Mini mini birler

Çürümüşse, bozuşsun, parçalansın dağılsın ve
yeniden doğuşun o haşmetli ve
bilinemez topağına karışsın
sa
*
Doğuya bakan evinizde
Güneş batmaya yakın
Gölgeniz düşüp kırılabilir yere
sa
*
Gökkuşağı yerine
gül takının altından geçer
insan olurum -sa
*
Biraz ateş biraz duman
ortada insan.
İmkan dahilinde olan.
sa
*
Yıldız olmak kolay değil, örneğin dünyamız daha kaç merhale geçirecek bir yıldız olmak için kim bilir. Kendi adıma Sharon Stone’un gülüşünü, Jodie Foster’in kaçamak utangaç bakışını,
Russell Crowe’un tüm yüzüne bedenine yayılmış şefkatini, Brad Pitt’in dünyayı tiye aldığını sandığın o gülümsemesini sonsuza kadar seyredebilirim.Yıldızların hem parlaklık dereceleri hem de kendilerine özgü bir tarzları var. Ortak olan ise göz kamaştırıcı olmaları. Güneş gözlüğüyle bakmak tavsiye edilir. 🙂
Kuzey-güney ay düğmü de epeyce etkin. Örneğin benim haritada iki tane tanrının parmağı denen şey var. Her insanın doğduğu an bir ruh, ben buna inanıyorum, özel ve biricik olması bu sebeple. Geçen annemdeyim bi şey söyledim annem inanmadı, hani bakayım göster bakalım dedi. Ben de ona dedim ki gülerek “sen benim -annem yahu!- hayatımda hiç yalan söylediğimi gördün mü?” velev ki beyaz olsun pamuk şekeri olsun fark etmez. Görmedim dedi tabi doğal olarak. Sebebi çok ahlaklı olmamdan gelmiyor ki, kuzeyi yay olanlara yalan yasaklanmıştır. Herkes söyleyebilir bi şekilde bedeliyle de yüzleşir ama bize yasaklanmış. Yani bunu kişisel olarak ben karar verip öyle olmadım. Bazı şeyleri an (ruh) getirir bazı şeyleri, genler getirir, diğerlerini de ana dili(mother tonque) tamamlar. İsmi ve deriyi de hesaba katınca al sana ayrılık illüzyonu. Hoş bir orman ateş başı hikayesi. aloha sevdiceklerim.
*
Ruh için zaman da söz konusu olmadığından bir ruh (ağacın bir dalı diyelim) değişik zamanlarda ve yerlerde binlerce kişiye onların yüksek benliği aracılığı ile bağlıdır. Ruh insani manada kişisel değil. Üstelik o bi şey öğrenmeye ihtiyaçsız, değişmez. Öğrenecek olan insandır, onun hücreleri vasıtasıyla gezegendir. Benim epey bir süredir fikrim böyle, henüz değişmedi.

Robotlar aslında ne ister?

Biz insanlar da robotlar gibi yazılımlarla doluyuz. Aramızdaki farkın duygular olduğu söylenir bilimkurgularda fakat bu da muğlak bir ayrım çünkü duyguları düşüncelerimiz, düşüncelerimizi ise zaten yazılımlar oluşturur. Robotlar ölmez biz ölürüz.Aslında onlar da eskir, parçaları yazıılımları güncellenir ve sadece çok daha uzun dönem için kişiliklerini korurlar.
Ban göre kendi aralarında üremiyor oluşları şimdilik en belirgin farkımız çünkü insanlardaki üreme, yeni bireyin anne babadan randomsample aldığı şeylerle (tesadüfi seçim) oluşuyor ve yeni bir şey ancak böyle ortaya çıkabilir. Yazılımların icat edemeyeceği denli tuhaf ötesi bileşimler çıkıyor ortaya insanda.
Örneğin robotların turing testini geçmeleri bana pek olası gelmiyor.çünkü onlara 50 tane lisan yazılımı yükleseniz dahi, annenin yavrusuna yüklediği manada olmaz yani gerçeklik belirmez. Orada devreye giren bambaşka bir şey var. Bunların başında belli belirsiz işleyen bu iyi bu kötü, bu doğru bu yanlış vardır. Bunlar eğer robota yazılımla yüklenirse çok net olacağından onu kandırmak kolay olur ama insanı kandıramazsın bu anlamda. Örneğin  robotlara ahlak normlarını herhangi bir kültürü baz alarak yazılım olarak yükleyebilirsin ama bu asla mother tongue (ana lisanı) ile yüklenen büyünün yerine geçmez bence.
Robotlarda özgür irade olmadığı söylenebilir. Bu da hayli tartışmalı bir konu.
Bazen ben bir kere ve özel bir durum için insanımsı bir yaratığa özgür iradesiyle hareket etmesi söylenmiştir. Ve sonra bu giderek insanlık için müktesep hak haline gelmiştir (bence), çoğu şey böyle olur hayatta. Örneğin bir robotla şöyle bir konuşma yapabilirsiniz:

Devamını oku “Robotlar aslında ne ister?” →