Etiket: Kryon
Geçmiş bir yaşama erişmek!
Birçok kişi, tıpkı DNA’nın bir tabakasına erişmek istediği gibi, geçmiş bir yaşama erişmek ister. Onlar, 3B lineer yolunun basitliğini isterler, ama bu mümkün değildir. Bir an için şunu düşünün: Siz büyük bir sanat galerisinde bir tablonun karşısında oturuyorsunuz. Bu tabloyu “George” olarak adlandıralım. Siz bu tabloyu çok beğeniyorsunuz. O, orada tüm ihtişamıyla duruyor ve siz onun canlılığı ve güzelliği karşısında adeta büyüleniyor, ona hayran kalıyorsunuz.
Sonra, sanat hakkında bir şey bilmeyen, o tabloyu bütünlüğü içinde göremeyen biri çıkıp geliyor. Bu kişi, tablonun bölümlerini analiz ediyor ve garip şeyler söylüyor: “George’un şu kırmızı bölgesinde kullanılan rengi görmek isterdim” diyor. “Acaba, boyanın bir kısmını kazıyıp bunu görebilir miyim?” Siz çok şaşırıyorsunuz! Bu rengin, yüz yıl önce bu tabloyu yaparken ressam tarafından boyaları dikkatle karıştırarak elde edildiğini bu kişi bilmiyor mu? O, orijinal rengin diğer renklerle karıştırıldığı ve en sonunda vernikle kaplandığı için çoktan kaybolduğunu bilmiyor mu? Hayır, bilmiyor.
İşte, DNA’nın içinde bir geçmiş yaşamın özünü yakalamaya çalışmak da tıpkı buna benzer. O sizin DNA’nızda bir kutunun içinde ya da bir zaman-çizgisinin üzerinde bulunmaz. O sizin sanat-eserinizin bir parçasıdır. O sizin yaşam özünüzün çorbasının bir parçasıdır ve büyük tablodaki renklerden biridir.
Kryon’dan özet-sa
Çok boyutlu İletişim
Bu örnekte, siz yazarken sayfadaki karakterleri ard arda görürsünüz, birbiri ardına. Kısa süre sonra harfler sözcüklere, sonra cümlelere ve paragraflara dönüşür, bunlar benzer düşüncenin gruplarını oluşturur. Bu lineer iletişimdir ve sizin için normaldir. Gerçekte, bu mesaj size bu şekilde yazılmıştır ve siz bunu bu şekilde okuyorsunuz – çok lineer bir tarzda – sayfada bir sıra halinde sözcükler.
Bu lineer iletişimdir. Bu İnsan iletişimidir ve beyniniz bu şekilde işler.
Lineer olmayan iletişim aşağıdaki gibi olurdu: Daktilonun tüm gün boyunca yazabildiğiniz, ama siz yazarken makinenin hiç ilerlemediği bir şekilde takılmış olduğunu varsayın. Kaç tane karakter yazdığınıza bakmaksızın, sadece okunamayan tek bir imaj elde edersiniz – gerçekte büyük bir leke. Her karakter kendini bir öncekinin üzerinde damgalayacaktır. Şimdi, sayfada, bir dosta uzun bir mektubun sonunda ne görürsünüz? O tek bir karakter lekesi olacaktır! Tüm karakterler üst üste yığılacaktır, birbiri üzerine basılacaktır ve iletişimin ne olduğu ile ilgili fikriniz olmayacak. Ona baktınız ve daktilonun bozulmasına ve fark etmediğinize üzüldünüz.
Şimdi, bir an için tam lineer olmayan iletişim yetenekleri olan birinin geldiğini düşünün. Lekeye bakıp bütün mesajı net bir şekilde görebilecektir! Onlar kavramsaldır ve lineer değildir. Mesaja giden düşünceyi göreceklerdir ve lekenin içini görebileceklerdir. Karakterler ve cümleler hala oradadır. Hepsini yazdınız. Ama bunlar lineer bir formda değiller. Bunun yerine, hepsi bir grup olarak bir aradadır [tek bir leke]. Lineer olmayan bir iletişimci lekeyi görür ve tüm mesajı algılar. Kryon
DNA’nın Birinci Tabakası; Biyolojik
Kuantumsal ismimiz
Her şeyin başına kuantum kelimesi ekleyerek yenilenmiş yeni bir görüş ve anlam bulma çabamızı fark ediyorsunuzdur. Bunların bazıları biraz zorlama görünüp sizi gülümsetebilir, bazıları ise gerçekten bir aydınlanma anı geçirtebilir. Hepsi de insan medeniyetinde kendini aşma çabasının/arzusunun ihtiyaca göre şekillenen yansımalarıdır ve ben hepimizi bu çabamızdan ötürü onurlandırıyor, teşekkür ediyorum çünkü anlam bulma/verme yetimiz varlık alemlerini dip bucak titreten önemli bir işlev.
Geçtiğimiz on gün boyunca genelde kokunun üzerimizdeki etkisi, içimizdeki iz düşümlerine odaklandım ve bu süreçte iz bırakanları da paylaştım. Bu odaklanma esnasında aklıma gelen bir bağlantı oldu; acaba kokularla gerçek/titreşimsel ismimiz arasında bir bağlantı olabilir miydi? Tüm kendini bilme aşamasına geçiş için samimiyet eşiğinden geçen insanlar gibi ben de ilk uyanışımda isimlerin önemini fark etmiştim ve bu konuda onlarca makale yazıp, bir çok soru saldım evrene 🙂 Çünkü görünen oydu ki bu boyuttaki -keyfi- ayrılığı oluşturan iki önemli etkenden biriydi isim. İsim verilen şey aniden AYRI/Tekil bi oluşa geçebilmekteydi, şimdi detayına girmeyeceğim (yüzlerce yazı-konuşma-seminer vermişimdir bu konuda), özet olarak isim vermenin belki hayatımızın en önemli aşaması ve çalışma biçimiyle en gerçek ilk büyüsü olduğunda karar kılmıştım.
Bu sonuca varıp senelerce konuyu işledikten sonra geçen yıl aniden Kryon ismi verilen bir kanal bilgisiyle karşılaştım ve onun celselerinde en çok dikkatimi çeken; DNA’nın kuantumsal yapısı ve kısaca 12 tabakasının açıklaması oldu. Kokularla ilgili odaklanmam bana bu tabakaların 4.cü ve 5.ci si, yani İSİM ile ilgili olanını anımsattı ve bu sebeple şimdi sizlere/kendime bu konuda anladığım kadarıyla bir özetleme yapacağım.
(Şimdi anlatacaklarım, Lee Caroll vasıtasıyla bize ulaşan bilgilerden, kendi gözlemlerim/deneyimlerim ve hislerimle çelişmeyen bölümlerden bir özetleme olacaktır.)
Urban shaman konseptinde “yaratımdan gelen gerçeklikler” diye sınıflandırdığımız, gezegenimizin zamanla derinliğine girebildiğimiz bir mekaniği olduğunu atalarımızdan bu yana keşfetmiş durumdayız. Bu gerçeklik doğduğumuzda bizi saran ve öğrendiğimiz ana lisan ile birlikte içimize yerleşen ve sonrasında bu sayede beş duyumuzla test edebildiğimiz bir gerçeklik. İnsan olgusu bu gerçekliğin fizik kurallarını keşfederek bin yıllar içerisinde onu taklit edebilme özelliğine sahip bir varlık. Bugünün insan uygarlığı, doğayı taklit ile oluşarak tabiri caizse oyun içinde oyun denilebilecek beşeri bir oluş yaratmıştır ve buna da devam ediyor. Lineer düzlemde bu bir keşif ve taklit kabiliyeti/süreci gibi görünse de olayın daha katmanlı, kuantumsal diye nitelendirebileceğimiz, şu an bize oldukça soyut gelebilecek bir yanı var. Bunu önemli ya da sıradan diyebileceğimiz her şey için söylemek mümkün. Ben şimdi burada yalnızca isim konusuna değineceğim.
Bireysel anlamda doğum bizim için aslında(görünüşte) bir bölünmedir. Kendimizi bildiğimiz, annemiz ve lisan tarafından alt yapısı hazırlanan BEN, bu dünyaya adeta boş bir sayfa gibi gelmiş olan kısmımızdır. Zaten dünya felsefesi ve bilimi tamamen bu bölüm üzerinde uğraştığına göre, çalışma mekaniğine en aşina olduğumuz bölüm de budur ki derinlikli düşünen kişiler bu bölümümüzde bile daha alfabenin A’sında olduğumuzu samimi bir alçakgönüllülükle itiraf etmekteler.
Kryon bilgilerinde bölünmüş bütünlüğümüzün(ruh gurubu demek isteyenler olabilir) diğer parçaları üç başlık altında toplanır:
- Bütünlüğümüzden ayrılan en büyük parçaya “Yüksek Benlik” ismi veriyoruz, ki bu bölüm aslında DNA’mızın 6.tabakasını oluşturmaktadır. Lemuryan bilgilerde bu parçamız, Bilincimizin KANE bölümüdür, tanrısal parçamız olan Aumakua burada ikamet eder. Sevgi,şefkat, merhamet ve anlayışın merkezidir. İnsan, bilincinin bu yönüyle bilmeden veya bilerek metotlu bir biçimde ilişki kurabilir.(yöntemler konusunda bir çok öğretide yer bulur. Urban shamanın da ileri aşamalarında bu yöntemlere önemli oranda yer veriliyor). Bütünlüğümüz bu ilk ve en büyük bölümü, şu an bu yazının bulmaya çalıştığı cevabın dışında kalıyor çünkü zaten DNA’mızda kendine ait bir 6. katmanı işgal ediyor. (yine de lütfen bu sayıları lineer düşünmemeye çalışalım, her şey şimdi ve burada içiçe kuantumsal bir dans, bir vecd halinde tecelli etmekte)
-
Bütünlüğümüzün -bölünmüş- ikincisi, insanların çağlardan beri Melekler ve rehberler dediği kısımdır. İnsanın içinde olanı, dışsallaştırarak; tanımaya yararlanmaya çalıştığı her mekanizmada olduğu gibi, burada da rehber ve meleklerimizin kendi ruh bütünlüğümüze dahil olduğunu bilmek bir çok kişiye şaşırtıcı ve hatta hayal kırıklığı şeklinde yansıyabilir. Siz ile siz kavramı insana yabancıdır; çünkü bu kavram tekil değildir ve sizin olduğunuzu düşündüğünüz kimliğin mantığına uymaz. Bu bölümde söylenebilecek önemli husus, melek ve rehberlerimizin, uyanık bilincimizle bir aydınlanma anı geçirdiğimizde ortadan bir süre kaybolduklarını, sanki bizi yalnız bıraktıklarını hissediyor oluşumuzdur. Çünkü bu tür uyanmalar DNA’mızın kendimizle ve çevremizdeki dünyayla gerçek bir değişimi temsil eder. Bir insan, bu tür bir DNA değişimini yaptığında, rehberler geri çekilirler, buna zorunlular; çünkü insan aslında onların titreşimini değiştirmektedir. Onların DNA’ları değişmektedir! Böylece eski şeyleri çekip gittiği her şeyin daha berrak biçimde göründüğü tedirgin edici bir dönem yaşanır. Bu yeniden ayarlanma döneminde kendini yalnız hissetmek, sevilen tarafından terk edilmişlik hissetmek son derece doğaldır. Bu sadece kendi DNA’mızın yeni bir titreşime, yeni bir randımana alışmakta olmasıdır. Denge sağlandığında rehberler geri döner, sanki onlar yeni rehberlermiş gibi hissedilir çünkü onlar şimdi eskisinden çok daha iyi iletişim kurabilirler. Gezgin şamanın yolunda “ilişki kurmak” varoluşumuzun temelidir. İlk adımdır bu ve tüm süreç bu ilişkinin derinleşmesi ve sağaltılmasıdır aslında.
-
“Birlikte Yaratım’ın” doğasına dair konuşulduğunu duymuşsunuzdur belki. Kendimiz için (tanrısallığımızla birlikte)yarattığımızda bundan diğer insanlar nasıl etkilenir? Bu büyük işlevimiz, yani birlikte-yaratımımızla o insanların yaşamlarını silindir gibi ezip geçme hakkımız var mıdır? Bu sorulara ne kadar çok cevap aranmıştır insanlık tarihinde değil mi? Bu sorular çözülemez ezoterik sorular gibi görünüyor ama her şeyin işleyişiyle ilgili sistemi idrak ettiğimizde bu soruların sert ve sınırlar içermediğini, yumuşacık ipek teller gibi çözüldüğünü görüyoruz. Bölünüp ayrılmış olan bu son gurubu “bütünlüğümüze eşlik edenler” olarak adlandıracağız. Bize eşlik eden bu gurup hiçbir şey yapmaz! Onlar insanlığın bir dengesi olarak bulunur, kendi üstatlığımızın bir köprüsünü oluştururlar. Bu eşlikçi gurubun ismi olmadığı gibi bir formu da bulunmaz, onu bir enerji temsilcisi gibi düşünebiliriz. Tüm insanlığı desteklemek için birlikte çalışan trilyonlarca ruh parçasından bir meclis olduğunu düşünün. Onlar Dünya üzerindeki insanın verebileceği her kararın potansiyellerini temsil ederler. Onlar, kuantumluk içinde yüzmekte olan, ancak soyut tarafta bizim iznimiz ve niyetimizle (LONO işlevi) şekillenen, görünüşte rastgele potansiyellerdir. NİYET bu dünyadaki en güçlü kuvvetlerden biridir çünkü o he
m DNA’mızı değiştirir hem de birlikte yaratmamızı sağlar. Birlikte yarattığımızda, bunu bu eşlikçi gurup ile birlikte yaparız. 3B gerçekliğinde bunun etkilerine, eşzamanlılık adı altında her an tanık oluyoruz. Birlikte-Yaratımın benim beklediğim zamanda değil, kendi zamanlamasıyla gerçekleşmesinin nedeni eşlikçilerimizin denge unsurudur desek pek yanılmış olmayız. Kendimizi sadece kaderimizin Birlikte-yaratıcısı olarak düşünmekten öte “lider-tezahür ettirici” olarak düşünmek bu sözünü ettiğimiz bağlamda sorumluluğu yüzde yüz almamızı sağlar.
Böylece bütünlüğümüzün tüm bu unsurları, DNA’mızın en büyük enerji harcanan iki katmanına yansıyan gerçek ismimiz olur. Işıklı ismimizdir bu bir anlamda ve fiziksel bedenimizi terk ederken bu ışık ismini-enerjiyi dünya’da kristalin içinde dinlenmeye bırakırız. Yükselmiş üstatlar bir insana baktıklarında onun bu gerçek enerjisel ismini görürler ve sanırım bu oldukça keyiflidir, belki de matraktır da…
Bütünlüğümüzün ismi,imzası konusunu rakamların sembolik anlamlarıyla da görmeye çalışırsak daha da anlaşılabilir oluyor. Dört sayısına baktığımızda onun Dünya Anayı, fiziksel yapıyı ve yapının anlayışı olduğunu görüyoruz. Öyleyse “4”, bizim TEKİL yanımızı ve Gaia ile ilişkimizi temsil eder. Beş sayısı ise SAF DEĞİŞİMi temsil eder. Mars sayısıdır ve çok hızlı bir enerjiyi gösterir. İnsanın boyutsal olarak değişme yeteneğini yaratan bir enerji olabilir bu. Sayıları iki yanındaki sayıyla yakın iletişiminden de anlamalıyız. Örneğin dört yanıbaşındaki 3’ün katalizör etkisi yapan çok güçlü enerjisinden beslenir. Beş ise, yüksek benliği temsil eden muhteşem bir sayıdan altıdan beslenir. Dört ile beşin toplamı dokuz sayısı,psişik ve çok duyarlı bir sayıdır. Sadece tamamlanma değil, o boyutların birbirine karışmasının bir tamamlanışıdır ki ışık ismimiz bir insanın DNA’sındaki mevcudiyetiyle boyutların birbirine-karışımını gösterir. Böylece bu sayede soyut tarafla köprü kurma yeteneğimizin duyumunu getiren duyarlı bir tamamlanıştır. (Urban şaman konseptinde bu işlem 3. farkındalık düzeyinin olağan işlevidir)
Sonuç olarak ışık ismimiz/imzamız, Yaradılış Mağarasındaki Akaşik kayıtta yer alan kendi kristalimizin üzerindeki ismi temsil eder. Bütünlüğümüzü temsil eden yaşam ağacımızdır.
Eksik veya anlaşılmaz bıraktığım noktalar için özür dilerim, zamanla derinleştirebileceğimi umuyorum.
sa 17.02.2016 – Beylerbeyi