SPİRİTÜEL KADINLARIN GEYŞA HALLERİ !!!!!

Spiritüel kadınlar nasıl yaşarlar? Ortalama bir kadını ele aldığınızda her şeyden önce bir çoğu yataktan kalkmadan önce dengeleme çalışmalarını belki tam belki de kısa bir şifa seansını yaptıktan sonra güne başlar.
Duş faslından sonra evin her odası arındırılır,negatifler çıkartılır.Belki de evin muhtelif köşelerine çeşitli vorteksler açılır.

Güne mutfakta sevgiyle,ışıkla hazırlanmış bir kahvaltıyla başlanır. Her şeyde kullanılan su satın alındığı gibi 20 dk. Pozitif enerji yüklenir ve kullanışta bu işlem kısa olarak tekrarlanır.Sabah kahvaltısı için hazırlanan yiyecekler sınıflandırıldıkları alanlara göre ritüellerden geçirilir ve makro kosmosa onları bizimle buluşturduğu için teşekkür edilir.

Kadın bu ritüeller ve merasimlerle meşgulken hala bir şeyler yemek için bekleyen birileri kaldıysa hayatlarında,sevgiyle bu hazırlıklardan sonra oluşan kahvaltıya ortak edilir.Ki bu ihtimal % 30 ları geçmez. Çünkü her erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer.Spiritüel kadın bunu keşfedinceye kadar adam kalbi ve midesi arasındaki mesafeyi en kısa sürede ve hızda geçecek başka bir alana yönelmiştir bile.Bütün buna rağmen hala birisi varsa işte o adam çok şanslıdır. Çünkü hayatındaki kadının ona sunacağı şeyler,normal bir kadınınkilerden daha fazladır. her şeyden önce böyle bir kadınla hayat geçiren birinin kolestrol kalp gibi rahatsızlıklara yakalanması nerdeyse imkansız gibidir. Çünkü enerji çalışmaları içinde olan kadınların büyük bir kısmı vejeteryandır. Zararlı içecekler hayatlarından ya çıkmıştır yada çok azdır. Ne düşünüyorsan o sun mantığıyla ,zarar vermediği ,hücrelerini iyileştirdiği imajine edilerek bünyeye alınır.

Bütün bunlara rağmen et yiyen bir adamsanız , her et yemeğinden önce yada sonra etçil olmaktan vazgeçirilme çabalarıyla karşı karşıyasınız demektir.Anatomi bilgileri ortalama bir insandan daha kuvvetli olan bu kadınlar söze;bünyenizin et yemeğe müsait olmadığını çeşitli örneklerle anlatır.Söze dişlerden başlar,et yiyen hayvanları vücutlarının muhtelif yerleriyle karşılaştırmalar yapılır.Midesinde hiroklorük asit miktarından tutunda ,bağirsak boylarının kendi boylarının 2-3 katı bizimkininse 10-12 katı olduğuna kadar bir çok bilgi eşliğinde ,sizi metrelerce sürecek sindirim ve boşaltım yolu üzerine düşünmeye sevketmiştir bile.Siz önünüzde duran tabaktaki etlere baktıkça,onların bağırsaklarınızda nasıl çürüyüp 4 gün sonra vücudunuzdan atıldığı fikriyle et yediğinize de ,yiyeceğinize de pişman olmuşsunuzdur .

Sizde misilleme olarak askerde nasıl yılan ve kurbağa yediğinizi ve bu av maceralarınızı anlatarak karşı tarafı sizin kadar olmasada o anını berbat edecek düşüncelere sevketmişsinizdir bile. O tabağındaki sebzelere bakarken o sizin yakalayıp,yediğiniz o hayvanların kendisi kadar şanslı olmadığından tutunda(çünkü belki de o hayvanlar daha o öğünlerinin yemeden,karınları açken başkasının karnını doyurmuştur),o anda hissettikleri duygunu ,acının şimdi karşınızda oturan adamın bünyesinde olduğu fikriyle boğuşuyordur Hatta sizin saldırgan tavırlarınızın bile bunlardan dolayı olduğu fikri ve bu konuda ne yapması gerektiğini bile düşünmeye başlamıştır. Sizi türlü cilveler ve sözlerle bir şifa seansına belki daha kuvvetli bir terapiye ikna etmiştir bile.Sizin vücunuzdan negatif enerjileri çıkartmaya niyetlidir.Blokajlarınızı çözmek ve daha sağlıklı hale getirmek için ilk adım mutfakta atılmıştır. Çünkü o bunu her alanda insanları ışıkla buluşturmak adına bir misyon yüklendiği için yapar.

Evrene ne verirsen o sana geri döner mantığıyla spirütüel kadınlarda ;hep o erkeklerin şikayet ettiği çok konuşma yoktur.Genel olarak hayatlarında bir sükunet vardır. Karmanıza müdahale etmemek adına birçok konuda sizi özgür bırakırlar.En güzel tarafıda siz dışarıyla fazla ilgilemeye başladığınızda ,çoğu zaman daha ılımlı yaklaşırlar;çünkü bu sizin dersinizdir.Nasıl geçeceğiniz tamamen sizin elinizdedir. Kendilerinin yeterince enerji vermediği için açığı kapatmak üzere dışarı gittiğiniz fikriyle eve döndüğünüzde ayrı bir işleme tabi olacaksınız demektir. Bu işlem partnerinizin kıskançlık katsayısı,daha önce yaşanmışlıklar ve size olan duygularının şiddetine göre farklılıklar gösterecektir. Ama en kötü sayılabilecek olan bile sonradan da olsa sizi aynı işlemlere sokacak demektir.Eğer bunların hiçbiri olmazsa ,diğer % 70 lik gruba (yalnız spiritüel kadınlar )dahil olmak üzere yola çıkmıştır bile.
Bu işlemler nasıl olur derseniz. Evrenin canlılara sunduğu seks armağanını nasıl ele aldıklarıyla bağlantılı. Genelde sekste de enerji esastır ve en iyimser sayılabilecek grubun kütüphane rafında mutlaka kamasutra kitabı mevcuttur.Sabahtan yatak odasında açılmış şehvet vorteksi,mutfakta bolluk bereket ,diğer alanlarda huzur ,mutluluk vorteksi size hizmet eder.Bu da onu açısından bilimsel sizin açısınızdan çok eğlenceli bişeylerin başladığının habercisidir. Eğer aynı grup dahilinde değilse dışarıda gidilen başka hiçbiryerde bulunamıycak olaylar var demektir Siz her işlem sonrasında yaptığınızada yapacağınıza da pişman olmuşsunuzdur bile.
Ayaktaki enerji merkezlerini size anlatmak için yapılan el ve ayak masajları, vücudunuzdakileri anlatmak için yapılan keşif seanslarının keyfini aldıkça pişmanlık daha da artar tabiî ki.
Daha kötümser gruptakilerin arınmışlık derecelerine göre uygulayacağı işlemler farklılık gösterecektir.En kötüsüde karma yüklenmeyi göze alıp,mental yapacağı çalışmalardır.
Bu durumda en zararsız olanlar ,çoktan gidip de sizinle bağlarını bile kesmiş olanlardır diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.Çünkü en çok zararı onlar vermiştir.O, sizi bırakmıştır. Sizi pişmanlık ,erkelik gururu ve daha birçok karmaşık duyguların içinde bırakıp,kendini yeni bir yola sokmuştur bile. O alması gereken dersi öğrenmiştir,sizin nasıl öğrendiğinizde umurunda değildir.
Bütün yapmanız gereken sizde aynı çalışmaların içine girip,nerde nasıl davranacağınızı kestirip ;istediğinizi bilerek almaktır. Hayatı nasıl yaşayacağınıza sadece ve sadece siz karar verebilirsiniz. Yaşadığınızın her duygunun hakkını vermek ve en az zararla çıkmak sizin elinizde.

ASUDE MAKBULE UYSAL

MİTOLOJİK KAHRAMANLARIN KARAKTER VE KARMİK ANALİZİ !!!!

MİTOLOJİK KAHRAMANLARIN KARAKTER VE KARMİK ANALİZİ !!!!
Küçük yaşlardan itibaren , Mitoloji ve psikoloji hep ilgimi çekmiştir. Ege kıyılarında büyümüş ,zaman zaman Bergama kalesinde tanrıça rolünde arkadaşlarıyla evcilik oynamış ve 10 yaşına kadar kendisinin, Deniz kızından evrimleşmiş bir canlı zanneden biri olarak bu çokta şaşırtmıyor artık beni. Ben ve ablam deniz kızı yada nympha iken ağbimin de deniz tanrısı poseidon olduğundan hiç kuşkum yok. Çünkü o da hoşlanmadığı misafirlere yaptığı gibi yunus oyunumuzun en keyifli yerinde bizi suda batırma oyununa başlayıp sudan çıkmamıza sebep olurdu.
Psikoloji ye olan ilgime gelince her birinin arasında 2,5-3 yaş olan 5 çocuklu bir ailede büyümek ve her bireyin ruh haline göre; hareket etme gayreti beni insanları en iyi nasıl anlar ve mutlu olurum, sorumun cevabını bulabilmek adına oluştu sanıyorum.
Mitoloji ; yunanca mitos yani söylenen ya da duyulan söz , logos yani konuşma kelimelerinin birleşmesinden oluşup ; çok eski zamanlarda gelmiş ve yaşamış olan ulusların inandıkları tanrıların, kahramanların, devlerin ve perilerin hayat ve bahseden hikayeleriymiş. Birçok mitolojide geçen tufan olayı, yapılan kazı ve araştırmalar sonuçu gerçek olduğu ispatlanmış .
Tabii ki anlatmaya Zeus ‘tan başlıyoruz.Belki en çok bilinenleri arasında olmasından belki de babasının iktidarını elinden kaptırma korkusuyla ;Rheia ‘dan olan bütün çocuklarını doğduğu gibi yuttuğu için annesi tarafından Girit’ta dünyaya getirilmiş olması aynı topraklardan olduğumuzu gösteriyor. Karmik açıdan bakabilmemizi sağlıycak ,iyi bir örnek teşkil ediyor ayrıca . Bende her birey gibi beraberinde birkaç karma bavuluyla geziyorum. Biri doğduğum toprakların ,ülkemin karmik kayıtlarının olduğu ; diğeri içinde doğduğum ailenin ,bir diğeri de kendi eski ve yeni hayatımla ilgili kayıtlar. Ailemle ilgili geçmiş kayıtların Girit , Midilli , Selanik ile alakalı çok geniç bir bölümü var tabi ki.
Zeus’un daha annesi Rheia ‘nın karnındayken yüklendiği duygular , babası Kronos’a dair ilk hissettikleri birçok hikayeye farklı şekilde nüksediyor. Babası onun yuttuğunu sanarak kundakta bir taş yutuyor ve midesine oturan taşı çıkarmak için Gaia’dan aldığı bir ilaçla yuttuğu herşeyi geri çıkarıyor. Zeus büyüyüpte babasının tahtını ele geçirdiğinde ,kardeşleri ile iktidar savaşı yaşamaya başlıyor. Kura çekip dünya hükümdarlığını paylaşıyor onlarla. Nitekim doğumundan itibaren şişmiş egoları gökyüzü ve tüm tanrılara hükmederek daha da bir zirve yapıyor. Arada bir bulutları bir araya toplayıp ,şimşekler çaktırıp ,gökleri gürleterek ,kılıktan kılığa girerek şovlarından geri kalmıyor . Tabi bütün bunlar sayısız aşk kaçamağında çok işine yarıyor. Alkmene’in , kocası Antiope ‘nin ve başka birçoklarının altın yağmuru ;Europe ‘nin boğa ; Leda ‘nın Kuğu kılığında kanına giriyor. Tabi bunun hemen doğduktan sonra annesi tarafından ,yarı nympha yarı keçi olduğu söylenen Amaltheia teslim edilip ,onun tarafından büyütülmesini sorgulamak lazım. Bu bir kişilik çatışmasımı yoksa egomu yoksa karmasıyla alakalı bir konumu . Deyim yerindeyse uçan kaçan kurtulmuyor elinden. Kardeşleri Posedion’a deniz ; Hades ‘e yeraltı çıkıyor.
Zeus ilk eşi Bilge Metis’ten çocuk beklerken ,doğacak ikinci çocuğunun onu tahtan edeceği bilgisiyle ; bir yandan tarih tekerrürden ibarettir cümlesini tecrübe ediyor. Önlem olarak , düşmanı etkisiz hale getirmenin en iyi yolu ,onu kendi bünyene katmaktır sözünden hareketle ; Metis ‘i ,Athena’yı doğurma vakti geldiğinde bedenine saklıyor.
Bunu okuduğumda ilk aklıma gelen Japon bir aşığın ,çok sevdiği kız arkadaşını pişirip yemesi oldu. Bir ara gazetelerde uzun bir süre yer almıştı bu. O japon arkadaşta bizim topraklardan sanırım ; Zeus’un yüklendiği Karma hala çıkıyor nitekim.
Ama Zeus babası gibi çocuklarını sindirim yolundan çıkartamıyor maalesef .Athena babasının başından doğuyor. Zeus’un kafası dağılmıyor tabi. Çok karma yüklendiği ve bu hayata dair kontratını çok yüklü yapması nedeniyle ,toparlanıp devam ediyor hayatına.
Kızkardeşi Hera ile yaptığı evlilikle psikolojisinin ne durumda olduğunu ve gelecek nesillere nasıl bir yük taşıdığına birçok mitte tanık oluyoruz. Bu ilk tanrılardan Gaia ‘nın kendi oğlu Uranos ‘la olan evliliği ile ilgili karmik bir yük olabilir . Uranos kendi çocuklarından memnun olmayıp ,onları yerin altına saklıyor. Çocuklarından Zeus ‘un babası olan Kronos isyan edip , babası annesine sarılacakken ,babasını hadım ediyor . Hani birine haksızlık yaparsan , iftira atarsan , ahını alırsan yedi sülalenden çıkar sözü vardır ya.
Zeus Kybele ‘ye olan aşkını dağa , taşa , kayalara savuruyor ve çift cinsiyetli Agdisitis doğuyor. Tabi Dionysos ‘’Alma mazlumuna ahını çıkar aheste aheste ‘’ lafından hareketle Agditis’i hadım ediyor. Akan kanlardan Nar ağacı çıkıyor. Nana narı alıp göğsüne koyuyor ve Atis ‘e hamile kalıyor. Atis o kadar yakışıklı bir delikanlı oluyor ki birkaç kuşak önceden akrabası Agdisitis ona aşık oluyor. İstediğini elde edemeyen Agdisitis ,Attis’e görünüp aklını yitiriyor ve kendi kendini hadım ediyor .Akan kanların damladığı topraktan menekşeler çıkıyor. İsmi lazım değil bir arkadaş da ,kadınlara kızdığı zamanlarda hep bu lafı ediyordu.’’Kesip atayım da bende kurtulayım, herkes rahat etsin’’ diye. Şimdi anlıyorum bu duyguların köklerini.
Zeus’un Leto ile yaptığı evlilikten de Artemis ve Apollon doğuyor. Apollon çok yakışıklı bir delikanlı olan Hyakinthos’a aşık oluyor ve hadi gel beraber disk atalım diyor. Bu ‘’hadi gel sana pul koleksiyonumu göstereyim’e’’ eşdeğer bir teklif sanıyorum. Disk atarlarken ,biri ağaca çarpıp geri dönüyor ve çarpıp Apollon ‘nun oyun arkadaşını öldürüyor.
Zeus ‘un kardeşi Hades ,Ekinlerin tanrıçası Demeter ‘in çok sevdiği kızı Persephone ‘yi yeraltına kaçırıyor.Demeter ,Zeus ‘un eşlerinden biri bu arada. Kederinden işten güçten vazgeçen Demeter ,gezmeye gidiyor. Halkın arasına karışıp kendisine ikram edilen Arpa suyuna hayır demeden kederini unutmaya çalışıyor.Arpa suyu bizim bildiğimiz bira.
Zeus ‘un bir başka evliliğinden de Dionysos doğuyor. Dionysos asma ,bağ ve ilham tanrısı oluyor. Bu bağ , asma da bildiğimiz şarap tabi ki.İnsanlara şarap yapımını öğreten tanrı ta kendisi . Neden bunu yaptığına dair fikir yürüttüğümde ; şöyle birşey geliyor aklıma : Hani Rusların bir sözü vardır ‘’ çirkin kadın yoktur ,az votka vardır ‘’ . Dionysos herkesi sarhoş edip , kendi hayat tarzlarını , kabul edilebilir göstermeye mi çalıştı. Ya da psikolojik yansıtma yapıp ; siz böylesiniz işte diyerek ,kendi içinde bulunduğu durumu karşı tarafamı yükledi. Ben bu aşkla ya şair ya da alkolik olurum lafının kendisine ait olduğundan ve bunu söyleyenlere bizzat kendisinin kaynaklık ettiğinden hiç şüphem yok. Hem şarap hem de ilham bizzat kendisi zaten.
Nitekim Zeus nasıl bir kontrat yaptı , nasıl bir psikolojideydi . Psikologlar ; ensest ilişkilerden , sapıklığa , alkolizmden , cinateye kadar varan bu mitolojik zinciri nasıl çözer . Ya da geçmiş yaşam terapileri etkili olur mu ;hangi birinden nasıl başlanmalı bilinmez.
Ama aşk için yapmayacağı şey yok belli ki. İlk tanrılardan Eros ‘un bu işte parmağının olduğu kesin. Aslında insanlara zor durumlarda yardım eden , Tanrılara kızınca yapacaklarından korkulan , şimşekler çaktıran , yağmurlar yağdıran Zeus ; bir tek kişiden çok tıırrrsııyooor. O da bir kadın .Kıskanç karısı Hera. Hera’nın korkusundan kılıktan kılığa dolaşıyor , doğan çocuklarını onun elinden kurtarmak için çeşitli kurnazlıklarla kaçırıyor ve daha neler neler. Annesinin doğduğu gibi onu terketmek zorunda olması . Duygusuz , gaddar bir baba ;başka kadınlarla aile sıcaklığını yakalamaya itti onu belki de. Belki de Hera ‘da annesinden boş kalan bir bölüm buldu. Yaramazlık yaparım ama annem yine beni sever. ‘’Ama atsam atamam, gitsem gidemem’’ misali Hera’dan kurtuluş yok. Belki de Zeus o dönemin ‘’Issız Adam’’ıydı . Pardon Issız Tanrısı;Hera ‘da onun Ada’sı . Sevgisi aşkı tamdı da , ait olmakla ilgili sorunu vardı belli ki. Şimşekti , buluttu , yağmurdu derken gökyüzü işleri ,restorantta yemek pişirmek misali onu bir şeye bağlıyordu zaten. İkinci bir bağ ,esaret duygusu yaşatıyordu sanırım. Tabi şimdiki ıssızdan tek bir farkla .Zeus ; hiç boş geçmiyor. Dağ , taş , eş ne ile beraber olduysa ,çocukları oluyor. Şimdi ki hiç değilse bir sürü sorunlu birey salmıyor ,meydana .
ASUDE MAKBULE

AŞKA DOKUNDUM , PARMAĞIMIN UCUYLA !….

AŞKA DOKUNDUM , PARMAĞIMIN UCUYLA !….

En iyi yol , bildiğim yol benim , o yüzden uzaklaşamıyorum benden …. Biraz gitsem , akıp ,karışıp geri döndüğümde bulamazmışım gibi geliyor beni ; daha önce olduğu gibi. Bildiğim kadarını gidip , geri dönüyorum hep ,ama her seferinde biraz daha azalmış. Kalbimin içi boşalmış , her dokunuş , her duygu , boş bir mağaradaki avaz avaz çığlıklar gibi yırtıyor duvarlarını… Sorgu odasında çok kalan her ilişki sonunda suçu kabul eder biliyorum… O yüzden kalbi ,ruhu , bedeni aşkla dolu olana , verilecek boş bit vaad olur benim aşkım…Gerçekten ne olur bilmiyorum çünkü..Ne kadar severim , nasıl ,severim ,kendimden başkasını bilmiyorum . Denemedim uzun zamandır . Ben vardım , beni sevdim , bana dokundum , beni kucakladım , bana sarıldım yalnız zamanlarda. Aslında yalnızlık değil bunun adı. Hiç yalnız olmadım ki ; ben , kendim ve herkesin … olmasını istediği ben , geçirdik zamanı hep beraber . Güvensizliğim kendime hep. Yaşamadıklarımı, yaşayamadıklarımı yargılıyorum , itiraf etmeye çekindiğim umutlarım ,hayal kırıklıklarım arasında kaybolup gitti. Belki de korkuyorum , gerçeği bulup da , kaybederim , çabuk tüketirimde kalırım aklın karanlık kuyusunun en dibinde bu sefer . Ya gökyüzünü de göremezsem , aşka parmağımın ucuyla da olsa dokunamazsam bir daha diye .Oysa ne güzel anlatıyorum şiirlerimde .

Ya tırmanacaksın soğuk zirvesine aşkın ,
Ya atacaksın kendini , dipsiz kuyusuna aklın ,
Bulutlara dokunmak mı ;
Yoksa karanlığa gömülmek mi ;
Bileceksin !
Ya ayaklarının altında destek ,
Ya da yollarında köstek olacak hislerin .
Nefreti aşkın buzlarında dondurmak mı ,
Yoksa aşkı , aklın ateşinde eritmek mi ?
Bileceksin !

Evet bileceksin , ne istediğini bileceksin , inanmak yetmez. İnanmak sanmaktır . Sanmak ; bilmek ile bilmemek arasında bir yerde . İnandığını sanmak , kendini inanmaya zorlamak ,inanıyormuş gibi yapmak , ne istediğini bileni küçümsemekten başka bir şey değil mi ? Ben inanıyorum ki diye başlayan her cümlede biraz tepeden bakış yok mu ? Sen inanmaya devam et , onlar dibine kadar yaşıyor duygularını . Nefretse , nefret ediyor ; acıysa ,acı çekiyor , sevmekse seviyor ; aşk sa konu aşığım , çok seviyorum diyor.. İnanmayı seçiyorum çünkü , boşluk dolduruyorum , yaşanmışlıklarımda bulamadığım , hissedemediğin şeyleri , kararsızlığın en zirvesinde inanarak doldurmaya çalışıyorum . Hiç bilmiyorken aşkı mazeretti , inanmak . Zamanın içinde kayıp bir yerde aşk ,inanıyorum bir gün bulurum diye. ama bilsen de olmuyor işte . Bende istemez miyim sımsıkı kavramak , sarılmak , sevmek , sevilmek ama ben kendime sımsıkı sarılıyorum ..Çünkü en iyi tanıdığım kucak orası benim . Benden önce ne yapardım ben , bunu hatırlamaya çalışıyorum . Çalıştıkça boşluğa yuvarlanıyormuşum gibi oluyor ve dönüyorum kendime… Yalnız da değilim üstelik ,en iyi dostlarım yanımda , hakkında güzel hikayeler ,şarkılar yazılan efasane ; aşk ve kendim . Aşkların en güzeli , uzaktan sevmek . Evet herkesi herşeyi uzaktan seviyorum ben . O zaman istediğim şekle giriyorlar , istediğim gibi oluyorlar. Kimi gün çok aşık , kimi gün küskün oluyorum . Keyifle alıyorum yalnızlığımdan bir yudum ve yaşamak bu diyorum , sessizliğim bozulsun istemiyorum. Herkese göre kendimi kandırıyorum . Ama bilmiyorlar ben kendimle ne kadar mutluyum . Unuttum ben birçok duyguyu , hatırlamakta istemiyorum. İnanmaya zorluyorum kendimi , bildiğimin dışında başka birşeye ; mış gibi yapıyorum aslında.
Dünyada başka hiç birşey yapamadıklarından ,ancak çocuk yapmayı becerebilen , bunu da çok büyük marifetmiş gibi etrafa gösteren kadınlardan da olamadım hiçbir zaman ; yada ucundan döndüm bu saplantının . Çocuklarının varlığıyla , başka hayatlarda kendine yer açmaya çalışan yada başkalarının hayatlarını bu yolla işgal eden ve kendi egolarıyla tüm zamanı ,mekanı hayatı ve hayatları kaplamaya çalışan kadınlardan . Tek aferini de tek intikamı da anne olmak ,olan kadınlardan hiç olmadım , olamadım . Hiç evlenmemiş , hiç çocuk doğurmamış , hiç aşık olmamış gibi yapıyorum .
Hayat beni sonuna kadar destekliyor ; anne , eş ve sevgili olmak için .
Ama ben ; sadece ben olmayı seçiyorum..
Bana benden olur , her ne olursa . Başım rahat eder dilim durursa……:)

ASUDE MAKBULE
ARALIK 2009

Ah Keşke Bir Zeytin Ağacı Olsaydım !

Keşke bir zeytin ağacı olsaydım. Ah evet keşke. .. Düşünseniz ya: tekâmülüm içinde; onlarca hayat dersi tek bir bedende, tek bir gövdede yapardım. Ülkemizde insan ömrünün ortalama 50 -60’ lar da olduğunu düşünürsek 2000 yıl gibi bir süre yaşayabilmek nasıl bir birikim, görmüş, geçirmişlik katardı bana. Ne çok iz bırakırdım geride, ne çok faydam dokunurdu, evrene.
Meyvelerim sofraları donatır, en keyifli ziyafetlerde iz bırakırdı. Çıkan çekirdeklerim tespih olur, umut olurdu. Kimisi zikir çeker, kimisi nara atardım eline alıp. Yağını çıkartıp meyvelerimin; besinleri korumak için ya da sabun yapıp arınmak için kullanırlardı. Bazılarının derdine derman olurdum. Bazılarının saçlarına, cildine sağlık; güzelliklerine güzellik katardım. Lambalarında ışık olurdum; karanlıklarını aydınlatan. Evleri, ocakları; ateş olur, ısıtırdım. Dallarımı budayıp; kaşık, tabak ve birçok başka eşya yaparlardı. Bedenlere, zihinlere, mekânlara sevgiyle ve kalpten kabul edilirdim. Meyvelerimden geriye kalan küspem, gübre olur; bereketine bereket katardı toprakların. Topraktan gelip, toprağa dönmek; bir olmak bu olsa gerek.
Her bir su tanesinin hafızasındakileri, 2000 yıl boyunca gördüğü, geçirdiği her şeyi ; bünyesinde , olabilecek en hayırlı şekle dönüştürüp ; yine bir o kadar hayırlı ve kusursuz bir hizmeti evrene veren bir zeytin ağacı olmak.
Yeniden doğuştur zeytin: Nuh peygamber tufanın bittiğini; yanında getirdiği bir güvercinin gagasında getirdiği bir zeytin dalından anladı. Sular çekildiğinde ayakta kalanların içinde yine bir zeytin ağacı vardı.
Bereketin adıdır Zeytin: Zeytin meyvesi çok uzun bir toprak demi,uzun ve meşakkatli bir çaba ve narin ,hassas bir sulama ve bakım sonucunda ve uygun iklim şartlarında yetişir. Bu nedenle Zeytin Üreticilerine ‘’Zeyyad’’ denir. Cenabı-hakkın güzel isimlerinden biride El Zeyyad ‘dır. Aslında, salt anlamında ‘’zeyyad ‘,ziyade yapan, artıran, bereketlendiren demektir.
Bilginin ta kendisidir: Havva ile cennetten yeryüzüne kovulan Adem 930 yaşındayken öleceğini hisseder ve Tanrı’nın kendisini ve dolayısıyla tüm insanlığı bağışlamasının dilemeye karar verir.Bu amaçla oğlu şit’i cennet bahçesine gönderir. Bahçenin bekçiliğini yapan melek ,şit’in duası üzerine bilgi ağacından aldığı 3 tohumu ona verir ve öldükten sonra babasının ağzına koyup öyle gömmesini söyler. Adem ölür ve Tabor dağı yakınında Hebron vadisine gömülür.Adem‘in ağzında yeşeren ve kök salan üç tohumdan ; 3 ağaç Filiz verir. Zeytin , sedir ve servi.
Işığın ta kendisidir zeytin : Nur suresinde ;’’Allah yeryüzü ve gökyüzünün nuru olandır.Sanki minber üzerine konmuş çırağdır. Billur bir kandil içinde yıldız gibi parlamaktadır.O yaðý mübarek bir aðaçtan çıkar. O mübarek ağaç öyle bir zeytin ağacıdır ki ; ne doğuda ne batıda bulunur. ‘’ diye geçer kutsal kitabımızda.
Mitoljide de zeytin hak ettiği değeri almıştır. Tanrı Zeus’tan hamile kalan Titan kızı Tanrıça Leto ;ikiz çocukları Apollon ve Artemis’i delos adasındaki zeytinlikte doğurur. İnançlarına göre ;tanrıların çocukları zeytin ağaçları altında doğardı. Antik çağlarda doğan çocuğun müjdesi kapıya asılan zeytinden çelenkle verilirdi.

Kutsama sembolü olarak zeytinin kullanılması boşuna değil . Bize emanet bedenler alıp, 50 -60 yıl bakamıyoruz onlara. Bırakın bedenleri, ruhumuza ne kadar hizmet ediyoruz ki. Bütün yollarını bilmemize rağmen.
İşte bu nedenle: Bilginin, yaşamın ta kendisi olmak için bir sonraki kontratımda zeytin ağacı olmayı seçiyorum.
Bu defa ki seçimim konsantre birkaç hayatı bu bedende yaşamaktı ve her akşam hücrelerimi 150 yıl kodluyorum. Tüm kalbimle, sevgiyle bu hayatı kabul ediyor ve onaylıyorum. Ve de öyledir.

ASUDE MAKBULE