Satranç-Kaba Hatalardan Sakınmak

 Pek çok satranççı yaptıkları kaba hatalardan şikayetçidir. Büyük çabayla yaratılmış güzel konumlar tek bir hatayla mahvolur. “Bir kötü hamle, kırk iyi hamleyi boşa çıkarır” lafı boşa değildir. Kaba hataları tamamen önlemenin bir yolu yok ama sebeplerini inceleyip bunu en aza indirmek mümkün. Burada kasdettiğimiz en fazla 2-3 hamlede ortaya çıkan hatalar. 4-5 hamle veya daha uzun bir devam yolunun eksik veya yanlış hesaplanması hesaplama tekniği alanına girmekte.

Neden Kaba Hata Yaparız?

 1)Rakibin hamlesine bakmamışsınızdır!
Evet utandırıcı bir durum ama yeni başlayanlar düzeyinde sıklıkla olabilir. Rakibin hamlesine bakmamak veya öylesine bakmak hataları getirir. Rakibin karşınızda sizi yenmek için oturduğunu unutmamalısınız ve tabii kendinize, “Rakibim niye bu hamleyi yaptı” diye sormalısınız. Rakibin ne tehdit ettiğini düşünmezseniz önlem almanız da şans faktörüne bağlıdır.

2) Sadece “Tablo tarzı” düşünüyorsunuzdur
Bu benim kullandığım bir terim. Oyun esnasında iki tür davranış vardır.

a) Tahtada Güzel Tablo Oluşturmak: Bu konumsal bilgilerinizle sizde oluşan satranç estetiğini tahtaya yansıtmanızdır. Örneğin kenardaki bir at sizin göz zevkinizi rahatsız eder. İyi bir satranççı bir ressam gibi satranç tahtasındaki en güzel görüntüyü oluşturmaya çalışır. Bu esnada minumum analiz yapılır ve genelde yaklaşım sadece kendi tarafınızın oynatılarak taşların en güzel durduğu konumun oluşturulmasıdır.

b)Hesap Makinesi Olmak: İngiliz Büyükusta Short “Satranç %99 taktiktir” demiştir. Başarılı olmak için adeta bir hesap makinesi gibi hesap yapmanız lazım. Rakibin tehditleri kontrol edilir. Yapacağınız hamlenin taktik sonuçlarına bakılır. Sürekli hamle hesaplanır. Bu aşamada güzellik anlayışı değil ama taktik sonuçlar önemlidir. Sadece zorunlu hamleler bitince tablo oluşturma yeteneğimizle değerlendirme yapabiliriz.

Bu anlamda satranç sporcusu hem bir sanatçı olmalı hem de bir matematikçi. Eğer oyun esnasında sadece tablo oluşturmaya odaklanırsanız hiç hesaplamöadığınız bir hamle tablonuzu bozabilir.

Şimdilik bu kadar. İlgi olması halinde konuları açacağım veya ekler yapacağım.

Saygılar
Selim Gürcan

http://forum.satrancokulu.com/index.php?topic=668.0

Satranç ve Ölüm


Satrancı, yaşamdaki mücadelelerimizle, hatta yaşamın kendisiyle benzeştiririz kimi zaman. Satrancın en yaygın strateji oyunlarından birisi olması, ve giderek kalabalıklaşan bir ortamda hızlanan yaşam tempomuzda strateji kullanım ihtiyacımızın artmasının bu benzetişimi çağrıştırmamızdaki etkisi büyüktür.
Satranç, bir tür “savaş stratejisi” oyunu olarak ortaya çıkmıştır. Satranç taşları, buna uygun olarak, satrancın ilk oynanmaya başladığı zamanlardaki Hint ordusundaki yapılanmadan esinlenerek isimlendirilmiş, ve rolleri belirlenmiştir. Taşların isimlendirmeleri, kimi ülkelerde kendi kültürlerine uyarlanarak değiştirilmiştir.
Pek çok bakımdan en uygun benzetişimle, 16’şar kişilik 2 düzenli ordunun kıran kırana savaştığı 64 karelik bir harp alanıdır satranç tahtası. Amaç, savaşı kazanmaktır, amaca ulaşmanın tek yolu ise rakibin “şah”ını esir almak (günümüzde kazanmanın zamana, ve diğer bazı kurallara bağlı farklı yolları da mevcuttur).
Her savaşta olduğu gibi çoğu zaman “ölüm-ler” kaçınılmazdır, kimi zamansa sıradan. Kimi zaman rakibin “taşı alınır”, kimi zaman rakibe daha fazla zarar vermek beklentisiyle “taş feda edilir”. Bir taşın oyun tahtası dışına çıkması, bir savaşçının ya “öldüğü”, ya “yaralandığı, sakatlandığı” ya da “sağlam ya da yaralı olarak esir düştüğü, alındığı” anlamına gelmektedir. Yani, rakibin “taşını almak”, düşmanın bir savaşçısını “öldürmeye”, “yaralamaya, sakatlamaya”, veya “esir almaya” karşılık gelmektedir. “Taş feda etmek”se, kendi savaşçını “öldürtmeye”, “yaralatmaya, sakatlatmaya”, veya “esir düşürtmeye”.
Hal böyle olunca, farkında olsak da olmasak da, çoğu satranç oyununda “kan gövdeyi götürmekte”dir. Bilgisayarda satranç oynayabildiğimiz bazı satranç programlarındaki canlandırmalar da buna uygundur : “bir kılıç darbesiyle savaşçıların kelleleri uçar, bir gürz darbesiyle beyni dağılır, kalbe saplanan bir mızrakla, kılıçla yere serilir, oluk oluk kanlar akar”, veya günümüz savaşlarına uygun bir şekilde “alnının ortasına ya da kalbine gelen bir kurşunla savaşçı yere serilir, ya da üzerine düşen bir bombayla paramparça olur”.
Her savaş, ardında “acı” bırakır. Bu, az ya da çok, kazanan taraf için de, kaybeden taraf için de geçerlidir; özellikle “ölenler” varsa. Ateş düştüğü yeri yakar, örneğindeki gibi, başkalarının ölmesinden etkilenmeyenler, önemsemeyenler, aldırmayanlar olsa da, “ölenler”in acısıyla başbaşa kalacak, acılarını taşımak, buna katlanmak zorunda kalacak birileri mutlaka vardır.
Satrançta hedef, şah hariç elde tek taş kalsa bile, mümkünse rakibin şahını esir almaya çalışmak, ve her duruma kendi şahını esir düşürtmemektir. Yani, rakibin şahını esir almaya yetecek güçteki son bir savaşçı haricindeki tüm savaşçılar “feda edilebilir”dir. Rakibin şahını esir alabilme imkanı kalmadığında, kendi şahını esir düşmekten kurtarabilecek, yenişememe (pat) durumu yaratabilecekse, son savaşçı da feda edilebilir. Satranç taşları, becerilerine, güçlerine göre kıymetlendirilir. “Feda edilebilirlik”leri, kıymetleriyle doğru orantılıdır. Düşük değerli savaşçılar, gerektiğinde yüksek değerli savaşçıları kurtarmak için de “feda edilebilir”dirler. Daha seyrek ortaya çıkan bir durum olmakla birlikte, kimi zaman, rakibe daha fazla zarar verebilmek, üstünlük sağlamak söz konusu olduğunda, tam tersi de olabilir, yüksek değerli savaşçılar, düşük değerli savaşçıları kurtarmak için de “feda edilebilir”dirler.
Feda edilemeyecek, öldürülemeyecek tek kişi “şah”tır. Satrancı yaşamla benzeştirmemize neden olan pek çok neden varmış sahiden. Gerçek yaşamda gün gelir “şahları da vururlar”; olacak o kadar. En imtiyazlı satranç şahsiyeti “şah”ın da bir kukla olması, satranççının hamlelerinin dışına çıkamaması da gerçek yaşamla benzeşiyor mu dersiniz ?!
Genel olarak en kolay feda edilebilecek, harcanabilecek savaşçı “piyon”dur. İlginçtir, terfi edebilme ayrıcalığına sahip olan tek savaşçı da piyondur; en kolay harcanabilir olmayı kabullenebilmesini sağlama, kolaylaştırma amaçlı bir ödül belki de. Ne yazık ki, “şahlık”a terfi etmesine izin verilmediği, “vezirlik”ten öteye terfi edemeyeceği için, “feda edilebilirliği” hiç bir zaman tamamen ortadan kalkmayacak, sadece “feda edilebilirlik” riski azalabilecektir.
Satranç savaşçılarının, seçme, rollerini değiştirebilme, genişletebilme, işlerine gelmeyen, beğenmedikleri hamleleri yapmama şansları yoktur. Bereket, yaşam bu kadar katı değildir. Piyon olmaktan başka şansı gözükmeyenlerin bile, piyonluğunun düzeyini belirleyebilme, hatta sadece kendi kendinin piyonu olabilme şanşı çoğu zaman vardır, bu şansını arttırabilmek ya da azaltabilmek de pek çok zaman kendi elindedir. Vezirliğe terfi edebilmenin büyüsüne kapılıp, şahın yaptırabileceğinden daha fazla piyonluk yapmak, vezirlik yerine rezilliğe de terfi ettirebilir. Amman dikkat !….
Satranca cok fazla benzeştirmeyeceğiniz, ve kendinizi “piyon” gibi hissetmediğiniz bir yaşam dileğiyle….

[email protected]

Satranç İncileri

Satranç 1001 gece facialarıdır – [Savielly Tartakower]
Satranç güzel bir kadındır – [Larsen]
Satranç hayattır – [Bobby Fischer]
Satranç hayat gibidir – [Boris Spassky]
Satranç herşeydir; sanat, bilim ve spor – [Karpov]
Satrancın % 99’u taktiktir – [Teichmann]
Satrancın aslında % 99’u hesaptır – [Soltis]
Satranç aklın işkencesidir – [Kasparov]
Satranç acımasızdır; öldürmek için hazırlıkli olmak gereklidir – [Nigel Short]
Satranç bir denizdir bir sivrisinek su içerken bir fil yıkanabilir – Hint atasözü
Satranç çok gizemli bir kadın gibidir – [Purdy]

Satranç, aşk ve müzik gibidir insanı mutlu yapar – [Tarrasch]
Eğer nazik biriysen asla satranç oynayamazsan – [Fransız Atasözü]
Morphy galiba içlerinde en büyük dehaydı – [Fischer]
Her usta bir zamanlar acemiydi – [Chernev]
Hayat satranç için fazla kısadır – [Byron]
İyi oyuncu daima şanslıdır – [Capablanca]
Satranç oyunu üç parçaya bölünebilir: İlk olarak , bir tarafın avantajının olduğunu umduğu an,
İkincisi avantajının olduğuna inandığı an ve son olark bir tarafın kaybettiğini anladığı an- [Tartakower]
Oyun bittiğinde şah ve piyon tekrar aynı kutuya girer – İrlanda atasözü [Etienne Goldstein tarafından derlenmiştir]

İyi bir hamle gördüğünde, daha iyisini bulmak için bekle – [Emanuel Lasker]
Açılışı kitap gibi, oyun ortasını büyücü gibi ve oyun sonunu makine gibi oyna – [Spielmann]
Tahta üzerinde sadece iyi hamleler önem taşır – [Bobby Fischer]
Piyonlar satrancın ruhudur – [Philidor]

Hatalar tahtanın üzerinde yapılmayı beklemektedir – [Tartakover]
Oyunun galibi sondan bir önceki hatayı yapandır – [Tartakover]
İki çeşit feda vardır, doğru olanlar ve benimkiler – [Tal]
Açmazdaki bir taşın müdafa gücü sadece hayalidir – [Nimzovich]
Açmaz kılıçtan daha değerlidir – [Reinfeld]
Açarak şah satranç tahtasının ortasına atılmış bombadır – [Emanuel Lasker]
Bir taktisyen tahta üzerinde yapılacak birşey varken ne yapılacağını bilir,
bir stratejist tahta üzerinde hiçbir şey yokken ne yapılacağını bilir – [Gerald Abrahams]
Oyunun genel şeması pozisyonel hamlelerle sürdürülür,
fakat oyunun kaderi kombinatif hamleler sonucu ortaya çıkar – [Reti]
Rakibin taşlarını feda etmek her zaman daha iyidir – [Tartakover]

Oyun sonundan önce Allah oyun ortasını yerleştirmiştir – [Tarrasch]

Her piyon potansiyel vezirdir – [Mason]
Geçer piyon bir suçludur ve kilit altında tutulmalıdır.
Polis nezareti gibi zayıf önlemler kafi gelmeyecektir – [Nimzovich]
Geçer piyonun değeri tahtadaki taş sayısı azaldıkça artar – [Capablanca]

En kötü plan bile plansızlıktan daha iyidir – [Mikhail Chigorin]
Aramanız gerekli olan bir hamle veya en iyi hamle değil, mantıklı bir plan olmalıdır – [Znosko-Borovsky]

Metodik düşüncenin satranca faydası hislerden daha fazladır – [Purdy]
Satranç analiz sanatıdır – [Botvinnik]
Satranç ustalığı pozisyonları doğru tahlil etmekten geçer – [Botvinnik]
Turnuva oyunu sırasında yapılan analizlerin yarısının hatalarla dolu olduğu ortaya çıkar.
Maalesef, kimse ileride hangi yarısının yanlış olduğu söyleyemez – [Jan Timman]

Kazanmak/Kaybetmek ve Başa çıkabilmek

-alıntı-

Hepimiz biliriz ki satranç aynı zamanda bir “oyun”dur. Oyun ise, tanımlanması göründüğü kadar kolay olmayan, tanımlamaya çalışanların üzerine ciltler dolusu kitaplar yazdıkları bir kavram. Oyun olarak nitelenen “şey”lerin hepsinin belirgin ortak özellikleri olmaması, oyun kavramının tanımlanmasını güçleştirmektedir. Belirgin olan tek şey, farkında olunsun ya da olunmasın, oyun kavramının ömür boyu insanların yaşamında önemli bir yeri olmasıdır. Kimi oyun “seyirlik”tir, kimisi “içe dönük”, kimisi “mekanlı”dır, kimisi “mekansız”, kimisi “oyunculu”dur, kimisi “oyuncusuz”, kimisi “gereçli”dir, kimisi “gereçsiz”, kimisi “kazanmalı”dır, kimisi “kazanmasız”. Matematikte, sosyal bilimlerde kazanmalı oyunları, kazanmayı/kaybetmemeyi konu alan “oyun kuramı” bile vardır. Hatta derler ki “hayat bir oyundur”.

Bu yazımda bir oyun olarak satrancın “kazanmalı” yanının psikolojik boyutu üzerinde duracağım. Satranç, “kazanmalı”, yani, “bir tarafın kazanıp, bir tarafın kaybetmesi, ya da beraberlik/yenişememe” ile sonuçlanan bir oyun. Üstelik en uzun sürebilen oyunlardan birisi. Kazanmalı oyunlar, genellikle, kazanmak için oynanır. Her zaman kazanmak ise çoğu zaman mümkün değildir. Kazanmalı oyunlarda “kazanma” ve özellikle “kaybetme” ile başa çıkılabilmesi psikolojik açıdan önemlidir. Oyun süresinin uzunluğu, oynanma amacı, verilen önem, verilen emek, beklentiler, bu “başa çıkabilme”nin gerekliliğinde belirleyici etmenlerdir.

Bir süre önce karşılaştığım bir vakadan bahsetmek istiyorum. Bir komşum, 4-5 yaşlarındaki okul-öncesi oğullarının “yenilmeye tahammülsüzlüğü”yle başa çıkamadıklarından yakınarak danıştı. Gözlemlemek için evlerinde toplandık. Sevdiği ve sıkça oynadığı bir oyunu ikimiz oynadık. Oyunu onu zorlamadan önde götürmeye özen gösterdim. Oyun ilerledikçe, gerildi, ve bir süre sonra kazanmak için hile yapmaya çalışmaya başladı, hilelerine izin vermedikçe daha da gerildi. Oyunu kaybedince, oyun gereçlerini kafama geçirmeye kalkıştı, yeniden oynama “baskısı”nı reddedince saldırganlığı daha da arttı. Güçlükle yatıştırabildik. Aile, bu durumu sürekli yaşadıklarını aktardı.

Satranç ortamlarında da benzer durumlara raslanabilmektedir. Aktardıklarım kiminize “bildik” gelmiş olabilir. Bu durum, hem çevresindekiler, hem de “kaybetmeye tahammül edemeyenler” için rahatsız edici olabilmektedir. Buna engel olabilmenin yolu “kaybetmeyle başa çıkabilmek”ten geçmektedir. Kişinin kendisinin, insanların sınırlarını iyi kestirebilmesi, koşullarını iyi değerlendirebilmesi, satrancın yaşamındaki yerini iyi belirleyebilmesi, “kaybetmeyle başa çıkabilmesi”ni kolaylaştıracaktır. Kimi zaman “kazanmayla başa çıkabilmek” de gerekebilmektedir.

Satrancın amatörce oynanması, geçim sağlamak amacıyla profesyonelce oynanmasına göre “kaybetmeyle başa çıkabilmek” açısından bir avantajdır. Satrancın keyif veren bir uğraş olarak, hoşça vakit geçirmek için oynanması da, çeşitli beklentilerle (ödül kazanmak, ligde oynamak, milli oyuncu olmak, dünya çapında oyuncu olmak, vd) oynanmasına göre bir avantajdır.

Belli yaşın üzerindeki satranç oyuncularının kendi kendilerine “kaybetmeyle başa çıkabilme” yollarını kolayca bulabilmeleri mümkündür. Fakat çocuklara özellikle ve dikkatlice öğretilmesi gerekebilir. Çocuklukta yerleşen uygun olmayan yaklaşımların, ileri yaşlarda düzeltilebilmesi çok daha zor olacaktır.

Kazanmak, ne herşeydir, ne hiçbir şey. Dolayısıyla kaybetmek de öyle. Kazanmak ya da kaybetmenin, izleyicilerin, taraftarların psikolojileri üzerinde bile ciddi etkiler yaratabildiğini zaman zaman hepimiz gözlemleyebiliyoruz. Bu durumda, oyuncular üzerindeki etkinin daha fazla olabilmesi şaşırtıcı olmaz. Bu etkinin, öncelikle başkalarına, ardından etki (kazanma sevinci, sarhoşluğu, kaybetme kızgınlığı, öfkesi, hiddeti, vb) altında olana rahatsızlık vermemesinin sağlanmasında, yani bu etkiyle başa çıkılabilmesinde fayda vardır. Aksi taktirde, keyifli bir oyun hem oyuncular hem de başkaları için eziyete dönüşebilecektir.

Niçin satranç oynuyorsunuz ? Geçiminizi sağlamak için mi ? Dünyaca meşhur bir satranç oyuncusu olmak için mi ? Ülkece meşhur bir satranç oyuncusu olmak için mi ? İlinizde, köyünüzde meşhur bir satranç oyuncusu olmak için mi ? Ödül, ek gelir elde etmek için mi ? Spor olsun diye mi ? Sanatsal amaçlı mı ? Sosyal, kültürel amaçlı mı ? Zihinsel faaliyet amaçlı mı ? Kişisel tatmin için mi ? Hoşça vakit geçirmek için mi ? Satranç oynama amacınız doğrultusunda ne çaba gösterdiniz ? Ne kadar, nasıl çalıştınız ? Ne kadar zaman harcadınız ? Nasıl, ne kadar bir bedel ödediniz ? Yaptıklarınız amacınıza ulaşabilmeniz için yeterli mi ? Amacınıza ulaşmış örnekler için bu soruların nasıl cevapları olduğunun düşünüyorsunuz ?

Yukarıdaki soruların cevaplanması, başa çıkma stratejisinin belirlenmesini kolaylaştıracaktır.
Kazansanız da kaybetseniz de keyif aldığınız satranç oyunları dileğiyle….
www.satranc.net

GO, Satranç ve Briç

Go : Bilim sanat ve bilgeliğin kesiştiği oyun

Bir oyun olmanın ötesinde Go, pek çok anlamları kendinde barındırır: yaşamla eşdeğer bir yaratılış, yoğun bir meditasyon, insan kişiliğinin bir aynası, soyut düşünmeyi geliştirmede bir alıştırma, ya da, iyi oynandığında, siyah ve beyaz taşların tahta üzerinde zarif bir dengeyle dans ettiği güzel bir sanat eseri.

Hala oynanan en eski tahta oyunu olan Go’nun temelleri 4000 yıl öncesine dayanır. Peki insanlar nasıl oldu da bu oyunu oynamayı bu kadar zamandır devam ettirebildi? Yıllar boyunca değişen kültürlerde yaşamayı sürdürdü? Umarız bu yazıyı okuduktan sonra cevabı kendiniz vereceksiniz.

Go oyununu Trevanian’ın Şibumi adlı kitabında okumuş, ya da Akıl Oyunları, Pi gibi fılmlerde oynandığını görmüş olabilirsiniz. Go, kurallarının azlığından ötürü belki de dünyanın öğrenmesi en basit oyunlarından biri kabul edilebilir. Buna karşın, oyun ilerledikçe içerdiği karmaşıklığın ne büyük boyutlarda olduğu anlaşılır.

Go 19 yatay, 19 dikey çizgili kare şeklinde bir tahta üzerinde ince kenarlı mercek şeklindeki siyah ve beyaz taşlarla oynanan iki kişilik bir oyundur. Oyundaki amaç kendi taşlarınızla rakipten daha geniş alanlar oluşturmaktır.

Bunu yaparken tabi rakibiniz de aynı amaçla alanlar oluşturmaya başlayacak, ve oyunun ortalarınıa doğru birbirinizi de çevirmeye başladığınızı anlayacaksınız. (Go adı da aslında buradan gelmekte: Çevreleme) Çevrelenen taşlar esir düşmüş olacak, ölüm-kalım mücadeleleriyle, çarpışmalarla dolu bir oyuna başlamış olacaksınız.

Go’nun Bulunuşu:

Bir efsaneye göre Çin imparatoru Yao (M.Ö 2357-2255) Go’yu, oğlu Dan Zhu’yu aydınlatmak, bilgeleştirmek için buldu. Başka fakat benzer bir efsaneye göre Shun (M.Ö. 2255-2205) Go’yu pek de parlak bir zekaya sahip olmayan oğlu Shang Jun’u eğitmek amacıyla buldu. Brittannica Ansiklopedisi’ne göre Go, Çin’de milattan önce 2306 yılında bulunmuş.

Go’nun Özellikleri

Uzakdoğu dövüş sanatlarında olduğu gibi, Go size konsantre olmayı, dengeyi ve disiplini öğretebilir. Bu sanatlardaki gibi, Go’da da bir seviyelendirme sistemi vardır. Oyuncuların oynadıkları oyunlara göre seviyeleri belirlenir ve kendisinden güçlü bir oyuncuyla oynarken, zayıf oyuncuya belli bir sayıda taş avans verilir. Avans verilen taşlar tahtaya dizildikten sonra rakip oyuna başlar. Bu avanslara handikap denir. Böylece aradaki seviye farkı ne olursa olsun iki oyuncu da oyundan zevk alabilir.

Birisiyle bir el Go oynamak, onunla bir yıl yaşamaya eşdeğerdir der Koreliler. Karşınızdakinin karakterinin saldırgan mı ihtiyatlı mı, yoksa umursamaz mı olduğunu onunla Go oynayarak kolaylıkla anlayabilirsiniz.

Go, bir açıdan bakıldığında rekabete dayanan bir oyun gibi görünse de, temelinde hayati dersler veren bir uyum gizlidir. Her şeye sahip olmayı isteyen açgözlülük, sizi Go tahtasında fazla ileriye götüremez.

Qing Hanedanı döneminde yaşamış ünlü Go oyuncusu Shi Dingan (1710-1770) “Go’da ağırbaşlılık ve zarafet entrikalardan üstündür” demiştir.

Zhang Yunqi, Go oyununda gelişmek için gerekli olan özellikleri şöyle sıralıyor:

“Bir askerin taktik gücü, bir matematikçinin kesinliği, bir sanatçının hayal gücü, bir filozofun dinginliği ve güçlü bir zeka”.

Bu özellikler arasında en önemlisinin dinginlik olduğunu vurguluyor.

Go’da söylenmeyen söylenenden çok daha fazla yer kaplar: Çok az kural vardır, geri kalan her şey oyunculara bırakılmıştır.

19 yatay 19 dikey çizgi bulunan Go tahtasında 361 kesişim noktası vardır. Bu da Çin ay takvimine göre bir yıldaki gün sayısıdır. Tahtanın dört köşesi de, mevsimleri temsil eder. Ortası gökyüzü, kenarlar yeryüzüdür. Siyah taşlar geceyi, beyazlar gündüzü simgeler.

Üstteki fotoğrafta gördüğünüz 20 cm kalınlığında Japonya’da yetişen ender bir tür olan kaya ağacından yapılmış değerli bir Go tahtasıdır. Arka plandaki yazı Nobel ödüllü yazar Yasunari Kawabata’nın yazdığı bir kaligrafidir. Yazıda okunan Shin’o Yugen, ‘incelikli ve derin gizler’ anlamına gelmektedir. Bu sıfat Go oyununun büyüleyiciliği karşısında sıkça kullanılan bir söz haline gelmiştir.

M. Güney Çalışkan
Bilkent Go Kulübü Başkanı

Kaynaklar:

Elisabeth Papineau, The Game of Go: A Chinese Way of Seeing the World, MSO, 8 Mart 2001

Kiseido, http://www.kiseido.com/

Tübitak bilim ve teknik dergisinden alıntıdır.

Ve biraz da yorumlar:

Satranç için gerekenler; Zeka, matematik, öngörü, sabır, dikkat, bilgi, bireysellik, sezgi (ama daha çok deterministik bir yapı.)

Briç için gerekenler, sosyal zeka, empati, sorumluluk, ortaklık anlayışı, hesap, bilgi, ve bazen sezgi. (Olasılık uzayları içinde deterministik)

Go için gerekenler, bireysel zeka, bilgi, derinlik, sezgi, sabır, uzun vadeli planlar, yoğun konsantrasyon, deterministik olmayan bir yapı. (Her ne kadar gerçekte deterministik olsada insanın ve bilgisayarların çok üstünde bir hesaplanamazlık var)

xenix

Evet briçi diğerlerinden ayıran “ortaklı” bi oyun olması, GO’yu diğerlerinden ayıran sadelik ve kuralsızlığın dehşetengiz zorluğu! (tabi bizim gibi batı kültürü ile yetişenler için)
Satrancı diğerlerinden ayıran, aşırı bireyciliği ve katı kuralcılığı olabilir mi?

Agnia

satrancın bireyselliği ile go nun bireyselliği aynı. Satrançta da sezgi faktörü var fakat, günümüz bilgisayarları artık bu sezgi ile oynanan oyunu aşmış durumdalar. Bu yüzden hesaplanabilirliği daha mümkün hale gelmiş.

Go tahtasının büyük olması ve yapılacak hamle sayısının fazla olması hesaplanabilirliği azaltıyor. Meditasyon yapar gibi GO oynamak lazım.

Meditasyonun tam tersi yoğun konsantre olarakta satranç oynamak lazım.
xenix

http://www.sonsuz.us/?q=node/1125