Değişmeyi istiyor muyuz?

Hala şansımız varken bu satırları yazabiliyorken (ben, okuyabiliyorken siz), ölümün yanıbaşımızda beklediğini bilirken (ben), değişim için daha neyi bekliyoruz?

Hayatın giz dolu olduğunu biliyorum. Bu muhteşem dünyanın gizlerini keşfetmek için yeterince zamanımız olmadığını da biliyorum. Hiçbirimizin yok!

Talihsizliğimiz bu ürkünç ve gizemli dünyada sürekliliğin olduğunu sanmak. Oysa süreklilik denilen şey, bizi çekingen kılıyor. O süreklilik dediğimiz bizi mutlu etmediği gibi, güçlü de kılmıyor.

Yaşamımızın sonsuza kadar sürmeyeceğini biliyorsak ne diye bekliyoruz?!
Değişmek için neden bu kadar ağır kalıyoruz?

Son 24 Saat…

Bu listedekilerin tamamı, dün 24 saat içerisinde gerçekleşti:
Türkiye’nin son 24 saatinden derleme…

  • Polise astımlı olduğunu söylemesine rağmen biber gazı yiyerek ölen gencin hastane önünde eylem yapan ailesine de biber gazı sıkıldı.

  • Sağlık bakanı “tecavüze uğrayan kadının bebeğine devlet bakar” dedi.
    … …

  • Kürtajı yasaklayacak kanunun haziran’da meclise sunulacağı açıklandı.

  • Hava yolu çalışanlarına grev yasağı getiren yasa meclis’ten geçti.

  • 300 THY çalışanı grev yaptığı için işten çıkarıldı.

  • “Gazeteci gözüyle sansür ve otosansür” adlı çalışmayı hazırlayan bilgi üniversitesi medya ve iletişim sistemleri fakültesi öğretim görevlisi esra arsan bilgi üniversitesi’ndeki işinden atıldı.

  • Emniyet güçlerinin copları demire çevrildi.

  • KCK davasında avukatlık yapan 103 avukat hakkında soruşturma başlatıldı.

  • 16 yıllık Yeni Şafak yazarı ali akel, hükümetin uludere’deki tutumunu eleştirdiği için gazetesinden kovuldu ve bunu kabul edilebilir bulduğunu açıkladı.

  • Rtük üyelerinden gelen ‘tavsiye’ kararının ardından, 1 kadın, 1 erkek dizisindeki çiftin yeni bölümde evlendirilmesine karar verildi.

  • Tütün ve alkole %15 zam geldi.

    1. köprü ihalesi yapıldı.
  • MEB’in okullarda sağladığı internet hizmetinde google’a girilmediği ortaya çıktı.

    1. yargı paketinin 11 maddesi komisyondan geçti ve avukatların dosyalara erişimine daha da kısıtlama getirildi.
  • Eskişehir’de kürtaj ve sezaryen tartışmalarını protesto etmek için ak parti il başkanlığı’na yürümek isteyen grupla polis arasında çıkan arbedede 7’si kadın 8 kişi gözaltına alındı.

-TBMM insan hakları komisyonu başkanı Ayhan Sefer Üstün ‘Tecavüz edilen kadın da doğurmalı. Bosna’da pek çok kadın doğurdu. Özürlü olacak diye bebeği öldürmek de cinayettir’ dedi.

  • Tarafsız Bölge programına katılan aile hekimi Seda Sezer tecavüze uğrayan kişinin kürtaj yaptırmasını değil de tecavüzcüsünü öldürmesi gerektiğini söyledi.

1 Haziran

Gerçek ama acayip hikayeler…

Bana göre hayatın kendisi yeterince şaşırtıcı, akıl almaz. Hayata büyük çerçevede baktığımızda, ne kadar önemsiz ayrıntılarla boğuştuğumuzu anımsamak için deneyimler değerlidir. Gazetelerde, televizyonlarda veya çevrenizde gördüğünüz, gerçek ama hayrete düşüren, acayip, korkunç, komik, tuhaf, ürpertici, şüpheli, inanılmaz, garip vs. olayları bu başlıkta toplayalım. Buna kendinizin veya yakınlarınızın deneyimleri de eklenebilir.

Uyutan konuşmalar

“Rize Valisi, eğitim-öğretim yılının planlanması ile ilgili 20 dakika konuştu. Onu dinlemeye gelen Milli Eğitim Müdürü ile okul müdürleri mışıl mışıl uyudu. Müdürlerin kimi başını öne eğdi kimi de eğilerek koltuğun arkasına gizlendi. Bazıları ise başını öndeki koltuğa yaslayarak uyudu.
“


Hiç anlamam bürokrasi bu kadar ne söyler diye. Ta ilkokul sıralarından beri müdürlerin, öğretmenlerin neden bu kadar çok konuştuklarını anlayamamışımdır. Buna politikacılar, başbakanlar, gevezeler dahil- ama bu tipler biraz daha gündem dışı-. Bürokrasi ne anlatır, neyi söyler? Bu Rize Valisi, neden mesela bir Steve Jobs gibi “Aç Kal, Budala Kal” konuşması yapamaz? 20 dakika boyunca ne anlatır? Asıl merak ettiğim; bir insan 20 dakika boyunca boş konuşmayı nasıl başarır? Devleti temsil eden insanlar, neden uyutur?

Büyük Fikirler Bilgi Denizinde Boğuluyor (mu ) ?

Bugün gazeteleri karıştırırken zaman zaman benim de aklımdan geçen bir yorum dikkatimi çekti. The Newyork Times’ta Neal Gabler adıyla yayımlanan yazıda, “İyi fikirlerin internet çağında zor bulunur hale geldiği” öne sürülüyordu. Bilgi denizinde yüzüyorduk ama fikir üretemiyorduk! Oysa ki, fikirler genel kültüre nüfuz eder ve düşünürleri (Einstein, Sagan, Gould, Niebuhr vs) üne kavuştururdu.

Gabler’e göre günümüzde fikirler daha kısıtlı görünüyorsa bunun nedeni bizim büyüklerimizden daha aptal olmamız değildi. Ana neden, fikirleri onlar kadar önemsemiyor olmamızdı. Deneme yazıları azaldı. Fikirleri ifade etmenin çok daha zor olduğu bir tür görsel kültür, bilhassa gençler arasında önemli hale geldi. Her zamankinden çok şey bildiğimiz zamanda, bize sunulan bilgilere çok daha az kafa yorar olduk. İnternet sayesinde herhangi bir kişinin bilmek isteyebileceği her şeye anında erişir olduk. Eskiden sadece bilmek için değil, bilgiyi anlamlandıran fikirlere dönüştürmek için toplardık.

Sosyal ağlar fikir üreten türden değil

Fikirlere adanmış internet siteleri ve bloglar olmasına rağmen bilgi açlığını doyurmak üzere tasarlanan Twitter, facebook, myspace, flickr ve benzerlerinde temelde bilgi alışverişi yapılıyor. Ancak buralardaki bilgi, pek fikir üreten türden değil. “Marx veya Nietzsche gibi düşünürler şimdi bir anda ortaya çıkıp fikirlerini ellerinden gelen en büyük çabayla ilan etseydi hiç kimse, özellikle de bizim kendimize hayranlığımıza hizmet eden genel medya, en ufak bir ilgi göstermezdi.” diyor Gabler. Ardından geleceğin daha fazla bilgiye işaret ettiğini, ancak bu bilgiler hakkında düşünecek kimse olmayacağını savunuyor.
Sizce de bilmeyi, düşünmeye tercih mi ediyoruz? Bilmenin getirisi, düşünmeye göre daha çabuk olduğu için mi? Yoksa başka sebepler var mı? Us’unuzu sınırlarını zorlandığı alan için bence iyi bir fikir jimnastiği.