İstediğimi Severim

Atatürk’ü severim diyorum dinciler karşı çıkıyor. Muhammed’i severim diyorum ateistler karşı çıkıyor. Erdal İnönü’yü severim diyorum yok o öyle demişti böyle yapmıştı. Sagan’ı, Hawking’i, Nalçacı’yı severim diyorum ama onlar böyle diyor falan.

İyi de arkadaşım ben kimi sevip sevmediğimi size mi soracağım? İstediğimi severim, istediğimi sevmem.

Öncelikle anlamanız gereken benim birini sevmem onun her yaptığına onay verdiğim anlamına gelmez.

Ayrıca nedir bu insanlarda kendi sevdiği veya sevmediği kişiyi başkalarına da dayatma arzusu? Nedir yani bunun psikolojik açıklaması?

Nihat Doğan ve Siyaset

Dakika 5.00 dan itibaren dikkatli dinleyin. “kemalist, statukocu, vesayetçi, faşist, sosyalist, marksist, leninist yapının…” (elbette devam ediyor) :))

Ben Nihat Doğan ve bazı forumdaşlarımızın aynı kaynaktan, aynı kafadan olduklarını keşfettim. Beslendikleri kaynak nedir? Hem zeka sorusu olsun hem mizah olsun durum.

*6.00 dan itibaren ipuçlarını görebilirsiniz.

Para Nedir?

Para maddi bir şey midir? Manevi bir şey mi?

Böyle bir soruyla karşılaştığınızda çoğunuz paranın maddi bir şey olduğunu savunacaktır. Oysa para manevi bir şeydir. İnsanı yolundan alıkoyar. Binlerce öğretmenin öğretemeyeceği şeyleri öğretir. Yaşam biçiminizi değiştirir. Hayata bakışınızı değiştirir. İlişkilerinizi değiştirir. Karakterinizi bile değiştirir. Para kötü bir uşak fakat çok iyi bir efendidir.

Bu konuda bir büyük başka yanılgı ise paraya zenginin değer verdiği fakir veya ortasınıfın daha az değer verdiğidir. Oysa bu durum da tam tersidir. Zengin kişi parasını riske atar. Bazen tamamını kaybedip beş parasız kalabilir. Ama beş parasız kalması onun zengin olmasına engel değildir. Yine değişik yöntemlerle parayı tekrar kazanır. Burada kastettiğim “zengin kişi”, parası olan kişi anlamında değildir. Paraya bakış açısı anlamındadır. Zengin kişi parayı araç veya oyuncak olarak görür. Uşak olarak görür.

Oysa fakir kişi böyle değildir. Paraya değer verir. Onu yatırım riskine atmaz. Biriktirir. Yapacağı en iyi yatırımlar genelde ölü yatırımlardır. Biriktirip bir ev alır, araba alır. Yani anlayacağınız parayı kaybetmekten çok korkar. Piyangodan para çıksa bile en geç 10-15 yıl içinde herşeyi kaybedip tekrar eski yaşantısına döner. Sanat ve bilime para ayırmak istemez. Devamlı tutumlu olmaya çalışır. Yapacağı en iyi yatırım fon veya faiz olur. Para onun efendisidir.

Paranın insanı nasıl değiştirdiğini konuyla ilgili bir fıkrayla bitirmek istiyorum.

Fakir bir yaşantı süren Temel’e piyangodan büyük ikramiye çıkmış. Ee tabi haliyle borçlu olduğu kasap, manav, bakkal bu habere çok sevinmiş. Fakat aradan aylar geçmiş Temel, ne gelmiş ne borcunu ödemiş.

Bir gün bakkal Temel’le karşılaşmış.
-Ula Temel, parayi buldin ama gelip iki kuruş borcunu ödemeysun daa.

Temel cevap vermiş
– Parayi bulinca huyu suyu değişti demesunlar diyedur daa.

Üretimin Robotlaşması

Bazen haberlerde veya filmlerde görürüz. Bir fabrikaya alınan robotlar yüzünden insanlar işsiz kalır. Bir robot bazen 15-20 insanın yaptığı işi tek başına yapabilir. Üstelik daha az masrafla ve daha az hata ile.

Durum böyle olunca tarımdan elektroniğe bir çok alanda robotların kullanılması kaçınılmaz olacaktır. Üretimin her alanında robotlar kullanılmaya başlanacak bu daha da yaygınlaşarak hizmet üretimine de girecektir. Eğitimde robotlar zaten kullanılmaya başlandı. Bir kaç on veya yüzyıla kalmadan bütün üretim aşamasını robotlar yapar hale gelecektir.

İnsanlara sadece düşünce, sanat, bilim ve belki tasarım üretimi kalacaktır. Bütün bunlar göz önüne alındığında bu durumdan memnun kalır mısınız? Olumlu ve olumsuz yanları nelerdir sizce?

Üretim robotlaşırsa, üretimler de robotlaşır mı?

Bilişim Zenginleri

Bilgisayar ve bilişim sistemlerinin gelişmesine paralel olarak bu konuda faaliyet gösteren bazı kişilerin çok zengin olduklarını hepimiz biliyoruz. Bunlardan bir kaçı Bill Gates, Steve jobs, Mark Zuckerberg, Ellison.

Bu kişilerin çoğu, bir kaç yıl içinde 100.000 (yüzbin) insanın ömür boyu çalışarak kazanacakları toplam parayı kazanmış durumdalar. Hem de tamamen yasal yollarla. Sizce bu durum bir sorun mudur? Veya olağan bir şey midir? Bu durum hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Kapitalizm ve sosyalizm açısından da değerlendirmek adına güzel örnekler olduğunu düşünüyorum.