Değer Katılığı

Değer tuzakları içinde en yaygın ve en belalısı değer katılığıdır. Bu, daha önceki değerlerle ilgili kesin yargılar nedeniyle, kişinin gördüğü şeyi yeniden değerlendirme yeteneğinin olmamasıdır.

Nitelik, değer, dünyanın nesne ve öznelerini yaratır. Olgular, değer onları yaratıncaya dek yokturlar. Eğer değerleriniz katı ve değişmezse yeni olgular öğrenemezsiniz.

Bu durum genellikle olgunlaşmamış tanıda görülür; sorunun nerede olduğuna eminsinizdir ve eğer düşündüğünüz gibi değilse takılır kalırsınız. Bu durumda yeni ipuçları bulmanız gerekir, ama onları bulmadan önce kafanızı eski düşüncelerden arındırmalısınız. Değer katılığı belasından kurtulamamışsanız gerçek yanıt doğrudan yüzünüze bakıyor olsa bile göremezsiniz, çünkü yeni yanıtın önemini anlayamazsınız.

Değer katılığı ile ilgili en güzel örnek Hindistana özgü eski maymun yakalama tekniğidir. Bir yere sabitlenmiş hindistan cevizinin içi boşaltılır ve bir delik açılır. İçine pirinç konur. Delik maymunun elinin girebileceği kadar geniş ama pirinci kavramış olarak çıkaramayacağı kadar dardır. Maymun elini hindistan cevizinin içine sokar ve tuzağa düşer. Yalnızca kendi değer katılığı yüzünden. Avcılar gelir, yaklaşır, yaklaşır. O anda maymunun, pirincin özgürlükten daha üstün gören değer katılığını yenmesi gerekir ama bunu başaramaz. Avucunu açıp özgürlüğü seçmek yerine avucunda prinçle yakalanacaktır.

Metafizik

Metafizikle ilgili genel yargı onun yararsız ve gereksiz olduğu yönündedir. Oysa metafizik, hayatımızı fiziksel açıdan olumlu, sağlıklı veya daha verimli kılabilir. Metafizik karşıtlığının çoğu, dinsel inançlara olan tepkiden meydana gelir. Hayatında az kavram olan insanlar bu tepkiyi genelleyerek metafiziği de içine alacak şekilde ön yargılar oluştururlar.

Diyorum ki; Metafizik hayata uyarlanabilir ve kullanılabilir. Kendisini tanımlayamasanız da etkilerinden yararlanabilirsiniz. Dahası, aslında farkında olmadan metafizikle iç içe ve onu kullanıyorsunuzdur.

Ego Dağı

Sonunda kendini yüceltmeyi amaç edinen her türlü çaba felaketle sonlanmaya yazgılıdır. Bedelini şu anda ödüyoruz. Bir dağa, ne kadar büyük olduğunuzu kanıtlamak için tırmanıyorsanız, hemen hemen hiç bir zaman sağlayamazsınız bunu. Tırmansanız bile içi boş bir zafer olur bu. Zaferi sürdürmek için kendinizi tekrar tekrar başka yollarla kanıtlamak, sahte bir imajı tekrar, tekrar, tekrar oluşturmak; peşinizde bu imajın doğru olmadığı ve birinin bunu anlayacağı korkusuyla sonsuza dek bu imajı sağlamak zorundasınızdır. Bu çıkar yol değildir.

Güneşe Taparım

Güneşe taparım ben. Her şeyden önce gerçektir. Vardır. O ısısını ve ışığını karşılıksız verir. Kimseden dua beklemez. Kimseye bir şey vaad etmez. Sadece verir.

Kimseye ahlak kuralları öğretmez, kimseyi cezalandırmaz, kimseyi olduğundan farklı bir kişi gibi görünmeye zorlamaz, kimseden kendisine tapmasını beklemez. Işığını ve ısısını alçak gönüllülükle, sadece verir.

Tüm dünya yaşamı canlılılığını ona borçludur. Bu sessiz tanrıya. Kimse bunu inkar edemez. Ama orada dipdiri, capcanlı dururken kendilerine sanal tanrılar yaratıp, putlar yaratıp ona taparlar.

Çünkü insanlar karşılıksız sevgi değil, menfaate dayalı sevgi isterler. Sevgilerinde çıkar isterler. Böyledir insanların sevgileri.

Bilimin Çelişkisi

Eğer bilimsel yöntemin amacı hipotez kalabalığı içinden seçim yapmaksa ve hipotez sayısı deney yönteminin başa çıkabileceğinden daha büyük bir hızla artıyorsa tüm hipotezlerin asla sınanamayacağı açıktır. Eğer tüm hipotezler sınanamıyorsa deneylerin sonuçları kesin değildir ve tüm bilimsel yöntem, kanıtlanmış bilgiler oluşturma amacına ulaşmakta yetersiz kalmaktadır.

Tüm bilim tarihi eski olgulara dair sürekli yenilenen ve değişen açıklamaların öyküsüydü. Kalıcılık süresi tümüyle rastlantısal görünüyordu. Bazı bilimsel hakikatler yüzyıllar boyu sürer görünürken kimileri bir yıl bile sürmüyordu. Bilimsel hakikat sonsuza dek geçerli bir dogma değildi. Başka şeyler gibi irdelenebilecek zamansal, niteliksel bir varlıktı.

Bilimsel hakikatlerin geçerlilik süresi bilimsel çabaların yoğunluğun ters orantılı görünüyordu. Yani 20. yy bilimsel hakikatlerinin ömrü bir önceki yüzyıla göre çok daha kısa görünüyor, çünkü günümüzde çok daha bilimsel etkinlik var. Eğer gelecek yüzyılda bilimsel etkinlik 10 kat artarsa herhangi bir bilimsel hakikatin yaşam beklentisi şimdikinin onda birine düşecektir. Mevcut hakikatin yaşam süresini kısaltan şey, onun yerine almak üzere sunulmuş hipotezlerin hacmidir; ne denli çok hipotez olursa hakikatin yaşam süresi o ölçüde kısalmaktadır. Ve son 30-40 yılda hipotezlerin sayısındaki artışın nedeni ise bilimsel yöntemin kendisinden başka bir şey değildir. Ne denli çok bakarsanız, o ölçüde çok görürsünüz. Çokluk içinden bir hakikati seçmek yerine çokluğu büyütürsünüz. Bu mantıksal olarak şu anlama gelir: Bilimsel yöntemleri kullanarak değişmez hakikakate varmak için uğraştıkça aslında hiç de ona doğru gitmezsiniz. Ondan uzaklaşırsınız! Bu çelişkinin nedeni bilimsel yöntemleri uygulamanızdır!

Bilimsel yöntemin amacı, pek çok hipotetik hakikat arasından tek bir tanesini seçmektir. Öteki şeyler bir yana bilim budur. Ama tarihsel olarak bilimin yaptığı bunun tam tersidir. Olguları, bilgileri, teorileri ve hipotezleri çoğalttıkça çoğaltarak insanoğlunun tek ve mutlak hakikaketten çok sayıda belirsiz ve görece hakikatlere yönelten bilimin kendisidir. Akılcı bilginin ortadan kaldıracağı varsayılan toplumsal kaosun düşüncelerdeki ve değerlerdeki belirsizliğin baş yaratıcısı bilimin kendisinden başka bir şey değildir.