resmin sonu

Beğenmediği şeyleri yok eder umursamaz kendisi olup biteni adamı hasta eder ama farkında bile değildir olup bitenden kendini bir bok sanar uzun uğraşlar sonucu da anlatamazsın ona hayatın anlamını anlamaz elden bir şey gelmez yapacak bir şey yoktur bilinci çoktan alınmıştır artık ne çare vardır ki ona anlatmaktan bir çile dolar ciğerlerine dumanlı ve pusludur loş ay ışığı gibi bakarsın yutarsın ve birazda ürperirsin bu kısır döngüde anlatacak anlayacak unsurlardan arınmış bir şekilde arkana bakmaktan başka çare yoktur bu dünyada kusarsın burjuvanın sokağına bağdattın kanla boyanmış yollarına duvarlarına dünyanın dağına taşına yattığın yatakta bakarsın göz kapağına kısa bir süre soyutlanırsın bu dünyadan olup bitenden ertesi gün karşıda bir dilenciyle yüz yüze gelmek istemezsin ama bilirsin ki o hep ordadır sen istesen de istemesen de onun acıları diğerinin zevklerinin temelidir ve bir amacıda vardır ki seni yatıştırmak yaşamdan gerçekten kaçırmak göz kapaklarına bakmanı sağlamak yeni zevkler için azizleri tarafından verilmiştir bu kutsal görev ona tanrıda senin gibi sadece bakar ona ama gerçek tanrı uyur onun ruhunda tadını çıkartır acımasızca yine anlamasın sadece boş boş bakarsın dediğim gibi sen sadece anlık kaçışlar yaşarsın kendini tatmin etmeye uğraşırsın ve amacın bu acımasızlıktan pay kapmaktır ve bir gün belki de o karşıya seni geçirmiş olurlar bu iğrenç yarışınızda

RESMİN SONU HEP KAN LA ÇİZİLİYOR evet çiziliyor diyorum şaşırmayın çünkü bu bir karalama bembeyaz bir kağıdı tüm nefretlerini kusarak karalıyorlar sonuna ise uzun bir kan kırmızı çizgi atıyorlar bu çizgi ki bağrında masumların acılarını taşır ve kalınlaşır kalınlaşır akacak kanla uzar gider ….

Büyük patlamadan önce

Bilim insanları, evreni dolduran kozmik mikrodalga arkaalan (KMA) radyasyonundaki dalgalanmalarda büyük patlama öncesi olayların izlerinin görülebileceğini ortaya attılar.

Tanınmış kozmoloji uzmanı, Oxford Üniversitesi’nden Profesör Roger Penrose, KMA radyasyonu üzerinde yapılan analizlerin büyük patlamadan önce gerçekleştiği tahmin edilen olayların izlerini ortaya çıkardığını belirtti. Sözü geçen “olaylar”, herhangi bir fiziksel süreçten arta kalan izleri (burada radyasyon) ifade ediyor, ve galaksi kümelerinin etrafında halkalar şeklinde görülüyor. Bu halkalarda, KMA radyasyonundaki dalgalanma beklenmedik ölçüde düşük düzeyde.

Henüz tanınmış bilimsel yayınlardan herhangi birinde yayınlanmamış olan çalışma, herkesin erişimine açık olan bir akademik sitede yayınlandı. Sitede yayınlanan çalışmada, Profesör Penrose’un geliştirdiği ve yaygın kabul gören “genişleme teorisi” ile tam olarak uyuşmadığı düşünülen bir teoriyi destekleyen fikirler sunuluyor. Genişleme teorisine göre, evren tek bir noktadan başlayan ve hayal edilemeyecek düzeyde hızlı ve geniş bir yayılma ile şekillendi. Esasen bu teori, meşhur büyük patlama teorisinden tam olarak farklı olmamakla birlikte, tek başına büyük patlama ile net biçimde anlaşılamayan bazı noktaları düzeltmesiyle büyük patlama teorisinden ayrılıyor. Yüksek enerji fiziği alanında yapılan araştırmaların çoğu, bu patlama-genişleme sürecinin başlamasından itibaren “doğa yasalarının” (aslında yasalardan ziyade fiziksel etkileşim türlerinin) bugün tasvir ettiğimiz şekillerine nasıl evrildiğini inceliyor.

Penrose, BBC’ye yaptığı açıklamada konuyu şu sözlerle ortaya koyuyor: “Ben hiçbir zaman genişleme teorisinden yana olmadım. Ancak bu teoriyi kabul etmiyorsanız, bu teorinin yaptıklarını yapabilen başka bir şey ortaya koymak durumundasınız. Benim önerdiğim şemada, yine üstel genişleme var, ancak bizim “aeon”umuzda değil- bu zaman terimini, büyük patlamadan başlayan ve uzak geleceğimize uzanan dönemi betimlemek için kullanıyorum. İddiam şudur ki, bizim “aeon”umuz, benzer ardışık süreçlerden bir tanesi; önceki “aeon”ların uzak geçmişi, bir şekilde bizim büyük patlamamız oluyor.”

Profesör Penrose’un savunduğu konformal döngüsel kozmoloji (conformal cyclic cosmology), doğa yasalarının zaman içinde “evrilmesine” izin veriyor, ancak evren için teorik bir başlangıç tayin etme ihtiyacını dışlıyor.

Süperkütleli Bulgu

Profesör Penrose ve arkadaşı Erivan Devlet Üniversitesi’nden Vahe Gurzadyan, bulgularının, büyük patlamayı önceleyen olaylara kanıt ve konformal döngüsel kozmolojiyi destekleyen bulgular olduğunu düşünyorlar. Penrose ve Gurzadyan, çalışmaları süresince KMA radyasyonun geniş çaplı analizlerini incelediler. Yaklaşık 11,000 farklı konum taradılar ve, geçmişte birbiri etrafında dönen galaksilerin çarpışmış olabileceği yönleri aradılar. Bu çarpışmalarda, galaksilerin merkezlerindeki süperkütleli karadeliklerin birleşerek büyük miktarda enerji seçılımına yol açmış olmaları bekleniyor.
KMA radyasyonu, ortalamada çok küçük varyasyonlar gösteriyor

Konformal döngüsel kozmoloji teorisine göre, bir nesne tarihinde bir süreçten birden fazla kez geçmiş olabilir, ve her defasında dışarıya doğru şok dalgaları yayılmış olması gerekir. Araştırmalar, bu fikirle uyuşan eş merkezli çemberler gösteren 12 aday tespit etti.

Bu noktada önerilen, bu çemberlerin büyük patlama öncesi olayların izlerini taşıdığı fikri. Genişleme teorisine göre, Penrose’un da belirttiği gibi, bu olayların (bir anlamda düzensizliklerin) genişleme sürecinde silinmiş olması gerekirdi.

Durham Üniversitesi Kozmoloji Grubu’ndan Shaun Cole, çalışmayı “etkileyici” olarak nitelendirdi. Cole şöyle konuştu: “Bu devrimsel bir teori, ve bu teoriyi destekleyen veriler mevcut gibi görünüyor. Standart büyük patlama teorisinde döngüsel olan bir durum söz konusu değildir, evrenin bir başlangıcı vardır ve sonu yoktur. Burada şu felsefi soru akla geliyor: ‘büyük patlamadan önce ne vardı?’. Burada yapılmaya çalışılan şey, süreci döngüsel olarak kurgulayarak, ‘daha önce birşey yoktu’ yanıtından kurtulmak.”

Araştırmacılar, bir noktayı özellikle vurguluyorlar; teorinin daha ciddi sınanması için, daha fazla veriyle karşılaştırılması gerekiyor. Bu nedenle, KMA radyasyonunu çok hassas bir şekilde çalışmak üzere tasarlanmış Planck teleskobundan gelecek veriler teori açısından büyük önem taşıyor

kaynak :sol.org

insan yönetim

insanları yönetmek istiyorsanız onları meraklarına esir bırakacaksınız.

insanların hislerini kullanmayı bileceksiniz.Hisler insanlara yol aldırır ancak insanı zayıf duruma düşürende onlardır.Aslında bu bilinç hepimizde refleks olarak mevcuttur.Bunun içindir ki genelde hep duygusallığa oynama eylemi mevcuttur.Ancak bu genel bir eylem olduğunda ifşa olmuştur.Bunun için başka hissiyatları ele almak gerekir.

Bir insanla ,yüz yüze konuştuğun ,onun hakkındaki bir şeyi çok kısa bir süre geçse bile bilmiyormuş gibi davran.Bu onu etki altına almana yardımcı olacaktır.Çünkü bu onu şoka sokar,sinirlendirir ve bu durumda insanlar aciz olur.

insanların çok önemsediği şeylere sıradanmışcasına davranacaksın.Böylelikle onlara güven kaybı yaşatırsın.Güvenini yitiren insan yönetilmeye mahkum olur

tarih katliamı

Baraj suları altında kalacak olan Allianoi antik kentinin üzeri kumla örtülüyor. Kentin ortaya çıkması için yıllarca emek veren Trakya Üniversitesi’nden Yrd.Doç. Dr. Ahmet Yaraş bu tarih katliamı karşısında hissettiklerini bir mektupla paylaştı. Değerli bilim insanının bu mektubunu yayınlıyoruz.

GÖRDÜKLERİMDEN UTANIYORUM !

Allianoi’u tırnakları ile kazanların önünden kamyonlar geçiyor.
Allianoi kumla örtülüyor.
DSİ’ şirketlerden birine betonla kaplama, diğerine de kumla örtme ihalesi vermiş.
Amaç daha hızlı, daha hızlı olsun.
Kanlı veya kansız.
Fark etmez.
Yeter ki, bu gavur taşları yok olsun !
Gözden uzak olsun,
Hatta 30 metre çamur altında kalsın,

Şirketin programında bugün hastane yapısı var.
1800 yıllık hastane yapısı şu an kumla örtülüyor.

2006 yılında, Allianoi Gönüllüleri’nin yardımları ile kazı yaptığımız 1800 yıllık hastane hızla kapatılıyor.
Oysa biz onu 4 ay boyunca kazarak aydınlıkla buluşturmuştuk.
Ve yaklaşık 20 odasından ancak ve ancak 8’ini kazabilmiştik.
Çünkü zaman ve para bütün hastane yapısını kazmaya yetmemişti.
Sadece bu 8 odadan yüzlerce arkeolojik eser müze envanterlerine alınmıştı.
Odalardan birinde yüzün üzerinde metal cerrahi alet bulmuştuk.
Hem de çok sayıda farmakolojik aletle birlikte ortaya çıkartmıştık.
Bu koleksiyon dünyanın bir ören yerinde ve hastane yapısında en büyük tıp aletleri koleksiyonu olarak literatüre girmişti.
Muahanehanelerden birinin de muhtemelen ünlü Tıp Bilgini Galenos’un olduğunu öngörmüştük.
Belki yanı başındaki odalardan birini kazabilseydik, ona ait özel eşyalarını bile bulabilecektik.

Olmadı… / Olamadı… Çünkü o sıralar para bitmişti.
Aylarca karpuz peynir ekmek veya makarna yemekten kazı ekibi yorulmuş / sıkılmıştı.
2006 yılında biraz daha mı yardım için kapı kapı dolaşsaydım…
Ah bugün daha da çoğaldığımız insanlar o yıl nerelerdeydiniz
?
Galenos’un gerçek anlamda izni bulmakta belki sizin de payınız olacaktı!!!
Tarihe bir not da sizler düşecektiniz..

Ama nasıl olsa gelecek yıl kazıya devam ederiz diye düşünüyorduk.
Ünlü tıp bilgini Pergamon’lu Galenos’un adına rastlama umudunu 2007 yılına bırakmıştık.

Ancak ne 2007 de, ne 2008 de, ne 2009 da bakanlık kazı ruhsatı verdi.

Yıl 2010.
Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ın ‘Caresizim’ nidaları arasında bu topraklarda bir başka boyut yaşanıyor.

Dört yıldır Kazı ruhsatı ver(e)meyenler bugün caressiz olduklarını söylüyor!!!
TRT’nin belgeselini yayınlamasına engel oldum diye övünenler pekala ilgili gerçek makamları da caresizliğe sürükleyebiliyorlar …
Çok geniş alanda ve de çok çalışıldığı için bu makamlar soruşturma da isteme gereği duymuşlardı.
Kurul üyelerinde bilim komisyonlarını da sık sık yenilemek zorunda kalmışlardı…
Kazı yaptığım alana girişi de çaresizlik yüzünden engelleyebiliriler …

12 yıldır her platformda süren mücadelenin sonunda…

Bir boşluk….

Şimdi belki Pergamon’lu Galenos’un Allianoi’daki muhanehanesi gözlerimizin önünde kapatılıyor.
Allianoi’da bulunan Tıp Aletleri konusunda İ.Ü. doktora yapan Daniş’in gözlerinin önünde hastane yapısı örtülüyor / katlediliyor / tarihe gömülüyor / bizler sadece izliyoruz.

DSİ kendini kurtarmak için ihale üzerine ihale yapıyor,
Politikacılar oy kaygısında her iki tarafa gülüşçükler atıyor,
Gençler hukuk dışı uygulamayı protesto için kendini zincire vuruyor,
Avukatlar bu ülkede hala mahkeme önlerinde hukuk arıyor,
Ben tırnaklarımla kazdığım hayatımın en güzel 12 yılını verdiğim yerin yok oluşunu izliyorum.

Bilimsel Etik…

Çağdaşlık ….

Demokrasi…

Evet / Hayır naraları arasında bir insanlık ayıbı… / bir tarih katliamı …

yüreğim ağrıyor…

Tanıklığımdan utanıyorum.

www.allianoi.org’a bugün gönderilen bir şiir bizi anlatıyor. Uzun metinler yıllarca süren yardım talepleri artık kifayetsiz kalıyor.

Allianoi
Ayşe Yamaç

su s’ağır
toprak s’ağır
gözler b’akar’kör
d’iller suskun
k’ulaklar s’ağır
çığlığım içime sus’kun
c’an bedene ağ’ır
gün gece
gün kar’anlık
yürek’ler s’ağır

(soL-Haber Merkezi)

Hawking: Tanrı’ya gerek yok!

Evrenin yaratılmasının kıvılcımı için Tanrı’ya ihtiyaç olmadığını, Büyük Patlama’nın (Big Bang) fizik kanunlarının kaçınılmaz bir sonucu olduğunu söyleyen İngiltere’nin en tanınmış bilim insanı Hawking, “Nasıl ki Darwinizm biyolojideki yaratıcı ihtiyacını sona erdirdi, yeni fizik teorileri de evrenin oluşumu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır” dedi

Yaşayan en önemli fizikçilerden Stephen Hawking, evrenin neden varolduğunu açıklamak için hiçbir ilahi açıklamaya ihtiyaç duyulmadığını belirtti. The Times’ın Eureka dergisinde son kitabı Büyük Tasarım’dan (The Grand Design) alıntılanan kısmında Hawking; “Kütle çekim diye bir kanun olduğu için, evren kendini hiçbir şeyden yaratabilir ve yaratmıştır da. Hiçbir şeyin olmamasındansa bir şeylerin olmasının, evrenin ve bizim varolmamızın nedeni bu kendiliğinden oluştur” diyor ve ekliyor “Kıvılcımın çakılması ve evrenin işlemeye hazır olması için Tanrı’ya başvurmaya gerek yok.”

Daha önceki kitaplarında yaptığı Tanrı göndermeleri nedeniyle sık sık başta evrim kuramı karşıtı yaradılışçılar olmak üzere dinci kesim tarafından alıntılanan Hawking geçtiğimiz Temmuz ayında Kanal 4’e yaptığı açıklamalarda “kişisel” bir Tanrı’nın varlığına inanmadığını söylemişti. “Asıl soru; evrenin başlayış şeklinin, bizim anlayamadığımız sebeplerden ötürü Tanrı tarafından seçilen mi yoksa bilimsel yasaların gerektirdiği bir yol mu olduğu. Ben cevabın ikincisi olduğuna inanıyorum. Eğer isterseniz bilimin yasalarına ‘Tanrı’ diyebilirsiniz ancak bu kişisel olarak tanışabileceğiniz, sorular sorabileceğiniz ve dua edebileceğiniz, olaylara müdahale eden kişisel bir Tanrı olmayacaktır.”

Einstein ne diyordu?

Tanrısal göndermeleri nedeniyle sıkça dindar kesimlerce örnek gösterilen ve alıntılanan bir diğer bilim insanı olan Einstein da Hawking gibi kişisel bir Tanrı’ya inanmıyordu. Albert Einstein 17 Aralık 1952’de Beatrice Frohlich’e yazdığı mektupta “kişisel bir tanrı fikri bana garip, hatta safça geliyor” diye belirtmiş, 1953’te yine kendi el yazısıyla aldığı bir notta, “doğaya asla amaç veya hedef, veya antropomorfik olarak anlaşılabilecek herhangi bir özellik atfetmedim. Benim doğada gördüğüm şey, bizim ancak noksan bir şekilde kavrayabildiğimiz ve düşünen her insanı tevazuya sevk etmesi gereken muazzam bir yapıdır. Bu, mistisizmle hiç alakası olmayan gerçek manada bir iman duygusudur” demiştir.

Einstein, 1954 yılı Mart ayında yazdığı mektupta ise açıkça şu paragrafa yer vermişti:

“Dini kabullerim hakkında okuduklarınız elbette bir yalandan ibaret, sistematik olarak tekrar ettirilen bir yalan bu. Kişisel bir tanrıya inanmıyorum ve bunu asla saklamadım, hatta açıkça dile getirdim. İçimde dini olarak adlandırılabilecek bir şey varsa bu, bilimin açıklayabildiği haliyle evrenin yapısına karşı duyduğum sınırsız hayranlıktır.”

Big Bang ve kozmolojik argüman

Stephen Hawking’in çalışmalarının ve söylemlerinin dinci kesim tarafından sürekli alıntılanmasının arkasında “kozmolojik argüman” ya da “ilk neden argümanı” olarak bilinen bir argüman yatmaktadır. Nedensellik ilkesinden çıkan bu argümana göre başlangıcı olan her olayın bir nedeni vardır. (Big Bang’i evrenin başlangıcını açıklayan teori olarak kabul edersek) Evrenin oluşumu Big Bang ile başladığına göre Big Bang’in de bir nedeni, tüm bunların başlatıcısı bir neden, dindarların yorumuyla “Tanrı” vardır. Bu mantığa göre bir olayın kendi kendine başladığını söylemek bir çelişkidir. Ancak bu argüman, mevzubahis ilk nedenin (Tanrı’nın) varlığına neyin neden olduğu sorusunu cevaplamaz ya da neden bu ilk hareketin bir nedene ihtiyacı olmadığına dair bir açıklama getirmez. Dolayısıyla evrenin kendiliğinden oluşmuş olamayacağı tezi savunulurken aynı mantık silsilesi içerisinde başka bir varlığın kendiliğinden varolmasından bahsedilir ve bu varlığın neden kural dışı olması gerektiğine dair mantıksal bir açıklama getirilmez.

Açıklama yaparken kaçınılmaz olarak nedenselliğe başvurulmasının nedeni, gözlemlediğimiz olguların fiziksel bir nedene (Newton fiziğine) bağlı olarak gerçekleşmesidir. Ancak evrenin oluşumunu açıklarken kullanılan kuantum fiziğinin yasaları bu basit nedenselliğe gerek duymamaktadır. Dolayısıyla Stephen Hawking’in kuantum fiziği ile yaptığı gibi, evrenin oluşumu bir Tanrı’ya ihtiyaç duymadan açıklanabilirken, “Tanrı” argümanın kendi nedensiz varlığının açıklanamaz oluşu bu argümanı geçersiz kılmaktadır.
sol.org