Güç Öyküleri-Carlos Castaneda

“Bu zehiri yokeden panzehir işte burada,” dedi don Juan toprağı okşayarak. “Büyücülerin açıklaması, tek başına ruhu özgür kılamaz. Kendinize bakın. Onu biliyorsunuz, ama bu hiçbir değişiklik yaratmadı. Şimdi her zamankinden daha yalnızsınız, çünkü sizi koruyan varlığa karşı duyulan kararlı aşk olmadan, yalnızlık tek başınalıktır.

“Yalnızca bu ihtişamlı varlığa duyulan sevgi bir savaşçının ruhuna özgürlük getirebilir. Ve özgürlük, tüm aksilikler karşısında duyulan neşe, etkinlik ve kabulle-niştir. Son ders bu. Her zaman son ana, kişinin ölüm ve yalnızlığıyla yüzleştiği o ıssızlığa bırakılır. Sadece o zaman anlamlıdır.”

Don Juan ve don Genaro ayağa kalktı ve kollarını gererek bellerini doğrulttular, belki de oturmak bedenlerini hamlaştırmıştı. Kalbim hızla atmaya başladı. Pablito’yla beni de ayağa kaldırdılar.

“Alacakaranlık, dünyalar arasındaki geçittir,” dedi don Juan. “Bilinmeyene açılan kapıdır o.”

Elinin bir devinimiyle üzerinde durmakta olduğumuz tepenin sınırlarını gösterdi.

“O kapının eşiği işte burası.”

Sonra tepenin kuzey kenarını gösterdi.

“Kapı orada. Ötesinde bir uçurum var, uçurumun ötesinde de bilinmeyen.”

Don Juan ve don Genaro Pablito’ya dönerek vedalaştılar. Pablito’nun gözleri büyüyüp sabitlenmişti; yanaklarından aşağı yaşlar süzülüyordu.

Don Genaro’nun bana elveda deyişini duydum, ama don Juan bir şey söylemedi.

Don Juan ve don Genaro Pablito’ya yanaşarak kulaklarına birkaç şey fısıldadılar. Sonra bana geldiler. Ama bana tek kelime fısıldamalarına gerek kalmadan o tuhaf bölünmüşlük duygusunu hissettim.

“Artık yoldaki toz gibi olacağız,” dedi don Genaro. “Belki bir gün yine gözlerinize kaçarız.”

Don Juan ve don Genaro birkaç adım geri çekilerek karanlıkta kayboldular. Pablito kolumu tuttu ve birbirimizle vedalaştık. Sonra garip bir istek, bir güç beni Pablito’yla birlikte tepenin kuzey kenarına koşturdu.

Boşluğa atlarken kolunu duyumsadım, sonra yalnızdım.

Yıldızlar, toz, kum ve raks

Hangi yıldızın hangisi olduğunu hiç ezberleyemesem de onları titiz bir göz hapsine almışımdır, nedense?! Yerli yerinde dursunlar da gecenin göğünde, bu bana güven veriyor.

**

Annem de “toz”ları ve ayrık otlarını sıkı bir gözleme almıştır, nerde ve ne zaman görülürlerse hemen haklarından gelinir. Onu anlayabiliyorum, o bir düzen aşığı! Bu kaotik malzemeler bi anlığına ortadan yok olduğunda annemin duyduğu o saf-pür sevinci ben de hissederim bazen. O hep hissediyor çünkü aşık.

**
Ama babamı da anlıyabiliyordum; çünkü o der ki her an toz yağıyor o halde temizlemeye ne gerek var! O bir anlık temizlikle tatmin olmayanlardan, sonsuz ca süremeyecek bişey onu kederlere ve şüphelere gark ediyor.

**

Ya siz sevinçten mi kederden mi yanasınız?

**

Yıldız ve toz, YILDIZ TOZUnda mükemmelen birleşir. Bunu Neil Gaiman yaptı! A tabi bir de Philip Pullman var, bir diğer hayranı olduğum ingiliz yazar; o da Karanlık madde üçlemesinde TOZları inceledi.

**

Felsefi ve spiritüel kaynaklar da ikide birde tozlardan bahseder! Sonunda toz olacağımızdan! Ve belki zaten toz olduğumuzdan 🙂

T-OZ,  Oz büyücelerini de anımsatmıyor değil hani ve tabi tüm zamanları altın tozu hikayelerini

**

Batı’da toz pek bulamazsın, Güneyde ise onlar daha ilkseldir yani KUMdurlar henüz. Kum inceldikçe toz olur. Hatta öylesine incelir ki, belki ışık olur!

**

Tozlar, güneş ışığı vurduğunda nasıl da parlar ve neşeyle raks ederler havada 🙂