ah bu negatif enerji korkusu yokmu..

kimsede varmı bilmem de ; benim bu negatif enerji korkum son buldu artık.. nasıl korkardım ama biri ses yükselticek, biri içten içe olsada kızıcak, yok biri yanlıs algılayacak yahut içten içe bir hasetlik olucak.. sonra sebebi ben oldugum negatif enerjiyi yayıcak etrafa ve sonunda gelip beni bulucak bu aksilikler..

derken..

dedimki yahu sebebi aslen sen olmadıktan sonra yaysın dilediğince negatiflik.. hem değilmiydi küpüne zarar veren keskin sirke.. öfkeyle kalkanlar oturmamıs mı zararla..

negatifliği hissedilir boyutta olan insana karşı boş mu duruyor senin enerjin diye sorarken kendime; birden insanın bağısıklık sistemi geldi aklıma.. evet evet bu mikropların hasta etmeye calıstıkları anlarda bizi korumaya kalkan bağışıklık savaşçılarımızı düşündüm.. vucut hastalanmaya kalkar kalkmaz bu bağışıklık savaşcısı olan antikorların üretimi bir artar bir artar.. negatif dış etkenler geldikçe , hayır ben bu vucudu koruyacagım dercesine antikor artışı gözlemlenir..

sonra da; negatif enerji artıyor da senin pozitifliğin sabit mi kalıyor diye sordum.. fikrimce hayır.. pozitif enerji artısını tetikleyen olaylardan biride aslına bakarsak negatif enerjinin yükselişi oluyor bu durumda.. yeterki bağışıklığımız bozulmasın; antikor üretmek saniyeler alıyor..

e o zaman başkalarının pozitifliğinde var olabilmek oldukça kolayken; negatifliğinde hala gülüyorsak enerji kanserinden oldukça uzağız demektir..

yani şimdi beni birileri negatif enerjisiyle boğmaya kalktıgında; duraga gittiğim anda otobus gelicek, dopdolu olan otobuste bindiğim gibi boş yer beni bulucak, kapının zili çaldıgında en sevdıgım yemeği yapan üst komsu bi kase getirmiş olucak, pantolonumun cebınden unutlumus paralarım cıkıcak, tam karsıya gecmek ıstedıgımde arabalara kırmızı yanıcak..

evet bütün bunların olucagından şüphe dahi etmıyorum; birisi 3 eksi gönderıyorsa vucudum korunmak için 5 artı üretıyor; e bu durumda hem eksiler bana ulaşamazken yönlerini şaşırıp kürkçü dükkanı hesabı oluyorlar, hemde artılarım bana kalıp hayatımı kolaylastırıyorlar..

enerji böyle şey olsa gerek..

dilenci şapkası değildi o!

son bilmem kaç haftadır -belki olmuştur 1-2 ay- taksim meydan metro çıkısı merdivenlerinden çıkarken bir şapkaya çarpıyor gözüm;

yerde, eski,hüzünlü ve çokça utanan bir şapka..

sahibine bakmak için hafif yukarı kaldırıyorum gözlerimi.. merdivenin basamağını işgal etmemek ve insanların kolay geçmesine yardımcı olabılmek için öylece köşeye sıkışmış,büzüşmüş bir amca. genç mi yaşlı mı bilemem, niye mi? dizlerinin arasına doğru eğmiş kafasını eğebildiğince, elleriyle kapamış yüzünü, görmesin kimseler beni buralarda diye.. önüne koymuş şapkasını ; bir buyum var dercesine..

sanki tükenmiş,bitmiş herşeyi. çocukları var sanki okul okuyan. eşi var sanki hergün işe giden bir eşi oldugunu düşünen. aylar olmuş işten çıkarılalı da , araya araya iş bulamamış ,ailesinede bişey diyememiş hani; en çok insan burda var diyip bir köşe seçmiş kendine; kuytularda..

ne “allah rızası için” şeklinde başlayan cümleler kuruyordu nede gelip gecenlerin attıkları paralı alıyordu. sanki bi tanıdık çıksa birden tabi eğer olurda yüzünü görmeden tanıyabılceği kadar yakın birisi çıkarsa; şapkamı düşürmüştüm de alıyordum diyecek..

utanıyordu..

evet ortada bir utanç meselesinin olduğu bir hakikat lakin sanki yanlış kişi utanıyordu burda.. o nerden bilecekti ki birgün birileri çocuguna okul harçlığı verme mutluluğunu çok görecek ona.. bilemezdi evine ekmek götürme mutluluğuna göz dikenler olduğunu..

ne çok insan geliyor geçiyor önünden , aynı şeyleri mi görüyorum diğerleriyle her bakışımda şapkaya ve amcaya.. bilsem ki yanına gidince çekinmeden,utanmadan,sıkılmadan konusacak dökecek derdini; dinlerdim seni amca..