Akıl ve tartı

Akıl bana bir tartı mekanizması gibi gelir. Şüphesiz standart insanlar da akıl kullanır ancak duygularla karıştığından ortalık sisli bir hava gibi görünmekte,  oysa duygu üzerinden bakan biri bulutlar üzerinden seyir etmekte olan bir uçak gibidir diyebiliriz.

Duygu üzerinden bakmak, duygusuzluk tanımı ile eşdeğer değil.  Aksine bu tür “akıl güdümünde” insanlar son derece duyarlı varlıklar olabilirler de. (Bu başka bir günün iç dökme konusu olsun)

 Duygular bastırılarak dizginlenemez. Bunun örneğine bir kez dahi şahit olmadım. Bastırılan duygu kısa bir zaman sonra yeniden ve bazen bambaşka konuda ortaya çıkar. Onu da bastırırsanız, başka şekilde çıkar. Bastırmaya devam ederseniz vücuduz buna itiraz eder ve hastalanırsınız.

Ya da biriken enerji ani patlamalara neden olur; büyük addedilen suçlar böyle ortaya çıkıyor. Hem neden bastırmalıyız ki onu? Gurdjieff’in at araba örneğinde (Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=434 ), arabanın ve dolayısı ile içindeki yolcunun (ruh olduğu varsayılır) hareket edebilmesi atlara yani duygulara bağlıdır. HATA’dan aşırı korkarak yetiştirildiğimiz bir gerçek fakat hatayı göze almadan kendimizi aşmanın bir başka yolunu da bulamıyoruz. Atların (duyguların) gemi azıya almaları, yan yollarda kaybolmaları ya da bir uçurumdan yuvarlanmaları tehlikesi her zaman var ama işte AKIL (arabacı) bu sebeple var ve bu sebeple dizginler onun elinde. Arabacının iyi eğitilmesi lazım, bu bizler için hayati öneme sahip bir konu. O içinde bulunduğu son kerte stratejik konumun bilincinde olmalı; hem sembol dilinde konuşan yolcunun talimatlarını anlayabilmeli, hem de atları onlara eziyet etmeden, kendini efendi sanmadan, büyük bir uyum içinde yönetebilmeli.

Duyguyu, içinizdeki çocuğun ağlamaları gibi düşünün, onun şikayetini yerine getirmediğinizde sürekli ağlayacak ve dikkatinizi kendisine yönlendirmenizi talep edecektir. Ve böylece hayatınız siz farketmeden akıp gidecektir ve siz hayatınızda olmayacaksınız; çünkü dikkatiniz içinizdeki ağlamaktan helak olmuş çocukta kalacak. (Bu durumda başka gerçeklik düzeylerini ele geçirme fırsatı sunan “içsel sessizlik” asla sağlanamayacaktır)

 Dünya duyguların denenme sahasıdır. Deneyecek ve deneme/sınama yoluyla öğreneceksiniz. Kimsenin deneyimi başkasına yar olmaz, herkes kendi burnunu kendi duvarına çarpmadıkça “mışşşş” gibi yaparak ömrünü bitirir.

Eğer o duyguyu denemenizin “hata” olacağını söyleyen biri varsa onu dikkatle dinleyin kendi mi yaşamış? Yoksa o da sadece “mışşş” gibi mi yapıyor. Eğer kendi yaşamışsa ondan öğüt değil samimiyetle deneyimini anlatmasını talep edin. Tatmin oldunuz mu? Gerçekten mi? O zaman içinizdeki çocuk viyaklamayı kesmiştir.

Sabah uyandığınızda o hala ağlıyorsa bunu denemekten başka “büyüme” yolu ben görmedim/duymadım/bilmiyorum. (Bu konuda Jung’un nevroz açıklamasına göz atmak isterseniz: https://blog.sonsuz.us/?p=780 )

Hayat bir oyundur fazlaca ciddiye almamak gerek

Hayat bir oyundur, kurtulmak için ciddiye almak gerek

Oyundaki katalizörlere gereğinden çok önem atfedilirse oyundan çıkmak hayal olur.

OYUN KUramı için Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=187

Gurdjieff at-araba örneği:

 İki atın koşulmuş olduğu perdeleri kapalı bir araba ve arabacı düşünelim. Atlar duyguları temsil etmektedir (hatta iki atın negatif ve pozitif duyguları temsil ettiği de söylenir.) Araba fizik bedeni temsil eder. Arabacı ise akıldır. Arabanın içinde bir kişi oturmaktadır, perdelerin arkasından yalnızca belli belirsiz bir siluet şeklinde algılarız onu. İşte o saklı kişi efendi dir. Yani içimizdeki gerçek BEN (bunu nasıl tarif edeceğimizi tam olarak bilemiyorum, belki bilinç altı bağlantımız, belki eğer öyle bir şey varsa ruhumuz ya da yüksek benliğimiz)
Şimdi buradaki aksiyon şöyle tecelli eder;Arabayı (fizik bedeni) harekete geçiren tek etken atlardır (duygular). Atlar harekete geçtiğinde araba yola çıkar. Arabacı (akıl) elindeki dizginlerle atların aşırılık yapmasını yan yollara sapmasını, ya da gereksiz hızlanmasını/durmasını engellemek üzere görev yapar.
Arabacı (yani akıl) bir emir kuludur, yolcuyu hedefe taşımak için arabayı salimen idare etmekle görevlidir. Arabacı, arabayı nereye götüreceği ile ilgili talimatı yolcudan almıştır ve bazen onun talimatlarına uygun olarak aksiyon değişiklikleri de yapar.
Buradaki sorun şudur derler; (ben de buna katılıyorum) Arabanın içindeki yolcu simgesel bir lisanla konuşmaktadır (işte bu sebeple onun bilinç altı olduğunu düşünüyorum) Arabacı bu lisanı bilmez fakat her nedense bildiğini varsayar!
İnsana tavsiye edilen ise simgesel lisanı öğrenmenin hayati bir durum olduğudur.

 Son ikibin yıldır, giderek artan oranda arabacının yetkileri artırılmış, hatta arabacının efendi olduğu yolunda her türlü empoze yapılmıştır, bu sebeple yetkisinin ve kabiliyetinin üstünde sorumlulukla donatılan arabacı (akıl) atlar üzerinde oldukça despot bir idare geliştirmiştir, çağımızın hastalığı kanser, depresyon gibi deformasyonların sebebi bu yanlış yetkilendirmedir bana göre.

Gurdjieff Hakkında

G. I. Gurdjieff’in Yazılarına Giriş

J. Walter Driscoll

 

All and Everything (Hepsi ve Her Şey), Gurdjieff’in yazılarını oluşturan üç cildin hepsini kapsayan başlıktır. Gurdjieff bunlardan Birinci, İkinci ve Üçüncü Seriler olarak bahsetmiştir.

1. Beelzebub’s Tales to His Grandson
(Beelzebub’ın Torununa Hikayeleri)

Bu devasa ve sert kitap ilk okuyuşta karmaşık metinleri hazmetmeye alışık olan okuyucular için bile göz korkutucudur. Hazinelerini vakitsiz veya yüzeysel analizle ortaya sermez; kişi görünüşte içine girilmesi imkansız olan karmaşıklığına yenik düşmemeli veya sarsıcı bir bilim-kurgu romanı şeklinde sunulmasına rağmen Beelzebub’s Tales‘in aslında büyük felsefi, dini ve psikolojik fikirleri ve iç görüşleri aktaran bir araç olduğu gerçeğini göz ardı etmemelidir. Kitabın engelleri veya karmaşası asla sadece edebi bir kasıntılıktan kaynaklanmamaktadır. Kitap, çeşitli nedenler yüzünden bir labirenttir: Gurdjieff’in giriştiği şeyin alanı, derinliği ve karşılıklı ilişkileri yüzünden, yapısını detaylandıran mitlere özgü boyutlar ve epik unsurlar yüzünden, ve içerdiği pek çok derin ve rahatsız edici fikrin kolayca anlaşılamayacak olması yüzünden. Ciddi bir okuyucu Gurdjieff’in görünüşte kendini beğenmiş ama aslında gerçekten “dostça” olan tavsiyesini önemser, buna göre ancak üçüncü okuyuşta kişi “ana fikri çaba gösterip anlamaya” başlayabilir. Gurdjieff’in giriştiği şey, alçakgönüllülükten uzak adlar taşıyan kitaplarının sunmayı vadettiklerinden az değildir: gerçekten önemli olanın hepsi ve her şey.

Bu ilk serinin ana başlığı, Beelzebub’s Tales to His Grandson: An Objectively Impartial Criticism of the Life of Man (Beelzebub’ın Torununa Hikayeleri: İnsan Hayatının Objektif Olarak Tarafsız Bir Eleştirisi), kitabın yapısının etrafında döndüğü merkezdir. Torunu Hassein’le beraber uzay aracı Karnak’la kainatta seyahat eden Beelzebub, torununun eğitimini ilerletmeyi üstlenmiştir. Hassein 12 yaşında, duyarlı, akıllı ve meraklı bir çocuktur. Hassein uzayan seyahatleri sırasında Beelzebub’ı, gençliğindeki asiliği yüzünden sürgün edildiği uzak bir güneş sistemindeki bir gezegende yaşayan üç-beyinli acayip varlıklar hakkında detaylı şekilde sorgular. Hassein bu gezegenin üç-beyinli varlıklarının neden “geçici olanı Gerçek olarak” ele aldığını anlamaya çalışmaktadır. Beelzebub binlerce Yeryüzü yılını kapsayan bir zaman-ölçeğinde var olduğundan ve sürgündeyken Mars’ta ölçülemeyecek kadar uzun bir süre kaldığından, bu sürgün devresi ona gezegenimizin sakinlerini yakından gözleme fırsatını vermiştir. Beelzebub hikayelerini anlatır ve görünüşte Hassein’i bilgilendirmek için ama aslında bize hayatımızın tarafsız bir eleştirisini sunmak için Mars’taki gözlemevindeyken ve Yeryüzü’ne yaptığı altı uzun ziyarette yaptığı gözlemleri kullanır.

Bu olay örgüsü yapısı Gurdjieff’e elli sayfalık bir giriş bölümü olan “The Arousing of Thought” (Düşüncenin Uyanışı) ve aynı uzunluktaki son bölüm “From the Author” (Yazar’dan) arasında dengelenmiş epik bir platform sağlar. Bu uzun bölümlerde Gurdjieff okuyucuya doğrudan seslenir. Sona doğru Gurdjieff nihayet -ve karakteristik bir şekilde sadece sözün gelişi olarak- azalan “aktif dikkat” konsantrasyonu kapasitemize ve “otomatik çağrışımların” akışına olan bağımlılığımıza atıfta bulunur. İçimizdeki “otomatik çağrışım” akışının onun “aktif varlık akıl yürütmesi” dediği şeyin yerini aldığını ve kitabının dikkatlice okunmasının bu gizli fonksiyonu geliştirmeye yardım edeceğini söyler.

Beelzebub’s Tales’e ilişkin olarak abartı yetersiz bir ifadedir. Pek çok yönden eşsiz olan bu kitap, belki de yazarının okuyucularının tepkisini yirmi yıldan fazla bir süre boyunca dikkatle incelediği ve aklında bu gözlemlerle onu yeniden biçimlendirdiği tek kitaptır. Bu kitaptaki veya okuyucunun tepkisindeki hiçbir şey tesadüfi değildir. Beelzebub’s Tales Gurdjieff’in şüphesiz niyet ettiği gibi onunla ve onun fikirleriyle doğrudan tanışmak isteyenler için ilk buluşma zeminidir.

Beelzebub’s Tales ilk olarak All and Everything: Ten books in three series of which this is the First Series (Hepsi ve Her Şey: Bu kitabın İlk Seri olduğu on kitaplık üç seri) adıyla New York’ta Harcourt Brace tarafından 1950’de 1238 sayfa ve Londra’da Routledge & Kegan Paul tarafından 1950’de 1238 sayfa halinde basılmıştır. All and Everything, Beelzebub’s Tales ve An Objectively Impartial Criticism of the Life of Man ifadelerinin yeniden düzenlenmelerinden oluşan başlık çeşitlemeleri, basım hatalarının sürekli düzeltilmesi ve 1. baskıda eksik olan iki paragrafın eklenmesi hariç, kitabın metni Gurdjieff’in 1950’de ilk yayınladığı şekliyle kalmıştır. Bu metin o zamandan bu yana Dutton, Routledge & Kegan Paul tarafından ciltli ve kağıt kapaklı baskılarla ve yenilerde 1999’da Penguin / Arkana tarafından kağıt kapaklı baskıyla önceki baskıların çok küçük hataları düzeltilerek tekrar yayınlanmıştır. Beelzebub’s Tales to His Grandson: An Objectively Impartial Criticism of the Life of Man All and Everything / First Series [Revised Edition] (Yenilenmiş Baskı) bir istisnadır. New York ve Londra’da Viking Arkana tarafından 1992’de 1135 sayfa halinde editöre ait bir önsöz veya amacının, metot ve kaynaklarının tarifi olmaksızın yayınlanmıştır. Bu düzeltilmiş baskı selefinden daha anlaşılır çağdaş bir İngilizce içerir. Daha çok 1956’daki Fransızca çeviriye dayanır ve orijinal Rusça müsveddenin yeni incelemesini kapsar; ikisi de bazı yerlerde İngilizce metinden biraz farklıdır.

2. Meetings With Remarkable Men
(Dikkate Değer İnsanlarla Karşılaşmalar)

Orage’ın yayınlanmamış editör müsveddesinin ve orijinal Rusça müsveddenin gözden geçirilmesiyle oluşan Gurdjieff’in otobiyografisi otuz sayfalık bir girişle başlar. Gurdjieff burada edebiyatı “kendini mükemmelleştirme için baş zorlayıcı” olan zihni geliştirmek için başlıca araçlardan biri olarak ele alır ve bu amaçla ilişkili olarak çağdaş edebiyatın yozlaştırılmasına ağıt yakar. Okuyucuya “ciddi fikirleri ayartıcı, kolayca anlaşılır bir dışsal şekil altında saklama sanatında usta” hale geldiği sırrını açar. Takip eden on bölüm, yüzeyde Gurdjieff’in ailesini, okul öğretmenlerini, arkadaşlarını ve onun bilgi ve anlayış peşindeki araştırmasını paylaşan yoldaşlarını tarif etmeye adanmıştır. Gurdjieff’in -yüz yıldan daha fazla bir süre sonra şimdi detaylarından bir kaçı doğrulanabilen- çekici hayat hikayesinin dış görünümü altında varlığın gelişimine dayanan bilgiye ve “yeni bir yaratım için gereken materyal”e ulaştıracak bir psikospiritüel bilgelik geleneği yolundaki kararlı araştırmasının hikayesi yatmaktadır. Numaralandırılmamış son bölüm “The Material Question” (Maddi Konular) diye adlandırılan uzun bir hikayeyi içeren bir ektir, Gurdjieff burada kapsamlı araştırmalarının ve yönettiği Enstitü’nün nasıl finanse edildiği sorusuna içtenlikle karşılık verir. Yanıtlarken, amaçlarına ulaşma yolunda -söz konusu olan önemli finansal yükün yanı sıra- göstermek zorunda kaldığı zeka, çok yönlülük ve uzun süreli inisiyatiften bahsetmiştir.

Meetings with Remarkable Men ilk kez New York’ta Dutton tarafından 1963’te 303 sayfa halinde ve Londra’da Routledge & Kegan Paul tarafından 1963’te 303 sayfa halinde basılmıştır. Metin bir kaç kez, son olarak da Londra ve New York’ta Penguin Arkana tarafından 1985’te kağıt kapaklı baskıyla tekrar yayınlanmıştır.

3. Life Is Real Only Then When “I Am”
(Hayat Ancak “Ben Olduğumda” Gerçektir)

All and Everything içinde Gurdjieff’in en içsel düşünüp taşınmalarını içeren, parçalar halinde bir çalışmadır. Kitabın neredeyse yarısını kapsayan bir önsöz ve girişten ve bunları takip eden beş kısa konuşmadan oluşur. “The Inner and Outer World of Man” (İnsanın İç ve Dış Dünyası) başlıklı son bölüm cümle ortasında kesilir ve John G. Bennett’e (Gurdjieff’in edebi vasiyet hükümlerini yerine getirenlerden biri) göre Gurdjieff’in yazdığı son şeydir. Gurdjieff Avrupa’da ve özellikle öğrencisi ve arkadaşı A. R. Orage ile Amerika’da gruplarla yürüttüğü çalışmasının yanı sıra on yıllarca süren araştırmalarından gelen otobiyografik malzemeden yararlanarak “gerçekte var olan dünyanın” temsilini kavrayabilmek için gereken uygulamalardan, mücadelelerden ve yoğun acıdan üstü kapalı şekilde bahseder.

Life Is Real Only Then When “I Am” ilk olarak Jeanne de Salzmann’ın önsözü ve Valentin Anastasieff’in giriş notuyla New York’ta Triangle Editions tarafından 1975’te 170 sayfa halinde özel olarak basılmıştır. Fransızca 1976 baskısından ilave 10 sayfa içeren 2. baskı ilk olarak New York’ta Triangle Editions tarafından 1978’de 177 sayfa halinde özel olarak basılmıştır. Routledge & Kegan Paul tarafından 1981’de, Dutton tarafından 1982’de ve son olarak da kağıt kapaklı baskıyla Penguin Arkana tarafından 1991’de tekrar yayınlanmıştır.

Gurdjieff’in Yazıları: Ekler

Views from the Real World: Early Talks in Moscow, Essentuki, Tiflis, Berlin, London, Paris, New York and Chicago As Recollected by His Pupils. (Gerçek Dünyadan Manzaralar: Öğrencilerinin Hatırladığı Moskova, Essentuki, Tiflis, Berlin, Londra, Paris, New York ve Chicago’daki Eski Konuşmalar) Jeanne de Salzmann’ın önsözüyle. New York: Dutton, 1973, 284 sayfa; Londra: Routledge & Kegan Paul 1973, 284 sayfa; Yeni bir girişle kısaltılmış halde, New York: Dutton, 1975, 276 sayfa; Londra: Routledge & Kegan Paul 1976, 276 sayfa, Londra ve New York: Arkana, 1984, 276 sayfa.

Gurdjieff’in 1914-1930 yılları arasında yaptığı kırk konuşmanın notları (kağıt kapaklı baskıda otuz dokuz konuşma). Kağıt kapaklı baskının önsözünde şu belirtilir: “Konuşmalar Essentuki’de 1917’den itibaren tüm bu toplantılarda hazır bulunan ve bu yüzden doğruluklarını garanti edebilen Madam de Hartmann’ın yardımıyla karşılaştırılmış ve tekrar gruplandırılmıştır.” Bu notlar Gurdjieff’in içinden geldiği ve koruduğu sözel geleneğin doğasında bulunan akıcı ve ‘araştırma gerektiren’ bir yaklaşımın çok önemli kayıtlarını içerir. Onun yazılarını bütünlemekte ve sadece bilgi olarak kavranmaması ama uygulanması gereken bir öğretiye dair bir anlık bir görüş sağlamaktadırlar. Ayrıca “Glimpses of the Truth” (Gerçeğe Dair Anlık Görüşler) başlık Gurdjieff’le yapılan ve Ouspensky’nin 1915’te ilk olarak okuduğu ve In Search of the Miraculous (Mucizevi Olanın Peşinde) adlı kitabında alıntı yaptığı bir konuşmayı aktaran bir makaleyi de içerir.

In Search of the Miraculous: Fragments of an Unknown Teaching. (Mucizevi Olanın Peşinde: Bilinmeyen Bir Öğretinin Parçaları) P. D. Ouspensky. New York: Harcourt Brace; 1949, 399 sayfa, indeks; Londra: Routledge & Kegan Paul, 1950, 399 sayfa, indeks; bir çok kez kağıt kapaklı baskıyla tekrar yayınlanmıştır.

Gurdjieff’in Moskova’da, St. Petersburg’da ve Essentuki’de 1915-1918 yılları arasında yaptığı konuşmaların bu kesin ve canlı kaydı, P. D. Ouspensky tarafından 1925’te Gurdjieff’in onayıyla kaleme alınmıştır. En eski müsvedde 1925’ten kalmadır ancak Ouspensky, gruplarına okunduğu 1930’lara kadar bu müsveddenin üstünde çalışmaya devam etmiştir. Belki de kendisi hayattayken ‘sistem’ hakkında hiçbir bilginin yayınlanmasına izin vermediği için 1947’de ölümüne kadar onun kararına uygun olarak yayınlanmamıştır. Hemen hemen tamamlanmış müsvedde Madam Ouspensky tarafından Gurdjieff’in dikkatine sunulmuş ve onun cesaretlendirmesiyle 1949 sonbaharında yayınlanmıştır. Yer yer paralellikler gösterse de, söylev ve diyalog biçimi Gurdjieff’in Beelzebub’s Tales‘deki epik mitolojileştirmesiyle çarpıcı bir tezat oluşturmaktadır.

Film Uyarlaması

Meetings with Remarkable Men: a film directed by Peter Brook [and Jeanne de Salzmann]. (Dikkate Değer İnsanlarla Karşılaşmalar: Peter Brook [ve Jeanne de Salzmann] tarafından yönetilen bir film.) New York: Remar Productions, 1979, [1 saat 50 dakika]; değişik alt başlıkla VHS Video sunumu, Gurdjieff’s Search for Hidden Knowledge. (Gurdjieff’in Gizli Bilgiyi Araştırması) New York: Society for the Study of Myth and Tradition, 1997, bir Parabola Video Sunumu.

Jeanne de Salzmann ile yakın iş birliği içinde çekilen film, Gurdjieff’in otobiyografisinde anlatılan, çok eski bilgelik gelenekleriyle ve insan hayatının amacına dair kesin bir anlayışla temas kurmak için gençliğinde Orta Doğu’da yaptığı araştırmaları kapsar. Film Gurdjieff Hareketleri’nin dikkat çekici bir gösterimi ile sona erer, bu onların kamuya açık tek orijinal gösterimidir.

Gurdjieff ve Dördüncü Yol

Sevgili Dostlarım, Gurdjieff’in “4.cü yol” isimli öğretisinden seçtiğim bazı pasajları sizlerle paylaşmak istedim;

 

  1. İnsanlar uyumaktadırlar ve bunu kabul etmezler.
  2. Bütün insanlar sadece makinedirler, bütün faaliyetleri mekaniktir.
  3. Psikoloji insanlarla ilgilidir, makinaların incelenmesi için psikoloji değil mekanik bilimi gerekir.
  4. Bir makine kendini tanıyamaz, tanıdığında makina olmaktan çıkar. İnsan hareketlerinden sorumludur, makina değildir.
  5. İnsanın başlıca yanılgısı, yapmaya muktedir olduğuna dair inancıdır.
  6. Ancak bunu insanlara söylediğinizde inanmayacaklardır ve onlara düşmanca ve nahoş gelecektir. Özellikle de gerçek olduğu için düşmanca gelir.
  7. Herkes hiç bir  şeyin yapılması gerektiği gibi yapılmadığını iddia eder. Aslında her şey yapılabileceği tek şekilde yapılmaktadır, eğer tek bir şey değiştirilebilseydi her şey buna bağlı olarak farklı olabilirdi.
  8. Her şey başka şeylerle bağlantılıdır.
  9. İnsan bir çok BEN sahibidir.
  10. Her insanın içinde 5-6 bazen daha çok ama sınırlı sayıda BEN vardır. Bunlardan her biri yönetimi ele aldığında kendinin asıl BEN olduğunu yani EFENDİ olduğunu sanır ve diğer benlere ait en ufak bilgisi olmaz.
  11. İnsanda bu BEN değişimlerini kontrol edecek hiç bir şey yoktur. İnsan&makina bu durumu fark etmemekte, bilmemektedir.
  12. Benler, rastlantıların gücü ile veya mekanik olan dış dürtüler tarafından yaratılmışlardır.
  13. Eğitim, taklit, okuma, dinin uyuşturuculuğu, sınıflar, gelenekler, yeni sloganların cazibesi dış tesirlerdendir.
  14. İnsanın bireyselliği yoktur, bir tek büyük BEN sahibi değildir, birçok kendini ben sanan benlere bölünmüştür.
  15. Her bir küçük ben kendini BÜTÜN adına çağırmaya yetkilidir; anlaşmaya, anlaşmamaya, söz vermeye, kararlar almaya muktedir ki, sonradan bütün diğer benler bunların sonuçlarıyla uğraşmak zorunda kalalacaklardır.
  16. Her küçük ben’in imzaladığı çeklerin ve akitlerin sorumluluğunu yüklenecek olması, insanın yani Bütün’ün trajedisidir.
  17. Çoğu zaman insanın ömrü küçük tesadüfi benlerin imzaladığı akitlerin gereğini yerine getirmek yükümlülüğü ile geçer.
  18. Her insanın sınırlı “rol” repertuarı vardır ve bunun dışında bir role zorlandığında kendini kısa sürede huzursuz ve rahatsız hisseder ve kendi repertuarındaki herhangi bir role dönmek için büyük çaba harcar. Döndüğünde gerilim biter ve rahatlık (uyuma hali) başlar.
  19. İnsan repertuarı dışındayken “üşür, utanır ve herkesten kaçmak ister.”
  20. Burada SEÇİM zorunluluğu gelir! İnsan rahatı mı seçecektir yoksa  kendi üzerinde çalışıp huzursuzluğu mu?
  21. İnsan hapishanededir ancak bunun farkında değildir. Farkına varan her aklı başında kişi hapisaneden kaçmak ister, kaçmak için tünel kazmak lazımdır. Bunun dört gerekli şartı vardır;

a)      Özgür olmadığını, hapishanede olduğunu kabul etmek.

b)      Evvelce hapisaneden kaçabilmiş kimselerden yardım almak.

c)      Kaçış organizasyonu asla tek kişi olarak gerçekleştirilemez. Bir grup çalışması elzemdir.

d)      Büyük bir çalışma ve çaba gereklidir : “belirli bir amaca yönelik şuurlu çabalar”

22.İnsan yeterince yöntemli ve kararlı ise bir alışkanlığını değiştirebilir.          Ancak ; Bir kimse kendi üzerinde çalışıyorsa o kimse mümkün   olabilecek ek değişiklikleri hesaba katmalı ve bunları önceden düşünmelidir. (Kendi üzerinizde değişikliğe muvaffak olduğunuz her husus, değişmesini belki de arzu etmediğiniz alışkanlık ya da karakter özelliklerinizi etkiler ve siz farkına varmadan devreden çıkar ya da beklemedikleriniz devreye girer.)

23.Ya da ! Değişmek isteyen fazlalıklarını “terk” etmelidir.

24.İnsanların feda etmeleri gereken en önemli şey “ıstıraplarıdır”. İnsan öyle yapılmıştır ki ; ıstıraba olduğu kadar asla başka şeye o kadar çok bağımlı değildir. Zevklerden daha kolay feragat edilir.

25. Istırap olmadan birşey kazanılmaz ama ayni zamanda insan ıstırabını feda ederek işe başlamalıdır.

26.Kaynaşma ve içsel birlik (vahdet); sürtüşme ile “evet” ve “hayır” arasındaki mücadele ile elde edilir. (evet ya da hayır seçeneklerinden biri doğru cevap değildir, mücadele doğru yolda oluşun işaretidir.)

27. Ancak bu mücadele yanlış bir taban üzerinde cereyan edebilir ve bu yanlış ve natamam bir kristalizasyondur. Bu insan daha fazla gelişme imkanına sahip olamıyacaktır.

28. Gelişme imkanını yeniden sağlamak için o insan tekrar eritilmelidir; bu ise sadece korkunç ıstırap ile mümkündür.

29. Evet ve hayır arasındaki mücadele “hemen değerli bir şeyi feda etmekle” başlatılabilir. Bununla beraber sonsuza kadar değil! Kristalizasyon elde edildikten sonra “feragatler, mahrumiyetler ve feda etmeler” artık gerekmez. Bundan sonra insan neyi isterse ona sahip olabilir. Artık onun için yasalar yoktur, o kendi başına bir yasadır.

30. Yollar (tekamüle giden), gündelik hayatın karşısında olup başka ilkelere ve yasalara dayanmaktadır.

31. Dördüncü yolda imana gerek yoktur, aksine her çeşit iman dördüncü yolun karşısındadır.

32. Yolu arayan insan, yolu bilen ilk insana rastladığı ana “ilk eşik” ya da ilk adım denir. İlk eşikten itibaren “merdiven” başlar. Merdiven süresince kişi her şeyden; yoldan, rehberden ve kendinden şüphelidir, hiç bir şey sabit değildir. Bazen aşağılara düşer ve yeniden başlaması gerekebilir.

33. Fakat son basamağı geçtiği anda yola girdiğinde rehbere karşı şüpheleri ortadan kalkar ama aslında ona ihtiyacı eskisinden çok azalır. Bir çok bakımdan bağımsız olur ve nereye gittiğini bilebilir. Çalışmasının sonuçlarını artık kolaylıkla kaybedemez. Yolu terk etse bile başladığı yere dönmeyecektir.

34. Dördüncü yolda merdiveni çıkmak için koşul;  İnsanın kendi yerine bir başkasını yerleştirmeden bir üst basamağa geçemiyeceğidir. Böylece insan yükseldikçe kendini izleyenlere daha da bağımlı olur. Onlar durursa O da durur.

35. Öğrenci ne derece yüksekse, öğretmen de o derece yüksek olabilir. Aslında öğrenci öğretmenin seviyesini hiç göremez ve ne derece aşağıda iseler o derece yüksek bir öğretmen isterler. (Genellikle insanın kendisi beş para etmediği halde İsa’nın öğretmenliğinden başkasını istemez.) daha aşağısına razı değildir.

36. Öğretmen ve öğrenci birbirine muhtaçtır. İnsan aldığını derhal vermelidir, ancak bu şekilde daha fazlasını alabilir. Aksi halde kendisine verilmiş olanda ondan alınacaktır.

37. Subjektif yol, okul yolundan geçer.

38. Objektif yol, sade vatandaşın yoludur. Onlarda tekamül eder, ne var ki onların yolu çok gereksiz tekrarla dolu olarak çok uzun olabilir.

39. Kendi kendini inceleme, kendini bilmeye götüren çalışma veya yoldur.

40. Bilgi herkesin yolu olamaz ve çoğunluğa mal edilemez. Kanun böyledir. Bilgi de maddedir ve daima sınırlıdır. Eğer bilgi madde ise; “Belli bir yerde ve belli bir zamanda belirli  miktarda mevcut demektir. Belli bir devre süresince örneğin 100 yıl boyunca insanlığın tasarrufunda belirli miktarda bilgi vardır.

41. Bilgi ve varlık seviyeleri dengeli olmalıdır; insanın gelişmesinin üzerinde cereyan ettiği iki çizgi vardır: “bilgi” ve “varlık” çizgileri. Doğru tekamülde her iki çizgi birbirlerine paralel olarak, birbirlerine yardımcı olarak gelişirler. Bunlardan biri daha uzun olursa insanın gelişmesi yanlış olur; er ya da geç gelişme durur.

42. Eğer bilgi varlığı aşarsa, o insan bilir ama yapma gücüne sahip değildir. Bu yararsız bilgidir. Varlık bilgiyi aşarsa, o insanın yapma gücü vardır ama neyi yapacağını bilemez. Kazandığı varlık gayesiz hale gelir ve onu kazanmak için gösterdiği çabaların yararsız olduğu görülür.

43. Bilgi başka şeydir anlama başka şeydir. Anlama bilginin varlık ile ilişkisine bağımlıdır. Anlama, bilgi ve varlığın bileşkesidir.

44. İnsan sadece kendini incelemenin ve müşahadenin değil fakat kendisini değiştirmek amacıyla kendi üzerinde çalışmanın gerekli olduğunu anlamalı “her şeyi bir bütün halinde BAŞKALARININ ONU GÖRDÜĞÜ GİBİ kendisini bütünüyle görmelidir.”

45. Bu amaçla insan, hayatının farklı anlarına, farklı duygusal durumlarına ait kendisinin “mantal fotoğraflarını” çekmeyi öğrenmelidir.

46. Eğer bir insan bir şeyi hatırlarsa onun için hatırlanması daha önemli olan diğer on şeyi unutur. Ve özellikle kendisi ile ilgili olan şeyleri, belki evvelce çektiği o “mantal fotoğrafları” kolaylıkla unutur.

47. Dünyada cereyan eden büyük çaplı her olay dışardan yönetilir;  Ya tesirlerin raslantı eseri olan bileşimleri veya genel kozmik kanunlar tarafından yönetilir.

48. İnsanların her şeyden çok sessizlikten korktukları, konuşma eğilimimizin kendini savunmadan kaynaklandığını ve daima bir şeyleri görmekten, kendine bir şeyleri itiraf etmekten kaçınma temeline dayandığı açıkça görülmelidir.

49. Gerçek sanatta raslantı eseri olan hiç birşey yoktur. Gerçek sanat matematiktir. Ondaki herşey hesaplıdır ve önceden bilinebilir. Sanatkar, vermek istediğini bilir ve anlar; Eseri, ayni seviyedeki insanlar üzerinde daima ve matematiksel bir kesinlikle bir ve aynı izlenimi doğuracaktır.

50. İnsanlara yardımcı olmak için, kişi önce kendine yardımcı olmayı öğrenmelidir. Pek çok insan başkalarına yardım etme düşünce ve duygularına, sadece tembellikten dolayı kapılmaktadır. Onlar kendileri üzerinde çalışamıyacak kadar tembeldirler ve ayni zamanda başkalarına yardım etmeye muktedir olmak onlara büyük zevk vermektedir. “kendi kendine samimiyetsizlik”

51. İnsan hak etmeden haz elde ederse, insanın bunu muhafaza edememesi ve bu hazzın ıstıraba dönüşmesi sebebiyle gereklidir. Ama bütün mesele, hazzı elde edebilmek ve onu muhafaza edebilmektir. Bunu yapabilen bir kimse için öğrenecek hiç bir şey yoktur. Ancak bu yol ıstıraptan geçer. Hazdan istifade edeceğini sanan kimse çok yanılır ve eğer kendisine karşı samimi olabilirse, bunu göreceği an gelecektir.

52. Duygular alanındaki vicdan kavramı, düşünce alanındaki şuur kavramının muadilidir.

53. Alemin ve insanın böyle paralel biçimde incelenmeleri, öğrenciye, her şeyin temeldeki birliğini gösterecek ve onun farklı düzenlerin fenomenlerinde analojiler bulmasına yardım edecektir.

54. Gerek alemde, gerekse insandaki bütün süreçleri yöneten temel kanunların sayısı çok azdır. Az sayıdaki basit kuvvetlerin farklı sayısal bileşimleri, olayların görünen çeşitliliğini yaratmaktadır.

55. Evrenin mekaniğini anlamak için, karmaşık fenomenleri, bu basit kuvvetlerle çözümlemek gerekmektedir.

56. Subjektif insan için kötülüğün hiç mevcut olmadığı, sadece farklı iyilik kavramlarının var olduğu söylenebilir. “Hiç kimse herhangi bir şeyi kasıtlı olarak kötülük için, kötülük olsun diye yapmaz.” Herkes iyilik uğruna, onu anlayışına göre hareket eder. Fakat iyiliği farklı şekillerde anlar.

57. Uyanma, insanın hiç bir yere varamıyacağını ve nereye gideceğini bilmediğini idrak etmesiyle başlar.

58. Birliğin  çokluğa dönüşüm kanunlarını incelemeden önce, bütün evrenlerin tüm çeşitlilikleri veya birlikleri içerisinde bütün olayları yaratan temel kanunu incelemeliyiz.

59. Bu, “Üç prensip” ya da “Üç kuvvet” kanunudur. Bu kanun, hangi mikyasta olursa olsun, hangi alemde cereyan ederse etsin, molekül seviyesindeki olaylardan kozmik olaylara kadar, farklı ve birbirlerine karşı “Üç kuvvetin bileşimi ve karşılaşmasıdır.”

60. İlk kuvvete aktif veya müsbet…İkinciye pasif ya da negatif…Üçüncüye ise etkisiz kılan kuvvet… Denilebilir.

61. İlk iki kuvvet çağdaş düşüncenin bildiği kanunlardır. Fakat genelde üçüncü kuvvet müşahadeyi ve anlayışı yöneltmek için kolayca ulaşılabilir değildir. Bunun nedeni, insanın mutad psikolojik faaliyetinin fonksiyonel sınırlanmasında ve olaylar dünyasına ait algımızın temel kategorilerinde, yani “mekan” duygumuzda ve söz konusu sınırlamalar sonucunda doğan “zaman” duygumuzda aranmalıdır.

62. Üçüncü kuvvet, gerçek alemin malıdır. Müşahademize giren subjektif alem veya olaylar alemi, sadece nispi olarak gerçektir, her halde tamam değildir.

63. Evrenin bundan sonraki temel kanunu yedi kanunu veya oktavlar kanunudur. Bu kanunun anlamını kavramak için, evreni titreşimlerden meydana gelmiş olarak kabul etmek gerekir. Bu titreşimler, evreni oluşturan maddenin, en incesinden en kabasına kadar, bütün çeşit, safha ve yoğunluklarında faaliyet göstermektedir. Çeşitli kaynaklardan çıkmakta ve birbirleriyle kesişerek, çarpışarak, güçlendirip, zayıflatarak, durdurarak çeşitli yönlerde ilerlemektedirler. (Hoca burada sanırım Kuantum fiziği yani dalga/parçacık fonksiyonunu tarif etmektedir.)

64. Fiziğin temel görüşlerinden birisi “Titreşimlerin sürekliliğidir”. Bu konuda kadim bilginin görüşü farklıdır; Zira kadim bilgi, titreşimler anlayışının temeline “Titreşimlerin süreksizliği” ilkesini yerleştirmiştir.

 

                                 Alem             Kuvvet            Oktav

                                  

                                   MUTLAK                   1                      DO

                                  

                        BÜTÜN ALEMLER   3                      Sİ

 

                        BÜTÜN GÜNEŞLER 6                      LA

                                  

                                   GÜNEŞ                      12                    SOL

 

            BÜTÜN GEZEGENLER        24                    FA

 

                                     ARZ              48                    Mİ

 

                                       AY                          96                    RE

 

                                   MUTLAK            hiç bir şey   DO

 

Burada Sonsuz döngüyü oktavlarla izah eden önemli bir şekil var ancak buraya çizemedim.

65.Eğer oktavlar kanunun bütün anlamını kavrayabilirsek, bu, bize bütün hayatın, tarafımızdan müşahade edilen evrenin tüm planlarındaki fenomenlerin yeni bir açıklamasını verir. Bu kanun, doğada niçin doğru çizgiler bulunmadığını, niçin düşünemediğimizi ya da yapmaya muktedir olamadığımızı, niçin bize ait her şeyin düşünüldüğünü, niçin bizimle ilgili her şeyin varit olduğunu ve niçin genellikle istediğimize ve beklediğimize zıt bir yönde cereyan ettiğini açıklar. Bütün bunlar, ‘entervallerin’  açık ve dolaysız sonuçları, ya da titreşimlerin gelişmesindeki gecikmelerdir.

 

66.Titreşimlerin gecikmeleri anında kesinlikle olan nedir? Asıl istikametten bir sapma meydana gelir. Oktav önce doğru istikamette ilerlemeye başlar;

                                   DO————RE———–Mİ

Fakat mi ile fa arasında bir sapma oluşur(artış gecikmesi). FA ya geçerken yön sapar;

                                                                                              FA

                                                                                                    SOL

                                                                                                              LA

                                                                                                                     Sİ

Si ve Do arasında ikinci enterval yer alır, doğru yeniden yön değiştirir;

                                                                                                                       DO                                                                                                                                     tamamını şöyle göstermeye çalışacağım;

 

                                   DO  RE  Mİ

                                                                FA                                                

                                                                    SOL

                                                                                      LA

                                                                                              Sİ

                                                                                               DO

                                                                                                RE    

                                                                                                Mİ

                                                                                              FA

                                                                                        SOL

                                                                                     LA

                                                                                   Sİ

Tablonun bir süre sonra daireyi tamamlayacağı görülüyor, başladığımız yere geri dönüyoruz.

                  

67. Oktavlar Kanununun yardımı ile, şeylerin ilerlemelerini, yön değiştirmelerini her şeyde müşahade edebiliz. Belli bir enerjik faaliyet veya güçlü duygu ya da doğru anlayış devresinden sonra, bir tepki oluşur, çalışma sıkıcı ve yorucu hale gelir. Duyguda yorgunluk ve ilgisizlik anları belirir, doğru düşünme yerine, uzlaşma yoluna gitme çabaları, baskı ve güç sorunlardan kaçış başlar. Fakat çizgi şimdi ayni istikamette değil ama gelişmeye devam etmektedir. Çalışma mekanikleşmekte, duygu gittikçe zayıflamakta, günün genel olayları seviyesine inmektedir. Sonra tekrar duruş ve farklı ilerleme, kırgınlık, nefret, kaale almama gibi ayni düşünce ve duygular arasında dönüp durur. Ve bulunmuş olan çıkış yolu giderek daha ve daha kaybolur.(bilim,sanat,felsefe,din ve fertlerin günlük faaliyetlerinde ayni şeyleri kolayca görmek mümkündür)

68.Şayet oktav arası titreşimlerin azaldığı anlarda ilave şoklar yaratılabilirse doğru, yön değiştirmeden devam edebilir. Herhangi bir yerden kendiliklerinden gerekli anlarda gelen tesadüfi ‘şoklar’ ümitleri ile avunmak, doğaldır ki mümkün değildir. Böyle bir durumda,insana iç eğilimlerine ‘inançlarına ve eğilimlerine ters düşse bile’ yel nereden eserse oraya gitme, ‘nehrin akışı içinde yüzme’ ya da başarısızlığı ile kendini uzlaştırarak yeniden yapmaya başlama seçeneği kalmaktadır.

69.Veya faaliyetinin bütün çizgilerinde ‘entervallerin’ zamanını tanımayı ve ‘ilave şokları’ yaratmayı, diğer bir ifade ile kozmik kuvvetlerin gerekli anlarda, ‘ilave şokları’ yaratmada faydalandıkları yöntemi kendi faaliyetlerine uygulamayı öğrenebilir.  

İNSANIN GERÇEĞİ “KENDİNİ BİLMEK” – Ouspensky Kitabından
Özetleyen: Sibel Atasoy
Ortaköy- 2003