insan yönetim

insanları yönetmek istiyorsanız onları meraklarına esir bırakacaksınız.

insanların hislerini kullanmayı bileceksiniz.Hisler insanlara yol aldırır ancak insanı zayıf duruma düşürende onlardır.Aslında bu bilinç hepimizde refleks olarak mevcuttur.Bunun içindir ki genelde hep duygusallığa oynama eylemi mevcuttur.Ancak bu genel bir eylem olduğunda ifşa olmuştur.Bunun için başka hissiyatları ele almak gerekir.

Bir insanla ,yüz yüze konuştuğun ,onun hakkındaki bir şeyi çok kısa bir süre geçse bile bilmiyormuş gibi davran.Bu onu etki altına almana yardımcı olacaktır.Çünkü bu onu şoka sokar,sinirlendirir ve bu durumda insanlar aciz olur.

insanların çok önemsediği şeylere sıradanmışcasına davranacaksın.Böylelikle onlara güven kaybı yaşatırsın.Güvenini yitiren insan yönetilmeye mahkum olur

tarih katliamı

Baraj suları altında kalacak olan Allianoi antik kentinin üzeri kumla örtülüyor. Kentin ortaya çıkması için yıllarca emek veren Trakya Üniversitesi’nden Yrd.Doç. Dr. Ahmet Yaraş bu tarih katliamı karşısında hissettiklerini bir mektupla paylaştı. Değerli bilim insanının bu mektubunu yayınlıyoruz.

GÖRDÜKLERİMDEN UTANIYORUM !

Allianoi’u tırnakları ile kazanların önünden kamyonlar geçiyor.
Allianoi kumla örtülüyor.
DSİ’ şirketlerden birine betonla kaplama, diğerine de kumla örtme ihalesi vermiş.
Amaç daha hızlı, daha hızlı olsun.
Kanlı veya kansız.
Fark etmez.
Yeter ki, bu gavur taşları yok olsun !
Gözden uzak olsun,
Hatta 30 metre çamur altında kalsın,

Şirketin programında bugün hastane yapısı var.
1800 yıllık hastane yapısı şu an kumla örtülüyor.

2006 yılında, Allianoi Gönüllüleri’nin yardımları ile kazı yaptığımız 1800 yıllık hastane hızla kapatılıyor.
Oysa biz onu 4 ay boyunca kazarak aydınlıkla buluşturmuştuk.
Ve yaklaşık 20 odasından ancak ve ancak 8’ini kazabilmiştik.
Çünkü zaman ve para bütün hastane yapısını kazmaya yetmemişti.
Sadece bu 8 odadan yüzlerce arkeolojik eser müze envanterlerine alınmıştı.
Odalardan birinde yüzün üzerinde metal cerrahi alet bulmuştuk.
Hem de çok sayıda farmakolojik aletle birlikte ortaya çıkartmıştık.
Bu koleksiyon dünyanın bir ören yerinde ve hastane yapısında en büyük tıp aletleri koleksiyonu olarak literatüre girmişti.
Muahanehanelerden birinin de muhtemelen ünlü Tıp Bilgini Galenos’un olduğunu öngörmüştük.
Belki yanı başındaki odalardan birini kazabilseydik, ona ait özel eşyalarını bile bulabilecektik.

Olmadı… / Olamadı… Çünkü o sıralar para bitmişti.
Aylarca karpuz peynir ekmek veya makarna yemekten kazı ekibi yorulmuş / sıkılmıştı.
2006 yılında biraz daha mı yardım için kapı kapı dolaşsaydım…
Ah bugün daha da çoğaldığımız insanlar o yıl nerelerdeydiniz
?
Galenos’un gerçek anlamda izni bulmakta belki sizin de payınız olacaktı!!!
Tarihe bir not da sizler düşecektiniz..

Ama nasıl olsa gelecek yıl kazıya devam ederiz diye düşünüyorduk.
Ünlü tıp bilgini Pergamon’lu Galenos’un adına rastlama umudunu 2007 yılına bırakmıştık.

Ancak ne 2007 de, ne 2008 de, ne 2009 da bakanlık kazı ruhsatı verdi.

Yıl 2010.
Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ın ‘Caresizim’ nidaları arasında bu topraklarda bir başka boyut yaşanıyor.

Dört yıldır Kazı ruhsatı ver(e)meyenler bugün caressiz olduklarını söylüyor!!!
TRT’nin belgeselini yayınlamasına engel oldum diye övünenler pekala ilgili gerçek makamları da caresizliğe sürükleyebiliyorlar …
Çok geniş alanda ve de çok çalışıldığı için bu makamlar soruşturma da isteme gereği duymuşlardı.
Kurul üyelerinde bilim komisyonlarını da sık sık yenilemek zorunda kalmışlardı…
Kazı yaptığım alana girişi de çaresizlik yüzünden engelleyebiliriler …

12 yıldır her platformda süren mücadelenin sonunda…

Bir boşluk….

Şimdi belki Pergamon’lu Galenos’un Allianoi’daki muhanehanesi gözlerimizin önünde kapatılıyor.
Allianoi’da bulunan Tıp Aletleri konusunda İ.Ü. doktora yapan Daniş’in gözlerinin önünde hastane yapısı örtülüyor / katlediliyor / tarihe gömülüyor / bizler sadece izliyoruz.

DSİ kendini kurtarmak için ihale üzerine ihale yapıyor,
Politikacılar oy kaygısında her iki tarafa gülüşçükler atıyor,
Gençler hukuk dışı uygulamayı protesto için kendini zincire vuruyor,
Avukatlar bu ülkede hala mahkeme önlerinde hukuk arıyor,
Ben tırnaklarımla kazdığım hayatımın en güzel 12 yılını verdiğim yerin yok oluşunu izliyorum.

Bilimsel Etik…

Çağdaşlık ….

Demokrasi…

Evet / Hayır naraları arasında bir insanlık ayıbı… / bir tarih katliamı …

yüreğim ağrıyor…

Tanıklığımdan utanıyorum.

www.allianoi.org’a bugün gönderilen bir şiir bizi anlatıyor. Uzun metinler yıllarca süren yardım talepleri artık kifayetsiz kalıyor.

Allianoi
Ayşe Yamaç

su s’ağır
toprak s’ağır
gözler b’akar’kör
d’iller suskun
k’ulaklar s’ağır
çığlığım içime sus’kun
c’an bedene ağ’ır
gün gece
gün kar’anlık
yürek’ler s’ağır

(soL-Haber Merkezi)

Hawking: Tanrı’ya gerek yok!

Evrenin yaratılmasının kıvılcımı için Tanrı’ya ihtiyaç olmadığını, Büyük Patlama’nın (Big Bang) fizik kanunlarının kaçınılmaz bir sonucu olduğunu söyleyen İngiltere’nin en tanınmış bilim insanı Hawking, “Nasıl ki Darwinizm biyolojideki yaratıcı ihtiyacını sona erdirdi, yeni fizik teorileri de evrenin oluşumu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır” dedi

Yaşayan en önemli fizikçilerden Stephen Hawking, evrenin neden varolduğunu açıklamak için hiçbir ilahi açıklamaya ihtiyaç duyulmadığını belirtti. The Times’ın Eureka dergisinde son kitabı Büyük Tasarım’dan (The Grand Design) alıntılanan kısmında Hawking; “Kütle çekim diye bir kanun olduğu için, evren kendini hiçbir şeyden yaratabilir ve yaratmıştır da. Hiçbir şeyin olmamasındansa bir şeylerin olmasının, evrenin ve bizim varolmamızın nedeni bu kendiliğinden oluştur” diyor ve ekliyor “Kıvılcımın çakılması ve evrenin işlemeye hazır olması için Tanrı’ya başvurmaya gerek yok.”

Daha önceki kitaplarında yaptığı Tanrı göndermeleri nedeniyle sık sık başta evrim kuramı karşıtı yaradılışçılar olmak üzere dinci kesim tarafından alıntılanan Hawking geçtiğimiz Temmuz ayında Kanal 4’e yaptığı açıklamalarda “kişisel” bir Tanrı’nın varlığına inanmadığını söylemişti. “Asıl soru; evrenin başlayış şeklinin, bizim anlayamadığımız sebeplerden ötürü Tanrı tarafından seçilen mi yoksa bilimsel yasaların gerektirdiği bir yol mu olduğu. Ben cevabın ikincisi olduğuna inanıyorum. Eğer isterseniz bilimin yasalarına ‘Tanrı’ diyebilirsiniz ancak bu kişisel olarak tanışabileceğiniz, sorular sorabileceğiniz ve dua edebileceğiniz, olaylara müdahale eden kişisel bir Tanrı olmayacaktır.”

Einstein ne diyordu?

Tanrısal göndermeleri nedeniyle sıkça dindar kesimlerce örnek gösterilen ve alıntılanan bir diğer bilim insanı olan Einstein da Hawking gibi kişisel bir Tanrı’ya inanmıyordu. Albert Einstein 17 Aralık 1952’de Beatrice Frohlich’e yazdığı mektupta “kişisel bir tanrı fikri bana garip, hatta safça geliyor” diye belirtmiş, 1953’te yine kendi el yazısıyla aldığı bir notta, “doğaya asla amaç veya hedef, veya antropomorfik olarak anlaşılabilecek herhangi bir özellik atfetmedim. Benim doğada gördüğüm şey, bizim ancak noksan bir şekilde kavrayabildiğimiz ve düşünen her insanı tevazuya sevk etmesi gereken muazzam bir yapıdır. Bu, mistisizmle hiç alakası olmayan gerçek manada bir iman duygusudur” demiştir.

Einstein, 1954 yılı Mart ayında yazdığı mektupta ise açıkça şu paragrafa yer vermişti:

“Dini kabullerim hakkında okuduklarınız elbette bir yalandan ibaret, sistematik olarak tekrar ettirilen bir yalan bu. Kişisel bir tanrıya inanmıyorum ve bunu asla saklamadım, hatta açıkça dile getirdim. İçimde dini olarak adlandırılabilecek bir şey varsa bu, bilimin açıklayabildiği haliyle evrenin yapısına karşı duyduğum sınırsız hayranlıktır.”

Big Bang ve kozmolojik argüman

Stephen Hawking’in çalışmalarının ve söylemlerinin dinci kesim tarafından sürekli alıntılanmasının arkasında “kozmolojik argüman” ya da “ilk neden argümanı” olarak bilinen bir argüman yatmaktadır. Nedensellik ilkesinden çıkan bu argümana göre başlangıcı olan her olayın bir nedeni vardır. (Big Bang’i evrenin başlangıcını açıklayan teori olarak kabul edersek) Evrenin oluşumu Big Bang ile başladığına göre Big Bang’in de bir nedeni, tüm bunların başlatıcısı bir neden, dindarların yorumuyla “Tanrı” vardır. Bu mantığa göre bir olayın kendi kendine başladığını söylemek bir çelişkidir. Ancak bu argüman, mevzubahis ilk nedenin (Tanrı’nın) varlığına neyin neden olduğu sorusunu cevaplamaz ya da neden bu ilk hareketin bir nedene ihtiyacı olmadığına dair bir açıklama getirmez. Dolayısıyla evrenin kendiliğinden oluşmuş olamayacağı tezi savunulurken aynı mantık silsilesi içerisinde başka bir varlığın kendiliğinden varolmasından bahsedilir ve bu varlığın neden kural dışı olması gerektiğine dair mantıksal bir açıklama getirilmez.

Açıklama yaparken kaçınılmaz olarak nedenselliğe başvurulmasının nedeni, gözlemlediğimiz olguların fiziksel bir nedene (Newton fiziğine) bağlı olarak gerçekleşmesidir. Ancak evrenin oluşumunu açıklarken kullanılan kuantum fiziğinin yasaları bu basit nedenselliğe gerek duymamaktadır. Dolayısıyla Stephen Hawking’in kuantum fiziği ile yaptığı gibi, evrenin oluşumu bir Tanrı’ya ihtiyaç duymadan açıklanabilirken, “Tanrı” argümanın kendi nedensiz varlığının açıklanamaz oluşu bu argümanı geçersiz kılmaktadır.
sol.org

Bulanık Mantık

BULANIK MANTIĞIN TARİHÇESİ

Bulanık ilkeleri ilk olarak oluşturan 1965 yılında Azerbaycanlı Lütfi Askerzadedir.Ancak bu ilkeler batı dünyasında şüpheyle karşılanmıştır.Çünkü batı kültürünün temeli “Aristo mantığına” dayanmaktaydı ve bir çok batılıya göre mantık kelimesinin “bulanık” kelimesiyle ifade olunuşu başlı başına mantıksız bir şeydi.Karşı çıkanlar çoğunlukla ihtimaller hesabı üzerine çalışanlardı.Onlara göre bulanık mantığın açıkladığını ifade ettiği her şey zaten ihtimaller teorisiyle açıklanabilirdi.

Doğuda ve özellikle Japonya da ise bulanık mantık benimsenmiş ve 1970 li yıllardan sonra teknolojik bir çok aletin yapımında bu ilkeler kullanılmıştır.Çünkü doğuda belirsizlikte bile güzelliklerin bulunabileceği düşüncesi vardır.
Bulanık kavram ve sistemler ilk defa 1975 yılında buhar makinasının kontrol mekanizmasına uygulanmasıyla gerçekleştirilmiştir.

Daha sonraki yıllarda bulanık sistem, bir çimento fabrikasının işletilmesi ve kontrolü için uygulanmıştır.Ayrıca bu sistemler elektronik cihazlara da uygulanarak 1980’ler den sonra dünya geneline yayılmaya başlamıştır.Günümüzde çamaşır,bulaşık makinaları,elektirikli süpürgeler,asansörler,metrolarda ve şirket işletimi gibi konularda bu ilkeler uygulanmaktadır.

Bulanık mantık sibernetik ve yapay zeka çalışmalarında da etkin rol oynamaktadırlar.

BULANIK KÜME

-Aristo mantığı

Klasik yaklaşımda bir varlık ya kümenin elemanıdır yada değildir.Matematiksel olarak,küme ile olan üyelik ilişkisi bakımından(bunu üyelik fonksiyonuyla ifade ederiz,ü(x))kümenin üyesi olduğunda ”1” kümenin üyesi olmadığında “0” değerini alır.Yani bu mantıkta bir önermenin doğruluk değeri {0,1} kümesindedir.”0” yanlışı ve “1” doğruyu temsil eder.Yani “kesin karar verme” söz konusudur.Örneğin bir şey “iyi” değilse “kötü”dür yada “güzel” değilse “çirkin” dir

-Bulanık mantık

Bulanık varlık kümesinde her varlığın üyelik derecesi vardır.Varlıkların üyelik derecesi [0,1] aralığında ki herhangi bir değer olabilir.Yani bir elemanın kümeye aidiyeti derecelendirilir.Sonuçta bir önermenin doğruluk değeri [0,1] arasında sonsuz değerden biridir

Görülebileceği üzere bulanık mantık ,aristo mantığının bir genişlemesidir.Aristo mantığı ,bulanık mantığa göre kısıtlı görünse de günümüz bilgisayarlarının çalışma temeli bu mantığa göre işler.

BELİRSİZLİK KAVRAMLARI

Günlük hayat da “kesin” olmayan birçok durumla karşılaşırız.Bu öyledir ki büyük ölçeklerden küçük ölçeklere geçildikçe incelenen olaylar kesinlikten uzaklaşarak belirsizlik içeren yönlere doğru gider.Şöyle bir örnek vermek gerekirse çok uzaktaki bir cisim nokta gibi algılansa da, ona yaklaştıkça önce bir boyut ,sonra iki boyut ve nihayetinde üç boyutlu bir algıya ulaşırız.Ancak burada algılanan boyutlar arasında bir “sıçramadan” ziyade,”sürekli bir geçiş” söz konusudur.Fraktal geometri ile de boyutların ondalık değerler almasıyla bu matematiksel olarak da temellendirilmiştir.
Gerçek dünya oldukça karmaşıktır.Bir çok olay belirsizlikler barındırır.İnsanı da bilgisayarlardan üstün kılan unsur bu belirsizliklere rağmen “yaklaşık” olarak düşünebilmesidir.

Belirsizlik ve karmaşıklık içeren bu niceliklere “BULANIK KAYNAK” lar denir.Zadeh tarafından “dünya sorunları ne kadar yakından incelenirse çözümün dahada bulanık olacağı” ifade edilmiştir.

BELİRSİZLİK VE KESİN OLMAYIŞ

Geçmişte belirsizliklerin işlenmesi ve anlamlı sonuçlara varabilmek için ihtimaller teorisi kullanılmış ve bu teori istatistik yöntemlere dayanmaktadır.Bu teori belirsizliklerin “rastgele” karakterde olduğu kavramını yaygınlaştırmıştır.Ancak bütün belirsizlikler “rastgele” karakterde değildir.Örneğin hepimiz 25 ten küçük doğal sayıların kümesini rahatlıkla yazabiliriz veya apartmanımızda yaşayan evli çiftlerin sayısını basit sayma işlemiyle bulabiliriz.Fakat “küçük doğal sayılar” ve apartmanımızdaki “mutlu evli çiftleri” nasıl ifade edeceğiz.

Bu belirsizlikler sözel belirsizliklerdir ve bu belirsizliklere istatistik yöntemler uygulanamaz.
Örneğin “hava sıcak” dendiğinde izafi bir durum söz konusudur.Kutuplardaki biri için bu 15 ‘C ile nitelenirken ekvatordaki biri için 35’C ile ifadelenebilir.

Bu şekilde kelimelerin ima ettiği belirsizliğe “bulanıklık” denir.Bu belirsizlikler “bulanık mantık” çerçevesinde ifadelenir

BULANIK MANTIĞIN AVANTAJLARI VE SÖZEL BİLGİNİN YERİ

Mühendislik uygulamalarında kesinlik ile maliyet ve zaman arasında doğru orantı vardır.Bunu aşmak için belirsizlik içeren verilerinde işlenebilmesi gerekir.Bunu bulanık mantık ilkeleriyle gerçekleştirebiliriz.Yani sözel verileri bulanık mantık yöntemleriyle işleyebiliriz

Örneğin bir anne çoçuğuna fırına koyduğu keklerin pişmesi durumunda fırını kapatmasını söylemesi için ya sayısal olarak sıcaklığın hangi dereceye kadar devam etmesini veya “daha basit olarak” keklerin üstünün “açık kahverengi” olamaya başlaması halinde kapatmasını söyleyebilir.Bunlardan ikinci tür bilgi bulanıktır

KAYNAKÇA:”Bulanık mantık ve modelleme ilkeleri” ,zekai şen