hava boşluğu da ışık için aynı şekilde aşılamaz olmalıdır. Işık dalgasının, önündeki engeli aşarak cam bloktan kaçabilmesinin nedeni, dalganın belli bir yerde bulunan değil, uzayda yayılan bir şey olmasıdır.

Işık dalgaları camhava engeline saldırıp yeniden camın içine yansıtıldığında, çarparak yansıtıldıkları yer aslında camın kenarı değildir – camın ötesindeki havanın içinde kısa bir mesafe katetmektedirler. Dolayısıyla çıktıkları cam blokun içine tekrar dönmeden önce bir başka cam blokla karşılaşırlarsa, yollarına devam edebilirler. İlk cam blokun hemen dibine, aralarında ancak bir saç teli kadar boşluk olacak şekilde bir başka blok yerleştirin; ışık çoktan aradaki hava boşluğunu atlamış ve tutulduğu hücreden kaçmıştır bile!

Geçilemeyeceği düşünülen engelleri geçebilme yetisi, ışık dalgalarından ses dalgalarına ve atomlarla bağlantılı olasılık dalgalarına dek, tüm dalga türleri için geçerlidir. Dalgaların bu özelliğini mikroskobik dünyada görebiliriz. Bu konu üzerine verilebilecek muhtemelen en çarpıcı örnek, alfa parçacığının atom çekirdeği gibi kaçmanın imkansız olduğu düşünülen bir hapishaneden kaçabildiği alfa bozunumu olayıdır.

Çekirdekten Kaçış

Alfa parçacığı helyum atomunun çekirdeğidir. Kararsız -radyoaktif- bir çekirdek, kendisini daha hafif ve kararlı bir çekirdeğe dönüştürmek için umutsuz bir girişimde bulunarak dışarı bir alfa parçacığı tükürebilir.

Şu anda basit bir şekilde ortaya koyuyor olsak da, bu süreç bizim için ciddi bir bilmece durumunda. Çünkü bildiklerimizin ışığında, bir alfa parçacığının bulunduğu çekirdeğin içinden çıkamaması gerekiyor. Yüksek atlama dalında yarışan bir olimpiyat atletinin önüne beş metrelik bir engel konduğunu düşünün. Bu atlet dünyanın en iyilerinden biri de olsa, bu yükseklikteki bir çıtayı aşması imkan dahilinde değildir. Dünya üzerindeki hiçbir insanın bu denli yüksek bir engeli aşmasını sağlayacak derecede güçlü bacakları yoktur.

Atom çekirdeği içindeki alfa parçacığı da benzer bir durumla karşı karşıya sayılabilir. Parçacığı çekirdeğin içinde tutan engel, çekirdekteki nükleer kuvvetler tarafından oluşturulmuştur ve beş metrelik çıta bir atlet için ne denli aşılamaz durumdaysa, çekirdek içindeki engel de alfa parçacığı için aynı şekilde aşılamaz olmalıdır.

Fakat alfa parçacıkları atom çekirdeğinin içinden kaçabilmektedir. Ve çekirdeğin içinden kaçabilmeleri parçacıkların dalgasal yüzüyle bağlantılıdır. Cam bir blok içine hapsolmuş ışık dalgalan gibi, parçacıklar da önlerindeki geçilemez sanılan engeli aşarak sessizce dış dünyaya karışırlar.

Bu sürece kuantum tünellemesi (quantum tunnelling) denmektedir – alfa parçacıklarının atom çekirdeğinin içinden çıkabilmek için kendilerine bir tünel açtıkları söylenir. Kuantum tünellemesi aslında belirsizlik denilen ve mikroskobik dünya hakkında ne bilebileceğimiz ve ne bilemeyeceğimiz üzerine esas sınırı ortaya koyan, çok daha genel bir olayın tezahürüdür. Ve çift yarık deneyi belirsizliğin harikulade bir örneğidir.

BAKALIM NE OLACAK

Bogazici’nin Karadeniz Bogazina yakin Anadolu yakasinda, deniz kiyisi ustunde bir cayevi… O cay evinin hemen butun musterileri, hep o semtin insanlari olduklarindan ve oraya sIk sIk geldiklerinden birbirlerini tanirlar. Cogu da emeklidir. Emekli olunca konusmalari dogal olarak gecim sIkintisi, pahalilik, surekli zamlar vb konular ustune oluyor.
O sabah da yine her zamanki gibi once ev dertlerinden baslayip ulkenin sorunlarindan konusmaya gectiler. Hukumet enflasyonu yuzde otuzda tutacagina soz vermisti, oysa yuzde sekseni buldu. Yuzde seksen, ha? Peki ne olacak? Almanya ya, Fransa’ya, Isvec’e isci gonderdik, yine yetmedi; ta Arabistan’lara, Avustralya’lara isci gonderdik, yine yetmedi. Simdi de Sovyetler Birligine isci gonderilecekmis. Gitmeye istekli isciler oyle yigilmislar ki, sira kapmak icin birbirlerini ezmisler. Allah Allah!… Yahu, komunist Rusya ya bile isci gonderecekler ha? Paranin komunisti, fasisti, dini imani olur mu arkadas, para paradir, gelsin de nereden gelirse gelsin. Ben komunistin parasini alip cami yaptirdiktan, kuran kursu actiktan sonra bir gunahi yok ki… Ustelik sevabi bile var.

Peki bunun sonu nereye varacak birader? Allah sonumuzu hayir eylesin!

Efendim, memleketin butun gelirleri, aldigimiz dis borclarin yillik faizini odemeye bile yetmiyormus. Deme yahu… Amerika’dan aldigimiz borclarla, salt eski borclarin faizini bile zor oduyormusuz. Allah Allah… Bu gidisin sonu nereye varir dostum?

Ayemef diye uluslararasi bir kurulus var ya hani… Evet, iste o uluslar arasi para fonu mu ne… Uluslararasi demek, ne demek?

Amerika demek… Iste bizim kendi memleketimizde nereye ne yapacagimiza, neyi nasil yapacagimiza, neyin nasil yapilacagina, fabrikamiza, yolumuza, her seyimize, her seyimize o karar verirmis… Yok yahu… Bak bunu bilmiyordum. .. Peki, boyle giderse ne olur…

Her gun, her aksam hep bu konular konusulur… Her konusmada ayni sozlerle sasarlar! Yok yahu!… Allah Allah!…

Cayevindeki emekliler birbirlerine hep yanitsiz kalacak ayni soruyu sorarlar:

-Peki, ne olacak boyle? Bekleyelim gorelim. Bakalim, ne olacak?

-Bunun sonu nereye varir boyle? Hep merak ediyoruz. Dur bakalim, ne olacak?

O sabah yine hic bikip usanmadan ayni konular konusuldu ve cayevindeki herkes birbirine ‘Dur bakalim, ne olacak?’ dedi.

Gun gormus, donem gecirmis, eski Tophane Askeri Sanayi Mektebi’nden yetmise, yetmisini cok askin bir eski isci emeklisi,

-Dur bakalim, ne olacak deyip duruyorsunuz da, bana bir akrabamizin basina gelenleri animsattiniz. . dedi.

Baslar ona yoneldi. Akrabasinin basina geleni merakla sordular. Bu ilgiyi bekleyen isci emeklisi de olayi soyle anlatti.

Hani hukumetimiz darda kalip dunya cenneti Bogazici’nin en guzel tepelerini, korularini, yerlerini, petrol zengini Araplara satiyordu ya… Iste o sira bir Arap zengini cikti ortaya, Seyh mi Prens mi, yoksa hepsi birden mi, oyle bir sey. Adi Ebul-Fatik El-Miski. Bogazici’nin seyrine doyum olmaz tepelerden birini satin almis. Oraya artik kosk mu, konak mi, saray mi, iste oyle bir sey yaptiracak. Derken bu Ebul Fatik, bir Turk kiziyla evlenme sevdasina dusmus. Hangi Turk kizi oldugu belli degil, yeter ki Turk kizi olsun… Elbet Arap ölcülerinde guzel de olacak.

Ebul-Fatik icin satin alacagi tepeyi arayip bulan komisyoncular, bu kez de ona kiz aramaya baslamislar. Ebul-Fatik’in aradigi kizda aradigi kosullar var: Genc olacak, kiz oglan kiz eline erkek eli degmemis olacak ve gayette saf olacak. Bu zamanda Istanbul’da boyle kiz bulmak kolay mi? Ebul-Fatik da zaman da para da cok, ille de aradigini bulacak. Aracilar, ismarlanan kizi araya dursunlar, Ebul-Fatik da bir yandan cat pat Turkce ogreniyor ki, evlenecegi kizla ‘yat, kalk, uzan, don’ falan filan gibi kendisine gerekli olan bir kac soz konusabilsin.

Ebul-Fatik’a cok kiz gostermisler. Arap hinogluhin, oyle her kizi da begenmiyor. Sut beyaz tenli, lahmacun bedenli, kalcalari enli bir lokum olacak. Sonunda bulunan kizlardan birini cok begenmis. Iste biz Ebul-Fatik’i bu iliskiyle tanidik. Cunku, Ebul-Fatik’in ayilip bayilarak begendigi kiz, bizim hanimin uzak bir akrabasinin kizi… Kiz tam da Ebul-Fatik’in istedigi gibi, on yedi yasinda, kuran kursunda yetismis, akca pakca, yandan carkli kalcalar… Safligina gelince, aptaldan bir parmak yukarida saf… Ebul Fatik’i da bir gorseniz, korkudan dudaginiz ucuklar. Kizin babasindan yasli. Insan kiligindaki bu cirkinlik anitini goren biri oyle sasmis ki, iki elini gokyuzune kaldirip ‘Hey kurban oldugum Allah, sen nelere kadir degilsin..’ diye saskinligini belirtmis. Ustelik memleketinde uc mu, bes mi – kesin sayisi saptanamadi- karisi oldugundan bu kizi hukumet nikahiyla degil, imam nikahiyla alacak. Her neyse efendim, bu Ebul-Fatik, kizla evlendi.

Saf kiz, cok yoksul bir ailenin cocugu oldugundan, evlenip de o lukse, o gorkeme kavusunca cok mutlu oldu. Kocasinin adi Ebul Fatik el-Miski cok uzun oldugundan, kizin ailesi ana kisaca Fitik amca diyor. Hem de Fatik Bey deyince, Arabin adi azbucuk Turkcelesmis oluyor. Kizin kendinden alti yas kucuk bir oglan kardesi var, kizin tersine cin mi cin. O, Fatik Amca diyemediginden Fitik Amca demeye basladi. Fitik Amca asagi, Fitik Amca yukari…

Biz de hanimla iki kez evlerine gittik. Bogazin tepesindeki o kosk yapilana dek, Nisantasi’nda luks daire satin almis, daireyi de kizin ustune yapmis. Biz Fitik Amca’yi orada tanidik.

Gel zaman git zaman… Bundan sonra olanlari bana hanim anlatti. O da, Fitik amcanin genc karisindan duymus. Cunku kadin olup biteni her onune gelene anlatiyormus.

Fitik Amcanin guzel ve kucuk karisi sokakta hep carsafla geziyor. Fitik Amca cok kiskanc oldugundan, gencecik karisinin kadin akrabalariyla bile sIk gorusmesini istemiyor. Iyi ama, Fitik Amcanin evde olmadigi zamanlar kizin cani sIkiliyor. Kiskanc Amca, bir yandan da karisini eve hapseden koca izlenimi vermek istemiyor cevresine. Karisina guvenen bir koca gorunumunde. .. Iste bu yuzden, kendisinin evde bulunmayacagi iki gun karisina alisveris icin, cok uzaklara gitmemek kosuluyla, sokaga cikabilecegini soyluyor. Genc kadin buna cok seviniyor, ama sokakta ne yapsin tek basina? Sinemaya gidip gidemeyecegini soruyor. Fitik Amca uzun uzun dusunuyor. Karar vermek kolay degil. Gitme dese, karisina baski yapmis olacak. Git demeye de ici elvermiyor. Birlikte gitmeleri hic uygun degil. Sonun da soyle diyor:

-Avet… Musade var… Velakin avvalden ben gorecek, bilahara sen…

Fitik Amca, o dolaylardaki sinamalarda oynanan butun flimleri seyredip ‘Hazreti Omer’in Adaleti’ adli yerli filimi gorebilecegini soyluyor. Necmiye… Genc kadinin adi. Gidiyor sinemaya… Fitik Amcanin ici pirpir… Ertesi aksam eve donuyor. Oh, sukur Necmiye evde.

-Necmiyaa?

-Efendim.

-Ne yaptin ben yokken?

Necmiye yanayakila anlatmaya girisiyor!

-Ah,sorma…

Nasil sormasin, meraktan catliyor.

-Ne oldu Necmiya?

–Oyle bir sey geldi ki basima, sastim sastim kaldim.

-Ne geldi basina?

Necmiya saf saf anlatiyor!

-Senin soyledigin sinemaya gitmek uzere carsaflandim.

-Sok guzel.

-Ciktim sokaga

-Avet?

-Yolda giderken bir herif sokuldu yanima?

-Bir harif?

-Evet… Ben gidiyorum, o da yanimda gidiyor. Ben gidiyorum o da gidiyor. Dur bakalim, ne olacak, diye merak ettim.

Fitik Amca cok bozulur ama, karisina belli etmemeye calisarak o da sasmis gorunur!

-Allah allah.. Ban da sok merak ettim. Du bakalim n’olecak?

-Ben gidiyorum, o gidiyor… Boooyle yanimda. Dibimden ayrilmiyor. Dur bakalim n’olacak diyorum icimden…

-Fasuphanellah. .. Du bakali n’olecak?

-Bileti aliyorum, o senin dedigin sinemaya girdim,adam da girmez mi?

Bu kez Fitik Amca atik davranip karisindan once sordu:

-Ve minelgaraip. . Du bakali n’olecak? Sonra?

-Sonra ben oturdum. O da yanimdaki bos koltuga oturmaz mi?

-Hayret! Du bakali n’olecak?

-IsIklar sondu, filim basladi.

-Eeee anlat Necmiyaa?

-O herif elini bacagima atmaz mi?

-Ne diyorsun, velacaip…

-Carsafimin eteginin altindan elini sokmaz mi? Aaa! Sastim kaldim…

-Ne yapacak?

–Bilmem ben de onu merak ediyorum ya… Dur bakalim, n’olacak diye bekliyorum.

-Vallahi ban da merak ettim yahu… Du bakali n’olecak, diye bekliyorum.

-Sonra o herif orami burami karistirmaya basladi. Dogrusu cok merak ettim. Sen olsan

merak etmez misin?

Fitik Amcanin gozlerinden atesler saciliyor ama, karisi o denli saf ki, kizsa, hic yakisIk almayacagi icin o da karisina uyup soruyor!

-Nacmiya, du bakali n’olecak?

-Sonra ‘Hazreti Omer in Adaleti’ bitti. Lambalar yandi. Ben kalktim, o da kalkmaz mi?

-Sonra, harif da?

-Evet.

-Velacaip ve minelgarip.. . Du balali n’olecak?

-Ciktim sinemadan, o da cikti. Ben yuruyorum, o da yanimda yuruyor.

-Aman Necmiya, vallahi sok merak ettim. Du bakali n’olecak?

-Ben de merak ediyorum. Ben koseyi saptim.

-Harif da sapti mi?

-Sapti.

-Anlat sabuk Nacmiya, sok merakli.

-Bizim apartmanin kapisindan girdim, herif de girdi. Dur bakalim, n’olecak diye merak

icindeyim.

Fitik Amca ter icinde…

-Sonra?

-Bizim kata ciktim, herif de cikti.

-Vay harif vay!…

-Cantamdan anahtari cikarip bizim dairenin kapisini actim, girdim iceri, o da girmez mi?

-Harif da yallah iceri?

-Evet

-Du bakali n’olecak… Aman anlat sabuk Nacmiya…

-Eve gelince yatak odasina girip elbet soyundum. O da soyunmaz mi?

-Ne diyorsun Nacmiyaa… Du bakali n’olecak?

-Soyununca yataga girdim. Olur sey degil, o da benimle yataga girmez mi?

Fitik Amca kizgin demirle daglanmis gibi haykirir:

-Ayvaaaaah! Du bakali n’olecak?

-Ben de yatakta ne olacak diye merak ediyorum.

–Aman Nacmiyaa, vallahi meraktan satlayacak ban… Soyle sabuk, ne oldu Nacmiya?

-Hiic canim… Bir sey degilmis, ben de bosu bosuna merak etmisim.

Boncuk boncuk ter dokuyordu Fitik Amca.

-Yok yahu… Peki, ne oldu Nacmiyaa? Ne yapti?

-Aynen senin her gece yaptigini…

Beyninden vurulmusa donen Fitik Amca ne yapsin simdi? Karisi o denli saf ki, basina kotu bir seyin geldiginden bile haberi yok ki… Dogse olmaz. Kovsa olmaz.

Erkeklige toz kondurmamak , yigitlige krem surdurmemek icin Fitik Amca soyle der:

-Amaaaaan Nacmiya, ban da muhim bisey zannediyordum. Du bakali n’olecak diye bosuna merak etmisim. Velakin hic mohim degil.

Olayi anlatan yasli isci emekcisi,

-Iste boyle arkadaslar, diye sozu bagladi, butun bu olup biteni kadin saf saf her onune gelene anlatiyormus. Bizim hanim da kendisinden duymus.

Titreyen elindeki kahve fincanini masaya koyan bir memur emeklisi,

-Yahu, hic anlayamadim, dedi, sen simdi bu olayi ne diye anlattin? Kel mana?

Isci emeklisi,

-Her gun burada laflayip laflayip da sonunda ‘Dur bakalim, n’olacak?’ diye merak edip soruyorsunuz ya, iste sizi meraktan kurtarmak icin ne olacagini anlattim.

Cayevindekilerden bir kahkaha koptu.

Isci emeklisi ekledi:

-Velakin hic muhim degil.

AZIZ NESIN