Psikoloji Testi

Aşağıdaki testi çözüp, cevaplarını kaydedin. Hatta yorum olarak yazarsanız daha eğlenceli olur. Bir müddet sonra şıkların puan değerlerini ve ne anlama geldiklerini yorum olarak ekleyeceğim. O zamana kadar iyi testler.

  1. Aşağıdaki ifadelerden hangisi sizin için daha cazip?

    a. Canımın istediğini yapabilmek
    b. Mükemmel bir aileye sahip olmak
    c. Seçtiğim kariyerde başarılı olmak

  2. Sezgilerinize ne ölçüde güvenirsiniz?
    a. Çok fazla
    b. Her zaman değil ama zaman zaman sezgilerime dayanarak davranırım
    c. Mantıksal bir açıklama getirebilmek her zaman daha önemli

  3. Aşağıdaki ifadelerden sizi en iyi tanımlayan hangisi?
    a. Meraklı, soru soran
    b. Düzenli
    c. Ciddi, gayretli

  4. Aşağıdaki seçeneklerden hangisi sizi en çok heyecanlandırıyor?
    a. Büyük Kanyon gibi doğal mucizeler
    b. Taj Mahal gibi insan yapımı anıtlar, mabetler
    c. Domingo veya Pavarotti gibi yetenekler

  5. Gezegenimizi nasıl yok ettiğimizle ilgili olarak ne sıklıkta endişe duyarsınız?
    a. Çok sık
    b. Bazen
    c. Pek değil

  6. Aşağıdakilerden hangisi sizde hayranlık uyandırır?
    a. Bir kuşun uçuşu
    b. Bir çitanın hızı
    c. Bir aslanın gücü ve cesareti

  7. Bireysel hedefler belirler ve onlara sadık kalır mısınız?
    a. Hayır, doğru zamanın geldiğini hissetmem gerekir
    b. Zaman zaman, ancak oldukça esnek ve geri dönülebilir planlar
    c. Evet, sonuca ulaşmanın en etkili yolu

  8. Dakik olmak sizin için ne kadar önemli?
    a. Hiç değil
    b. Zaman zaman
    c. Çok önemli

  9. Katılmış olduğunuz sınavlarda sizi en çok hangisi zorlar?
    a. Konsantre olabilmek
    b. Heyecanımı kontrol edebilmek
    c. Başarılı olabilecek miyim endişesi

  10. Yeterince zamanınız olduğunu varsayarsak, hangisi sizin için daha çekici?
    a. Resim yapmak
    b. Golf oynamak
    c. Spor salonunda fitness yapmak

  11. Hangi ifade sizi daha iyi anlatıyor?
    a. Karmaşık
    b. Memnun
    c. Detaylara önem veren

  12. Açıklamakta zorlandığınız rüyalar görür müsünüz?
    a. Çok sık
    b. Bazen
    c. Çok az veya hiç

  13. Hangi ifade sizi daha iyi özetler?
    a. Sıra dışı
    b. Aklı başında
    c. Sabırlı

  14. Ne sıklıkta elinize geçen kâğıtlara bir şeyler karalarsınız?
    a. Çok sık
    b. Bazen
    c. Hiç

  15. Aşağıdakilerden hangisi sizi daha çok rahatsız eder?
    a. Kurallar
    b. Kabalık
    c. Yetersizlik

  16. “Aklıma gelen yeni bir fikri hayata geçirmezsem eğer asla rahat edemem.” ifadesi sizin için ne ölçüde geçerli?
    a. Çok
    b. Az
    c. Hiç

  17. Uzun bir süre boyunca aynı proje üzerinde hiç ara vermeden çalışmak
    sizin için
    ne kadar zorlayıcı olabilir?
    a. Çok
    b. Az
    c. Hiç

  18. Emeklilik ile ilgili sizi en çok ne endişelendirir?
    a. Emeklilik ile ilgili hiçbir şey beni endişelendirmiyor.
    b. Yaşlanmak
    c. Boşluğa düşmek, zamanımı nasıl geçireceğimi bilememek

  19. Hatalara yaklaşımınız ile ilgili hangi ifade daha doğru?
    a. Hatalar yaşamın bir parçasıdır ve bizi biz yapan deneyimlerimiz yapmış olduğumuz tüm hataların toplamıdır.
    b. Hiç hata yapmayan insan hiçbir şey yapmayan insandır.
    Bu da en kötü hatadan daha tehlikelidir.
    c. Hepimiz hata yaparız, ancak başarılı insanlar daha az hata yapanlardır.

  20. Hangi sözcük sizi daha iyi açıklıyor?
    a. Filozof
    b. Barışçı
    c. Pratik

  21. “Yapacak çok iş, ancak çok az zaman var” deyişi için ne düşünüyorsunuz?
    a. Katılıyorum, hepimiz boğulabiliriz.
    b. Daha yapmak istediğim çok iş var ama asla yetişemediklerim için endişelenmiyorum.
    c. Kesinlikle katılmıyorum, sonuçta iyi bir plan çözümleyici olacaktır.

  22. Okulda en başarılı olduğunuz ders.
    a. Resim, müzik
    b. Beden Eğitimi
    c. Matematik

  23. Sonuçları doğru zamanda elde edebilmek için sizce zaman zaman kızgın ve öfkeli olmak gerekli mi?
    a. Hiçbir koşul altında
    b. Duruma göre bazen gerekebilir
    c. Evet

  24. Arkadaşlarınız sizi anlatmak için hangi ifadeyi tercih ederlerdi?
    a. Yaratıcı
    b. Cana yakın
    c. Güvenilir

  25. Önemli bir karar almanız gerektiğinde..
    a. Tek başıma karar alırım
    b. Sonuçtan etkilenebilecek ilgili kişilerle görüşürüm.
    c. Uzman görüşüne başvururum.

  26. Ofiste kâğıtlarla aranız ne kadar iyi?
    a. Birsinin arkamı toplaması gerekir
    b. Düzenli olabilmek için kendimi zorlarım
    c. Son derece düzenliyimdir.

  27. Aşağıdaki ifadelerden hangisi size daha yakın?
    a. Vizyoner
    b. İstikrarlı
    c. İş odaklı

  28. Enerjinizin büyük bir kısmını işinize mi harcıyorsunuz?
    a. Asla, iş dışında yaşayabilmek için çalışıyorum
    b. İşime daha çok zaman ayırıyorum
    c. Hayatımın bu döneminde önce iş

  29. Aşağıdaki ifadelerden hangisi sizi daha iyi açıklıyor?
    a. Duygusal
    b. Kararlı
    c. Agresif

  30. Tatil kararınızda hangi seçenek sizin üzerinizde daha etkili olur?
    a. Muhteşem manzara
    b. Deniz, güneş ve kum
    c. Eğlence

İNSANCA PEK İNSANCA

İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir. Hoşlanmadığımız bir düşünceyi öne sürdüğü zaman bir düşünürü daha sert eleştiririz. Oysa, bizi pohpohladığında onu daha sert eleştirmek uygun olacaktır. Sahip olunması zorunlu tek şey var: Ya yaradılıştan ince bir ruhtur bu, ya da bilim ve sanatlar tarafından inceltilmiş bir ruh…

Tüm idealistler, hizmet ettikleri davaların her şeyden önce dünyanın tüm öteki davalarından üstün olduğunu düşünürler. Kendi davalarının biraz olsun başarılı olması için, bu davanın tüm öteki insan girişimlerine gerekli olan aynı pis kokulu gübreye açıkca ihtiyacı olduğuna inanmak da istemezler. Bir kez yürünmüş bir yola düşenlerin sayısı çoktur, hedefe ulaşan az ..

Küçücük bağışlarla büyük mutluluklar kazanmak büyüklüğün bir ayrıcalığıdır. İnsan, diğer insanlardan hiçbir şey istememeye, onlara hep vermeye alıştığı zaman, elinde olmadan soylu davranır. Acıların bölüşülmesi değil, sevinçlerin bölüşülmesidir dostluğu yaratan … Bir şeyden hoşlanmaktan söz edilir, aslında doğrusu, bu şey aracılığıyla kendinden hoşlanmaktır. Kendinden hiç söz etmemek çok soylu bir ikiyüzlülüktür. Hakikatin temsilcisinin en az olduğu zaman, onu dile getirmenin tehlikeli olduğu zaman değil, can sıkıcı olduğu zamandır.

Doğa bize aldırmadığından, doğanın ortasında kendimizi öyle rahat hissederiz ki … Uygarlaşmış dünya ilişkilerinde herkes, hiç değilse bir konuda kendini başkalarından üstün hisseder. Genel iyi yüreklilik buna dayanır. Çünkü, durum elverirse herkes yardım edebilir, o halde bir utanç duymaksızın bir yardımı da kabul edebilir. Yapacak çok şeyi olan insan inançlarını ve genel düşüncelerini hemen hemen hiç değiştirmeksizin korur. Aynı şekilde, bir ülkünün hizmetinde olan her insan ülkünün kendisine artık hiç kulak asmaz; onun buna zamanı yoktur.

Demem şu ki, ülküsünün hala tartışılabilir olmasından yana olmak çıkarına aykırıdır. İnsan dilediği kadar bilgisiyle şişinip dursun, dilediği kadar nesnel görünsün, boşuna ! Sonunda her zaman ancak kendi yaşam öyküsünü elde edecektir. İnsanların tarih boyunca farkına vardıkları aşılmaz zorunluluk, bu zorunluluğun ne aşılmaz ne de zorunlu olduğudur. Bugün artık kimse ölümcül hakikatlerden ölmüyor; çok fazla panzehir var. Uygarlık tarafından yokedilme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir uygarlık çağını yaşıyoruz. Sevilmiş olma isteği kendini beğenmişliklerin en büyüğüdür. İnsanları şiddetle kendi üzerine çeken, bir oyunu her zaman kendi lehine çevirmiştir.

Çok düşünen ve uygulamalı düşünen, kendi maceralarını kolayca unutur, ama başından geçenlerin çağrıştırdığı düşünceleri hiç unutmaz. Biri kendi düşüncesine bağlı kalır; çünkü ona kendi kendine ulaşmış olduğunu sanır. Öteki ise, onu zahmetle öğrendiği ve onu anlamış olmakla övündüğü için bağlıdır düşüncesine. Sonuç olarak, her ikisi de kendini beğenmişlik … İçine doldurulacak çok şey olduğu zaman, günün yüzlerce cebi vardır. Bir düşmanla savaşarak yaşayan kişinin, düşmanını hayatta bırakmakta yararı vardır. Açıklanmamış karanlık bir konu apaçık bir konudan daha önemli sanılır. Sadece karşıtları cansıkıcı olmayı sürdürdükleri için, arada bir, bir davaya bağlı kalırız. Bir insan kendini hep çok büyük işlere adadığında, onun başka bir yeteneğinin olmadığı pek görülmez.

Açıkça büyük amaçlar tasarlayan ve daha sonra bu amaçlar için oldukça yetersiz olduğunu gizlice kavrayıveren kimse, çoğu zaman bu amaçlardan vazgeçecek kadar da güçlü de değildir. İşte o zaman ikiyüzlülük kaçınılmazdır. Gür ırmaklar kendileriyle birlikte bir çok çakıl ve çalı çırpıyı da sürükler; güçlü ruhlar da bir çok aptal ve mankafayı. Bir insanın gerçekten ele almış olduğu düşünce özgürlüğü ile, onun tutkuları ve hatta arzuları da gizli gizli kendi üstünlüklerini göstereceklerini sanırlar. Bir insan yoğun ve kılı kırk yararak düşündüğü zaman, sadece yüzü değil gövdesi de çekinceli bir havaya bürünür. Ruh arayanda, hiç ruh yoktur. İnsan yığınlarının davranış biçimlerini önceden kestirmek için, onların güç bir durumdan kendilerini kurtarmak için hiçbir zaman çok önemli bir çaba göstermediklerini kabul etmek gerekir. İnsan kahkahalarla güldüğü zaman, kabalığı ile tüm hayvanları geride bırakır.
Eylem ve vicdan genellikle uyuşmazlar. Eylem, ağaçtan ham meyveleri toplamak isterken, vicdan onları gereğinden çok olgunlaşmaya bırakır, ta ki yere dökülüp ezilinceye kadar.

Aşk ve nefret kör değillerdir; ama kendileriyle birlikte taşıdıkları ateş yüzünden kör olmuşlardır.

İnsan hatasını bir başkasına itiraf ettiğinde unutur onu; ama çoğu kez öteki kişi bunu unutmaz.

Alev, başka şeyleri aydınlattığı kadar aydınlatmaz kendini. Bilge de böyledir.

Bir konu hakkında hazırlıksız sorguya çekildiğimizde, aklımıza gelen ilk düşünce çoğu zaman bizim kendi düşüncemiz değildir; ama bizim sınıfımıza, konumumuza ve soyumuza ait olan sıradan bir düşüncedir sadece. Öz düşünceler pek ender olarak su yüzüne çıkarlar.

Bizzat kendimizde olan bir değeri övdüğü, okşadığı zaman mucizeyi de, usdışını da kabul ederiz.

Yarı-bilim tam bilimden daha üstündür. O, sorunları olduklarından daha kolay görür ve bununla görüşünü daha anlaşılır, daha inandırıcı kılar.

Çok düşünen partici olmaya uygun değildir; o, parti arasında düşüncesini çok çabuk sızdırır.
Kötü belleğin iyi tarafı, aynı şeylerden bir çok kez, ilk kez gibi yararlanmaktır.

Bir kurbanın yoldaşı o kurbandan daha çok acı çeker.

Seçim ve Pankartlar

Yine seçimler yaklaşıyor ve her yer pankart, bayrak, gürültü yapan şarkı söyleyen slogan atan hoparlörlü arabalar. Peki bunca yapılan masraf gerçekten etkili oluyor mu? Yani o iç içe geçmiş bayrakları, pankartları, sesleri okuyabilen, duyabilen var mı gerçekten. Yada bunları görüpte atacağı oyu değiştiren?

Ben şahsen olduğunu düşünmüyorum. Kimsenin o bayraklardan etkilendiğini de sanmıyorum. Birde yapılan masrafı düşünün. Bütün bu kirliliğin bedeli var. Milyonlarca bayrak, pankart, bu işe koşulan araçlar. Oysa o yapılan masrafa kaç bin öğrenci okur, kaç okula labaratuar kurulur, kaç iş istihdam sahası açılır.

Anlaşılan, kriz; partileri ve parti liderlerini pek etkilememiş gibi duruyor. Üstelik hiç bir işe yaramayacak, onca şeye yapılan masrafı düşündüğümde, daha çok yolumuzun olduğunu hissediyorum.

Tübitak’a Sansür

Nihayet övündüğümüz Tübitak Bilim ve Teknik dergisinede sansür uygulandı. 2009 yılının Darwin yılı olması nedeni ile Mart sayısında Darwin’e bolca yer verilmişti. Ama yönetimden geçemedi. Kapak ve 11 sayfalık içerik değiştirilerek bilime de sansür uygulanmış oldu.

Yakında Adnan Oktarın yazılarını Bilim ve Teknik sayfalarında görürseniz şaşırmayın.

OKUMA VE YAZMA ÜSTÜNE

Bütün yazılmış şeyler içinde yalnız, kanla yazılmış olanı severim. Kanla yaz: göreceksinki kan, ruhtur. (…) Kanla ve özdeyişlerle yazan okunmak değil, ezberlenmek ister. Dağlarda en kısa yol, doruktan doruğadır; ama uzun bacakların olmalı bunun için. Özdeyişler, doruklar olmalı; söz söylenen kişiler de boylu poslu olmalı. Hava yeğni ve duru, tehlike yakın ve ruh sevinçli hınzırlıklarla dolu; iyi uyar bunlar birbirine.

Çevremde cinler olsun isterim; çünkü yürekliyim ben.

Hayaletleri kaçırtan yüreklilik, cinler yaratır kendine – yüreklilik gülmek ister.
Ben artık sizin gibi duymuyorum: bu altımda gördüğüm bulut, bu gördüğüm karaltı ve ağırlık, – bu sizin fırtına bulutunuzdur işte.

Siz, yükselmek isteyince yukarı bakarsınız. Bense aşağı bakarım; yükselmişim çünkü.

Sizden kim aynı zamanda güler ve yükselmiş olur ? En yüce dağlara çıkan, güler bütün acıklı oyunlara ve acıklı ağırbaşlılığa.(…) Bana diyorsunuz: “hayata katlanmak güçtür.” Yoksa ne işe yarardı sabahki gururunuz, akşamki yerinmeniz. Hayata katlanmak güçtür: siz de çıtkırıldım olmayın öyle ! Hepimiz bulunmaz eşekler, hem de kancık eşekleriz ! Üzerinde bir damla çiğ var diye titriyen gül tomurcuğuyla ortak nemiz var bizim ?Doğrudur: biz hayatı severiz; ama yaşamaya değil, sevmeye alıştığımız için.Sevgide her zaman biraz çılgınlık vardır. Ama çılgınlıkta da her zaman biraz yöntem vardır.Bana da, ben ki hayatı severim, öyle geliyor ki, mutluluğu en iyi bilenler kelebekler ve sabun köpükleri ve insanlar arasında bunun gibi olanlardır. (…)Ben ancak dans etmeyi bilen bir tanrıya inanırdım.

(Nietzsche burada Budizm’e gönderme yapıyor. Efsaneye göre Hint tanrısı Şiva, dünyayı yarattıktan sonra “tandava” hayat dansı yapmıştır.)Şeytanımı gördüğümde, onu ağır, derin, somurtkan ve resmi buldum. Ağırlığın ruhuydu o – her şey onun yüzünden düşer. Öfkeyle değil, gülmeyle öldürür kişi. Haydi öldürelim ağırlığın ruhunu ! (Nefis bir tesbit !!! Tüm dindarlara veya herhangi bir şeye, o şeyi tek ve mutlak kesinlik olarak gören ve inanan insanlara en ağır gelen şey nedir ? Gülmektir tabi ! Onlara saldırın, hakaret edin, tartışın … hepsi boşuna ! O zaman inançlarına daha çok sarılırlar. İçlerinden daha çok şehit çıkartmak için kinlenirler. Ama bir gülüş, tek bir gülüş onların sahte dünyasını yerle bir eder. İşte bu yüzden “Gülün Adı” romanında, kör rahip gülme üzerine yazılan bir kitabı yasakladı ve hayatı pahasına insanların onu okumasını engelledi. Çünkü o da gayet iyi biliyordu ki, inançlarını çeşitli kelime oyunları, önermeler ve varsayımlar kurarak savunabilirdi. Ama gülmeye karşı çok çaresiz ve yetersiz kalırdı.) Ben yürümeyi öğrendim: o gün bugün, kendimi koştururum. Ben uçmayı öğrendim: o gün bugün, kımıldamak için itilmem gerekmez. Yeğniyim artık, uçarım artık, kendi altımda görürüm artık kendimi, bir tanrı dans eder içimde artık.

Böyle buyurdu Zerdüşt.