DUYGU NAKLİ !

(Bir seri okunanlardan alıntılar )

Bir gün hiç beklemediğim bir zamanda çıksın karşıma.. Yağmurun yavaş yağdığı ve paltomu almadığım için değil ; sevgisizlikten üşüdüğüm bir zamanda..Evle iş arası mekik dokuduğum ve başımı bile kaldırmadığım bir zamanda ; tam evimle işimin arasında dursun…Öylece baksın bana…Yanından geçmiş olayım..İlk gözlerimdeki sakinliğin farkına varsın ve birgün çarpsın monoton halime ,bilerek . Taşıyamadığım bütün umutsuzluklarım dökülsün yere.. Ben alelacele toplamaya çalışırken onları eğilip gözlerime baksın …Sakince sırtlayıp yükümü giderken benim elimi tutsun ve içimden geldi seni işten almaya ben geldim bugün desin !

Yada ne bileyim ; Biliyo musun ne oldu?” ile başlayan heyecanlı cümlelerimin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum bana. Mutlaka ipe sapa gelmez bir şey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar. Ya bi yavru kedi macerası ya da işte ona benzer bir şeyler olmuştur. Ben de her seferinde sanki baBir gün hiç beklemediğim bir zamanda çıksın karşıma.. Yağmurun yavaş yağdığı ve paltomu almadığım için değil ; sevgisizlikten üşüdüğüm bir zamanda..Evle iş arası mekik dokuduğum ve başımı bile kaldırmadığım bir zamanda ; tam evimle işimin arasında dursun…Öylece baksın bana…Yanından geçmiş olayım..İlk gözlerimdeki sakinliğin farkına varsın ve birgün çarpsın monoton halime ,bilerek . Taşıyamadığım bütün umutsuzluklarım dökülsün yere.. Ben alelacele toplamaya çalışırken onları eğilip gözlerime baksın …Sakince sırtlayıp yükümü giderken benim elimi tutsun ve içimden geldi seni işten almaya ben geldim bugün desin !

Yada ne bileyim ; Biliyo musun ne oldu?” ile başlayan heyecanlı cümlelerimin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum bana. Mutlaka ipe sapa gelmez bir şey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar. Ya bi yavru kedi macerası ya da işte ona benzer bir şeyler olmuştur. Ben de her seferinde sanki bahçeyi kazmışımda hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya, dinlesin işte. “Ya, evet, çok mühim bir şeyler olmuş” falan desin bi de sonunda…

Hep derler ki kadınlar çok konuşur ! Hayır anlatılanı anlamayan , dinlemeyen adamlar var ! Bir şey anlatırken sadece beni dinlesin ve baksın gözüme ! Bazı şeyler sözlerle değil , gözlerle anlatılır !!!! Benim ilgiye , şefkate , ihtiyacım var , denilmez ki.

Hiç beklemediği bir anda cebinden bir horoz şekeri çıkarsın yada 1 dal çiçek… Ben istemeden ,beklemeden.. Bazen de ,koca bir demet gülle gelsin , yılda 1 defada olsa . Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır . Bıraksın arada bir küçük bir kız olayım bende . Şımarayım , kapris yapayım ,kıskanayım . O olmazsam ,hep eksik kalırım , anlasın bunu . Beni sen psikopatsın , şöylesin böylesin diye suçlayıp cezalandıracağına ; küçük kızı bulup gönlünü alsın . Söz veririm bir daha yaramazlık yapmam bende .

Kıskandığımda gözümün içine baka baka yalan söylemesin mesela , o benimle değil yanımda ki arkadaşımla ilgileniyor demesin . Güçlü olmayı öğretsin bana , evet benimle ilgileniyor ama umrumda değil desin . Önce çok kıskanayım , sonra gururum okşansın ben yanındayım , o değil diye ve bir kez daha lafını bile etmememi sağlasın . Her gördüğümde yanında onları , yedekte tutuyor hissine kapılmamı engellesin mesela!

Suratım asıksa , mutsuz görünüyorsam , bilsin tek bir sevgi sözcüğü , yada minik bir teselli bütün kimyamı değiştirir . Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. ağlatırsan eğer ,az bir zaman sonra kendine sarılmayı öğrenir o kadın..Umarım öğrenir, yoksa ruhu yolunu kaybeder ve kayıp ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı…

Ben benim işte anlasın .. Eski yaşanmışlıklarına , gördüklerine hapsetmesin ,aynı yollarda yaşamasın beni ; çatlaklarından sızıntılarından akıp , azalmama izin vermesin . Bıraksın da kendi yolunda aksın herşey .. Yaşamış olmak için değil,istediği için yaşasın . Her söylediğinden ,yaptığından sıkılıp ,aman sende deyip boş vermesin , çabalasın biraz , eğer içinden geliyorsa , gelmiyorsa arkasına bakmadan hemen gitsin lütfen .

Hiç bir kadın iyi bir evde oturduğu, her gün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, erkeğinin her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur. Soğuk ta ,eski de , her yere ,her şeye uzakta olsa evi , kalbinde yaşarsa ruhu sevgilisinin ve bunu bilirse mutlu olur kadın bunu bilsin.

Heyecanla telefona sarılıp ,aradığımda , seni ararım deyip ,3 saat sonra sitem edersem , beni azarlamasın yada sevgisiz cümleler kurmasın . Hayatım işim var , akşam ,sonra konuşalım desin , saygı duyduğunu , önemsediğini göstersin. Ben her aradığımda kurumsal bir şirketin numarasını aramışımda , nasıl bilsinler ki kimin aradığını , geri dönsünler hissiyle , telefon elimde yüzlerce saçma düşünceye sıkışıp ,3-5 saatimi saçma sapan geçirmiyim mesela .

Eğer senden soğudum ,seninle yapamıyorum , zaten ilerisi yok bu ilişkinin sözleri dökülmüşse ağızdan ve hala devam ediyorsa ; neden devam ettiğini bileyim .. Sevgiyse nedeni ,sevdiğini göstersin ama benim anladığım gibi. Yok alışkanlıksa yada bilmiyorsa neden ! Durup düşünsün üzerinde.

Spinozalektik bir dürtüyse bu , ne demek diye sormayın işte şimdi uydurdum , anlamı şu : Eğer biri başka biri tarafından sevildiğini düşünürse ve böyle bir sevgi için ona hiçbir neden sunmuş olduğuna inanmıyorsa, onu zorunlu olarak sevecektir. Yada başka bir dünyanın zarafeti” İlk bakışta aşk diye algıladığımız şey, aslında sevgi değil bir meraktır –sonradan sevgiye dönüşebilir ama anlaşılabileceği gibi epeyce kırılgandır . . Her aşkın başlangıcı böyle bir ‘başka dünyanın zerafeti’ algısıdır… Sevinç ile kahkahanın aynı şey olmadıkları gibi, birini sevmek , sevgiyi gerçekten yaşamak da ,yanındayım işte ya diyerek ispatlanmaz .Düşünsün üzerinde ne hissediyor diye !

Ne zor bir şeyken başka bir şeyin yerinde olmak. Ben üstüme yapışmış binlerce katmandan sıyrılıp kendim ne zaman olacağım ki? Ben benden bu denli uzakken nasıl asıl özüme varacağım ki? Şimdi gitme zamanı biliyorum. Ama kalmak için elimden geleni yapıyorum.

Kalmak için binlerce bahaneyi sıralayabiliyorum yüreğime. Kalmam gerektiğini sürekli telkin ediyorum düşlerime. Gitme zamanı geçtiğinde yorgun düşeceğim biliyorum gidemediğim için. Kalmak için gösterdiğim onca çabanın ardından bir bulut gibi baka kalacağım gidenlerin tozuna. Şimdi gitme zamanı ama kalmak için duruyorum…Birçok defa bu düşünceyle nasıl savaştığımı anlasın ,görsün ,çabalasın aksini yaşatmak için.

Ben kalmak için bu kadar çalışırken , o gitmem için her şeyi yapmasın ! Bir defa da olsa , belki de hayatında ilk defa herkesin beklemediği gibi davransın.

Çok mu bu istekler . Seviyorsa sevsin işte . Göstersin sevdiğini ,istediğini . Mutlu olmak istiyorum .. Her ne olursa olsun sıradanlaştırmasın .. Herşey , hergün , heran mucizeymiş gibi yaşasın ,yaşatsın .

Beni ben olduğum için sevsin , hak edeyim , bütün yaptıklarımın farkında olsun , içimi bilsin ; sevsin , sevebildiği kadar ! Ama yine de ; ruhunu saramazsam huzurundan vazgeçmesin !!!

Elimi tutmayan ele darılmadan ; tutmayacak bir ele uzattığım için elimi ; kızmadan kendime ! Elimden gelenin , bildiğimin en iyisini yaptım iyi ki de ; diyebileyim sonunda ve devam edeyim yoluma !!

Fındık kabuğunu doldurmayan işlerle boğuşmamı sağlamasın , fındık kabuğunda yaşayan kimse için laf söylemesin bana

Bakacaksak bundan sonra yüz yüze ; utanılacak sözler söylemeyelim ve bir gün gerçekten sevmeyi öğrensin , kırmayı ve incitmeyi değil . Gerekirse küçük bir kalpte , koca bir sevgi olmayı öğrensin .hçeyi kazmışımda hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya, dinlesin işte. “Ya, evet, çok mühim bir şeyler olmuş” falan desin bi de sonunda…

Hep derler ki kadınlar çok konuşur ! Hayır anlatılanı anlamayan , dinlemeyen adamlar var ! Bir şey anlatırken sadece beni dinlesin ve baksın gözüme ! Bazı şeyler sözlerle değil , gözlerle anlatılır !!!! Benim ilgiye , şefkate , ihtiyacım var , denilmez ki.

Hiç beklemediği bir anda cebinden bir horoz şekeri çıkarsın yada 1 dal çiçek… Ben istemeden ,beklemeden.. Bazen de ,koca bir demet gülle gelsin , yılda 1 defada olsa . Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır . Bıraksın arada bir küçük bir kız olayım bende . Şımarayım , kapris yapayım ,kıskanayım . O olmazsam ,hep eksik kalırım , anlasın bunu . Beni sen psikopatsın , şöylesin böylesin diye suçlayıp cezalandıracağına ; küçük kızı bulup gönlünü alsın . Söz veririm bir daha yaramazlık yapmam bende .

Kıskandığımda gözümün içine baka baka yalan söylemesin mesela , o benimle değil yanımda ki arkadaşımla ilgileniyor demesin . Güçlü olmayı öğretsin bana , evet benimle ilgileniyor ama umrumda değil desin . Önce çok kıskanayım , sonra gururum okşansın ben yanındayım , o değil diye ve bir kez daha lafını bile etmememi sağlasın . Her gördüğümde yanında onları , yedekte tutuyor hissine kapılmamı engellesin mesela!

Suratım asıksa , mutsuz görünüyorsam , bilsin tek bir sevgi sözcüğü , yada minik bir teselli bütün kimyamı değiştirir . Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. ağlatırsan eğer ,az bir zaman sonra kendine sarılmayı öğrenir o kadın..Umarım öğrenir, yoksa ruhu yolunu kaybeder ve kayıp ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı…

Ben benim işte anlasın .. Eski yaşanmışlıklarına , gördüklerine hapsetmesin ,aynı yollarda yaşamasın beni ; çatlaklarından sızıntılarından akıp , azalmama izin vermesin . Bıraksın da kendi yolunda aksın herşey .. Yaşamış olmak için değil,istediği için yaşasın . Her söylediğinden ,yaptığından sıkılıp ,aman sende deyip boş vermesin , çabalasın biraz , eğer içinden geliyorsa , gelmiyorsa arkasına bakmadan hemen gitsin lütfen .

Hiç bir kadın iyi bir evde oturduğu, her gün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, erkeğinin her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur. Soğuk ta ,eski de , her yere ,her şeye uzakta olsa evi , kalbinde yaşarsa ruhu sevgilisinin ve bunu bilirse mutlu olur kadın bunu bilsin.

Heyecanla telefona sarılıp ,aradığımda , seni ararım deyip ,3 saat sonra sitem edersem , beni azarlamasın yada sevgisiz cümleler kurmasın . Hayatım işim var , akşam ,sonra konuşalım desin , saygı duyduğunu , önemsediğini göstersin. Ben her aradığımda kurumsal bir şirketin numarasını aramışımda , nasıl bilsinler ki kimin aradığını , geri dönsünler hissiyle , telefon elimde yüzlerce saçma düşünceye sıkışıp ,3-5 saatimi saçma sapan geçirmiyim mesela .

Eğer senden soğudum ,seninle yapamıyorum , zaten ilerisi yok bu ilişkinin sözleri dökülmüşse ağızdan ve hala devam ediyorsa ; neden devam ettiğini bileyim .. Sevgiyse nedeni ,sevdiğini göstersin ama benim anladığım gibi. Yok alışkanlıksa yada bilmiyorsa neden ! Durup düşünsün üzerinde.

Spinozalektik bir dürtüyse bu , ne demek diye sormayın işte şimdi uydurdum , anlamı şu : Eğer biri başka biri tarafından sevildiğini düşünürse ve böyle bir sevgi için ona hiçbir neden sunmuş olduğuna inanmıyorsa, onu zorunlu olarak sevecektir. Yada başka bir dünyanın zarafeti” İlk bakışta aşk diye algıladığımız şey, aslında sevgi değil bir meraktır –sonradan sevgiye dönüşebilir ama anlaşılabileceği gibi epeyce kırılgandır . . Her aşkın başlangıcı böyle bir ‘başka dünyanın zerafeti’ algısıdır… Sevinç ile kahkahanın aynı şey olmadıkları gibi, birini sevmek , sevgiyi gerçekten yaşamak da ,yanındayım işte ya diyerek ispatlanmaz .Düşünsün üzerinde ne hissediyor diye !

Ne zor bir şeyken başka bir şeyin yerinde olmak. Ben üstüme yapışmış binlerce katmandan sıyrılıp kendim ne zaman olacağım ki? Ben benden bu denli uzakken nasıl asıl özüme varacağım ki? Şimdi gitme zamanı biliyorum. Ama kalmak için elimden geleni yapıyorum. Kalmak için binlerce bahaneyi sıralayabiliyorum yüreğime. Kalmam gerektiğini sürekli telkin ediyorum düşlerime. Gitme zamanı geçtiğinde yorgun düşeceğim biliyorum gidemediğim için. Kalmak için gösterdiğim onca çabanın ardından bir bulut gibi baka kalacağım gidenlerin tozuna. Şimdi gitme zamanı ama kalmak için duruyorum…Birçok defa bu düşünceyle nasıl savaştığımı anlasın ,görsün ,çabalasın aksini yaşatmak için.

Ben kalmak için bu kadar çalışırken , o gitmem için her şeyi yapmasın ! Bir defa da olsa , belki de hayatında ilk defa herkesin beklemediği gibi davransın.

Çok mu bu istekler . Seviyorsa sevsin işte . Göstersin sevdiğini ,istediğini . Mutlu olmak istiyorum .. Her ne olursa olsun sıradanlaştırmasın .. Herşey , hergün , heran mucizeymiş gibi yaşasın ,yaşatsın .

Beni ben olduğum için sevsin , hak edeyim , bütün yaptıklarımın farkında olsun , içimi bilsin ; sevsin , sevebildiği kadar ! Ama yine de ; ruhunu saramazsam huzurundan vazgeçmesin !!!

Elimi tutmayan ele darılmadan ; tutmayacak bir ele uzattığım için elimi ; kızmadan kendime ! Elimden gelenin , bildiğimin en iyisini yaptım iyi ki de ; diyebileyim sonunda ve devam edeyim yoluma !!

Fındık kabuğunu doldurmayan işlerle boğuşmamı sağlamasın , fındık kabuğunda yaşayan kimse için laf söylemesin bana

Bakacaksak bundan sonra yüz yüze ; utanılacak sözler söylemeyelim ve bir gün gerçekten sevmeyi öğrensin , kırmayı ve incitmeyi değil . Gerekirse küçük bir kalpte , koca bir sevgi olmayı öğrensin .

7 AŞAMADA ACISIZ AĞRISIZ SİMYA !

7 AŞAMADA ACISIZ AĞRISIZ SİMYA !

Mutsuz oldum , mutsuz ettim . Çünkü benimde gözlerime perde inmişti ve çok uzun zamandır farkına varamadım . Başka bir hayatta uyanıp , o karanlığı her şey sanıyordum . Kendimi kaybettim . İçten fethedip , yıktılar bütün sınırlarımı. El yordamıyla bulup , anlatıldığı gibi şekillendiriyordum her şeyi .. Beni bana nasıl anlatıyorlarsa , öyleymişim gibi davranıyor ,az daha bende inanıyordum buna. Ama onlar benim dünyamda uyanmadılar ki hiç ve buna rağmen beni tanıdıklarını iddia edip , kendi yaptıkları kalıplara sokmaya çalıştılar..Kendi uyandıkları hayatlarda ne gördülerse , ne yaşadılarsa , nasıl yaşadılarsa o hayat kalıbı oldu onların ..Hiç yıkılmamış duvarlarım var benim .. Her şeyi yerle bir edip , dayandıklarında o sınıra , anlam veremedim . Ama yinede karanlıkta uyanık dolaşıyordum ve özümü hatırlıyordum . Karar verdim , doğru olduğunu hissettiğim için , bitirdim . Ama hala perde vardı gözümde ve YADIRGADIM …

Ölesiye ÖFKELENDİM. Kararı veren bendim , uygulayan ben , uygulatan ben . Kendi aydınlığımda uyuyor , o karanlıkta uyanık yaşıyordum . Neden yaptım diye , neden kabul ettiler diye , beni anlamadılar , tanımadılar , bilmediler diye. O hayatta uyanık kalmak ve onlarda benim aydınlığımda uyansın istiyordum . Olmadı Öfkelendim !

Işıklarım söndü . Günümde karardı , gecemde . Sınırlarım yıkıldı . Hiç bir şey hatırlamıyorum , bilmiyorum .Daha önce ne yapardım , nasıl yaşardım , neyi severdim . Bundan sonra nasıl olacak bilmiyorum . ÇÖKTÜM.

Kitap okumak en güzel terapidir. Bunu çok uzun süre önce keşfettiğim için çok şanslıyım.

Şöyle yazıyor :

Mutluluğum kendimde, sizde değil.Yalnızca gelgeç olduğunuz için değil.

Olmadığım gibi olmamı istediğiniz için de.Mutlu olamam değişirsem,sırf sizin bencilliğinizi doyurmak için.Hoşnut da olamam eleştirdiğinizde beni,sizin gibi düşünmediğim,ya da görmediğim için.Uyumsuz diyorsunuz bana.Oysa inançlarınıza her karşı çıkışımda siz de benimkilere karşı çıkıyorsunuz.Aklınızı biçimlendirmeye çalışmıyorum,biliyorum kendinizi bulma savaşı veriyorsunuz.Bana akıl vermenizi de kabul edemem, çünkü benim yolumun yarısına bile gelemediniz daha .Saydam olduğumu söylüyorsunuz,ve kolayca unutulacağımı.

Öyleyse, kim olduğunuzu kanıtlamak için,yaşamımı kullanmaya kalkmanız niye? Mutluluğum kendimde, sizde değil.Yalnızca gelgeç olduğunuz için değil.

Olmadığım gibi olmamı istediğiniz için de..

KABULLENDİM. Yaşadıklarımla , bildiklerimle , öğrendiklerimle ben buyum . Elimden gelenin en iyisi bu . Buna rağmen sizi tamamlamayan bir tarafım varsa. Bu sizin sorununuz. Bendeki boşlukların sizde karşılığı yok , sizdekilerinde bende o zaman . Ben bunu biliyorum ve olduğu gibi kabul ediyor seviyor ve yaşıyorum. Sizin için eksilemem yada yeri olmayanı size eklemek için ,sizi eksiltemem.

Bu kadar ışıkta uyunmaz ! Uyanmak lazım , bakmak,görmek , anlamaya çalışmak ,hissetmek, yaşamak lazım . Herkesi kendi dünyasında , kendi hayatından çıkmadan yaşamak lazım. Kendimle PAZARLIK YAPTIM ve ikna ettim .

YENİDEN YARATTIM . Yaşaya yaşaya öğrendim . Çocuk olmayı , eş olmayı , kardeş olmayı ; ayrılmayı , aşk yaşamayı ,bildiğim her şeyi . Aşamalarını , sınırlarını ,kurallarını biliyorum . Bana uyan şeklini biliyorum . Her duyguyu hakkını vererek yaşamak lazım . Neyden vazgeçersem , tamamen vazgeçmeliyim. Her şeyiyle silinmeli , hiç iz bırakmadan . Eğer kalacaksa aynı şiddette başka bir şeye dönüşmeli . Aşksa vazgeçtiğin , çok iyi arkadaşın olmalı artık . Ayrılıksa adabıyla olmalı . Değer verip eğer hayatıma aldıysan , gittikten sonrada gözden düşürmeden , kimselere laf söyletmeden devam etmeli. Eğer sıfıra indirdiysen gözünde bırak , sıfırda kalsın . Daha eksiltme , indirme. Senin hayatının bir parçasıydı bir süre çünkü. Sen onu hayatına almaya layık gördün , saygı duydun , belki sevdin . Şöyleydi , böyleydi değil ; O benim hayatımı paylaştı bende onun . Kendime olan saygımı , kendim düşüremem. Nasıl hiçbirşey karıştırmadan , sadece aşksa ilk yaşanan . Bittiğinde de sadece bitsin . Bitişin asaletine hayran olayım bende . Sıfırlandık ,ama eksilmeyelim hiç değilse..

ASUDE MAKBULE

08.01.2012

EVRENSEL ZİHİN

Bu yazı bir Hocamın yazısına ithafen yazıldı :

Çok uzun zamandır bahsettiğiniz konular ve benim aklıma takılan aslında birçok düşüncemin çıkış noktasını oluşturan bazı konular ile ilgili bulabildiğim her şeyi okuyorum.. Bahsettiğiniz konuyla ilgili benim düşünce formunun şekillenmesine temel kaynak oluşturan birkaç belgeyide ayrıca sizinle paylaşıcam. Aslında birçok belgede geçen detayları , alınması gereken yada benim algıladığım mesajları en yoğun şekilde içinde barındıran belgeler bunlar….

Benim şekillenen düşüncelerimden bahsedeyim biraz.. Çok uzun zamandır bende sizin gibi Ezoterik felsefeler , düşünceler , spiritüel öğretiler her neyse isimleri , bulabildiğim her şeyi okuyor , araştırıyor , bazılarının birebir içine girip deneyimliyor ve kendi çapımda öğretiyorum. Öğretmek biraz Ego barındırıyormuş gibi geliyor bana ; paylaşıyorum diyelim…

Ezoterik ve spiritüel öğretiler asırlardır ; bedenimizin lisan , kelimeler ve düşüncelerle programlanabileğini anlatır bize …

by Asude Uysal (Notlar) on
Temelde sizinle başlayan spiritüel yolculuğumun ,bazı dönemlerinde beraber yaptığımız çalışmaların hemen hemen hepsinde , deneyimlediğimiz ve keşfettiğimiz ; Bilinç , bilinç altı ,aradaki perde , bunlar üzerinde çalışmak ,evrensel sistemi keşfetmek adına yaptığım her şey şu ana formu oluşturdu bende…

Alllah tektir , birdir,her yerdedir ,evren içimizde ve bütün , cenabı hak bizi kendi suretinde yarattı. Evet sizinde bahsettiğiniz gibi . Evet bir Tanrı var, ama neye göre kime göre , nasıl.. Evren bir bütün, evet doğru ve bilgi içimizde .. Evrensel sistemi , içimizde nasıl düşünüyorum . Bütünden ayrı olarak değil bu form ,ama algıladığımı anlatabilmem için bu şekilde ifade etmem gerekiyor.

Bilinç ve bilinçaltını tekrar açıklamak istemiyorum , hepimiz biliyoruz. Evrende bütün bu bilginin farkına varan ,anlamaya başlayan , ışığın ,bilginin farkında , bütüne doğru yol alan herkesi ,her şey Bilinç olarak düşünüyorum . Açık , perdesiz ,ulaşılabilir. Birde bütün bunlardan uzak , perdenin diğer tarafında ,eninde sonunda bilinç tarafına geçmesi gereken herkes her şey de Bilinçaltı … Bu noktada aynen sizinde belirttiğiniz gibi ,temel mesaj , ‘’OKU ,, . Bilinç ve bilinçaltının perdelerinin kalkması , bilginin evrenselleşmesi için OKU. Bütünlenmek için , evrensel bilgiye ulaşmak için : Deneyimlemek farkında olan herkesin ,olmayanlara göstermesi ,anlatması , iletmesi gerekiyor .Sizinde anlattığınız gibi bizim aracılığımızla ,herkese düşen ödev her ne ise ,herkes yapmalı ,öğretmeli ve bütüne tamamlamalı. Birebir eğitimler , mesajlar , medya , kitaplar ,yazılar ilk aşama … İkinci aşamayı hepimizin bildiği bilimsel bir olayla açıklamak isterim.

100.Maymun Fenomeni:

(………..The Hundredth Monkey’, yani ‘Yüzüncü Maymun’ isimli kitapta Macaca Fuscata denilen bir maymun türü üzerinde yapılmış 30 yıllık bilimsel bir araştırma projesi anlatılır. Zihninizden geçen sorulara ışık tutabileceğini düşünerek bu araştırmanın öyküsünü sizlerle paylaşmak istiyorum: Japonya’daki Koshima adasında vahşi bir maymun kolonisi yaşıyordu ve bilim adamları onları kumların üzerine bıraktıkları tatlı patateslerle besliyorlardı. Maymunlar tatlı patatesleri seviyor, ancak kumlu ve kirli olarak yedikleri için durumlarından çok da hoşnut olmadıklarını belli ediyorlardı. Bir gün, İmo adlı sekiz aylık dişi bir maymun tesadüf eseri patatesini suya düşürdü ve kumlarından arınan patatesin daha lezzetli olduğunu keşfederek o günden itibaren patateslerini yıkayarak yemeye başladı. Bunu gören annesi ve oyun arkadaşları da İmo’nun yöntemini öğrendiler ve onlar da diğer maymunlara öğrettiler. Kısa bir süre içinde birbirlerini taklit eden bir sürü maymun patateslerini yıkayarak yer hale geldi ve bilim adamları yaşananları 1952-1958 yılları arasında kayda geçtiler. 1958 yılının sonbaharında Koshima adasında patatesleri yıkayarak yiyen maymunların sayısı “Kritik Kütle” diye adlandırılan sayıya ulaştı, artık hemen hemen tüm maymunlar patatesleri yıkıyorlardı. Bu olay bir tek Koshima adasında yaşansaydı, maymunlar arasında bir tür iletişim olduğu düşünülebilir ve araştırma bu şekilde sürebilirdi. Ancak, aynı anda çevre adalardaki maymunlar da patateslerini yıkayarak yemeye başladılar, hatta Japonya’nın anakarasındaki Takasakiyama’da bile… Onca maymun bilinen hiçbir şekilde iletişim kurmuş olamazdı ve bilim adamları ilk kez böyle bir olayı gözlemliyorlardı. Sonunda, bu adalar boyunca uzanan bir tür morfogenetik yapının ya da alanın varlığı nedeniyle maymunların aralarında iletişim kurduklarını ileri sürdüler. Maymunlar üzerinde yapılan bu araştırmadan sonra Avustralyalı ve İngiliz bilim adamları insanlar üzerinde de benzer araştırmalar yaptılar ve insanın “bilinmeyen” tarafına dair çok ilginç sonuçlar elde ettiler. Bugün, insanları birbirine bağlayan bir enerji ağı olduğu gerçeği konu ile ilgilenen kişiler tarafından kesin olarak kabul edilmektedir ve tek bir kişinin başlattığı bir değişimin, zaman içinde diğer kişilere de sirayet etmesiyle ulaşılan “Kritik Kütle” sayısının tüm insanlığı etkileyen bir kuantum sıçrayışı etkisi yaratabildiğine inanılmaktadır.

Ayrıca , Bilimin yıllar süren araştırmalar sonucunda ulaştığı bu gerçek pek çok kişinin “ilkel” diye nitelendirdiği kabilelerce asırlardan beri bilinmektedir oysa ki. Avustralya’da yaşayan Aborijinler kendilerinin “rüya zamanı” dedikleri kadim bir hayat ağı ile birbirlerine bağlı olduklarına inanırlar ve bu kolektif rüya, ya da daha doğrusu bilinç hali içinde kalplerinde merkezlenerek, bir Batılının asla anlayamayacağı biçimde iletişim kurabilirler. Aynı şekilde Yeni Zelanda’da Maori’ler yine zihnin ötesine geçip, varlıklarının kutsal noktasına girerek yaptıkları meditasyonlarda Amerika’da yaşayan Hopi’lerle iletişim kurabilirler. Hawaii’de Kahuna yerlileri besinlerini nereden bulabileceklerini Dünya Ana ile konuşarak öğrenirler. Tüm bu “ilkel” insanlar bizlerin unuttuğumuz ve şimdilerde debelenerek bulmaya çalıştığımız “Bir’lik” anlayışını kaybetmemiş insanlardır. Onlar; huzuru, barışı ve mutluluğu ilkin kendi içlerinde bulmaları gerektiğini, tüm bunları dışarıdan bekledikleri takdirde hayal kırıklıkları yaşayacaklarını bilirler ve bu değerli bilgi sayesinde “Bir” olmayı başarırlar………)

Bizden çok daha önce bize ışık tutmaya başlayan birileri var diyebiliriz.

Bir sonraki aşamayıda Dna üzerinde yapılan araştırmalar ile açıklayabilirim .

DNA yapısının değişmeye başlaması ,gerçekleşen değişimlerin keşfi , müdahale ile değişebileceği bilgisi vs.yukarıda anlattıklarıma ek olarak karşımıza çıkıyor…

Bütün bunlar yine bizi OKU mesajına odaklıyor.. Daha öncede belirttiğimiz gibi bedenimizin lisan, kelimeler ve düşüncelerle programlanabiliyor. Ezoterik ve spritüel öğretmenler asırlardır bizim bedenimizin lisan, kelimeler ve düşüncelerle programlanabileceğini biliyorlardı. Ancak bunun gerçekleştirlebilmesi için doğru frekansın kullanılması gereklidir, işte bu nedenle herkes bu işi aynı güçte başaramayabilir. DNA ile ilgili şuurlu bir iletişim sağlayabilmek için kişinin önce kendi içsel gelişimi üzerinde çalışması gereklidir.

Bu konuyla bağlantılı olarak :

Uzmanların bulgularına göre DNAnın görevi sadece bizim bedenimizi inşa etmek değildi aynı zamanda bilgilerin depolanmasını ve bilgi iletişimini de yapıyordu. Rus lisan uzmanlarının bulgularına göre özellikle işe yaramayan %90 lık bölümdeki DNAlar insanların konuştuğu bütün dillerle aynı kurallara sahipti. Uzmanlar, syntax kurallarını (kelimelerin kalıpları ve cümleleri oluşturmak için ne şekilde bir araya getirildiği), semantikleri (lisan formları üzerinde yapılan anlam çalışmaları) ve temel gramer kurallarını incelediler. Sonuçta bizim DNAmızdaki alkalin maddesinin belirli bir grameri ve aynen diğer lisanlarda olduğu gibi belirli kuralları olduğunu tespit ettiler. Bu yüzden insanların konuştukları lisanlar tesadüfen ortaya çıkmamıştır; lisanlar bizim DNAmızın bir yansımasıdır.

Burada aklıma şu detay takılıyor . Kuran’ı Kerim ‘de anlatılandan çok kelimelerin frekansları bizim içimizdeki sistemi nasıl aktive ediyor. Asıl detaylı üzerinde durulması , incelenmesi gereken bu bence. Yada İçimizdeki sistemin evrensel sisteme dönüştürmek için gerekli Frekans hangi lisanda ..

‘’Şayet, uygun ses frekansları kullanılırsa canlı bir dokuda yaşayan DNA maddesi her zaman için lisanla etkilene lazer ışınlarına ve hatta radyo dalgalarına reaksiyon gösterecektir. Bu prensipte bilimsel olarak olumluluk, onay belirten sözlerin, hipnozun ve benzeri şeylerin insanlarda ve onların bedenlerinde neden çok güçlü etkileri olduğunu izah etmektedir. ‘’ Stres, kaygılar, korkular veya hiperaktif bir zekâ başarılı bir hiper iletişimi engeller veya gelen bilginin tamamen bozulmasına veya işe yaramaz bir şekle dönüşmesine sebep olur.’’Ağzından çıkanı kulağın duysun ‘’ İşte bu nedenden ; evrensel bir mesajdır ve hep olumlu konuşmak , düşünmek , pozitif yaşamak ,kendine yapılmasını istemediğini ,başkasına yapma ilkesi ön planda olmalı diyoruz.

Toplu halde yapılan çalışmalar , aynı frekansta olmak adına öğrenilenler , farklı bakış açılarını bir arada bütünleyebilmek adına gerekeb ne var ise keşfetmek ,bilmek lazım … Çok basit bir örnekten , muazzam bir gerçeğe gönderme yapılırsa: Bir grup insanın yağmur duasına çıkıp ,yağmur yağdırabileceğini hepimiz biliriz. Düşünce birliği ,aynı frekansta olabilmek yada her ne denirse ..

Çeşitli kaynaklarda kodlanmış gizli mesajları çözebilmekte başka bir aşama bu yolda. Bize yakın olduğu için bu örneği veriyorum.

Son dönemde okuduğum kitaplardan birinde , kutsal emanetlerde , kitabelerde , kuran’da geçen ifadelerin ebced hesapları yapıldığında ve çıkan tarihler rakamlar üzerinde anlatılanlar çözümlenmeye çalışıldığında , bugün kü İsrail ,Amerika ,Oratdoğu’da olup bitenler hakkında açık mesajlar var.

Sonuç olarak buradayız çünkü hepimizin öğrenmesi ,farklı açılardan bakıp ,göstermesi lazım . Bazılarımız ortak dili öğrenicek ve öğreticek , bazılarımız mesajları bulmayı , çözmeyi öğrenicek, öğreticek .Bazıları engelleyip ,bilgiyi geciktirecek ki , doğru zamanda , doğru yerde gelsin.

Evrenin dini ,dili ,evrensel zihne tam hakim olabilmek adına benim akılma takılanların bir kısmı bu …

ASUDE MAKBULE UYSAL

27 Ağustos 2012 Pazartesi, 19:08

GÜN BUGÜNDÜR..

GÜN BUGÜNDÜR!!!!

Ne kadar dolu başlıyor her şey … Ne kadar eşsiz , heyecanla ve istekle.. Önce sorgusuz sualsiz hoşlanıyoruz , keşfetmeye çalışıyoruz , karşılaştırmadan ,yaşanmışlıkların kalıbına sokmadan olduğu gibi kabul edipte , heyecanla.. Sonra azar azar eksiltmeye , tüketmeye , gözden düşürmeye başlıyoruz yine kendimiz… Göze göz ,dişe diş ,karşılıklı… Zaten varolan olan diyaloglarda hiç sakınca yok ;onlar zaten var ve gelenlerde bizi onlarla beraber kabul edip , aynı yola giriyor bizimle. Ama rahat durmuyoruz işte.. Her zaman başkaları yenileri olsun diye uğraşıyoruz. Her yeni gelen ,eski yeniyi azaltıyor biraz..Bir gülüş ,bir sohbet ,bir mimik ,yaşanmışlıklardan , özlenenden tüyolar veriyor.. Her yeni gelen eskiden bir rol çalıyor azar azar.
Bir eğitimde şunu savunuyordu eğitmen .. Hayatınızdaki insanlar sizden uzaklaştığında ona kızmayın ,hatayı kendinizde arayın ;siz neyi eksik yaptınızda o aramaya gitti diyordu.. İlk başlarda çok mantıklı gelmişti bana .Ama artık değil. Ne kadar çabuk tüketiyoruz , eskiyor ve gözden düşürüyoruz her şeyi
. Ben elimden gelenin en iyisini ,bildiğimin en iyisini yapıyorum … Beni bu halimle kabul ,etsinler diye bekliyorum .. Herkesin sepetinde aynı oranda ve çeşitte doluluk yok.. Bende eksik olan yok. Ben tam donanımla , oluştuğum halimle varım. İşte bu yeniyi kucakladığımda tüm kalbimle , başka bir şey aramıyorum .Beklentilerimi sıfıra indirip , olduğu kadarıyla mutlu oluyorum .. Her yeni gelen kendi yolunda akıyor hayatıma ..Eski yollardan yaşayıp , çatlaklardan sızıntılardan akıp ,azalmasına izin vermiyorum . Her şeyin yolu ayrı ,akışı ayrı , hızı ayrı.. Yadırgamıyorum öyle yada böyle diye. Keşkelerim yok .. Hep iyi ki var .. Artık eskisi gibi değil demiyorum . Bölmüyorum ,rol dağıtmıyorum ,. Aksine olan ,olmayan her şeyi yükleyip , çoğaltıyorum ..Her anı yeniden ,yeni baştan yaratıp ,yüklüyorum . Bir öncekinden bile farklı hep .Ben her gün yeniden yaşıyorum , her şeyi..Bir sonrakini oluşturmak için önceden malzeme çalmıyorum … Zaaflarıma kapılıp ,kararlarıma ihanet etmiyorum..
Tam donanımla geçirip , tüm zamanı … Hayır bu yoktu ,eksikti demiyorum… Ya adam gibi yaşayıp arkasında duruyor , yada hiç yaşamıyorum…
…

IŞIKTAN KÖPRÜDE YÜRÜRKEN !!

Nerdesin ? dedi kulaklarımda ki ses ;
-Kayalık bir tepeden ,aşağı inen patikadan yürüyorum .
Kimsin sen ?
-Bilmiyorum ?
Kaç yaşındasın ?
-Çok genç hissediyorum .Ama ,ama ellerim niye bu kadar yaşlı , yüzüm…. yüzümde ..
Evet duydum .. 97 yaşındayım ben.
Nereye gidiyorsun ?
-Hep gittiğim yol bu , biliyorum .Evet kapıdayız.
Ne kapısı ?
-Çok önemli bir yer olmalı . Ben varım burada , ben izin veriyorum geçişlere…
Ne izni ,ne kapısı ?
-Tören hazırlığı var ; genç bir kız var ,herkesin aksine . Herkes 80 yaş üstü görünüyor.
Sor ben kimim diye ?
-Biliyorum ben , kapıcıyım ben burada , artık devrediyorum bu görevi. Yüce Mahinga yanımda duruyor. Genç kızın yanında Yüce Mahitma var.
Ne kapısı ?
-Ülkemizin giriş kapılarından birisi.
Ne ülkesi ?
-İyiliğin ,saflığın ülkesi.Yüce Brahitma ‘da burada .Hükümdarımız ..
Ne ülkesi ,ne hükümdarı?
-Agarta !

Zilin sesiyle açtım gözlerimi. Evet buymuş dedim .O zamanda şimdi de görev aynı . Geçişlere yardım etmek . Bu da nerden girdi şimdi hayatıma diye , defalarca sorguladığım insanların ;yerlerin ; koşulların neden beni bulduğunun cevabı. Ve birden neden hayatımdan çıktıkları.
Geçişlerine yardım etmek. Yeni mezun eşimin ; öğrencilikten ,adamlığa ,babalığa geçişi.
Yeni ayrılmış birçok arkadaşımın , yeni hayatlarına geçişi ve benzer birçok konuda , gönüllü yüklendiğim rehberlik. Yeryüzünün taşlı topraklı yollarından geçip , kalplerinin kapısını bulmaları ve huzura varmaları için rehberlik.
Her birimizin farkında olup yada olmayıp ;birilerine yaptığımız rehberlik. Kimin hangi düğmesine ne zaman bastınız ,ya da kim sizin düğmenize bastı. Fark ettiniz mi ? Yoksa hala düşünüyor musunuz ? Nasıl oldu diye.Yada egolar zirvede , hadi gel sana anlatayım ,tavrında mısınız?
Bütün bunları ben mi çekiyorum ? Yarım kalan tören blokajıyla mı yaşıyorum bütün bunları? Bu emeklilik hastalığı gibi bişey mi ? Bittiğini kabul etmemek ,hala geçmişte ki ben ; olmak istemek .Hayır hayır geçmişi sevgiyle bırakıyorum…
Ey Yüce Mahinga ,Yüce Brahitma ;Yüce Mahitma
Geçmişte ;şimdi ve gelecekte olan her şeyi ve herkesi ,tüm kalbimle kabul ediyor ,onaylıyor ve seviyorum .
Ama birde yıpranmadan nasıl başa çıkacağımı bilsem . Her uyanışta ve uyandırma da ,bu kadar üzülmesem. Her geçen iz bırakmasa ; gelen akarken ,eski izlere dolup akmasa ;çatlaklardan ,çöküntülerden sızıp ,azalmasa . Sallan ,yuvarlan gidiyoruz dedim ama bu çöküntülere takılıp ,yuvarlanamıyorum .Yolumdan geri kalıyorum . Yol tek , gidecek olan ben ama zaman durup beklemiyor ki . Zamanım geçiyor .Aslında zamanım bitiyor gibi geliyor.
Bir acelem var son zamanlarda . Yarın yok gibi ,her şeyi bugün yapasım var .
Bir telaş bir heves , her şeyi sığdırıyorum ,tek zamana . Sonra bir bunalım ;her şeyi bırakıyorum bir anda. Ya dört kolla sarılıyorum ; ya boş veriyorum. Ya gideyim , her şeyden ,herkesten ; yada kalayım ,hep kalayım .
İşte tam şimdi ,bugün ,tutundum tekrar ve başladım …..
Yadırgadım , öfkelendim , çöktüm , pazarlık yaptım , kabullendim , yeniden yarattım ve yeni hayattayım…..

ASUDE MAKBULE

28.05.2010