Haftanın getirdiği film,dizi kitap

The Expanse’ın üçüncü sezonunu az önce bitirdim. böyle dolu dolu bilimkurgular çok ama çok nadir bulunuyor, belli ki senaryo ekibi felsefe ve kuantum açısından donanımlılar. Dördüncü sezonun çekileceği haberi de ayrıca mutlu etti. Müteşekkirim

*

Castle Rock

Stephen King’in hikayelerinden uyarlandığı söylenen Castle Rock adlı kasabada yaşanan gizemli olayların dizisi olarak Digitürkte yeni başlamış. Dün üç bölümü arka arkaya verdiler. Ben Stephan King’in adını görünce biraz soğudumsa da (beğenmediğimden değil, usta yazardır kendisi) çünkü korku izleyemiyorum, yine de şöyle başına bir bakayım diye oturup üç bölümü de izledim. Sonunda midem ağrıdı (biraz gerilmişim demek ki) fakat tahmin ettiğim üzere kurgu gayet oturaklı, bir çok tanıdık oyuncu var. Devam edip etmeyeceğime dördüncü bölümde karar vereceğim 🙂

*

HBO’nun 4 bölümlük kısa dizisi Olive Kitteridge, psikoloji öğrencilerine ya da uygulamacılarına ders olacak nitelikte. Oyunculuklar harikave konu sanki iddiasız bir kasaba ailesini anlatırmış gibi fakat izlerken neye iyi neye kötü diyeceğinizi şaşırdığınızı fark edebilirsiniz ki bence bu da dizinin gerçek hediyesi 🙂

*

Türklerin Altın Çağı kitabında, İlber Hoca şöyle diyor: Uygar ülkelerde tarih, Bir lisansüstü eğitim konusudur; olgunluktan sonra başvurulan bir disiplindir.

Benim de gerçek manada ergenlikten yetişkinliğe geçişim mistik yollarla değil Tarih ve sosyoloji sayesinde olmuştur; çünkü hem ülkesel hem dünyasal tekrarları açıkça gördüm Ve şok oldum. Bundan sonradır ki bireysel açılımlara imkanım oldu.

Bu kitabı da şöyle bir göz atayım diye arkadaşımın sehpasının üstünden aşırmıştım fakat bikaç haftada okuyup bitirdim. İlber Hocanın dili konuşurken olduğu gibi yazarken de akıcı ve tatlı. Bilmediğim pek bir şey yoktu fakat hatırlamak iyi oldu. Eminim bu kitapla halkımızın büyük kısmının pek de haberli olmayan geçmişini (tabi ki bu kez bizim bir tarihçimizin gözü ve yorumuyla) öğrenme şansı var.

Kitabın arka sayfasından:

“Türkiye’nin yüzyıllar önce açılan tarih defteri henüz kapanmamıştır ve sık sık da görüyorsunuz ki bu defter kapanmaz. Onun için tarih bilmek; nereden geldiğinizi, nasıl yurt edindiğinizi öğrenmek zorundasınız. Tarihini bilmeyen, hafızası olmayan toplumların nerelere gideceğinin, sürükleneceğinin, dahası neler yapabileceğinin hesabı olmaz.”
14. ve 17. yüzyılları arasında Hindistan’dan Viyana kapılarına kadar muazzam büyüklükte bir coğrafyaya hükmettiler… Orta Asya, Kafkasya, Ortadoğu ve Avrupa’nın tarihini şekillendirdiler. Uyguladıkları askerî taktiklerle imkânsız görülen pek çok savaştan zaferle çıktılar…
Hangi kıtada olursa olsun adalet esasıyla yönettiler… Sorunlarını çözemeyen Avrupa devletlerine fikirleriyle ilham verdiler… Mimarîden musikiye, edebiyattan tıbba kadar yeryüzünün her coğrafyasında kalıcı bir iz bıraktılar.
Birçok devlet kurdular: Timurlular, Altın Orda, Memluklar, Osmanlılar…
Efsane hükümdarlara sahip oldular: Emir Timur, Fatih Sultan Mehmed, Sultan Baybars, Kanuni Sultan Süleyman, Babür Şah..

Mosaic ve Çavdar Tarlasında Çocuklar

“Mosaic, izleyicilerine dizinin hikayesini karakterlerden birinin bakış açısından izlemeye imkanı sağlıyor. Tabii bunun için dizinin uygulamasını indirmek gerekiyor.” Deniyordu fakat sanırım bu işlem çekimlerden önce amerikada yapılmış ve neticelere göre mini dizi çekilmiş. 6 bölümden oluşan diziyi hergün üst üste  Digitürkde verildi. Ben ilginç buldum. Biraz fargo vari ama o derece şok olmuyorsunuz da denebilir. Sharon Stone’u sadece iki bölümde izleyebildik, keşke hep izleyebilseydik, onu seyretmeyi hep sevmişimdir. İçeriksel olarak belli bir kültür alt yapısına sahip. Anlamak için dikkat kesilmeniz gerekebiliyor özellikle ilk bölümde. Biraz detay için tıklayınız
Son bölümdeki çözüm aşamasında edilen bir laf yüzünden kafam karıştı ve herhalde bir şeyi kaçırdım deyip 6 bölümü tekrar izledim (bu çok nadir olur bana), hakikaten de kaçırmışım. İlk bölümde Sharon’un büyülü gülüşüne takılıp bazı detayları görmezden gelmişim 🙂
*
what happened to Monday
Filmin isminin “Yedinci Hayat” diye çevrilmesi gerçekten saçmalığın daniskası. Genel olarak beğenilmiş, imd puanları yüksek bir bilimkurgu hem de daha 2017 yapımı. Epeydir seyretme listemde sırada bekliyordu dün gece seyrettim (çünü Mosaic dizisinin 5 ve 6 bölümlerini birlikte saat 23.00 e koymuş digitirk ve ben onun hatırını kıramazdım. Yani çok meraktaydım yahu!) what happened to Monday, Pazartesiye ne oldu filmi bilimkurgu olarak prezante edilse de bana yakın gelecek için bir öngörü gibi geldi. Glenn Close (kendisini çok severim) yine canavar olarak seçilmişti! Bazı roller bazı insanlara bi yapışıyor bi daha çıkmıyor. Film güzeldi ama örneğin ara sahnelerdeki o devasa insan kalabalıklarının çoğunu çinli olarak görmeyi beklerdim! Neyse yönetmen işin bu kısımlarına takılmamış olsa gerek.
Konusu özetle şöyle:

Devamını oku “Mosaic ve Çavdar Tarlasında Çocuklar” →

Buranum ve İdigna/ The circle

Bu haftanın ilki bir kitap; Buranum ve İdigna – İki sevdalı Nehir kitabı, yazarı Sevgi Karakadıoğlu

Bey gibi bina yapan köle gibi yaşar.
Sümer atasözü

“Ben nasıl olsa bir gün öleceğim, halkım arkamdan ‘biz onun zamanında çimenler üzerinde huzurla uyurduk’ demeli” diyor Sümer kralı.
Sorumsuz komşu! Yürürken ayağını yere bas!
(Sümer atasözü)
*
Manhunt: Unabomber
Yaşanmış bir olaydan esinlenerek çekilmiş 8 bölümlük mini bir dizi. İlk iki bölümünü izledim. Olaylar yirmi sene önce geçiyor ve dönem filmi denilen şekilde kendi zamanının gerçeklerini sunuyor bize. Nedense bu kez olayın polisiye kısmından ziyade 2017 yılında yaşarken yirmi küsür yıl öncenin mantık yürütme biçimini ve algısını ne düzeyde yansıtmış olabileceklerini sorguluyorum.
Bi sonuca varabilecek miyim, ya da bu ne işime yarayacak her zamanki gibi bilmiyorum. Bu çaba beni kendi hakkımda güldürüyor. Sersemin biri gibi hissediyorum ve bu komik 🙂
*

Devamını oku “Buranum ve İdigna/ The circle” →