KADER Mİ? O DA KİM?
Kader denen şey?in varlığını kabul etmiyorum. "O"nun bizleri çepeçevre kuşatmış olduğunu ileri sürenlerin iddialarını da ahmakça buluyorum.
Kaderi kabul etmememin benim kaderim olduğunu da kabul etmiyorum.
Toplum tarafından benimsenen, hoş karşılanan ve hatta içselleştirilmiş olan hiçbir değerin, psikolojik olarak benliğimde, aklımın saflığında bir baskı unsuru oluşturmasına izin vermiyorum.
Demek ki, insanın doğallığına saldıran, içsel dünyasının taleplerine gem vurmaya çalışan bir çok kabul görmüş ya da kabul ettirilmiş olumlu veya olumsuz değer ile, fikir ile, açıkça söylenmeyen fakat hissedilir derecede belirgin olan boyunduruk altına alma gayretleri ile ve bunların ortaya çıkardığı sıradanlaştırma kültürü ile karşı karşıyayız.
Oysa bir devletin sınırları içinde yaşayan millet millet değildir, bir şehrin içinde yaşayanlar şehirli değildir, bir köyde yaşayanlar köylü ya da ahali, bir mahallede yaşayanlar oranın mahallelisi değildir, bir apartmanda yaşayanlarda apartmanın sakinleri değildir.
Çift yönlü bir sınır çizme harekatı başarıya ulaşmış. Devletin sınırı milletin, şehrin sınırı şehirlinin, köyün sınırı köylünün, mahallenin sınırı mahallelinin, apartmanın sınırı da sakinlerinin sınırları oluvermiş.
Yabancılaştırma, ötekileştirme, düşman olarak görme harekatı.
Ankara’dan kalkıp Erivan’a doğru yol alan uçağın yolcusu için birşeyler ifade edebilir belki, peki Iğdır’da yaşayan ve taş atıp fırlatsa karşı? ülkenin topraklarına düşen biri için neyi ifade eder sınır? Birkaç uzun menzilli roketsavar, tanklar, gözetleme kuleleri ve çok sayıda canını vermeye hazır veya zorla! canını feda etmesi istenen piyade. Hepsi bu.
İzmirli nalbant ustası Ali Efendi, Mardin'e gidip mesleğine orada devam edecekmiş. Olur şey mi bu? İzmirli Ali Efendi çağdaş, aydın, modern, laik, avrupai İzmir'ini terkedip o çağdışı, taassup sahibi, dindar ve ortaçağ karanlığında yaşayan Mardin'de ne eder, nasıl yaşar?
Yabancılaştırma, ötekileştirme, düşman olarak görme harekatına bir yenisini daha ekleyelim, başarıya ulaşan "yaftalama harekatı"nı.
İstanbullu iş adamı Kamil Bey'in küçük oğlu Barış, yaptığı seyahatte Bingöllü köylü kızı Fatma'ya gönül vermiş. Aman Tanrım! Barış'ın validesi ve iş adamı babası Kamil Bey, bu birlikteliğe karşı çıkmışlar. Tüm zamanını güzellik salonlarında geçiren saçları röfleli, tırnakları ojeli, her hafta sonu mutlaka solariuma giren Sibel Hanım; saçlarını örgü yapan, şalvar giyen ve elleri nasırlı köylü kızı Fatma'nın anası Hatice'nin zılgıt çalmasına dayanamazmış.
Etiler Bağlar apartmanının idarecisi Kürşat, apartman sakinlerini toplantıya çağırmış. Beriki apartmanın idarecisi apartmanın dış cephe kaplamasını yenilemiş. Kürşat'ın apartmanı bu durumda epey sönük kalmış. Kıraathane sahibi Mehmet Bey, Müzisyen Deniz Hanım ve Cerrah Ahmet Efendi toplantıya katılamamışlar ve bu nedenle aidatları iki ay süre ile iki katına çıkarılmış.
Sınırlamaların içinde sıkışıp kaldığımız bu ortamda kurallar ve yaptırımları çoktan koyulmuş.
Velhasılıkelam, Ali Efendi mesleğinden olma pahasına Mardin'e gitmemeli, hayatın zorluklarına İzmir'de göğüs germeye devam etmelidir. Aksi takdirde işine devam edebilecek fakat mutluluğunu kaybedecektir. Barış katiyetle Fatma ile yuva kurmamalıdır çünkü Fatma'nın ailesi, Barış'ın ailesi için bir utanç kaynağıdır. Öyle ya, Sibel Hanım'ın altın gününde diğer katılımcılar kayınvalidenin nerede olduğunu sormazlar mı? Sibel Hanım, Hatice'nin bu tür modern etkinliklerden uzak olduğunu, aynı kültürü paylaşmadıklarını, dahası bu etkinliğe katılamayacak kadar yoksul olduğunu nasıl söyler? Söylerse şayet, konuklarının huzurunda aşağılanıp yerin dibine girmez mi?
Birkaç gün öncesine kadar yöneticisi olmakla iftihar ettiği Etiler Bağlar apartmanı, şimdilerde eleştiri oklarının hedefindedir Kürşat için. Bir an evvel tadilat yapılmalı ve Kürşat göğsü kabara kabara volta atabilmelidir yöneticisi olduğu apartmanın sokağında.
Devlet, şehir, köy, mahalle, apartman sınırları. Peki ya insanın sınırı ne olacak? Diğer devletler, şehirler, köyler, mahalleler ve apartmanlar ayrı birer dünya. Tek bir dünyanın içinde yaratılan onca dünyadaki insanın sınırı ne olacak?
Pek yakında, 21. YY'ın Don Kişotluğunu üstlenip kalkan ve mızrak kuşanmak zorunda kalmayacak mı insan? Tüm bu sınırlara ve sınırlamalara karşı siyahı, kızılı, sarısı ve beyazı ile kalkanlı, mızraklı görmeyecek miyiz insanoğlunu?
Saf akıl kuşanmassa kılıcını, bu fikir harbinden yenik çıkan, insan ve sınır tanımayan aklı olmayacak mı? Depresyon, bunalım, şizofreni ve intihar oranlarında olmayacak mı? Tedavi merkezleri, ıslahhaneler dolup taşmayacak mı? Dışlanmayacak mı insanlar ve emanet edilmeyecek mi duyarlı insanlar programlanmış beyinlerin insiyatifine?
Euro/Dolar paritesi, varil petrol fiyatlarındaki dalgalanma, tüketici fiyatları endeksi, merkez bankasının aşırı faiz yükselmesine karşı aldığı önlemler paketinin içeriği, dalgalı kur sistemine geçiş, istatistik kurumu veriler... Aşina kulaklar için neyi ifade ediyor bunlar, duyarsızlaştırılmış ve programlanmış beyinler için ifade ettikleri dışında?
Birbirimize değil; günlere, güneşe, mevsimlere tüm canlılara ve dünyaya yabancılaştırılmışız biz.
KENZEN-2009