Kelimelerden esintiler

“Sevgi, iyilik, yardım, din, öbür taraf” gibi kelimeler icat edildiği gün çöktü insanlığımız.

**

Kelimelere takıla takıla taklaban olduk.

Not.

Orlando: bu “taklaban” dediğin şey, “şaklaban” ın takılmayı seven hali oluyor sanırsam:)

bendeniz: Ara ara böyle yeni kelimeler türeterek insanlığımızın çöküşüne el atıyorum ben de! Çorbada tuzumuz olsun canım 🙂

**

Oportünizm, boşlukları doldurmak, fırsatçılık filan demekse, en büyük oportünist evrendir; çünkü boşluk hiç sevmez ve tüm fırsatları kulllanır.

**

Bence tarihle yüzleşmek son derece basit, tekerrürleri görmek yeterli, ister kişisel tarih ister ulusal,ister evrensel, fark etmeeeezzz

**

Herhangi birindeki “tekerrür”ü gördün mü olay biter: çünkü bu meret bulaşıcıdır, anında diğer alanlara sirayet eder. Tekrarları gör!

**

Tekrar paternini bi yakaladın mı, senin ve dünyanıın geçerli oyun leveli çöküverir! Ohhh gelsin yeni oyun evreleri…

**

Buna DÖNGÜ’den çıkış denir yavru kedi 🙂

**

Bin tane yıl geçmiş-dile kolay- ama bakınız DELİ Dumrul fenomeni hala çalıp duruyor! Takılmış bu plak! Bi el atıverin Allah rızasına

**

Ko: Sonsuz döngü=K-ozmik O-yun

**

“Çıktığın kapıyı hızla kapama, birgün geri dönmek zorunda kalabilirsin”. [P. Coelho]

“zorunda kalmasan” da belki kendin bi uğrayıp hal hatır sormak istersin yaw Coelho amca. Kapıyı çarpmamak nazik bi davranıştır.

**

Bütün iyi özelikleri kaptıysan, dışarıya bişey kalmamıştır, dünyadaki her şeyden  şikayet etmen çok mantıklı.

**

Eh bulunduğun şartların dışına çıktığında meselelerin çözümü imkan dahiline girer.

**

Ses tonlarına dikkat edin, malumat mı aktarıyor, yüreğinden mi yaşıyor, eğleniyor mu, oyun oynayan bir çocuğun samimiyeti var mı?

**

TRF yani; tarif, taraf, terfi, tarife, itiraf, trafo… Başka var mı?

“taraf” sözcüğü, seçim yapan/karar veren anlamındadır. Taraftar‘lık ise insan zındanı! Bi kelimeye iki tane “T” iki tane “R” fazla geliyor galiba! Hiç böyle bakmış mıydınız?

Örneğn Allah, tarif edilemez, demek ki taraf olamaz bu sebeple terfi edemez :)))

**

“Yok saymak” bu dünyada olabilecek en büyük intikamdır, çünkü VARlığa hakarettir.

**

Taraf olmak-2

Yazının öncesi: TIKla

Peki bir yandan taraf olmayanın bertaraf olacağı sopası gösterilirken diğer yandan bu dünyanın amacının bizatihi taraf seçmek olduğunu söylemek ne anlama geliyor?

Demiştik önceki gün. İşte birbirine zıt gibi görünen fakat tıpkısıyla aynı şeyi söyleyen iki önerme 🙂 Neyse buna geçmeden aslında “taraf olmak” nedir, bunu biraz örnekleyeyim.

Biz, çoğunluğumuz, “taraf olmayı”; taraftar olmak anlamında yaşıyoruz!
Nedir taraftar olmak?

TDK şöyle diyor: 1. Yandaş: 2. sp. Sporcunun veya sporcuların temsil ettikleri renklere, kulübe veya bayrağa bağlı kimse.

Yukarıdaki sporcu kelimesini kaldırın, yerine istediğiniz “bi şeyi” koyun, işte taraftarlık bu. Üstelik kendi taraftarlığımızı her vesileyle açık etmeye hatta kendimize ezberletmeye çalışırız biz. İş için ya da kişisel ilişkiler için kendimizi anlatmamız istendiğinde, en önde gelen taraftarlıklarımızı sayıp dökmeye başlarız: Gezmeyi severim, dansı severim, galatasaraylıyım, yalan sevmem, akpliyim, kadınları severim, istanbulu severim vs vs…

Taraftar olmanın nesi yanlış?

Nesi yanlış değil ki! 🙂 Taraftar olmak insanın AN’da varolamadığının en büyük belirtisi bence. Bişeyi bi kere yapmışınız, içinizden gelmiş o an, ve sevmemişsiniz, artık o şeyin sevmeyeni tarafında oluyorsunuz. Bi daha o kapıdan geçit yok size! Ve kimse sizi buna zorlayamaz, özgür iradenizle o kapıyı mühürlediniz, taraftar oldunuz.
E iyi ya madem dünya seçim alanıymış biz de seçtik taraftar olduk diyebilir miyiz o halde?
Keşke diyebilseydik.
Bu dünyada büyük oranda kararsız insan var biliyor muydunuz? Karar vermekte zorlanan yani taraf olamayan!? Bu insanlar üstelik bir çok konuda taraftarlıklarını ilan etmiş insanlar arasında bulunuyor aynı zamanda.
Acıdır ki, onların “taraftarlığı”, karar aşamasında “taraf” olmayı engelliyor! Komik değil mi?
Evet bu dünyada yaşamak için her an bir karar vermek, her an bir seçim yapmak ve bunun sonucu her an bir taraf olmak zorundayız. Dünyanın fizik varlığı bize bunu dayatıyor, aksi takdirde yaşayamayız, bitkisel hayata gireriz, ölürüz, bertaraf oluruz.
Evet maviş Dünya, taraf olmamızı şart koşuyor, AN’da taraf! Fakat biz taraftar oluyoruz 🙁
Anlık davranışımıza bu denli güvensizlik göstermemiz ne üzücü değil mi? Hep hazırlık hep taraftarlık, AN’ları ona hazır olmaya çabalayarak kaybediyoruz! Ve bu beni çok üzüyor.

Don Juan’ın, savaşçı olmak için ileri sürdüğü ilk adım bu işte: “savaşçı AN’da gerekeni yapar”

Biz AN’da gerekeni bulmak için harcıyoruz ömrümüzü. Neden? Çünkü doğru olanı yapmak için eğitildik.
An’da gerekeni yapanları da “dengesiz” sınıfına dahil etme eğilimliyiz (en azından ben biraz öyle olduğumu hissediyorum). Evet AN’da gerekeni yaparken tüm mesajlar eksiksiz alınmış olmayabilir, böylece dışardan tüm anlarınızı seyreden biri sizi dengeli bulmayabilir, elma bir günde olgunlaşmıyor 🙂 Fakat AN’da kalma yani tüm taraftarlıkları bırakma eylemi, öyle bişey ki, elmanın çiçeğe durduğu an o işte! Bu yoksa zaten elma filan yok 🙂
Biz elma bulmuşuz, yok bu ekşi, bu küçük, bu kurtlu, bu acı diyerek (onları dengesiz bularak), AN’da yaşamanın önünü tıkamamalıyız diyorum.
Pek tabi bunların hepsini kendime söylüyorum 🙂