Pir Sultan Abdal

Let me burn with divine love

Let them return, ı never return my way. Pir Sultan Abdal

Koyun Beni Hak Aşkına Yanayım

Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan 

**

Pir Sultan Abdal (ca. 1480 – 1550) was a legendary Alevi poet, whose direct and clear language as well as the richness of his imagination and the beauty of his verses led him to become loved among the Turkish people. Pir Sultan Abdal reflected the social, cultural and religious life of the people; he was a humanist, and wrote about resistance, love, peace, death and God. He was also rebellious against authoritarian rule which led him into problems with the Ottoman establishment.

His verses and calls for the rights and freedoms of the peasant folk soon attracted a lot of support among the masses who supported these ideals. As a result he was hung by Hizir Pasha.

But the tradition of his poetry and his struggle have remained alive till this day. His poetry was sung accompanied by the baglama, or saz, throughout the ages by folk singers. Today in modern Turkey the Baglama is one of the most loved instruments of the people and is extremely popular and widely used.

Many poets acquired his name to keep ‘Pir Sultan’s voice’ alive. According to literary historians, there were at least six other poets bearing the same name.

Poetry

Dostun en güzeli bahçesine bir hoyrat girmiş

Korudur hey benli dilber korudur

Gülünü dererken dalını kırmış

Kurudur hey benli dilber kurudur

Şu meydanda serilidir postumuz

Çok şükür Mevlâ’ya gördük dostumuz

Bir gün kara toprak bürür üstümüz

Çürütür hey benli dilber çürütür

Kendisi okur da kendisi yazar

Hak hilâl kaşına eylemiş nazar

Senin akranların cennette gezer

Hürüdür hey benli dilber hürüdür

Hangi dinde isen ona tapayım

Yarın mahşer günü bile kopayım

Eğil bir yol ak gerdandan öpeyim

Beri dur hey benli dilber beri dur

Pîr Sultan Abdal’ım başından başlar

İyisini yer de kemini taşlar

Bin çiçekten bir kovana bal işler

Arıdır hey benli dilber arıdır

Koyun beni hak aşkına yanayım

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Benim pirim gayet ulu kişidir

Yediler ulusu, kırklar eşidir

Oniki imamın server başıdır

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Kadılar, Müftüler fetva yazarsa

İşte kemend, işte boynum asarsa

İşte hançer, işte kellem keserse

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Ulu mahşer günü olur divan kurulur

Suçlu, suçsuz gelir anda derilir

Piri olmayanlar anda bilinir

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Pir Sultan’ım arşa çıkar ünümüz

O da bizim ulumuzdur pirimiz

Hakka teslim olsun garip canımız

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Translation

To the garden of my love there came an evil louder

The shrubs now lie there, my fair one, shrubs lie

While gathering the roses, he broke their stems to moulder

They are all dry, my fair one, they are all dry.

We’ve spread our prayer hide all over this place

We saw our dearest one to Holy God in grace

One day, all of us will come into the earth’s embrace

We’ll putrefy, my fair one, we’ll putrefy.

God Himself reads the fate, Himself he scribes

He closed the crescent lashes of her beautiful eyes

Your peers are walking now with you in Paradise

houris they are, my fair one, houris, fair my.

Whatever your creed be, I will adore it and pray

To be awaken together with you on Judgement Day

Rise up once more to kiss your white throat that I may

Don’t pass for one more trice, my fair, don’t pass by.

I am Pir Sultan Abdal, the first of the firsts,

I feed my soul with the best and remedy the worst

I’ll pool honey from thousand blooms to one comb till it bursts

I am the bee, my fair one, the bee am I.

Hakiki İnsan Olma Yolunda

Dünyanın bir yerinde küçücük bedenler parçalanırken, acı dolu çığlıklar atılırken, tinerci çocuklar metropollerde sahipsizken, evsizler sokaklarda donarak ölüyorken biz gerçekten sahip olduklarımız ile ne kadar mutlu olabiliriz? Diyelim ki en güzel evde oturuyoruz, son model arabaya sahibiz, harika bir işimiz ve dolu bir banka hesabımız var. Bütün bunlar gerçekten mutlu olmaya yeterli olacak mı? Hani görmemek için başımızı çevirdiğimiz tinerci çocuklar, hani Gazze’de ölen bebekler. Ölseler kurtuluş, bir de parçalanan bedenleri ile korkunç acılar çeken o masum çocuklar.

Biliyoruz hepimiz olanları ama benim dikkatinizi çekmek istediğim konu bu acıların yarattığı ve hepimize yansıyan acı ve buhranların farkına varmamız gerektiği. Bu fiziksel olarak farkında olduğumuz ama sebebini bilemediğimiz bunalımların, içsel kaosların herkesin depresyon diye adlandırıp psikologlara koşmasına sebep olan, nedenini bilmediğimiz acılarımız ve sıkıntılarımız. Biz hepimiz tüm insanlar sürekli bir alışveriş halindeyiz. İllaki fiziken yakın olmamız veya tanık olmamız gerekmiyor. Dünyanın diğer yanında yaşanan acıları ruhumuzda hissediyoruz. Biz sadece fiziksel bedene sahip değiliz ki. Ruhsal bedenimiz, ruhsal tarafımız bizim görmediklerimizi görüyor, işitmediklerimizi işitiyor.

Çoğu kez hepimiz deriz, içimde bir sıkıntı var, bir şey olacak diye korkarız. Bunun gibi, görmediğimiz, şahit olmadığımız acıları da seziyor ve kitlesel halde bunalımlara giriyoruz. Bir başka yerde ve mekânda aç bir insan açlıktan acı çekerken, yediğimiz lokmalardan yeterince haz almak mümkün mü?

Acı ve mutsuzluk hâkim iken dünyanın bir yanına, diğer yanı sahiden gerçekten mutlu olabilir mi? Bu çocukların çığlıkları işte, her gece uykularımızı bozan bizi mutsuz eden, ne olduğunu bilemediğimiz iç sıkıntılarımızın, acılarımızın sebebi. Açlığın ve sefaletin içinde yaşayan insanlar var oldukça ve bu insanlar da hak ettikleri insani yaşama kavuşmadıkça hiç bir insan asla tam ve sahiden mutlu olamayacak.

Gerçekten mutlu olduğunu, tüm bunlara rağmen ben daha mutlu olamazdım diye düşünen kişiler varsa, gerçek ve tam mutluluğun ne olduğuna dair bir fikri yoktur derim. Hakiki insan, dünya üzerinde aç ve muhtaç, acı çeken insanlar olduğu sürece gerçekten tam olarak mutlu olamaz. O yüzdendir ki bu kadar çok nedenini bilmediğimiz mutsuzluklar, tatminsizlikler yaşıyoruz. Acı çeken insanların yaydığı enerji, hepimize ulaşıyor. Ruhumuzla her şeyi biliyoruz, bir de aklımızla bilip farkına varabilsek, farkındalık zırvasının gerçek anlamını da anlayıp, fark etmemiz gerekenin olduğumuz insan halimizle, olmamız gereken Hakiki İnsan arasındaki farkı fark etmekten geçtiğini de bilirdik.