Kaygı bazen bir yangın alarmına benzer: Tehlike vardır, öter; tehlike geçer, susar. Fakat modern insanın trajedisi şudur: Alarm sistemi bazen dumanı değil, kendi sesini tehlike sanmaya başlar. İşte geri besleme döngüsü dediğimiz o tuhaf mekanizma burada sahneye çıkar. Beden stres yaşar, stres hormonları salgılanır, bu hormonlar bedende çarpıntı, kas gerginliği, mide sıkışması, nefes daralması gibi belirtiler üretir. Zihin bu belirtileri okur ve der ki: Bir şeyler gerçekten ters gidiyor. Sonra daha çok kaygılanır. Beden daha çok hormon salgılar. Alarm, alarmın sesinden korkar.
Bu döngünün baş aktörlerinden biri kortizoldür. Kortizol, kötü bir karakter değildir; hatta hayatta kalmamız için gereklidir. Sabah uyanmamıza yardım eder, enerji kaynaklarını harekete geçirir, tehdit anında bizi keskinleştirir. Adrenalinle birlikte kalbi hızlandırır, kaslara kan yollar, dikkati daraltır. Bir kaplanla karşılaşırsanız bu muazzamdır. Fakat gelen e-posta, kalabalık metro, belirsiz gelecek, ilişki gerilimi ya da zihnin ürettiği felaket senaryoları kaplan gibi algılandığında, beden mağara devrinden kalma bir savaş protokolünü ofis sandalyesinde çalıştırır.