- Suudi Arabistan
- İran
- Mısır
- Türkiye
- Pakistan
- Malezya
- Nijerya
- Irak
- Kuveyt
- Lübnan
- Suriye
- Libya
- Cezayir
- Afganistan
- Fas
- Bunların dışında
Etiket: xenix
Bu olayda kim haklı?
Ayşe sevgilisi Ahmet’e kaçıp evlenmek ister. Evinden hiç bir şey almadan çıkar ve derin bir nehirden geçip Ahmet’ine kavuşacaktır. Fakat o gün nehir çok hızlı aktığı için yüzerek geçemeyeceğini fark eder ve kayıkçıya kendisini karşıya geçirmesini rica eder. Kayıkçı evde karısının ve çocuklarının aç beklediğini bir ödeme yapmazsa geçiremeyeceğini söyler. Bunun üzerine Ayşe verebilecek hiç parası olmadığını tekrar eder. Kayıkçıda, o zaman bari elbiselerinizi verin de karıma götüreyim, o na hiç yeni giysi alamıyorum der. Ayşe geri dönemeyeceği için razı olur ve geçerler karşıya. Elbiselerini kayıkçıya verir ve çıplak bir vaziyette Ahmet’in kapısını çalar.
Ahmet kapıyı açtığında manzara karşısında şok olur. Ne bu halin Ayşe der. Ayşe durumu anlatır. Ama Ahmet seni bu şekilde kabul edemem kusura bakma der. Ayşe çok üzülür. Daha önce yine kendisini seven Ahmetin komşusu Mehmete gitmeyi planlar. Mehmetin kapısını çalıp, çıplak bir vaziyette olanı biteni anlatır.
Mehmet, “Eğer önce Ahmet’e değilde bana gelseydin seni çıplakta olsa kabul ederdim.” der. Ayşe bu sefer ne yapacağını bilemeden köyün camisine gider. İmam Ayşe’nin çıplak halini görmüştür. Ayşe olanları anlatır ve İmam ne kadar istemese de onun camii de yatmasına izin verir.
Bu olayda en haklı bulduğunuz insandan, en haksız bulduğunuza doğru sıralar mınız? Ayşe, Ahmet, Mehmet, Kayıkçı ve İmam ı haklı bulduğunuzdan başlayarak sıralayınız.
Görelilik
Güneşten çıkan ışık fotonları dünyamıza yaklaşık 8 dakikada ulaşır. Yani güneş aniden sönecek olsa biz bunu 8 dakika sonra görürüz. Peki kütle çekimi? Yani diyelim ki bir güç gelip aniden güneşi tamamen yok etse? Biz güneşin yok olduğunu henüz göremeden (ışık henüz gelmediği için) yok olduğunu hisseder miyiz? (Kütle çekiminden dolayı)
Duanın Gücü?
Küçük kasabanın birinde, bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, arazisi üzerine bir genelev inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler, ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar. Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu genelev için hergün beddua etmekten öteye geçememiş.
İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu genelev yerle bir olmuş.
Caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler, ancak genelev sahibi adam, cami imamının ve cemaatin direk veya indirek olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddası ile camiye karşı tazminat davası açmış.
Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler, bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler.
Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkemeye günü geldiğinde hakim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:
“Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum,” demiş. “Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var. Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir genelev sahibi, diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati!..”
Batıl İnançlar
Alttaki yazi Francis Bacon’in 1597 tarihinde yazmaya basladigi “Denemeler” (ya da “Ahlaka ilişkin uygulamalı öneriler”) adli eserinin 1625 yilindaki son baskısının Elif Günçe çevirisi ile “Morpa Kültür yayınları”ndan “Felsefe dizisi” altinda ISBN 975-284-025-6 seri numarasi ile 2004 senesindeki 2. baskısından alıntıdır.
Batıl İnanç Üzerine (Sayfa 63 Bölüm 17)
Tanrı ile ilgili hiçbir inanca sahip olunmaması, ona layık olmayan bir inanca sahip olmaktan çok daha iyidir. Çünkü ilki inançsızlık, ikincisi ise küfür anlamındadır. Batıl inanç aslında Tanrı’nın aşağılanmasıdır. Plutarch’ın bu konuyla ilgili çok yerinde bir açıklaması vardır:
“Elbette insanların, Plutarch gibi bir insanın hiç var olmadığını söylemelerini, Plutarch’ın doğar doğmaz çocuklarını yiyen biri olduguğunu söylemelerine tercih ederdim.” Bu söylem şairlerin Satürn hakkında söylediklerine benzer.
Küfrün Tanrı’ya yönelmiş olmasından dolayı ağırlığının artması gibi, bundan doğan tehlike de insanlar için çok daha büyüktür. Ateistlerin elinde hiç olmazsa mantık, felsefe, doğal duygular, adalet ve iyi bir şöhreti korumak gibi (her ne kadar din eksik olsa da), görünüşte ahlaklı bir değişime önderlik edebilecek şeyler vardır. Oysa batıl inanç hepsini susturur, insan ruhunu tek başına ve sınırsızca egemenliği altına alır. Bu nedenle ateizm asla devlette huzursuzluğa yol açmamıştır, çünkü insanın kendinin ötesinde bir şey görmemesi nedeniyle, yalnızca kendisi ile ilgilenmesini sağlar.
Üstelik Tanrı’yı inkar etmeye eğilimli dönemler (imparator Augustus dönemi gibi), oldukça ahlaklı zamanlar olarak bilinir. Buna karşılık batıl inançlar pek çok devletin çöküşüne sebep olmuştur, çünkü bir “primum mobile”, tüm devlet yapısının üzerine yıkıcı bir şekilde çöken yeni bir temel güç olarak ortaya çıkar. Batıl inançta halk belirleyicidir; bu noktadan sonra bilgeler akılsızları izler ve ters bir sıra ile mantık, nedenleri uygulamalara uyarlar.
Skolastik öğretinin zaferlerini kutladığı Trient’deki kilise toplantısında bazı konuşmacılar, Skolastiklerin, öyle şeylerin varolmadıklarını bildikleri halde, doğa olaylarını açıklayabilmek için yıldızbilimciler gibi eksantrik daireler, episiklonlar ve gökyollarının benzeri şekillerini uydurduklarını isabetli bir şekilde açıklamışlardır.
Aynı şekilde skolastiklerin kilisenin uygulamalarını kurtarmak için bir sürü safsatacı ve karmaşık kalıplar bulduklarını da söylemişlerdir. Batıl inancın sebepleri şunlardır: Nazik ve duyulara hoş gelen kilise alışkanlıkları ve gösteriş; yüzeysel ve yapmacık dindarlıkta ölçüsüzlük; kiliseye sadece yük olan geleneklere abartılı saygı; soylu ruhban sınıfının kendi hırsınz ve kazanç niyetlerine hizmet eden ustalıklı girişimleri; tuhaf yeniliklerin yeni kapısı olan dindar saflıklara ayrıcalık göstermek; sadece kavram kargaşası yaratan, ilahi konuları insani bakış açıları ile açıklama çabaları; sefalet ve sıkıntı ile anılan barbarlık çağının etkileri.
Gizlenmeyen batıl inanç iticidir, çünkü nasıl ki bir maymunun insana benzerliği onun çirkinliğini arttırıyorsa, din ile benzerliği de batıl inancı o kadar itici kılar; yiyeceklerin zamanla küçük kurtlara dönüşmesi gibi, güzel alışkanlıklar ve kilise uygulamaları da bir yığın içi boş geleneğe dönüşür.Ancak bazıları batıl inançtan sakınma çabaları yüzünden daha da fazla batıl inanca tutulur; çünkü bu çaba içindeyken, daha önce kabul edilmiş ve batıl olmaktan çıkmış fikirlerden de uzaklaşır. Bu nedenle, kitlelerin reformisti oynadığı durumlarda sıklıkla olduğu gibi (kötü müshiller misali), kötünün yanında iyiden de vazgeçilmesinden sakınılmalıdır.