Etiket: inançlar
Gerçeklik zannımız YORUMLAMA sistemlerinden ibarettir!
Tüm ayrılıklar, sadece pratik değeri olan faydalı bir yanılsamadır.
İnançlar deneyimlerimizin temelidir ve 3 e ayrılır :
1-Varsayımlar: sorgulanmayan, şüphe duyulmayan inançlar
2-Tavırlar: kuşku içeren ama deneyimleri etkilemeye devam eden inanç durumu.
3-Manao: yeni bilgiler ışığında kolayca değişen inançlar.
YORUMLAMA SİSTEMİ nedir? Bu bir elektrik sinyali şifre kırıcısı mı?
O halde bu şifre kırıcıyı kim ve nasıl hazırlamış? Bu sistem beynimize ne zaman yüklenmiş?
YORUMLAMA SİSTEMİ değiştirilebilir mi? Değişirse ne olur?
Görsellere kayan dikkat
720 gün uğraşıp bir kitap yazacağıma, bir leğenin içinde oturup etrafa bulaştırmadan nasıl nar yediğimi videoya çekseydim ve youtube’da yayınlasaydım çok daha popüler olurdum :))))
Üstelik sonra yazdığım kitaplar belki nar hakkındadır diye 32 lisana çevrilirdi hahahahahahaha
Bir an gözümün önüne gelip epeyce güldürdüğü için paylaştım bunu. Her şakanın ciddi bir yanı vardır tabi, şu bir gerçek ki dünya insanlarının ilgisi görsel yapımlar tarafından özellikle kısa olan görseller tarafından avlanmış durumda, bunun bir geri dönüşü var mı bilmiyorum, bilmediğimiz bir çok etken var, bir çıkarımda bulunmak istemiyorum. Şüphesiz ki sizler de bu durumun farkındasınız bir milyon tık alan youtube paylaşımlarını görmüşsünüzdür, sizlere neler verdi? Ne denli kalıcı oldu, neler düşündürdü ve ne tür bir değişime sebep oldu? Bunların istatiksel hesaplarını da bilmiyorum. Okumamak gelip geçici bir modanın mı sonucu yoksa bitti mi bu iş?
Okuyan ve yazan nesil bu durumu insanların düşünce tembelliğine bağlıyor, muhakkak bunda da gerçeklik payı vardır. Beni güldüren bir başka tespit de şu, insanlar mesleğimi sorduklarında yazarım cevabını alınca birden çok sevinmiş, takdir etmiş görünüyorlar hatta bazılarının gözündeki hayranlığı görüyorum fakat kitap okumadığını söylüyorlar. Yani kitaplara değil yazarlarına bir hayranlık var, bu da cumhuriyet döneminden kalma bir eğitimin son kalıntıları gibi geliyor bana, umarım yanılıyorumdur. Yani bir sonraki jenerasyonda belki bu bile kalmayabilir çünkü okumaya özendirme bir süredir eğitim sistemimizde ve TV program show ve dizilerinde kalmadı. Böylece belki artık kitaba olmayan ama yazarına olan takdir bile kaybolup gidecek. Ya da hiç bilmediğimiz bir şey olacak ve geri dönecek gerçekten de bir yargı oluşturmaktan kaçınıyorum.
İletişim çağının getirisi olan dikkat dağınıklığı sorunsalı; şu anda bir çok alanda gündeme getiriliyor ve tartışılıyor, belki bu dağınıklığın kapitalizmin işine yaradığını hatta onun tarafından organize edildiği söylense de nihai anlamda mevcut eski düzenin yıkılmasına hizmet edip etmeyeceğini de kimse kesin biçimde söyleyemez herhalde. Yani yeniye geçmek, eskinin imha edilmesini sağlamak için yozlaşmanın tavan yapması gerekiyor olabilir.
Okumak bize soyut alanlarda faaliyet gösterebilmeyi öğretir, erişemediğimiz zaman ve yerlerin içine dalmamızı sağlayan bir çeşit zaman makinesi, hatta boyut makinası olarak işlev görür. Demek ki burada sorulması gereken soru şu: acaba bu basit içerikli (genelde heyecan uyandırma gayeli düşmeler, cinsel imalar vs gibi) görseller insanların soyut kapasitelerini işler hale getirmeye muktedir mi?
*
Mutlak Gerçekçiler…
“Kesin inançlı, kendi siyasi, dini, felsefi inancının “mutlak gerçek” olduğuna, bunu başkalarına zorla uygulamak gerektiğine bağnazca inanır. Hiç şüphesi, hatta merakı bile yoktur. Bu yüzden, okumuşlarında bile cehalet havası sezilir.
Aynı sebeplerle, ‘ödünsüz’dür: ‘Revizyonizm, değişim, yumuşama, uzlaşma’ gibi kavramlara düşmandır. Hatta ılımlılık “tehlikeli”dir, “ihanet”tir. ‘DÜŞMAN’ onun için bir ihtiyaçtır. Çünkü ancak tehlikeli ve acil bir ‘düşman’ın varlığı onun kafasındaki ak – kara şablonuna uyar. Bağnazlık ve paranoya birbirini tamamlar. Öyle bir “düşman” ki, “her şeye kadir ve her yerde hazır” olmalıdır. Her yere sızan, sinsi planlar yapan, bizleri uyutan, bizden akıllı düşmanlar!
En heyecan verici iç düşmanlar ‘dış güçler’e, ‘emperyalizm’e, ‘beynelmilel Yahudi’ye bağlı olanlardır: “İdeal bir düşmanın yabancı olması gerekir, yerli düşmanın yabancı soydan geldiği iddia edilmelidir…”
‘Kesin İnançlı’nın sağcı solcu, dinci, laik olması fark etmez.
Eric Hoffer
Biz buna Gezgin şamanın yolunda,”asla şüphe duyulmayan inanç durumu” anlamına gelen Paulele diyoruz . İnançlar deneyimlerimizin temelini oluşturur ve üç guruba ayrılır:
- Varsayımlar (paulele): asla şüphe dıuulmayan inanç durumu
-
Tavırlar (Kuvana) : kuşku içeren ama deneyimlei etkilemeye devam eden inanç durumu
-
Mana’o :Yeni bilgiler ışığında kolayca değişen inançlar.
Birinci prensip İKE bize; tüm sistemlerin keyfi olduğunu ve insan algılarının dünyasında “Mutlak” beklentisinin hüsran olacağını söyler.
Paulele, üzerinde düşünerek, tahlil yapılarak değiştirilemez. Bunların dönüşüme uğratılmaları ancak doğrudan deneyimler yoluyla olur. Bir diğer etkili metot ise her zaman hatırlatmaya çalıştığım Ho’oponopono uygulamasıdır. Ho’oponopono sarsılmaz bir kararlılıkla uzun süre belki tüm hayat süresi boyunca yapılmalıdır.
Eğer “Faydalı Keyfilik” prensibini sindirebilirseniz, çoğu inancınızı değiştirmeniz gerekmez, onlar keyfilik temelinin üstünde olduğu müddetçe siz barış ve armoni yolunda yürüyen varlıklar olursunuz. Bu oluşum Toltek şamanlığında “denetimli delilik” olarak kavramlaşmıştır.
Şöyle bir örnek aklıma geldi, her zaman oldukça sade bir metafor olmuştur bu:
Sizin bir giysi gardrobunuz var ve onlardan hepsini aynı sürelerde giymezsiniz ama dolabınızda asılıdır ve sizindirler. Bütün dünyadaki insanların da bir giysi gardrobu var, zengin ya da fakir fark etmez. Eğer siz en doğru gardrobun hatta tek doğru gardrobun size ait olduğu “mutlakçılardansanız” hayatınız yani öznel ve nesnel gerçikliğiniz çatışma ve savaşlarla geçecektir; çünkü ayrılıkçıdır ve “mutlak” beklentilidir. Oysa bu gardropların hepsinin keyfi biçimde oluşturulduğunu ve bundan sonra da sonsuza kadar keyfi biçimde oluşturulabileceğinden eminseniz, eh bu durumda artık barış ve armoni yoluna adım atmışsınız demektir. Bu milyarlarca çeşit giysinin her biri tasarlanmış, üretilmiş ve kişilerin zevki uyarınca seçilip gardroplara dahil edilmiş birer minör enerji kalıbıdır.
Üstelik bu gardrop, akıllı ve yaşayan bir gardroptur; buna Bilincin KU bölümü diyoruz, preshamanların bu konuyu KU’nun bileşenleri ve işlevleri açısından irdelemelerini arzu ederim.
“Yaratımdan gelen” limitler nesnel gerçekliğimizin temelini teşkil ederler ve çoğumuz bunun mutlak gerçeklik olduğunu düşünürüz. Sanki inançlar yalnızca öznel gerçekliğimizi oluşturuyormuş gibi biliriz. Oysa ister nesnel isterse öznel olsun tüm gerçeklikler iç rüyamızın dışa vurumundan ibarettir, evet aralarında bir fark var fakat bu yalnızca süreçle ilgili.
Faydalı Keyfilik (ayrılık) Nedir?
Gezgin şamanın yolu, Huna bilgeliğinin 7 ana prensibinden ilki olan İKE, bütün sınıflamaların (sistemlerin, inançların, kanunların), kaynağı ne olursa olsun, potansiyel olarak faydalı ancak keyfi olduğunu söyler. Ayrılık, sadece pratik değeri olan, faydalı bir yanılsamadır.
Bu bilgi, eğer içeriğini deneyimlerimizle örtüştürebildiysek bizi her şeyin BİR olduğuna ikna etmeye yeter.
Her şeyin BİRliği çıkarımı yeni bir şey değildir, özellikle mistik öğretilerin hem açılış hem kapanış cümlesi budur aslında. Gezgin şamanın mistiklerden farkı bu bilgiyle ne yaptığımız konusunda ortaya çıkar; Mistikler ayrılığı getiren tüm bu sistem ve inançlardan soyunmayı, çıplak(!) kalmayı böylece tanrıyla bir olmayı salık verirler, amaçları budur. Bu sebeple insanın tüm anlam verme çabalarının ürünü olan çıkarsamaları kötüleyip reddederler. Sonuç olarak aralarında gerçekten BİRliğe ulaşmış olanlar var ise dünyanın bu boyutundan -aslında tüm boyutlardan, yani VARLIK aleminden -uzaklaşmışlardır.
Oysa gezgin şaman BİRliğe olan kesin imanını, şu an ve burada pratik uygulamalara dökmek isteyendir, bu sebeple de tüm sistem ve inançların bir yanılsama olduğunu bile bile bunları “anda gerekeni yapmak” şeklinde kullanmayı seçerler. Bu keyfilik, Tolteklerin “denetimli delilik” kavramıyla örtüşen bir esneklik yani ustalık kazanmanın provasıdır.
