Sevmek Hissetmektir…


Mavi, yeşil ,siyah, kahverengi,ela… Pırıl pırıl parlayan hüzünlü gözler.Her hareketimi kaçırmak istemezcesine, bana ilgiyle ve merakla bakan gözler…. Daima onlar tarafından takip ediliyordum. Nereye gitsem arkamdan benimle birlikte gelirler ve evde kapımın önünde sabahtan akşama kadar oturur bekleşirlerdi. Tüm boş zamanlarında ve okul saatlerinde dahi, teneffüs aralarında koşarak gelirler , benim bahçemde veya evimin etrafında zamanlarını geçirirlerdi sevgili minik dostlarım…. Bahçem onların oyun alanı olmuştu. Muhtar ve bazen köyün ileri gelenleri beni rahat bırakmalarını söylemelerine rağmen, onlara benim bahçemde oynamalarına müsaade ettiğimi belirtmeme sevinmişler ve bu tavrım onlara cesaret vermişti. Yaşlı muhtar başını sağa sola sallayarak bilgiç bir edayla ”bunlara fazla yüz verme hemşire hanım kızım yoksam baş alaman ‘ demişti. Ona gülümseyerek ‘ sen üzülme muhtar amca sorun yok, ben çocukları çok seviyorum ve bana faydaları da çok. Bana zazaca öğretiyorlar, tercüme ediyorlar ” diyerek bu vefakâr adamı rahatlatmaya çalışmıştım. Bu insanlar beni onlar için bulunmaz bir nimet olarak görüyorlar ve rahatımı sağlamak için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlardı. Hatta aralarında ”yönünü şaşırmış kanatları kırılıp, gökyüzünden yeryüzüne düşmüş bir melek olduğumu” söylediklerini de minik dostlarımdan duymuştum.

Bahçemde kuş cıvıltılarıyla çocuk sesleri birbirine karışarak yalnız dünyamı benimle paylaşıyorlardı. Tek eksiğim bahçemde o çok sevdiğim çicekler. Toprak taşlı ve yeşillik yoktu. Bir gün elime kazmayı alarak kazmaya başladım ama her darbede bir taşa rastlıyordum. Minik dostlarımda her zaman olduğu gibi beni seyrediyorlar aralarında konuşarak gülüşüyorlardı. İçlerinden biri ”şıle sen napayon” diye sordu. Bu çabalarıma anlam verememişlerdi. Eski dergilerden çiçek resimlerini göstererek ”işte bunlardan bahçemde olsun istiyorum” dedim. Heyecanla bana bu çiçeklerin benzerlerinin dağlarda çok olduğunu ama yenilecek bir şey olmadığını söylediler. Onların küçük dünyasında bir şey ekmek için yenilmesi gerektiği düşüncesi hakimdi:))) Onlara her sabah uyandığımda, penceremi açtığımda bu rengârenk çiçekleri görmek ve kokularını koklamak istediğimi söyleyerek tabiatı korumanın, çevreyi güzelleştirmenin önemini anlattım. Hepside başlarını sallayarak beni anladıklarını ifade ediyorlardı. Fakat taşlı toprağın ekim için uygun olmadığı da bir gerçekti ve ben bu sevdadan vazgeçmeliydim.

Ertesi sabah uyandığımda kepenklerimi açınca görmüş olduğum manzara karşısında hissettiğim duygular, gözlerimin yaşlarla dolmasına sebep oldu. Benim minik dostlarım, sabah erkenden kalkmışlar köyün hemen arkasındaki dağdan ve çevrelerinden topladıkları pembe, sarı, beyaz, kırmızı rengarenk kır çiçeklerini bahçemdeki taşların arasına sıkıştırmışlardı. Bütün bir yaz boyunca her sabah solan çiçekleri yenileriyle değiştirmeye devam ettiler. Yırtık pırtık ve yamalı elbiseler, çıplak ya da yıpranmış çarıklar içinde ayaklar, hayat dolu gözler… Minnacık ellerindeki çiçekleri taşların arasına ekerlerken anlamışlardı benim tabiata olan tutkumu ve sevgimi… Onlarda bana olan sevgilerini bu şekilde ifade ediyorlardı.
Anladım ki benim o minik dostlarım da taşların, kayalıkların arasında yaşama tutunmaya çalışan sevgi çiçekleriydi…

”Sevmek hissetmektir”

4 Eylül 1985 Yaydere köyü / Bingöl

Buzdan kalpler…


Sevdalar bir iz bırakıp geçerken yüreklerden,
Zaman rüzgarlarıyla savrulan kumlarla örtülür izler.
Hırçın dalgalar delicesine çarparken kayalıklara,
Yaşanmış acıların ağır yüküyle yavaşlar ritimler.

Gecenin karanlık gözlerinde kaybolur sevdalar.
Kollarıyla sarmalar yalnızlığı sisli geceler…
Dağların arasından kızıl bir hüzün süzülürken,
Yıldızlar dökülür yeryüzüne buzdan kalplerden…


11.04.2008
Mesa/ANKARA

Saf ruh olarak var olabilmenin düşleri…


Yorgun, çıplak ayaklarımla hiç durmadan akıp giden ırmaklara dalıyorum. Evrendeki herşeyle ve herkesle olduğu gibi ırmakla ben biriz. Farklılıklarla aramızda kalın bir duvar örüyoruz, sakin huzurlu ve dingin kollarıyla sarmalıyor beni… Nereye götürürse oraya… Direnmek yok… Korku yok… Acı yok… Durmak yok… Sonsuz sevginin ışığıyla kıyılarında yeşeren bitkiler ve rengârenk çiçekler gülümseyerek selamlıyor:))) Gökyüzünde başımın üzerinde uçan kuşlar, sevgiyle göz kırpıyor. Rüzgarın harika melodisi kulaklarımda, ruhuma fısıldıyor varoluşumu…Arada bir sert kayalara çarpıyorum. Ruhumun derinliklerinden bana evrenin sırlarını sevgiyle fısıldayan minik ses… Biliyorum ki sadece şekil değiştiriyorum. Parçalayamıyorlar beni, aksine daha güçlü ve umutlu bir güneş doğuyor yüreğimin vadisinde, serin sularda akıp gidiyorum zamanın içinde… Nereye götürürse götürsün doğru yer olacağının farkındayım. Olması gereken en harika yer ve zamanda, varlığımı kutsayacak neşeyle çağlayan ırmaklar…Boşver sen, kaos ve karmaşa içinde kendi varlığının muhteşemliğinin farkında olmayan insanların anlamsız didişmelerini… Nasıl olsa bir gün onlarda anlayacaklar muhteşem evreni ve kendilerini… Ve biliyorum ki, sonsuza kadar saf ruh olarak var olacağım… Tanrının benim için yarattığı ışıklar ülkesinin vadisinde…

11/01/2008

İstediğim gibi…

Olmasını istediğim herşeyin olduğu gibi
Herşey benim deli çılgın yüreğimin
Olmasını istediği gibi
Yıldızlar gökyüzüne baktığımda
Tıpkı görmek istediğim gibi
Gökyüzü rüyalarımda uçtuğum gibi
Hayatım benim yaşamak istediğim
Seçimlerimin bana ait olduğu gibi
Öyleyse…
Ne önemi var endişelerimin…
Ne anlamı olabilir ki acılarımın…
Nasıl olsa korkularımda olmasını istediğim gibi…

17/06/2007
Mesa/ANKARA

Eğer…

Eğer yaşamda olan herşeyin,
Olması gerektiği gibi olduğunu bilirsen.
Eğer seçimlerinin sadece sana ait olduğunu,
Yaşamını tam bir özğürlük içinde
Yaşadığının farkına varırsan.
Eğer koşulsuz sevginin anlamını keşfedebilirsen…
Eğer kaybettiğinde kazandığının,
Kazandığında da kaybettiğin,
Bir şeylerin olduğunu anlarsan.
Eğer karanlıkların içinde bile ışıkta olunabileceğini,
Işıkların içinde dahi,
Karanlıkta olunabileceğini hissedebilirsen
Eğer aldığın her nefesin bir armağan olduğunu anlayabilirsen.
Ve bir de şu eğerleri kaldırabilirsen literatüründen,
Gökyüzündeki yıldızlarla dans edebilirsin.
Ve..İşte o zaman
Ne yer , ne gök kalır,
Sonsuz boşlukta varlıktan yokluğa doğarsın.

Gerçekleştirmek istediğimiz güzellikler yaşayacaklarımız olacaktır.
Mesa/ANKARA