4+4+4 üzerine Ali Nesin’in söyledikleri (sol) muhalefetin tavrı

Geçenlerde açılan “türkiyede sosyalist parti ne yapmalı” konusuna paralellik ve somut örnek sunması açısından bu konuyu açıyorum:

“Her sistemin oldugu gibi bu sistemin de avantajları ve dezavantajları vardır. Ama ülkemizde çoğu zaman olduğu gibi problemin kendisi değil, türevleri tartışılıyor ve adı anılmadan tartışılıyor. Şu anda yapılan tartışma 4+4+4 ile ilgili değil, imam hatip okullarıyla ilgilidir. Bu iki problem birbirinden bağımsızdır, daha doğrusu bağımsız olmalıdır.


Önce imam hatip okullarıyla ilgili düşüncelerimi söyleyeyim de bir kesimin hücumunun önünü keseyim: Laik ve demokratik bir ülkede devlet doğrudan dinî eğitim veremez. Nokta! Benim düşüncem böyle ve bu düşüncemi de yakın zamanda değiştireceğe hiç benzemiyorum. Öte yandan devlet vatandaşın ihtiyaçlarını da karşılamalıdır ve vatandaşın da anlaşılan dini eğitim gibi bir ihtiyacı vardır. Tartışılması gereken bu ikilemdir: Devlet nasıl doğrudan dinî eğitim vermeden vatandaşın bu gereksinimi karşılayabilir? Benim çözümüm şöyle: Vatandaş örgütlenip, çevreden para toplayıp, öğretmen ve mekân tayin edip, devlet tarafından belirlenebilecek bazı koşullara uyma kaydıyla çocuklarına dinî eğitim verebilmeli; devlet de bu konuda vatandaşa destek olabilmeli. Yani devlet doğrudan dinî eğitim veremez ama dinî eğitim vermek isteyenlere dolaylı yoldan destek olabilir. Böylece devletin doğrudan dinî eğitim vermesinin önü kesilmiş olur. Bu tartışma bu ya da başka bir biçimde halledildikten sonra 4+4+4 eğitim sistemi sağlıklı bir biçimde ele alınabilir, aksi halde konuyla ilgili olmayan imam hatip okulları konusu bu önemli eğitim sorununu bulandırır, içinden çıkılmaz bir hale getirir.

Gelelim 4+4+4’ün kendisine… Muhalefet eleştirilerinde haksız sayılmaz. Her sistem gibi bu sistemin de zaafları vardır. Ama ne sadece zaaflar sayılarak ne de sadece olumlu taraflarına bakılarak karar verilebilir.

Tartmak lazım.

4+4+4 sisteminde kız çocuklarının eğitimi ve çocuk işçilerin artışı bir sorun olabilir gerçekten. Olumlu taraflarına bakalım:

1. Sistemin küçük parçalara ayrılması çocuğun ve gencin toparlanmasını sağlayabilir. Okul, mekân, öğretmen, arkadaş çevresi değiştirmekte her zaman yarar vardır. Bu değişiklik çoğu zaman kötüye doğru değil, iyiye doğru olur.

2. Küçük okulların açılmasına, köy okullarının canlanmasına, eğitime çeşitlilik gelmesine neden olacaktır.

3. Eğitim sistemi, ergenlik öncesi, ergenlik çağı ve ilk gençlik olarak üçe bölünmesi doğrudur, bu da aşağı yukarı 12 yaş öncesi, 12-16 yaş aralığı ve 16-19 yaş aralığına tekabül eder.

4. Robert Kolej, Saint Joseph gibi kalburüstü eğitim veren okulların çocukları 12-13 yaşlarında bünyelerine almasında büyük yarar görüyorum.

5. Bana kalsa, eğitim sistemini 5+3+4 olarak parçalardım ve hatta öğrencilerin 20 yaşından önce üniversiteye gitmelerini elimden geldiğince engellemeye çalışırdım.

Muhalefetin çekinceleri ciddiye alınmalı ve bu tehlikeleri bertaraf etmek için gereken önlemler alınmalıdır. Ama her şeyden önce imam hatip okulları sorunu oy kaygısı olmadan ve hiçbir şeyden çekinilmeden masaya yatırılmalıdır, aksi halde sağlıklı bir tartışmanın yürütülemeyeceğinin anlaşılmış olması gerekir.

Eğitim sisteminde en büyük devrim, eğitimde merkezileşmenin önü kesildiğinde ve milli eğitim bakanlığı hükümetlerden olabildiğince bağımsız bir kurum hale getirildiğinde gerçekleşecektir. O zamana kadar yapılan her şey çirkin bir surata vurulan makyajı tazeleme etkisinden öteye geçemez.

“

Ali Nesin

ali nesinin yazdıklarını katılırsınız katılmassınız veya bir fikir beyan etmeye bilirsiniz ama
bu yazıda ali nesin türkiyede ki (solcu) muhalefetin , paragraf aralarında, akıl buhranları iyi bir şekilde yansıtmıştır

örneğin şu paragrafa bakarsak:

”
Muhalefetin çekinceleri ciddiye alınmalı ve bu tehlikeleri bertaraf etmek için gereken önlemler alınmalıdır. Ama her şeyden önce imam hatip okulları sorunu oy kaygısı olmadan ve hiçbir şeyden çekinilmeden masaya yatırılmalıdır, aksi halde sağlıklı bir tartışmanın yürütülemeyeceğinin anlaşılmış olması gerekir.”

Evet burda sorunun merkezi durmaktadır , oy kaygısı için muhalefet asıl rahatsız olduğu noktayı ortaya koymamamaktadır , kendini zeki sanıp olayı dolandırmaktadır , dürüst olmadığı için kendiyle çelişme noktasına kadar varmaktadır!

Muhalefet, asıl karşı olduğu noktaları ortaya koymalıdır .

Işık Hızı Gerçekten Aşıldı Mı?

“Işıktan Hızlı Nötrinolar” tartışması sürüyor. Konuyla ilgili yayınlanan bir çalışmada OPERA deneyinde hata yapılmış olabileceği ortaya kondu.

“Işıktan daha hızlı hareket eden nötrinolar” ile ilgili ilk haberin üzerinden üç hafta geçti. Hatırlanacağı üzere, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN)’den İtalya’da bulunan Gran Sasso Laboratuarı’na gönderilen nötrinoların, yaklaşık 730 km’lik mesafeyi beklenenden 60 nanosaniye kadar erken kat ettikleri duyurulmuştu. İki yıl kadar süreyle elde edilen verilerin, tespit edilebilen tüm hata kaynakları göz önüne alınarak yapılan analizinden çıkan bu ilginç sonuç bilim camiası ve kamuoyuyla da paylaşıldı. Daha ilginç olan bir nokta ise, şu ana kadar konuyla ilgili olarak yazılan ön-yayın (preprint) makalelerin sayısının (ilk hafta içinde on dört olmak üzere) sekseni aşmış olması. Söz konusu ön-yayınlara yeni katılan bir çalışma ise, OPERA deneyinin sonucunun mevcut anlayışla basit bir şekilde açıklanabileceği iddiasını gündeme taşıdı.

Çalışmayı yapan kişi, Hollanda’nın Gröningen Üniversitesi’nden Ronald van Elburg (araştırmacının adresi, makalesinde, Matematik ve Doğa Bilimler Fakültesi, Yapay Zeka Bölümü olarak geçiyor). Van Elburg’un iddiası, mesafe ve zaman ölçümlerinde, referans sistemlerinin birbirine göre hareketinden kaynaklanan farkların yanlış şekilde hesaba katıldığı yönünde. Bu elbette ki, deneyde görev alan bilim insanlarının bir bilgi hatası yaptıkları yönünde bir iddia değil. Ancak nötrinoların 730 km’lik yolculuğunun başlama ve bitiş zamanları ile “730 km”nin ölçümü, Dünya yörüngesinde bulunan uyduların taşıdığı cihazlar sayesinde yapılıyor. Dolayısıyla van Elburg’un iddiası, OPERA grubunun eline geçen verilerde önceden yapılmış olması gereken bir düzeltmenin yapılmadığı anlamına geliyor. Esasen önemli olan konu ise, van Elburg’un hesapladığı düzeltmenin 64 nanosaniye olması. OPERA grubunun yayınladığı sonucun yaklaşık 14 nanosaniyelik bir hata içerdiği düşünüldüğünde, van Elburg’un haklı olabileceği düşüncesi ağırlık kazanıyor. Peki bu hata ne anlama geliyor?

Deneylerde yapılan ölçümler, hiçbir koşulda yüzde yüz kesinlikte sonuçlar veremez. En başta ölçüm cihazlarının da insanlarca yapılmış ve yapımında başka daha basit cihazlardan yararlanılmış nesneler olduğu göz önüne alınırsa, bu durum açıklık kazanır. Buradan hareketle, bilim insanları, ölçümlerinde en fazla ne kadar hata yapılmış olabileceğini hesaplarlar. Dolayısıyla her ölçüm, ölçülen niceliğin değerinden ziyade, içinde bulunduğu aralığı ifade eder. Yani 60±14 nanosaniye, ölçülen zaman aralığının 46 ila 74 nanosaniye arasında olduğunu ifade eder. Dolayısıyla 64 nanosaniyelik teorik sonuç, söz konusu ölçüm ile tutarlıdır. Tabi hesaplamaların tamamen doğru yapıldığından (kullanılan kuramsal çerçeve içinde) emin olmamız gerekir. Burada bir not olarak belirtelim: teorik hesaplamaların da, kullanılan teorik çerçeveye bağlı olarak, ne kadar hata içerebileceği hesaplanabilmektedir. Hesaplarda söz konusu olan nicelikler, son tahlilde deneylerde ölçülen niceliklerle ilişkileneceğinden, hesaplamaların da belirli bir hata toleransı vardır.

Peki, van Elburg’un çalışması, OPERA grubunun ilgi çeken bulgusunun altında yatan fiziksel nedeni açıklamış oluyor mu? Şu an için, hayır. OPERA grubunun söz konusu çalışma için iki yıl kadar süreyle veri topladığını düşünürsek, sonuçların birkaç hafta içinde tatmin edici bir şekilde açıklanmasının ne kadar zor olduğunu görürüz. Ancak önemli olan nokta şudur: deneyin sonucunu doğrulayan ya da yanlışlayan, ama bilim camiasının tatmin edici bulacağı herhangi bir açıklama, bize ölçülen 60±14 nanosaniyelik zaman aralığını vermek durumundadır; tıpkı van Elburg’un çalışması gibi. Öne sürülen açıklamaların hangisinin doğru olduğunu, hesaplar bağımsız araştırmacılar tarafından tekrar edildikten sonra anlayabileceğiz. Ancak her koşulda, 60±14 nanosaniyelik bir zaman aralığını hesaplamış olmak durumundayız.

Işık hızının aşılamaması ne anlama geliyor?
Einstein’ın ünlü “görelilik kuramı”na göre, birbirine göre hareket halindeki farklı gözlemciler ışığın boşluktaki hızını ölçmek istediklerinde aynı değeri bulurlar. Örneğin, yerde durup bir uçağın geçişini izleyen bir gözlemci, uçağın üzerinde yanıp sönen kaynaklardan yayılan ışığın hızını yaklaşık 300.000 km/saniye olarak ölçerken, uçağın içindeki başka bir gözlemci de aynı değeri ölçer. Söz konusu olan, örneğin 720 km/saat (yani 0.2 km/saniye) hızla hareket eden bir uçak olduğunda, bunun özel bir durum olmadığını, ışık ve uçağın hızları arasındaki büyük farkın buna neden olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak, Einstein’a göre uçağın hızı, örneğin 150.000 km/saniye de olsa, durum değişmeyecektir. İki gözlemci de, aynı 300.000 km/saniye’yi ölçecektir.

Tabi bu, ünlü fizikçinin aklına elma ağacından düşmüş bir fikir değil. 19. yy sonlarında James Clerk Maxwell tarafından formülasyonu tamamlanan elektromanyetik teorinin (o zaman için epey ilginç) bir özelliği, elektromanyetik dalgaların (ışık, frekansı belirli bir aralıkta yer alan bir tür elektromanyetik dalgadır) boşluktaki hızının, tüm gözlemciler için aynı olması gerektiğini, aksi halde kuramın içeriğini oluşturan denklemlerin, farklı gözlemciler için faklı fiziksel durumlar tarif edeceğini ortaya çıkarmasıdır. Başka bir deyişle, eğer Maxwell’in son halini verdiği ve birbiriyle ilişkilendirdiği, elektrik ve manyetizma olgularını açıkayan (aynı zamanda birleştiren) denklemler doğruysa, elektromanyetik dalgaların hızı tüm gözlemciler için aynı olmalıdır. Bu durum, klasik fiziğin temelinde bulunan Newton’un hareket kanunları açısından geçerli değildir. Ancak söz konusu dönemde, özellikle gök cisimleri üzerindeki gözlemler ve önceki iki yüzyılda gelişmiş mühendislik bilgisi ile sınanmış Newton kanunları açısından sıkıntılı görünen bir durum, bilim camiası açısından bir sıkıntıyı ifade etmekteydi. Yine de Maxwell, son halini verdiği denklemlerin de ilgili oldukları olguları açıklayabildiğini (yani yapılan deneylerle tutarlı olduğunu) biliyordu. Tamamına erdirdiği kuramın anlaşılması ise, Einstein’ın ünlü 1905 makalelerinden “Hareketli Cisimlerin Elektrodinamiği Üzerine” ile mümkün oldu ( http://www.fourmilab.ch/etexts/einstein/specrel/www/ ).

Elektromanyetik dalgaların hızının tüm gözlemciler için aynı olması, bu hızın tüm cisimler için bir üst limit olmasını da beraberinde getiriyor. Dolayısıyla, hiçbir deneyde, hiçbir fiziksel nesnenin ışığın boşluktaki hızından daha yüksek bir hızla hareket etmesini beklemiyoruz. İşte bu nedenle, OPERA nötrinolarının ışıktan hızlı hareket etmiş olabileceği iddiası bu kadar büyük bir tartışmaya sebep olabiliyor.

(soL – Bilim)

(vatandaşın ibretlik yorumlarıyla) Tanrı parçacığı bulundu!

Bilim dünyasının en merak ettiği konulardan olan ve dünyanın başlangıcına ilişkin sırları ortaya çıkaracağı düşünülen ‘Tanrı parçacığı’nın varlığı kanıtlandı
10 milyar dolar harcandı

İsviçre’deki Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde (CERN) kurşun iyonlarıyla yapılan çarpışma deneyinde, kütleyi maddeye dönüştürdüğü düşünülen, Tanrı parçacığı olarak da tanınan “Higgs bozonu” adlı atom bileşeninin varlığına ilişkin önemli veriler elde edildi. Bugüne kadar 10 milyar dolar harcanan deneyde “higss bozonu”na oldukça yakın 60 adet parçacık keşfedildi. Keşif, merkezdeki “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı”nda, protonların dünyanın oluşumunda ortaya çıkan sıcaklık derecesine kadar ısıtılması ve birbirlerine ışık hızında çarpıştırılmasıyla gerçekleştirildi………..

vatandaşın ibretlik yorumları

Borsa ne olur .

Anladık birader . Ancak bu İMKB bugün ne olur . Bizide orda çarpıştırıyorlar . İnşallah bugün yükselir .

İyi de aga…..
İyi de aga… Şu kriz söylentilerinin aslı var mı?
-Kur’anı Kerimi okuyun
Araştırmak – bulmak – keşfetmek güzeldir. Temeliniz Kur’an ise bu uğraşlar daha kolay yapılır. “Bi Rabbike İKRA” Allah’ın Adı ile OKUYUN…….
-iyi de
bunun günlük yaşama en ufak bir katkısı olacak mı bence olmayacak.
-Gereksiz
Milletin işi gücü yok can sıkıntısından gidiolar neyle uğraşıyolar hocam yiter yaa. Kriz kapıda küresel ısınma var ona çare bulacakları yerde uğraştıkları saçmalıklar … 🙂
-hakan
bu batı niye küresel ısınma sorununu çözmüyor,küresel ısınmanın en büyük nedeni araba egzoslarından çıkan gaz
-boşa
boşa harcanan o kadar para ve o kadar da zaman…..
-la arkadaş
işiniz mi yok ya :))

resmin sonu

Beğenmediği şeyleri yok eder umursamaz kendisi olup biteni adamı hasta eder ama farkında bile değildir olup bitenden kendini bir bok sanar uzun uğraşlar sonucu da anlatamazsın ona hayatın anlamını anlamaz elden bir şey gelmez yapacak bir şey yoktur bilinci çoktan alınmıştır artık ne çare vardır ki ona anlatmaktan bir çile dolar ciğerlerine dumanlı ve pusludur loş ay ışığı gibi bakarsın yutarsın ve birazda ürperirsin bu kısır döngüde anlatacak anlayacak unsurlardan arınmış bir şekilde arkana bakmaktan başka çare yoktur bu dünyada kusarsın burjuvanın sokağına bağdattın kanla boyanmış yollarına duvarlarına dünyanın dağına taşına yattığın yatakta bakarsın göz kapağına kısa bir süre soyutlanırsın bu dünyadan olup bitenden ertesi gün karşıda bir dilenciyle yüz yüze gelmek istemezsin ama bilirsin ki o hep ordadır sen istesen de istemesen de onun acıları diğerinin zevklerinin temelidir ve bir amacıda vardır ki seni yatıştırmak yaşamdan gerçekten kaçırmak göz kapaklarına bakmanı sağlamak yeni zevkler için azizleri tarafından verilmiştir bu kutsal görev ona tanrıda senin gibi sadece bakar ona ama gerçek tanrı uyur onun ruhunda tadını çıkartır acımasızca yine anlamasın sadece boş boş bakarsın dediğim gibi sen sadece anlık kaçışlar yaşarsın kendini tatmin etmeye uğraşırsın ve amacın bu acımasızlıktan pay kapmaktır ve bir gün belki de o karşıya seni geçirmiş olurlar bu iğrenç yarışınızda

RESMİN SONU HEP KAN LA ÇİZİLİYOR evet çiziliyor diyorum şaşırmayın çünkü bu bir karalama bembeyaz bir kağıdı tüm nefretlerini kusarak karalıyorlar sonuna ise uzun bir kan kırmızı çizgi atıyorlar bu çizgi ki bağrında masumların acılarını taşır ve kalınlaşır kalınlaşır akacak kanla uzar gider ….

Büyük patlamadan önce

Bilim insanları, evreni dolduran kozmik mikrodalga arkaalan (KMA) radyasyonundaki dalgalanmalarda büyük patlama öncesi olayların izlerinin görülebileceğini ortaya attılar.

Tanınmış kozmoloji uzmanı, Oxford Üniversitesi’nden Profesör Roger Penrose, KMA radyasyonu üzerinde yapılan analizlerin büyük patlamadan önce gerçekleştiği tahmin edilen olayların izlerini ortaya çıkardığını belirtti. Sözü geçen “olaylar”, herhangi bir fiziksel süreçten arta kalan izleri (burada radyasyon) ifade ediyor, ve galaksi kümelerinin etrafında halkalar şeklinde görülüyor. Bu halkalarda, KMA radyasyonundaki dalgalanma beklenmedik ölçüde düşük düzeyde.

Henüz tanınmış bilimsel yayınlardan herhangi birinde yayınlanmamış olan çalışma, herkesin erişimine açık olan bir akademik sitede yayınlandı. Sitede yayınlanan çalışmada, Profesör Penrose’un geliştirdiği ve yaygın kabul gören “genişleme teorisi” ile tam olarak uyuşmadığı düşünülen bir teoriyi destekleyen fikirler sunuluyor. Genişleme teorisine göre, evren tek bir noktadan başlayan ve hayal edilemeyecek düzeyde hızlı ve geniş bir yayılma ile şekillendi. Esasen bu teori, meşhur büyük patlama teorisinden tam olarak farklı olmamakla birlikte, tek başına büyük patlama ile net biçimde anlaşılamayan bazı noktaları düzeltmesiyle büyük patlama teorisinden ayrılıyor. Yüksek enerji fiziği alanında yapılan araştırmaların çoğu, bu patlama-genişleme sürecinin başlamasından itibaren “doğa yasalarının” (aslında yasalardan ziyade fiziksel etkileşim türlerinin) bugün tasvir ettiğimiz şekillerine nasıl evrildiğini inceliyor.

Penrose, BBC’ye yaptığı açıklamada konuyu şu sözlerle ortaya koyuyor: “Ben hiçbir zaman genişleme teorisinden yana olmadım. Ancak bu teoriyi kabul etmiyorsanız, bu teorinin yaptıklarını yapabilen başka bir şey ortaya koymak durumundasınız. Benim önerdiğim şemada, yine üstel genişleme var, ancak bizim “aeon”umuzda değil- bu zaman terimini, büyük patlamadan başlayan ve uzak geleceğimize uzanan dönemi betimlemek için kullanıyorum. İddiam şudur ki, bizim “aeon”umuz, benzer ardışık süreçlerden bir tanesi; önceki “aeon”ların uzak geçmişi, bir şekilde bizim büyük patlamamız oluyor.”

Profesör Penrose’un savunduğu konformal döngüsel kozmoloji (conformal cyclic cosmology), doğa yasalarının zaman içinde “evrilmesine” izin veriyor, ancak evren için teorik bir başlangıç tayin etme ihtiyacını dışlıyor.

Süperkütleli Bulgu

Profesör Penrose ve arkadaşı Erivan Devlet Üniversitesi’nden Vahe Gurzadyan, bulgularının, büyük patlamayı önceleyen olaylara kanıt ve konformal döngüsel kozmolojiyi destekleyen bulgular olduğunu düşünyorlar. Penrose ve Gurzadyan, çalışmaları süresince KMA radyasyonun geniş çaplı analizlerini incelediler. Yaklaşık 11,000 farklı konum taradılar ve, geçmişte birbiri etrafında dönen galaksilerin çarpışmış olabileceği yönleri aradılar. Bu çarpışmalarda, galaksilerin merkezlerindeki süperkütleli karadeliklerin birleşerek büyük miktarda enerji seçılımına yol açmış olmaları bekleniyor.
KMA radyasyonu, ortalamada çok küçük varyasyonlar gösteriyor

Konformal döngüsel kozmoloji teorisine göre, bir nesne tarihinde bir süreçten birden fazla kez geçmiş olabilir, ve her defasında dışarıya doğru şok dalgaları yayılmış olması gerekir. Araştırmalar, bu fikirle uyuşan eş merkezli çemberler gösteren 12 aday tespit etti.

Bu noktada önerilen, bu çemberlerin büyük patlama öncesi olayların izlerini taşıdığı fikri. Genişleme teorisine göre, Penrose’un da belirttiği gibi, bu olayların (bir anlamda düzensizliklerin) genişleme sürecinde silinmiş olması gerekirdi.

Durham Üniversitesi Kozmoloji Grubu’ndan Shaun Cole, çalışmayı “etkileyici” olarak nitelendirdi. Cole şöyle konuştu: “Bu devrimsel bir teori, ve bu teoriyi destekleyen veriler mevcut gibi görünüyor. Standart büyük patlama teorisinde döngüsel olan bir durum söz konusu değildir, evrenin bir başlangıcı vardır ve sonu yoktur. Burada şu felsefi soru akla geliyor: ‘büyük patlamadan önce ne vardı?’. Burada yapılmaya çalışılan şey, süreci döngüsel olarak kurgulayarak, ‘daha önce birşey yoktu’ yanıtından kurtulmak.”

Araştırmacılar, bir noktayı özellikle vurguluyorlar; teorinin daha ciddi sınanması için, daha fazla veriyle karşılaştırılması gerekiyor. Bu nedenle, KMA radyasyonunu çok hassas bir şekilde çalışmak üzere tasarlanmış Planck teleskobundan gelecek veriler teori açısından büyük önem taşıyor

kaynak :sol.org