Tarihten sayfalar-Türk Baharı

Başbakanın Türk baharı olarak nitelendirdiği 2002 yılı:
“AKP nin iktidara geldiği 2002 SEÇİM SONUÇLARI
Toplam Seçmen……………………………………………….: 41.407.015
Toplam Kullanılan Oy……………………….………………. : 32.753.386
Toplam Geçerli Oy……………………….………………….. : 31.510.007
… Oy kullanmayanların sayısı…………………………………. :.. 8.653.029
Geçersiz ve kullanılmayan oy toplamı………………….... :.. 9.897.008

AKP nin aldığı oy ………………………………………………: 10.848.704
CHP nin aldığı oy……………………….………………………:.. 6.114.843
%10 barajına takılıp meclise yansımayan oy toplamı … : 14.546.460
Meclis dışı kalan ve Kullanılmayan oy toplamı……………: 24.443.468

Not: 2002 yılına kadar %10 barajını kendi menfaatlerine sanıp değiştirmeyen partilerin gümlediği yıldır bu aynı zamanda. Bu herkesin başına gelebilir, akp nin bile
Seçimden yenilgiyle ayrılan partilerden Anavatan Partisi’nin lideri Ahmet Mesut Yılmaz ve Doğru Yol Partisi’nin lideri Tansu Çiller görevlerinden istifa ettiler.
Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli aday olduğu Osmaniye’den %29,19 (58.622), Anavatan Partisi lideri Ahmet Mesut Yılmaz aday olduğu Rize’den %28,58 (46.577) ve Doğru Yol Partisi lideri Tansu Çiller aday olduğu Muğla’dan %22,66 (87.454) oy almalarına rağmen partileri baraja takıldığından ötürü milletvekili seçilemediler.

(ALINTI): http://tr.wikipedia.org/wiki/2002_T%C3%BCrkiye_genel_se%C3%A7imleri

**

..Öğrenci kendini usta sanır, oyuncu ise bi bok olmadığını bilir; fakat olma ümidindedir diyebilirim. Usta ise ümidini bile kaybetmiş olandır. Çünkü ümidin en büyük engel olduğunu bilir.
…usta olmak için oyuna kendinden şeyler koymak gerekirmiş. Yani artık önceden hazırlanmış göze hoş gelen şekilleri kendince , tesuji yapabilen, usta sınıfına giriyor.
-Bir Kadını Öldürmek- Kitabından alıntı

Tesuji: Belli bir alandaki en başarılı, verimli hamle; beceri dolu taktik hamlesi; belli bir bölgedeki taşların en verimli kullanılmasını sağlayan hamle.

Rüya ve SırMISIR

Az önce merak edip dedektif kelimesine baktım sözlükten, acaba dilimize tam olarak nasıl aksetmiş bu yabancı kökenli kelime diye ve aynen alıntılıyorum:

Suç sayılan bir işi veya bu işi yapanı ortaya çıkarmakla görevli kimse, hafiye, polis hafiyesi

Hımmm… Peki suç nedir dedim ardından: 1 .     Törelere, ahlak kurallarına aykırı davranış. 2 .    hukuk  Yasalara aykırı davranış, cürüm

 

Tabi ben sözlükteki anlamıyla suçun peşinde değilim, o halde nedir kendimi bildim bileli adım adım izlediğim o şey? Tabi ki en geniş kavramıyla BEN!… O Ben ki her birimizin içinden ayrı filiz vermiş, dıştan bakarsanız her kişiyi farklı görürsünüz ama mahir bir dedektif gibi izini sürerseniz, hepimizin içindeki Ben‘in  tek bi şey olduğunu fark  edersiniz.

Adeta insan, insan olmadan önce içine bir tohum düşmüştür ve o tohum her kişinin toprağında ayrı bi görünüm, koku, lezzet çıkarmıştır ortaya. İşte o farklılıkların aynı tohum olduğunu bulmak; ama yine de farklılıkları muhafaza ederek zenginliğin keyfini çıkarmak tam bir dedektiflik işi bence.

Sanırım bu sebeple dedektif romanları yazıyorum ve rüyaların derin dünyasına dalıyorum.

 

Sözlükteki suç, benim anlayışımla; insanın naturel doğasından sapınç, yani sevgi olan özümüzden sapmalar fiiline karşılık gelmekte. O halde daha geniş baktığımızda ben yani baş dedektif, sevgi özümü arıyorum harıl harıl. Özellikle rüyalarımız, sevgiden sapmaların ayan beyan göz önüne serildiği savunmasız bir alan. Önceleri  “ne oldu da sevgi özümden ayrı düştüm” derdim ve kendimi böyle kanalize edince filozof oldum kaçınılmaz olarak. Ama şimdilerde; “ne olduysa oldu, sevgi özümü bulayım” diyorum. Arada gerçekten dağlar kadar fark var.

 

Önceki romanlarım ve en son Sır Mısır’da, buna ilaveten binlerce makalemde ve şiirimsilerde adım adım takip ettim suçluyu.  Rüya görüşmecisi olmayı öğrettiğim seminerlerde katılımcılar şöyle diyor sıklıkla; “bu bir sihir olmalı!“, evet bu coşkuyu mühimsiyorum; çünkü bu saf duygulanışın itici gücüyle bizi özümüzden ayrı düşüreni yakalayacağımızı biliyorum.  

 

 

Sibel Atasoy

28.03.08

Beylerbeyi