Hayatın tamamını anlamalısın

Amerikalıların %27’si yılda bir kitap bile okumuyormuş. 2012 yılına ait bir haber, ”Kütüphaneler Haftası dolayısıyla hazırlanan rapora göre bir Japon yılda ortalama 25, bir İsviçreli yılda ortalama 10, bir Fransız yılda ortalama 7, bir Türk ise 10 yılda ancak 1 kitap okuyor” diyor. 2013 yılına ait bir haber ise ”Türkiye’de yılda kişi başına 6.4 kitap düşüyor. Ancak bu rakam Türkiye’de bir kişinin yılda 6.4 kitap okuduğu anlamına gelmiyor, zira rakamlara Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara ücretsiz dağıttığı 187 milyon ders kitabı da dahil” diye açıklıyor.
Bu ahval üzerine olduğunu sandığım bilimsel görünümlü makaleler başladı, özetle kitap okumak ömrü uzatıyormuş filan 🙂 Yarın bağırsak florasına çok iyi geldiğini de okursam şaşırmam. Olsun birilerinin çabaladığını görmek de güzel.


***Hayatın tamamını anlamalısın, sadece küçük bir parçasını değil. İşte bu nedenledir ki okumalısın, bu nedenledir ki göğe bakmalısın, bu nedenledir ki şarkı söylemeli, dans etmeli, şiirler yazmalı ve acı çekmeli ve bütün bunların yaşam olduğunu anlamalısın.
Jiddu Krishnamurti ***

Tatil, gevşeme, şeker, çikolata, Laniakea, barış… Aloha

Okumak ve Öğrenmek

kitap-bilgisayarYeni nesil okuyarak öğrenmek yerine daha çok seyrederek öğrenmeye eğilimli. İnternetten görseller, videolar ile medya unsurları yüksek ama zihinsel bağ süreci düşük bir öğrenme yöntemi hızlı ve etkin bir öğrenme gibi görünsede uzun vadede daha karmaşık problemleri çözme aşamasında işe yaramayacağını düşünmeme sebep oluyor.

Bu yüzden ilköğretim ve ortaöğretimde derslerde medya kullanımı arttırmak, bilgisayar destekli eğitimler almak, videolar eşliğinde öğrenmek dersin akışını ve işleyişini iki taraf için de kolaylaştırıyor. Bu da kalıcı bir öğrenme yerine geçici bir öğrenme sağlıyor.

Filmlerde görmüşsünüzdür; Amerikadaki üniversiteler son teknolojiye sahip olması hatta teknolojiyi kendileri üretmesi açısından ileride olmasına rağmen hala hoca tahtada tebeşir kullanarak ders anlatır. Son yıllarda yine dikkatinizi çekmiştir, televizyonun yaygınlaşması sonucu bütün çocuklar küçük yaşlarda herşeyi biliyormuşcasına hızlı bir gelişim içine girip hiç birini uzun vadede hayatına yansıtamamaktadır. Zihin özgürleşmesi gereken yerde daha çok köleleşir. Bağları aşmak için önce bol miktarda bağ oluşturmak gerekir. Bu da görsel medyaya oranla okumanın ve kendi zihinsel çabasının daha önemli olduğu anlamına gelir.