Evren Neden Fısıldıyor? Karanlık Orman Teorisinin Tüyler Ürperten Mantığı

Gökyüzüne baktığımızda romantik bir sahne görürüz: yıldızlar, nebulalar, galaksiler; sanki evren dev bir mücevher kutusudur. Fakat Karanlık Orman Teorisi der ki: O kutu sandığın şey, aslında gece vakti içine düştüğün sonsuz bir ormandır. Her ağaç arkasında bir avcı olabilir. Her çıtırtı bir tehdit, her ışık bir hedef işaretidir. Bu yüzden akıllı olan bağırmaz; nefesini tutar.

Bu teori, özellikle Liu Cixin’in Üç Cisim Problemi üçlemesiyle popülerleşti, fakat kökleri Fermi Paradoksu’na uzanır. Paradoks basittir: Evren bu kadar büyükse, yıldızlar bu kadar çoksa, gezegenler bu kadar yaygınsa, herkes nerede? Neden gökyüzü galaktik reklam panolarıyla, uzaylı podcastleriyle, yıldızlararası selamlaşmalarla dolu değil? Karanlık Orman cevabı soğuk bir cümleyle verir: Çünkü hayatta kalmak isteyen medeniyetler görünmez kalır.

Ormanın İki Yasası

Karanlık Orman mantığı iki temel varsayım üzerine kurulur. Birincisi: Her medeniyet hayatta kalmak ister. Bu, biyolojik ya da makine temelli fark etmez; varlığını sürdürme içgüdüsü veya programı, kozmik ölçekte en temel ilkedir. İkincisi: Evrende kaynaklar sınırlıdır ve iletişim gecikmelidir. Işık hızı bile hızlı görünmesine rağmen yıldızlararası diplomaside kaplumbağa sayılır. Bir medeniyetin niyetini öğrenmek, cevabını beklemek, güven inşa etmek binlerce yıl sürebilir.

Şimdi düşün: Uzakta bir uygarlık keşfettin. Barışçıl mı? Saldırgan mı? Bugün ilkel olabilir ama bin yıl sonra seni yok edecek teknolojiye ulaşabilir mi? Sen ona mesaj gönderdiğinde, kendi konumunu da ifşa etmiş olursun. Bu durumda oyun teorisinin karanlık tarafı devreye girer. Eğer karşındakinin gelecekte tehdit olma ihtimali varsa, en güvenli hamle onu erken yok etmek olabilir. Kulağa paranoyakça geliyor; ama kozmik ölçekte paranoya, bazen sigorta poliçesidir.

Burada insan ahlakını yıldızlara taşırken dikkatli olmalıyız. Dünya’da bile farklı kültürlerin birbirini yanlış anlaması savaşlara yol açtı. Peki tamamen başka bir biyolojiye, kimyaya, zamana ve bilinç biçimine sahip bir türle karşılaşsak ne olur? Bizim için el sallamak dostluk işaretidir; onlar için belki savaş ilanıdır. Biz müzik göndeririz, onlar koordinatlarımızı alır. Biz merak deriz, onlar istihbarat toplama der.

Sessizlik Bir Zayıflık Değil, Strateji Olabilir

İnsanlık uzaya radyo sinyalleri saçıyor, sondalar gönderiyor, altın plaklara adresini yazan kozmik bir kartpostal bırakıyor. Bu davranış sevimli mi, cesur mu, yoksa çocukça mı? Karanlık Orman savunucularına göre bu, gece karanlığında kamp ateşi yakıp şarkı söylemeye benzer. Belki dostlar gelir. Belki de seni önce duyan şey dost değildir.

Elbette teori kesin kanıtlanmış değildir. Hatta itirazlar güçlüdür. Belki gelişmiş medeniyetler saldırganlığı aşmıştır. Belki kaynak kıtlığı onlar için anlamını yitirmiştir; yıldız enerjisi kullanan bir uygarlık için gezegenimiz yalnızca önemsiz bir çakıl taşı olabilir. Belki de evren gerçekten çok sessizdir çünkü zeki yaşam nadirdir, teknolojik uygarlıklar kısa ömürlüdür veya bizim aradığımız sinyal türleri yanlıştır. Bir karıncanın fiber interneti fark edememesi gibi, biz de galaktik iletişim ağını algılayamıyor olabiliriz.

Yine de Karanlık Orman Teorisi güçlüdür, çünkü bilimsel bir hipotez olmanın ötesinde zihinsel bir ayna tutar. Bize uzaylılardan çok kendimizi anlatır. Güven kurmakta zorlanan, belirsizlik karşısında silaha sarılan, bilinmeyeni çoğu zaman tehdit sayan insan zihninin kozmik ölçekte büyütülmüş hâlidir. Belki evren karanlık bir ormandır; belki de biz, kendi korkularımızı yıldızların arasına yansıtıyoruz.

Asıl soru şu: Eğer bir gün gerçekten başka bir medeniyetin izini bulursak ne yapacağız? Mesaj mı göndereceğiz, yoksa susacak mıyız? El sıkışmak için ışık mı yakacağız, yoksa ağaçların arasında saklanıp bekleyecek miyiz? İnsanlığın olgunluğu belki de Mars’a gitmekle değil, ilk kozmik fısıltıyı duyduğunda paniğe kapılmadan düşünebilmesiyle ölçülecek.

Çünkü evrende yalnız olmak ürkütücüdür. Ama yalnız olmamak, belki daha da ürkütücüdür.

Dikkatimi çekenler -2

Doğa aynı sonuca birçok yönden ulaşabilir. Fiziksel dünyadaki bir dalga, sınırsız okyanusta herşeyi saran madde gibi; yani organizmaların dünyasında, yaşamda bir itki oldu, bazen ışık hızıyla, bazen o kadar yavaş ki yıllarca kalacakmış gibi görünüyor, insanın aklına gelemeyecek bir karmaşıklık sürecinden geçiyor ama enerjisi her biçimde, her aşamada, her zaman ve tamamıyla doğada mevcut. Geçmiş zamanlarda bir tiranın gözüne düşen uzak bir yıldızdan gelen tek bir ışın, yaşamın akışını değiştirmiş olabilir, ulusların kaderini değiştirmiş olabilir, dünyanın yüzeyini değiştirmiş olabilir, çok dallı budaklı, bu yüzden doğadaki süreçler düşünülemeyecek şekilde karmaşıktır. Hiçbir zaman doğanın ihtişamı hakkında düşündüğümüzden daha fazla bir fikre sahip olamayız; enerjinin korunumu yasasına göre, sonsuzluk boyunca kuvvetler mükemmel bir dengededir ve dolayısıyla tek bir düşüncenin enerjisi, evrenin hareketini belirleyebilir.
Nikola Tesla
Şimdi hepimiz Tesla hayranıyız hatta elli yıla kalmaz her yerde heykellerini göreceğiz. Oysa sağlığında dehasının hiç bir karşılığını bulamadı, sevilip sayılmadı. Bu tür durumlara çok hüzünleniyorum.
Tesla’nın icat ettiği sistemle, Marconi 1911’de Nobel Ödülü’nü kazandığında, Tesla buna dayanamayarak Marconi Şirketi’ni 1915’te dava etti ancak büyük bir şirket aleyhindeki bir davayı kazanacak mali durumu yoktu. Teslanın ölümünden sonra bu karar Tesla adına değiştirildi bildiğim kadarıyla ama neye yarar! Yani olay sadece Edison’un hak yemeleriyle kalmıyor.
*

Yanılsamanın Kriterleri

Bir inanışın psikolojik olarak yanılsama olarak kabul edilebilmesi için şu kriterlerin bir arada bulunması gerekir:

  • Mutlak inanç (Bir inancın doğruluğuna yönelik mutlaklık varsayımı)
  • Düzeltilmezlik (İnancın aksinin kanıtlanmasına rağmen fikirlerin değiştirilememesi)
  • İmkansızlık veya Geçersizlik (İnanılan şeyin geçerli olmasının herhangi bir açıdan imkansız olması; ancak buna rağmen inancın korunması.

*

Belli varsayımlar çerçevesinde yapılan hesaplamalara göre Dünya üzerinde bugüne kadar 109 milyar civarında insan yaşamıştır. Günümüzde yaşayan 7.5 milyar insan, bugüne kadar yaşamış toplam insan nüfusunun sadece %7’sine karşılık gelmektedir!

Ne yazık ki bu sayıyı kesin olarak doğrulamanın bir yolu yoktur; çünkü modern insanlık tarihinin %99’undan fazlasına dair kaydımız bulunmamaktadır. Detay için bakınız

*

Okuduklarımızı unutuyor olma üzerine:

Devamını oku “Dikkatimi çekenler -2” →