Şaşırtan bu yeni rüzgarı hissedin

Az önce ellerimi yıkarken, koca kalıp yeşil sabunu küçük avuçlarımda döndürmekte zorluk çekerken, gülümsedim, köşelerden köşelere çevir Sibel dedi iç sesim, hemen dediğini yaptım ve anladım ki böyle yaparsam en kısa sürede, tüm köşeler ve kenar çizgilerinin keskinliği, sivriliği ilk eriyenler olacak ve sabun hala büyükken amorflaşacak, kolayca ele avuca gelecek, el yıkamak kolay ve zevkli olacak.

Elimi yıkamaya gitmeden önce de tam şu videoyu dinlemiştim:

Dünyada oturup bunları söyleyebileceğim çok az yer var!. İnsanların inanç keskinlikleri buna izin vermez Ama burada (Türkiye’de) bunlar söylenebilir çünkü katman katman insan medeniyetlerinin, deneyimlerinin üzerinde oturuyorsunuz ve bunları kazıp çıkarmaya yetecek cesaretiniz ve esnekliğiniz var. Bazılarınız bu hayatında bütün bunları keşfetmeye başlayacak. Rüzgarın sesini duydunuz mu? Türkiyede bir rüzgar esiyor, Türkiyede bir tolerans var. Hiç beklenmedik şekilde genç kuşakta bir uyanış var. Şaşırtan bu yeni rüzgarı hissedin çok çok eski ruhlar. içinizdeki şamanı bulun ve bilgeliğinizi takının.

not: Deyimler sözlüğüne baktım: Elini yıkamak: O şeyden vazgeçmek.miş.  

Bu durumda zorlayandan zevkli olana geçmenin yolunu keşfettiğimi anladım 🙂

*

Otistikler ile ilgili:

Sevgi ve şefkatimizin içinde anlama isteği, öğrenme isteği de olmalı; çünkü korkutucu olan her şeyin doğrusunu bildiğimizi varsaymakla başlıyor. Otistikleri kendi gerçekliğimize bağlama çabası hem onlara hem bize yararlıdır tabi; ancak belki daha da yararlı olan aynı zamanda otistiklerin gerçekliğini öğrenmeye ve onu bu gerçekliğe bağlamaktır, bir gerçeklik ancak böyle dönüşerek ölümden kurtulur!

Tüm tuhaflıkları ve hastalık/ayrıksılık diye gördüklerimiz için de aynı şeyi yapmalıyız bence, yani “dinleme sanatını” uygulamalıyız. Etkin Dinleme, gerçekten sevmektir; çünkü bunu her yaptığınızda artık eski kendiniz değilsinizdir daha kapsamlı bir majör enerji kalıbına geçmişsinizdir.

Niyetin gücü

Niyetin gücü tartışılmaz, hem ustalar bunu anlata anlata bitirememişlerdir hem de zaten kendi deneyimlerimizle sabittir bu güç. En ufak bir şüphe taşımıyorum 🙂
Buraya kadar harika çünkü niyetinizin gücü tıpkı fantastik filmlerdeki gibi (hatta daha da etkin) fizik gerçekliği (somut ve soyut olarak) büker! Evet bizler birer bükücüyüz 🙂
Peki yolunda gitmeyen şey nedir, ağzındaki baklayı bi çıkaramadın?
Zaten baklayı sevsem de midem onu eritmekte biraz zorlanmıştır geçmişte, şimdi onu da diğer şeyler gibi allahın izniyle büküyoruz. 🙂
Hay Allah… Yani demem o ki, bu konudaki tek hassas husus; çoğu kez insanın kendi niyetinden bihaber oluşu! O sebeple ismini ne koyarsanız koyun bu konudaki yöntemlerin çoğu kullananlara kar etmiyor. Neden niyetimizden bihaberiz; çünkü bu sistem bizi beşikten mezara ihtiyacımız olmayan her neviden şey için isteklendiriyor! Ben bunlara “azmettirilmiş istekler” ismini koymuştum. Eskiden beri bu lafları gevelerim, takip edenler bilir 🙂
O halde niyetimiz her halükarda işliyor çünkü buna karşı konulamaz, velakin biz gerçek niyetimizi bilmediğimizden isteklerimiz olmuyor, yöntem başarısız zannediyoruz.
Yöntem harikulade başarılı frekanslarım. Mühendis arkadaşlar sağ olsun, süper bi sistem bu. En iyisi biz, gerçekten ihtiyacımız olmayan şeyleri elimine edelim, sadeleşelim. Geriye ne kalıyor diye hiç endişe ve merak dahi buyurmayın, o zaten her halükarda işleyen niyetinizdir. Sadeleştiğinizde bi gün bi de bakmışsınız kraliçesiniz, her bi şey emrinize amade olmuş 🙂

Niyeti nasıl duyabiliriz diye bi soru oluştuysa;

Bi şeye ulaşma arzusu, telaşı biz sıradan insanlarda farkına varmadığımız bi endişe titreşimi peydahlanmasına sebep oluyor, o sebeple ben niyeti nasıl bulacağımız nasıl duyacağımız konusunu hiç dert etmeyelim diyorum. Gönül rahatlığıyla yapacağımız tek şey gerek somut gerekse soyut alanda bize gerekmeyen mülkleri, istekleri tek tek bırakmak, tıpkı suyun yüzeyinde daha rahat kalabilmek için ağırlıkları bırakmak gibi. Bu sadeleşme işlemi hem fizik hem de zihin anlamında kararlı bir biçimde yapılırsa zaten ortada hiç bi parazit kalmayacağından niyet çırçıplak ortada kalır

Aydınlanma Korkusu :)

AYDINLANMA konusunun kendisi çok korkutucu hatirlandigi icin (asagida Kryon’dan bi alintida rastlayinca çok şaşirdim) AYDINLANMANIN lafina sarilir insanlar, buna da yeni çağda aydinlanma şehveti diyebiliriz kısaca.

Yirmi yol önce bi sevgili yoldasim şöyle demisti: “aman sibel dur ne acelemiz var, hele şu nimetin (yaşam deneyimleri) tadini cikaralim biraz, nasilsa zaman izafi, nereye yetisiyoruz” Her daim hoş bi gülumseme oturur dudaklarima, gecen yillara bakarim, filmimizi nasil yönettigimize, bunca yilin yuzde kacinda farkinda kalabildigimize, insan olma filmi gercekten muhtesem. Muhtesem Gatsby’den daha muhtesem.

Bakin bu korku nereden geliyormus:

Sevgili varlıklar, şimdi bu salonda bulunanların en az yarısını istila eden en büyük korkudan söz edeceğim. Bu gizli bir korkudur ve çoğu kişi onun farkında değildir. Ancak bu konuya girmeden önce sizi bir yolculuğa çıkarmak, buzul devrinin öncesindeki bir zamana götürmek istiyorum. Büyük bir aydınlanma kentine götürüyor ve içine gireceğimiz yapıyı görmenizi istiyorum, birçoğunuza bu yer tanıdık gelecektir! Çift kuleli bir yapıdır bu, ama sivri kulelerden biri yere, diğeri göğe dönüktür. Asıl faal olan bölümü ise kulelerin arasında orta noktada yer alan küresel bir odadır. Gerek kuleler, gerekse küresel oda yere sağlam ayaklarla bağlanmış vaziyettedir. Bu yapı kutsal bir çalışma yeri, yenilenme ve gençleşme tapınağıdır. Burada insanlar üç yıllık bir tazelenme devresi için işlemden geçerler. İnsan dengesinin, ruh, zihin ve bedene saygıyı içerdiği bilinmektedir. Sözünü ettiğimiz kültür bunu anlamıştır. Dünya üzerinde insan ömrünü uzatmayı başaran tek kültürdü o!Şimdi küresel odaya giriyoruz. Odada iki operasyon masası var. Birçok kişi masalardan birinin etrafında toplanmış, ellerini şimdi açıklamamın uygun olmadığı bir şeyin üzerine koymuşlar. Hedef kişi odadaki diğer masanın üzerinde yatmakta ve yardımcı kadın yanında durmakta. Her iki masanın da döndüğünü görüyoruz, ayrıca odanın tabanı da döner bir platform, çünkü dönme hareketi kutuplaşma yaratan manyetikler için katalizör rolünü oynuyor. Alttaki sivri kulenin içinde, odanın üstündeki sivri kulenin içindekilere uyan mekanikler var, bunlar birlikte çalışarak dengeleyici makinenin işleyişini kolaylaştırıyorlar. Bu tapınak görüntüsünü zihninizde tutun ve önemini hissedin.Söz konusu tapınak, birçoğunuzun vaktiyle yaşadığı Atlantis uygarlığında inşa edilmişti. Sizi oraya hatırlamanız için götürüyorum, şimdi açıklayacağım korkuyu anlamanıza yardımcı olacak bu.

Orada birçok enkarnasyon geçirdikten sonra hepiniz yaşamınızı yitirdiniz. Bunun neden meydana geldiğini anlayamadınız, ama gerekli bir olaydı ve çok büyük bir tablonun parçasıydı. İçinizde hala bu olayla ilgili korku tohumlarını taşıyorsunuz, bu dönemde dünyada bulunan öğretmenlerin ve aydınlanmış insanların en temel korkusudur bu, yani aydınlanma korkusu! O kadar güçlü bir korkudur ki, bazılarınız aydınlanma ve bilgiye yaklaşırken fiziksel olarak hastalanırsınız. Yeni enerjide sunulan ödüle sahip çıkmaya başladığınızda bedeniniz bunu hemen reddeder, çünkü ödüle sahip çıkmanın tehlike içermediğinin henüz farkında değildir, çünkü bedeniniz daha önce bu uyanışı hissettiği bir dönemde ölümle ödüllendirilmiştir! ♥♡♥ Kryon

Ölümle ödüllendirilmeyi beklemiyor insanligimiz, sonsuz yaşamla odüllendirilmek icin ugrasiyor kan revan içinde, hem de ismine Aydinlanma/tekamül diyerek.

Sizce çelişki mi bu?

Bazi seviyelerden evet ama bazilarindan hiç de degil. Bunu dille aciklamak cok güç, hissetmeye calışmak lazim. Şöyle üç derin nefesle boşlukta duralim, hissedebiliriz.

**

Birleşik ve tutarlı bir dünya tasviri, muhtemelen insan zihninin zorlu taleplerinden biridir. Bu olmadığı zaman kaygı ve şizofreni peydahlanmaktadır. F. Jacob

Ebeveyn olmak

İnsanlik tekamül ettiginde, domates de, tavuk da, tüm diger yaşam formlari da tekamül eder. Kryon
Hepimiz akrabayiz. Hepimiz birbirimize hizmet ediyoruz hem de zevkle.

Belki damdan atladim kolum kirildi “atlama atlama” diye telaş ediyorum oysa belki o atladiginda yaylaniverecek ya da ucacak bunu bilmiyorum. Bir çocuk ebeveyni olmak o kadar zor ki! Dilini dudagini kemirirsin, yuregin gup gup atar senin acı çektigin bi deneyimi cocugun denerken ama belki o yapabilir ümidi vardir, yapamiyacaksa da kendi bulmalidir bunu.
Gercekten cok zorlu bi seydir karismamaya calismak ve ancak talep edildiginde yardima hazir olmak. Ben demistim, ben biliyordum demeden yaralari sarmaya hazir olmak. Hele başardiysa ne büyük bir kutlamadir allahim o, tum çarpıntilarini, ic kanamalarini aninda iyileştirir.
İşte bu bizatihi kendine gercekten büyume, bilinçlenme izni verebilmektir.

 

*

Ayırt-etmenin, yargılamadan seçimlerde bulunma sanatı oldugunu ve onun Yeni Dünyanın yüksek titreşimlerinde kullanacaginiz ilk alet oldugunu hatirlayınız. Kryon
İşte bu cümlesi, Don Juan’in “İZ SÜRÜCÜLÜK/Denetimli divanelik” sanatı edinilmeden neden tam özgürlüge gecilemeyecegini söylediginin bir başka ifadesi

Katıksız Karanlikta Diyalog

Hiç bilmediginiz birbucuk dönümlük bir alanda katıksız karanlıkta kaldınız mi?

Biz dün kaldık, hem de iki saat. Emin olun yaninizda açıkgöz birinin degil görme engelli bir rehber olmasını istersiniz. Bizim vardi, hicbisey göremedigimiz yalnizca onun sesiyle yönlendigimiz icin ona inanmak durumunda kaldik, çünkü bize, korkmayin bende gece görüş gözlügü var hic birinizi burada kaybetmem! Demisti karanliga daldigimizin ilk dakikalarinda Gece görüs gözlugunun körlük oldugunu gezinin sonunda öğrendik.. Elimizde beyaz bastonlarla bi sürü dehlizlerden gecip, sebze Pazarlarina gidip, gercek bi tramvaya, tekneye binip sadece kulaklarimiza burnumuza ekip ruhuna ve kör rehberimize uyum sağlayarak sağ salim aydinliga ciktik, büyük bir deneyim oldu, sizlere de öneririm.

Dialogue in the Dark”, İstanbul Gayrettepe Metro İstasyonu’nda …

Sanirim bundan sonraki tüm hayatimda görme özürlü kardeşlerimiz icin daha duyarli olacagim, toplumsal hizmet sahalarinda onlarin haklarini savunacagim, elimden gelen hizmeti sakinmayacagim.

http://haber.rotahaber.com/dialogue-in-the-dark-gayrettepe-metro-istasyonunda-_420621.html

“Karanlik, tuhaf bir sey. Karanlikta yatan uc cesit insan vardir. ilk grup, hicbir sey goremedigi icinkorku icinde titreyenlerdir. ikinci grup, ilk grubun bu durumundan fayda saglar, cunku korku dolubir >nsanin kontrol edilebildigini bilir. Ucuncu grup ise, cebinde isik tasiyip da bunun iseyarayacagindan kuskulu olanlardir… isik yakmaktan korkarlar, cunku bu nerede olduklarini belli
edecek ve artik herhangi biri olamayacaklardir” Diyor Kryon

Buradaki karanlık mecaz olarak kullanılsa da soyut-somut fark etmiyor, ben onu somut olarak burada deneyimlemiş oldum. Tabi biz karanlıkta beslenen organizmalar değildik, kendi irademizle aydınlıktan karanlığa girdik -geçici olduğunu biliyorduk- ve çok şükür çıktık.

Benim eski bi şiirim vardı, “sıkıysa karanlıkta insan ol” diyordu bir yerinde. Ben de hep onu hatırladım. Orada sadece sesini duyduğum bi rehber vardı, sizi burada kaybetmem dedi ve ben ona güvendim, yapacak başka bi şey de yoktu zaten  Sonra aydınlığa çıktık ve rehberin kör olduğu anlaşıldı. Ona minnettarlığımızı bildirdik ve yollarımıza devam ettik. O yeni bir karanlık deneyimci maceracıya yardımcı olmaya gitti, biz de farkındalığımız üzerine düşünmeye başladık. Ne kadar da adem’in hikayesine benziyor?!

Güne bir de resim oyu yaptim: Karanlikta Diyalog 🙂

PaperArtist_2014-02-16_10-27-08