Görsellere kayan dikkat

720 gün uğraşıp bir kitap yazacağıma, bir leğenin içinde oturup etrafa bulaştırmadan nasıl nar yediğimi videoya çekseydim ve youtube’da yayınlasaydım çok daha popüler olurdum :))))
Üstelik sonra yazdığım kitaplar belki nar hakkındadır diye 32 lisana çevrilirdi hahahahahahaha

Bir an gözümün önüne gelip epeyce güldürdüğü için paylaştım bunu. Her şakanın ciddi bir yanı vardır tabi, şu bir gerçek ki dünya insanlarının ilgisi görsel yapımlar tarafından özellikle kısa olan görseller tarafından avlanmış durumda, bunun bir geri dönüşü var mı bilmiyorum, bilmediğimiz bir çok etken var, bir çıkarımda bulunmak istemiyorum. Şüphesiz ki sizler de bu durumun farkındasınız bir milyon tık alan youtube paylaşımlarını görmüşsünüzdür, sizlere neler verdi? Ne denli kalıcı oldu, neler düşündürdü ve ne tür bir değişime sebep oldu? Bunların istatiksel hesaplarını da bilmiyorum. Okumamak gelip geçici bir modanın mı sonucu yoksa bitti mi bu iş?

Okuyan ve yazan nesil bu durumu insanların düşünce tembelliğine bağlıyor, muhakkak bunda da gerçeklik payı vardır. Beni güldüren bir başka tespit de şu, insanlar mesleğimi sorduklarında yazarım cevabını alınca birden çok sevinmiş, takdir etmiş görünüyorlar hatta bazılarının gözündeki hayranlığı görüyorum fakat kitap okumadığını söylüyorlar. Yani kitaplara değil yazarlarına bir hayranlık var, bu da cumhuriyet döneminden kalma bir eğitimin son kalıntıları gibi geliyor bana, umarım yanılıyorumdur. Yani bir sonraki jenerasyonda belki bu bile kalmayabilir çünkü okumaya özendirme bir süredir eğitim sistemimizde ve TV program show ve dizilerinde kalmadı. Böylece belki artık kitaba olmayan ama yazarına olan takdir bile kaybolup gidecek. Ya da hiç bilmediğimiz bir şey olacak ve geri dönecek gerçekten de bir yargı oluşturmaktan kaçınıyorum.

İletişim çağının getirisi olan dikkat dağınıklığı sorunsalı; şu anda bir çok alanda gündeme getiriliyor ve tartışılıyor, belki bu dağınıklığın kapitalizmin işine yaradığını hatta onun tarafından organize edildiği söylense de nihai anlamda mevcut eski düzenin yıkılmasına hizmet edip etmeyeceğini de kimse kesin biçimde söyleyemez herhalde. Yani yeniye geçmek, eskinin imha edilmesini sağlamak için yozlaşmanın tavan yapması gerekiyor olabilir.

Okumak bize soyut alanlarda faaliyet gösterebilmeyi öğretir, erişemediğimiz zaman ve yerlerin içine dalmamızı sağlayan bir çeşit zaman makinesi, hatta boyut makinası olarak işlev görür. Demek ki burada sorulması gereken soru şu: acaba bu basit içerikli (genelde heyecan uyandırma gayeli düşmeler, cinsel imalar vs gibi) görseller insanların soyut kapasitelerini işler hale getirmeye muktedir mi?

*

Siz de benim gibi neye inanacağını seçenlerden misiniz?
Ben seçiyorum çünkü varsayımlar ve tavırlarımız yoluyla oluşan inanç durumunun, gerçekliğimi yarattığını biliyorum, en azından öznel gerçekliğimin sebebi budur.
Oyuna uyandığınızda artık suçlama ve şikayet ile kendine acıma lüksü elinizden alınıyor! Dikkat buyrun elinizden alınıyor… Bence rüyada olmak bazı açılardan çok rahat 🙂 üstelik uyanmanın geri dönüşü de yok.
CC bunun için dünyanın çökmesi tabirini kullanmıştır. E bir kere çökünce elinizde ne kalıyor? Sorumluluğu %100 almak!
Bazen bir sohbet ya da soruya karşılık verme veya bir seminer esnasında “falanca’ya henüz inanmaya karar vermedim” dediğimi duyuyorum. İçimden gülüyorum çünkü dosdoğru bir beyan. Dikkatimizi talep eden her şey, kendine inanmamızı sağlamaya çabalar, her şey bu kapsama dahildir.
İnanmadan varlık alemlerinde yaşamak mümkün olmadığına göre, seçtiğim şeylere kapıyı açmam kadar doğal bir şey olmaz herhalde. Tabi bunlar değişmez değildir fakat öyle zahmetli çalışmalar gerekiyor ki, inanmayı seçmeden önce kesinlikle daha zevkli bir süreci sürdürmek ve sonra kararını bildirmek en evlası geliyor bana.
Tabi karar mekanizması(*) duygusal olmayan bir insanın bu lafları etmesi bekara karı boşamak gibi oldu diyebilirsiniz ve kesinlikle haklısınız 🙂
Eğer bu paylaşım dikkatinizi çektiyse açılım için şu yazıya da göz atıverin lütfen: Tıklayınız
(*) Human Design sisteminde 5 çeşit karar verme mekanizması var ve söylendiğine göre dünyadaki insanların yaklaşık %80 i Duygusal ve Sakral otoriteli

Kişilik binasının temelleri

Anladığımız bir çok şeyi, hatta aydığımız (bütünsel,anlık aydınlanma) şeylerin çoğunu uygulamalarımıza yansıtamıyor oluşumuzu kendimize sık sık hatırlatarak işe başlamalıyız. Ancak bundan sonradır ki, anladıklarımızın davranışlarımıza,uygulamalarımıza neden yansımadığı ile ilgilenebilecek kadar hırslanabiliriz.  Bu hırs iyidir, sorunun kökenine inmek için bizde yeterli sarsılmaz niyeti keskinleştirebilir. Böylece üçüncü aşama olan köken sorunsalını çözmeye, ki bu da çoğunlukla 0-7 yaş arasında aldığımız kararların/inançların (farkında olmadığımız ve unuttuğumuz) kişiliğimiz olan binanın temelleri olduğunu ve bunlarda değişiklik yapamazsak binada oluşturabileceğimiz değişimlerin her zaman yüzeysel kalacağını idrakle, sağlıklı bir adım atabileceğizdir. Eğer bu aşamaları disiplinle sürdürmüyorsak sadece mucize bekliyoruz demektir ve mucizeler de nadiren görülebilir. 


Kişi mevcut durumuna, rahatsızlık ve hastalıklarına, evine, sokağına uğraştığı problemlere bakarsa, temeli nasıl atmış olduğunu görmek o kadar zor değil. Gerçek bir şifacı da bunu yaparak işe başlar zaten. Herkes kendi kendinin şifacısı da olabilir ki en kullanışlısı da bu.

Bu konuda rüyaların analiz edilmesi (rüya görüşmeciliği) gerçek anlamda yapılabilirse insana büyük ivme kazandırır ancak bundan sonradır ki insan günlük olağan hayatının da bir rüya (mutabakat rüyası) olduğunu kavrar ve onu da aynen rüyaları çözme tekniği ile inceler. Tabi bu konuda kişinin güvendiği ve yöntem bilen birinden destek almak şarttır. Sebebi ise insanın kendini görmeye/duymaya sınırladığı bir şeyi kendine hatırlatmasının pratikte mümkün olmamasıdır.

İşte bu sebeple Gurdjieff usta hapisaneden kaçmanın kurallarını yazmıştır. İşte bu sebeple insanlar kendi hayat deneyimlerini anlatırlar, yazarlar. İşte bu sebeple her zaman gizem okulları, farkındalık konusunu işleyen inanç toplulukları olmuştur. İşte bu sebeple mürid mürşid ilişkisinden vaz geçilemez. İşte bu sebeple ben boşluğa basamak dizenlere saygı ve sevgimi dile getirmekten bıkmam.

Gerçek bir şifacı her kişiye özel yöntemi bulur ve uygular. Mesele kişinin kendi aydınlanma sorumluluğunu alıp almadığı ile ilgilidir. Neden mi? Sorumluluğu kendi üzerine alan kişi farkında olsun olmasın, evrenin tüm köşelerine, tüm hücrelerine bu konuda kendine destek verilmesi için çağrı yapmış olur! Ve bu çağrıya uygun olup da cevap vermeyecek bir varlık düşünülemez!