Akıl ve tartı

Akıl bana bir tartı mekanizması gibi gelir. Şüphesiz standart insanlar da akıl kullanır ancak duygularla karıştığından ortalık sisli bir hava gibi görünmekte,  oysa duygu üzerinden bakan biri bulutlar üzerinden seyir etmekte olan bir uçak gibidir diyebiliriz.

Duygu üzerinden bakmak, duygusuzluk tanımı ile eşdeğer değil.  Aksine bu tür “akıl güdümünde” insanlar son derece duyarlı varlıklar olabilirler de. (Bu başka bir günün iç dökme konusu olsun)

 Duygular bastırılarak dizginlenemez. Bunun örneğine bir kez dahi şahit olmadım. Bastırılan duygu kısa bir zaman sonra yeniden ve bazen bambaşka konuda ortaya çıkar. Onu da bastırırsanız, başka şekilde çıkar. Bastırmaya devam ederseniz vücuduz buna itiraz eder ve hastalanırsınız.

Ya da biriken enerji ani patlamalara neden olur; büyük addedilen suçlar böyle ortaya çıkıyor. Hem neden bastırmalıyız ki onu? Gurdjieff’in at araba örneğinde (Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=434 ), arabanın ve dolayısı ile içindeki yolcunun (ruh olduğu varsayılır) hareket edebilmesi atlara yani duygulara bağlıdır. HATA’dan aşırı korkarak yetiştirildiğimiz bir gerçek fakat hatayı göze almadan kendimizi aşmanın bir başka yolunu da bulamıyoruz. Atların (duyguların) gemi azıya almaları, yan yollarda kaybolmaları ya da bir uçurumdan yuvarlanmaları tehlikesi her zaman var ama işte AKIL (arabacı) bu sebeple var ve bu sebeple dizginler onun elinde. Arabacının iyi eğitilmesi lazım, bu bizler için hayati öneme sahip bir konu. O içinde bulunduğu son kerte stratejik konumun bilincinde olmalı; hem sembol dilinde konuşan yolcunun talimatlarını anlayabilmeli, hem de atları onlara eziyet etmeden, kendini efendi sanmadan, büyük bir uyum içinde yönetebilmeli.

Duyguyu, içinizdeki çocuğun ağlamaları gibi düşünün, onun şikayetini yerine getirmediğinizde sürekli ağlayacak ve dikkatinizi kendisine yönlendirmenizi talep edecektir. Ve böylece hayatınız siz farketmeden akıp gidecektir ve siz hayatınızda olmayacaksınız; çünkü dikkatiniz içinizdeki ağlamaktan helak olmuş çocukta kalacak. (Bu durumda başka gerçeklik düzeylerini ele geçirme fırsatı sunan “içsel sessizlik” asla sağlanamayacaktır)

 Dünya duyguların denenme sahasıdır. Deneyecek ve deneme/sınama yoluyla öğreneceksiniz. Kimsenin deneyimi başkasına yar olmaz, herkes kendi burnunu kendi duvarına çarpmadıkça “mışşşş” gibi yaparak ömrünü bitirir.

Eğer o duyguyu denemenizin “hata” olacağını söyleyen biri varsa onu dikkatle dinleyin kendi mi yaşamış? Yoksa o da sadece “mışşş” gibi mi yapıyor. Eğer kendi yaşamışsa ondan öğüt değil samimiyetle deneyimini anlatmasını talep edin. Tatmin oldunuz mu? Gerçekten mi? O zaman içinizdeki çocuk viyaklamayı kesmiştir.

Sabah uyandığınızda o hala ağlıyorsa bunu denemekten başka “büyüme” yolu ben görmedim/duymadım/bilmiyorum. (Bu konuda Jung’un nevroz açıklamasına göz atmak isterseniz: https://blog.sonsuz.us/?p=780 )

Hayat bir oyundur fazlaca ciddiye almamak gerek

Hayat bir oyundur, kurtulmak için ciddiye almak gerek

Oyundaki katalizörlere gereğinden çok önem atfedilirse oyundan çıkmak hayal olur.

OYUN KUramı için Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=187

Gurdjieff at-araba örneği:

 İki atın koşulmuş olduğu perdeleri kapalı bir araba ve arabacı düşünelim. Atlar duyguları temsil etmektedir (hatta iki atın negatif ve pozitif duyguları temsil ettiği de söylenir.) Araba fizik bedeni temsil eder. Arabacı ise akıldır. Arabanın içinde bir kişi oturmaktadır, perdelerin arkasından yalnızca belli belirsiz bir siluet şeklinde algılarız onu. İşte o saklı kişi efendi dir. Yani içimizdeki gerçek BEN (bunu nasıl tarif edeceğimizi tam olarak bilemiyorum, belki bilinç altı bağlantımız, belki eğer öyle bir şey varsa ruhumuz ya da yüksek benliğimiz)
Şimdi buradaki aksiyon şöyle tecelli eder;Arabayı (fizik bedeni) harekete geçiren tek etken atlardır (duygular). Atlar harekete geçtiğinde araba yola çıkar. Arabacı (akıl) elindeki dizginlerle atların aşırılık yapmasını yan yollara sapmasını, ya da gereksiz hızlanmasını/durmasını engellemek üzere görev yapar.
Arabacı (yani akıl) bir emir kuludur, yolcuyu hedefe taşımak için arabayı salimen idare etmekle görevlidir. Arabacı, arabayı nereye götüreceği ile ilgili talimatı yolcudan almıştır ve bazen onun talimatlarına uygun olarak aksiyon değişiklikleri de yapar.
Buradaki sorun şudur derler; (ben de buna katılıyorum) Arabanın içindeki yolcu simgesel bir lisanla konuşmaktadır (işte bu sebeple onun bilinç altı olduğunu düşünüyorum) Arabacı bu lisanı bilmez fakat her nedense bildiğini varsayar!
İnsana tavsiye edilen ise simgesel lisanı öğrenmenin hayati bir durum olduğudur.

 Son ikibin yıldır, giderek artan oranda arabacının yetkileri artırılmış, hatta arabacının efendi olduğu yolunda her türlü empoze yapılmıştır, bu sebeple yetkisinin ve kabiliyetinin üstünde sorumlulukla donatılan arabacı (akıl) atlar üzerinde oldukça despot bir idare geliştirmiştir, çağımızın hastalığı kanser, depresyon gibi deformasyonların sebebi bu yanlış yetkilendirmedir bana göre.