Karanlık Madde nedir?

Büyük Patlama kendisiyle birlikte, evren üzerine inanılmaz düzeyde bir kavrayışı da getirdi. Ancak bunun yanı sıra, çok ciddi soruları da önümüze koydu. Örneğin Samanyolu gibi galaksilerin nereden geldiği gibi soruları.

Büyük Patlama’nın neden olduğu ateş topu, madde ve ışık parçacıklarının bir karışımıdır. Madde, ışığı etkilemiş olmalıdır. Örneğin madde öbeklere ayrılmış olsaydı, bu durum kendisini Büyük Patlama’dan geriye kalan ışıkta yansıtırdı. Bir diğer ifadeyle, bu ışık gökyüzünün her yerinde aynı olmaz, bazı noktalarda diğer noktalara nazaran daha parlak olurdu. Patlamadan geriye kalan ısı ve ışığın tüm gökyüzüne eşit dağılmış olduğu gerçeği, ateş topundaki maddenin aşırı düzenli bir şekilde dağılmış olduğu anlamına gelmektedir. Fakat tümüyle eşit bir şekilde dağılmış olamayacağını da biliyoruz. Sonuçta, yıldızlardan oluşan galaksiler, galaksi kümeleri ve aralarındaki büyük uzay boşluğuyla, bugünün evreni madde öbeklerinden oluşmaktadır. Dolayısıyla bir noktada, evrendeki madde, uzayda eşit bir şekilde dağılmaktan çıkarak kümelenmeye başlamıştır. Ve bu sürecin başlangıcı, kozmik ardalan ışımasında görülebilir olmalıdır.

Gerçekten de, 1992 yılında, Büyük Patlama’ dan geriye kalan ışığın parlaklığındaki çok ufak farklar, NASA’nın COBE uydusu tarafından saptandı. Bu kozmik dalgalar (hatta araştırmaya katılan bilim adamlarından biri, bu dalgaları “Tanrı’nın yüzü”ne benzetecek kadar canlı bir hayal gücüne sahipti), Büyük Patlama’nın 450.000 yıl sonrasında, evrenin bazı kısımlarının diğer kısımlarına nazaran biraz daha yoğun olduğunu gösterdi. Ve fark edilen bu madde öbeklerinin, yani yapının tohumlarının, bugün evrende gördüğümüz galaksi kümelerini oluşturacak şekilde büyümüş olması gerektiği düşünüldü. Ancak burada bir sorun söz konusu.

Madde öbekleri, kütle çekimi nedeniyle daha büyük öbekler meydana getirecek şekilde büyür. Temel olarak, bir kesim diğer bir kesme göre daha fazla maddeye sahipse, daha büyük olan kütle çekimiyle komşusu olan kesimden madde çalmaya devam eder. Bu bağlamda, tıpkı günümüz dünyasında zenginlerin zenginleştikçe fakirlerin daha da fakirleşmesi gibi, evrenin yoğun kesimleri daha da yoğunlaşmayı sürdürmüş ve en sonunda etrafımızdaki galaksileri oluşturmuşlardır. Ancak teorisyenlerin aklına takılan problem, kütle çekim kuvveti için 13,7 milyar yılın, COBE uydusu tarafından saptanan küçük madde öbeklerinden galaksilerin oluşmasına izin verecek kadar uzun bir süre olmamasıydı. Bunun tek yolu, evrende, yıldızlara bağlı görünebilir durumdaki maddeden çok daha fazla madde bulunması olasılığıydı.

Aslına bakılacak olursa, çok daha yakınımızda da kayıp maddeye dair güçlü göstergeler bulunuyor. Samanyolu gibi sarmal galaksiler yıldızlardan oluşan dev anaforlardır. Ancak yıldızların, galaksilerin merkezi etrafında aşırı hızlı bir şekilde döndüğü anlaşılmıştır. Bu yıldızların en sonunda yörüngelerinden fırlayarak galaksiler arası uzaya uçmaları gerekirdi, tıpkı aşırı hızlanan bir atlıkarıncadan fırlayıp düşmeniz gibi. Astronomların getirdiği olağandışı açıklama ise Samanyolu gibi galaksilerin yıldızlarda görünenden 10 kat daha fazla madde içerdiği oldu ve bu görünmez durumdaki maddeye “kara madde” dendi. Kimse kara maddenin ne olduğunu bilmiyor. Tek bildiğimiz, kara maddenin getirdiği ilave kütleçekiminin yıldızları yörüngelerinde tutarak galaksiler arası uzaya fırlamalarını engellediği.

Eğer evren, normal maddenin 10 katı kadar kara madde içeriyorsa, bu kara maddenin getireceği ilave kütleçekimi, 13,7 milyar yılda, COBE tarafından saptanan madde öbeklerinin günümüzün galaksilerine dönüşmesi için yeterlidir. Böylece Büyük Patlama fikri de korunmuş olur. Bunun bedeli ise nereden geldiği hiç kimse tarafından bilinmeyen çok fazla kara maddenin resme eklenmiş olmasıdır. Hiç kimse tarafından bilinmeyen mi? Neredeyse, hiç kimse tarafından desek daha doğru olacak sanırım. Çoğunlukla Zararsız (Mostly Harmless) kitabında Douglas Adams’ın söylediklerine kulak verelim: “Uzun bir zaman boyunca, evrenin şu kayıp maddesinin nerede olabileceğine dair çok fazla spekülasyon ve tartışma çıktı. Galaksinin her noktasında, belli başlı tüm üniversitelerin bilim kürsüleri, uzaklardaki galaksilerin kalbini, ardından da tüm evrenin merkezini ve en uç noktalarını araştırmak için, sürekli olarak daha çok ve daha karmaşık teçhizatlar satın alıyordu. Fakat en sonunda sondaj tamamlandığında, kayıp maddenin, teçhizatların içinde geldiği paketleme malzemesinden başka bir şey olmadığı ortaya çıktı!”

Yer çekimi/Kütle Çekim nedir?

13 Mayıs cuma BAK oturumunda yer çekimi olarak bilinen kütle çekim kuvvetinin sebebi ve etkileyenleri soruldu.
Roller moderatörlüğüm dahilinde katılımcılara dağıldıktan ve oyun başladıktan kısa bir süre sonra, -çok nadir olarak karşılaştığım üzere- Birleşik Alan bana kütle çekim rolü vererek oyuna aldı. Oyunun bundan sonrasını asistan moderatör yönetti.
Oyun bittikten sonra bu sorunun tam olarak cevabını aldık mı tam emin olamamıştık çünkü ben de oyuncu olduğum için genel tabloyu göremedim fakat gece saat iki civarlarında birden tüm tabloyu gördüm. Tabi olayı şimdi kendi rolüm açısından yorumluyorum. Diğer katılımcı arkadaşların da dikkatlerine sunuyorum, muhtemelen onlar da yeni bir açılım yaşayacaklardır.
Kütle-çekim rolü anlatısı:
Bu olay tamamiyle kara delik kaynaklıdır.
İki etkeni bulunuyor; ben bilinci ve farkındalığı.
Kendinin farkına varan tüm varlıklar az ya da çok kütle çekimine sahip oluyor ve kendinden daha az çekim kaynaklarını etkiliyor ve kendinden daha yoğun çekim kaynaklarına da bağlanmış oluyor.
Örneğin Dünya Gezegeninin kütle çekimi nedeniyle farkındalıklı bir varlık olduğu bu savla kanıtlanmıştır bana göre.
Farkındalık arttıkça bildiğimiz yıldızların değişik boyutları ortaya çıkar.
Şimdi burada önemli olan iki hususu özetleyeceğim.
1. Farkındalığın/ben bilincinin iki çeşidi var; birisi yıldız/güneş diğeri ise kara delik. İkisi arasındaki fark pozitif ve negatif olarak nitelendirilmeye çalışılan gelişim farkıdır. Güneşler kendi çekim alanına düşen gezegenleri çevrelerinde bir yörüngeye oturtarak merkezi güneş etrafındaki yolculuklarında birlikte taşırlar, onların birbirine ya da kendisine karışmasına izin vermezler. Bu anlamda çeşitlilikten yana, iyicil(!) bir tavır sergilerler.
Kara delikler ise yıldızlardan kat be kat yüksek ezici bir kütle çekime/ben bilincine sahipler, yıldızlardan farkları onları tartışmasızca yutmaları ve kendilerine (şimdilik tarafımızdan bilinmeyen bir başka boyuta tükürüyorlar mı) katmalarıdır. Yani kara delikler tam tekil varlıklardır ve en güçlü kütle çekime sahip oldukları biliniyor. Ve eğer yıldızlardan gelen ışınımların karadelik çevresinde oluşan “yığılım diski” olmasa biz kara delikleri fark bile etmeyiz, rastladığımızda çoktan yutulmuşuz demektir!
2. Olaya biz insanlar açısından baktığımızda,
Kendi farkındalık düzeyimiz gezegeninkinden düşük olduğu için o bizi çekiyor ve ölünce (ya da ölmeden öldüğümüzde) farkındalığımızı yutuyor.
Farkındalığı artmış kişiler (üstatlar vs) gezegen tarafından çekilemediği (bir insanın kütle çekiminin dünyanın çekimini nötürlediğini düşünmek heyecan verici) için ne yapacaklarına kendileri karar verir.
bazı meditasyon uygulamalarında insanların havada durabilmeleri (levitasyon) aynı düşünce içinde değerlendirilebilir mi bilmiyorum.
Sonuç olarak, ben bilinci farkındalığı insanları cazibe merkezi yapar; bazıları kara delikler gibi yutucu, bazıları güneşler gibi tutucu olur :))))
Ayrıca, AY’ın farkındalığının dünyaya oranla düşük olduğunu anlıyoruz (dünyaya uydu olduğundan) ve Dünyanın da Kara Delik değil Yıldız olma yolunda farkındalığı olduğunu da öğrenmiş oluyoruz.

Şimdiye kadar kütle çekim kuvvetinin bilimce bu denli gizli kalmasının nedenini de anlamış olduk, çünkü farkındalık ölçer aletlerimiz olmadığı gibi bunun mevcut lineer hesaba uyacağını da sanmam 🙂 Fakat biz bulduk işte! Bu harika.
Sorulara açığım.

Önemli NOT: bu paylaşım bilimsel bir açıklama değil yalnızca kişisel yorum olup, saçmalıyor olma ihtimali mevcuttur. Zamanla sorular ve cevaplar belki bizleri daha olgun bir çıkarıma götürürler.