Kınama

Filistine yardım götüren sivil gemiye yapılan saldırı için israili kınıyorum. Daha doğrusu savaşlarda sivillere saldıranları, kullananları ve ayrıca savaşları kınıyorum.

Toplu veya bireysel olarak yapılan tüm bu aptallıkları kınıyorum.

Anaerkil ve Ataerkil

Bulgulara bakıldığında tarihte önemli bir dönemin anaerkil, tanrıça veya kraliçe düzeninde olduğu daha sonraları ise ne olduysa ataerkile geçildiği görülüyor.

Bu süreçte acaba etkenler ve sebepler neler olabilir? Anaerkilden neden ve nasıl ataerkile geçilmiştir?

Çok kesin şeyler olmamakla birlikte bu konuda biraz tartışılabilir diye hissediyorum.

Superman ve Clark Kent

Superman ve Clark Kent i karşılaştıracağım. Siz de kendi karşılaştırmalarınızı eklerseniz sevinirim.

1- Superman, bireysel kahramanlıklar peşinde koşarken, Clark Kent sosyal dönüşüm uğruna kahramanlık yapmaktadır.
2- Superman gizemlidir oysa Clark gayet açık ve dobradır.
3- Superman dar kostümü ve kırmızı çizmeleri ile sirkten çıkmış gibidir, oysa Clark tam bir beyfendi gibi giyiniyordur.
4- Superman janjanlı ve abartılı hareketlerle kendinden bahsettirirken, Clark Kent mütevaziliği ile tanınıyordur.
5- Superman zenginin malını korur, Clark Kent halkı korur.
6- Superman bilgi saklar, oysa Clark Kent bilgi yayılsın diye uğraşır.
7- Superman sosyal olaylara ilgisizdir, varsa yoksa bireysel olaylar peşinde koşar. Clark Kent sosyal sorunlara değinir.
8- Superman kaba kuvvet kullanır, Clark Kent olayları zekası ve yazıları ile çözer.
9- Superman ultraviyole ışınlarla kadınların içine bakarken, Clark Kent o gözlerle çok kitap okuduğundan gözlük takıyordur.
10- Superman rengarenklikle zenginliği temsil eder, Clark Kent fakir ama gururludur.
11- Superman hırsızları yakalar, Clark Kent hırsızlığa sebep olan toplumu sorgular.
12- Superman araştırmaz, sorgulamaz, hep kendini haklı sanır. Clark Kent araştırmacı gazetecidir, sorgular ve haklıyı arar.
13- Superman savaşlara hiç müdahale etmez, oysa Clark Kent savaşların sonlanması için makaleler yazar.
14- Superman siyasi yolsuzluklar ve hırsızlıklarla ilgilenmez, ama Clark Kent yolsuzlukların peşini bırakmaz.

Holografik Beden ve Evren

Holografik Beden ve Evren

Sunan: Doç. Dr. Haluk Berkmen

Evrende tüm var olan canlı ve cansızlar, en küçükten en büyüğe kadar, bütünsel bir birliktelik içinde varlıklarını sürdürmektedirler. Bu bütünsel birlikteliği anlayabilmek için Holografik kayıt sistemini tanımak ve bu kayıt sisteminin insan bedeninde bulunduğunu görmek hem şaşırtıcı hem de aydınlatıcıdır.

Holografik kayıt insanın beyninde, kulaklarında, ellerinde ve ayaklarında vardır. Doğu tıbbının ve bilge kişilerin eskiden beri bildiği bu gerçekleri günümüzün modern tıbbı da kabul etmek durumundadır.

Bu konuda ayrıntılı bilgi 15 Mayıs Cumartesi akşamı saat 19:00 – 21:00 saatleri arasında görsel olarak sunulacaktır.

Ücret: 10 TL.

YER: BEDENLEBİR Kişisel Gelişim Merkezi,

Noter Sok. Şahinler apt. Kat:2 Da:8

ŞAŞKINBAKKAL

Tel : 0 532 616 55 52 / 0 216 363 04 49

YENİ MÜZİĞE YENİ SES

YENI MÜZIGE YENI SES

Eger çalisma saatlerini azaltarak toplumsal üretime yeni makine güçleri kazandiriliyorsa, isçileri, ürettikleri mallari tüketmeye zorlayarak büyük bir is ordusu kazanilmis olur. O zaman, evrensel tüketimci görevinden kurtulmus olan kentsoylu sinifi, tüketmede ve savurganlikta kendisine yardimci olmalari amaciyla, yararli ugraslarindan koparip aldigi asker, yargiç, berber, pezevenk vb. güruhunu bir an önce basindan atmaya çalisacaktir. Iste o zaman, is piyasasi dolup tasacak ve çalismayi yasaklayan demir gibi sert bir yasa koymak gerekecek: tahta bitlerinden daha kalabalik, üretmeyen isçi yiginina is bulmak olanaksizlasacak. Bunlardan sonra da anlamsiz ve pahaliya mal olan gereksinim ve zevklerini karsilamakta olan kisileri düsünmek gerek.

Artik, sirmalar takinacak usaklar ve generaller, dantellere bogulacak evli ve bekãr orospular, delik açan toplar, yapilacak saraylar olmayinca, o zaman, sirma, dantel, ütü ve insaat islerinde çalisan kadin-erkek isçileri, sagliklarini kazandirmak ve soylarini gelistirmek için, sert yasalarla kürek sporlari, dans ve bale figürleri yapmaya zorlamak gerekecek. Oldugu yerde tüketilmeyen Avrupa ürünleri çöpe atilmayacagina göre, gemicilerin, küçük tekne sahiplerinin, kamyoncularin oturup derin derin düsünmeleri gerek. O zaman, çok mutlu Polinezyalilar, uygarlasmis Venüs’ün tekmelerinden ve Avrupa’nin ahlak hocalarindan korkmaksizin, sere serpe sevismeye birakabileceklerdir kendilerini.

Dahasi, günümüz toplumunun tüm gelir yoksullarina is bulmak, kentsoylular gibi, perhizli zevklerini ve tüketici yeteneklerini sonuna kadar zorlamak gerek. Bir ya da iki onsluk kösele gibi et yiyecegine, cani isterse, bir ya da iki librelik güzel biftegi indirecek midesine; kötü sarabi kararinda içecek yerde, Papa’dan daha da katolikleserek Bordeaux ve Burgonya saraplarini, sanayi suyu katmadan, agzina kadar dolu derinbardaklardan içecek, suyu da hayvanlara birakacak.

Isçiler, demir-döküm ve aritma fabrikalarinda, kapitalistleri, zorla 10 saat çalistirmayi koymuslar kafalarina. Büyük bir yanilgidir bu, toplumsal uyusmazlik ve içsavas nedeni. Çalismayi savunmak gerekirdi, yoksa zorla kabul ettirmek degil. Rothschildlerin, Saylarin, yasamlari boyunca tam anlamiyla cigeri bes para etmez birer insan olduklarini kanitlamalarina yer verilecektir. Eger çalisma yolundaki genel alistirmalara karsin, eskisi gibi tam anlamiyla aylak yasamlarini sürdürmeye ant içerlerse fislere geçirilecekler ve bagli olduklari belediyelerden, her sabah, ufak tefek eglence parasi olarak 20’ser frank alacaklardir. Toplumsal uyusmazliklar son bulacak, ilk önce gelir sahipleriyle kapitalistler, kendilerine kötülük yapilmasi söyle dursun, daha dogustan beri bellerini büken fazla tüketim ve savurganliktan kurtarilmak istendiklerine akillari yatti mi, halkin yaninda yer alacaklardir. Bes para etmez niteliklerini kanitlayamayan kentsoylulara gelince, onlar içgüdüleriyle bas basa birakilacaklardir. Onlari yerlestirecek yeterince igrenç is var: Dufaure genel helalari temizleyecek. Galliffet uyuz domuzlari ve karni sis atlari kesip biçecek. Poissy’ye (Merkez Tutukevi) gönderilen Son Darbe Komisyonu üyeleri, kesilecek sigirlari ve koyunlari damgalayacak, cenaze törenlerine katilip duran senatörler, cenazede tabut tasiyicisi rolünü oynayacaklardir. Baskalari için de, zekâlarina yarasir isler bulunacaktir. Lorgeril ve Broglie, sampanya siselerini tipalayacaklar, ama sarhos olmalarini önlemek için agizlarina tasma takilacaktir. Ferry, Freycinet ve Tirard bakanliklarinin ve baska kamu kurumlarinin tahtakurularini, bit ve pirelerini öldüreceklerdir. Bununla birlikte, alismislik kudurmusluktan beter oldugu için, Devlet gelirlerini kentsoylulardan uzak tutmak gerekecektir.

Ama insan dogasini soysuzlastiran ahlakçilardan, yobazlardan, iki yüzlü insanlardan, sahte sofulardan ve “dünya âlemi dolandirmak için kilik degistirmis baska mezhep insanlarindan” uzun uzun ve hoyratça öç alinacaktir. Çünkü siradan halka, yalnizca derin düsüncelere daldiklarini, insanlarin küçük kirilganliklarini gerçekten desteklemek için oruç tuttuklarini ve nefislerine eziyet ettiklerini söylüyorlar. Oysa tam tersine, isin bokunu çikariyorlar. Tanri bilir nasil! Romali Curius gibi görünüp, Sarap Tanrisi gibi yasiyorlar. Kükürtlü pudralar kullanmasalar, kipkirmizi suratlari ve sis göbekleri apaçik ortaya çikar. Büyük halk senliklerinde komünistlerle kolektivistler, kentsoylu sinifin 15 Agustos ve 14 Temmuzlarindaki gibi toz toprak yutacak yerde, siseleri firlatacak, domuz sucuklarina saldiracak, masrapalari havalara uçuracaklar. Tinsel ve Siyasal Bilim Akademisi üyeleri, ekonomiciler, Katolik, Protestan, Yahudi, pozitivist ve özgür düsünceli kilisenin kisa ve uzun cüppeli papazlari, Malthusçulugun ve Hiristiyan ahlakinin özgeçili, bagimsiz ya da bagimli, sari giysili propagandacilari, parmaklarini yakarcasina samdanlari tutacaklar ve Galyali kadinlarla, etler, meyveler ve çiçeklerle dopdolu masalarda, aç açina yasayacak ve dolup tasan fiçilarin yani basinda susuzluktan öleceklerdir. Yilda dört kez, mevsim degisimlerinde, bileyici köpekleri gibi onlar da büyük çarklarin içine sokulacak ve on saat boyunca bosu bosuna çarki döndürmeye mahkûm edileceklerdir.

Avukatlarla hukukçular da ayni cezaya çarptirilacaklardir.

Tembellik rejiminde, bizi her saniye yok eden zamani öldürmek için, sürekli gösteriler ve tiyatro oyunlari olacaktir: bu, bizim kentsoylu anayasacilarimiz için cuk oturmus bir ugrastir.

Takimlar halinde düzene konup panayirlari ve köyleri dolastirarak yasama temsilleri verdirilecektir onlara. Ayaklari çizmeli, gögüsleri kordonlar, sövalye nisanlari, legion d’honneur haçlariyla süslü generaller, sokaklara, alanlara dökülüp iyi insanlari askere alacaklardir. Gambetta ve o dalavere ortagi Cassagnac kapi sarlatanligi yapacaklardir. Cassagnac, yigit taslagi kiligi içinde, gözlerini fildir fildir oynatip biyiklarini bura bura, agzindan alevli üstüpüler saçarak, babasinin tabancasiyla herkesi yildiracak ama, kendisine Lullier’in portresi gösterilince bir çukura atlayip ortadan kaybolacaktir. Gambetta, dis politika ve kendini etkileyen ve Türkiye’yi tongaya düsürmek için Avrupa’yi atese verecek olan küçük Yunanistan ve büyük Rusya üzerine de söylevler çekecek. O Rusya ki, Prusya ile yapmaya söz verdigi uyusmayi hiçe indirmekte, Dogu’da çikarini saglamak, içeride nihilizmi yok etmek amaciyla Avrupa’nin batisinda her gün hir gür çikarmayi ummaktadir. Ayrica, genel afla ilgili konusmasina izin vermek lütfunda bulunan Bay Bismarck üzerine de söylevler verecek, sonra da, üç renge boyali o genis göbegini cascavlak açip tepikleye tepikleye halki toplantiya çagiracak, tarimi desteklemek ve Belleville’de seçmenlerini sevindirmek için de, Margaux ve Yquem’de mideye indirdigi minik hayvanlari, yelvekuslarini, mantarlari bir bir sayacak.

Baraka içinde, “Seçim Güldürüsü” ile baslanacaktir ise. Odun kafali ve esek kulakli seçmenler, palyaço kilikli kentsoylu adaylari, politik özgürlükler dansini oynayacaklar; yüzlerini ve kiçlarini binbir söz verilen seçim programlariyla silecek, göz yaslari içinde halkin yoksullugundan ve bakirsi sesleriyle Fransa’nin zaferlerinden söz edeceklerdir. Seçmenlerin kafalari da, koro olarak ve vargüçleriyle “ahi, ahi!..” diye aniracaklardir.

Sonra büyük oyun baslayacaktir. “Ulus Mallarinin Yagmalanmasi Oyunu”.

Yüzü killi, kafasi dazlak, yipranmis, eti pörsümüs, sis ve solgun, gözleri fersiz, uykulu ve esneyeduran koskoca bir disi olan Fransa, boylu boyunca kadife bir kanepeye uzanmis. Ayaklarinin ucunda, maymun maskeli, koskoca demir bir gövde, acili ve yürek paralayici çigliklari dünyayi tutan erkek, kadin ve çocuklari habire yutmakta, robotçasina. Sansar burunlu, sirtlan gövdeli ve canavar pençeli banka, yüzer meteliklerini kasla göz arasinda çalmakta ceplerinden. Bir deri bir kemik kalmis, partallar içindeki aç susuz isçi sürüleri, süngü takmis jandarmalar esliginde kapitalist Fransa’nin ayagina tasiyorlar küme küme mallari, sarap fiçilarini, altin ve bugday çuvallarini. Langlois, bir elinde külotu, öbüründe Proudhon’un vasiyeti, bütçe defteri disleri arasinda, ulus mallarinin savunucularinin basina geçip nöbet tutmaktadir sopa ve süngü zoruyla. Yükler yerli yerine konunca, isçilerini kovduruyor, kapilari sanayicilere, tüccarlara ve bankacilara açiyorlar.

Karmakarisik yigina atiliyorlar, pamuklari, bugday çuvallarini, altin külçelerini yutup, fiçilari bosaltiyorlar; güçleri kesilince, kir pas içinde, igrenç ve tiksinç, kendi çöpleri ve kusmuklari içine gömülüyorlar; o zaman gök gürlüyor, yeryüzü sarsilip açiliyor, tarihsel yazgi çikiyor ortaya; demir ayagiyla hiçkiranlarin, sendeleyenlerin, düsenlerin, artik kaçamayanlarin kafasini eziyor ve genis eliyle, saskin ve korkudan terler döken kapitalist Fransa’yi deviriyor. Eger isçi sinifi, kendine egemen olan ve özünü alçaltan kusuru söküp atarak o korkunç gücüyle ayaklanir ve bunu kapitalist sömürüden baska bir sey olmayan “Insan Haklari”ni, “Yoksulluk Hakki”ndan baska bir sey olmayan “Çalisma Hakki”ni istemek için degil de, her insana günde üç saatten fazla çalismayi yasaklayan çelik gibi bükülmez bir yasa koymak için yaparsa, dünya, yasli dünya sevinçten titreye titreye, içinde yeni bir evrenin zipladigini duyacaktir… Ama, kapitalist ahlakin yoldan çikardigi bir isçi sinifindan, mertçe bir karar nasil istenebilir?

Isçi erkek, kadin ve çocuklar, yüz yildir, binbir zahmetle acinin çarmihli tepesine tirmanmakta. Eskiçag köleliginin hazir ve canli örnegi Isa gibi. Yüz yildir, zor altinda çalismakta, kemiklerini kirmakta, etlerini örselemekte, sinirlerini kirbaçlamakta. Yüz yildir açlik bagirsaklarini burmakta, beyinlerini sanrilara salmakta…

Ey tembellik, uzun süren sefilligimize aci! Ey sanatlarin ve soylu erdemlerin anasi tembellik, insan kaygilarina merhem ol!