Günün önemli olayına devam: Günün Bebesi

21 Aralık 2020 Anın Ruhu -devam

GERÇEKLEŞTİREN ÜRETİCİLER – MANİFESTİNG JENERATÖR –

 GERÇEKLİK ANI

“Yanıt verir ve gerçeklik anımı bekler, sonra yaparım.”

Siz potansiyel bir güç merkeziyle enerji topunun bir bileşimisiniz ama kaynağı etkili bir şekilde kullanmadan önce ciddi bir sabır göstermeniz gerekiyor. Dünya nüfusunun %33 ünü oluşturuyorsunuz; kendi alanınızda klasik bir araçsınız ve hızınıza ulaştığınızda performansınızla büyülüyorsunuz. Sizi Gerçekleştiriciler ve Üreticilerden ayıran temel fark içgüdüsel bir yanıt ile işe koyulma arasındaki gerçeklik anıdır. Buna “boşlukta olmak” diyebiliriz. Öncelikli içgüdülerinizi doğrulamak için eylemi bu boşlukta tutmalısınız. Dolayısıyla içgüdülerinizi dinleyerek yanıt verin, bekleyerek gerçeklik anını yakalayın ve sonra ikna olduysanız harekete geçin. Harekete geçtiğinizde kendinizi o işe adar ve bir Üreticiden daha hızlı vites değiştirirsiniz ve onların aksine hız kazandıktan sonra da istediğiniz an durabilirsiniz. Çünkü sizin Gerçekleştirici yönünüz yolunuzu düzeltmenize olanak verir. Bir anda birden fazla işle meşgul olabilir ama en iyi performansı bir seferde tek bir işe odaklanarak gösterirsiniz. Her zaman tez canlı, yerinde duramayan, her an bir işe koyulmaya hazır bireyler olabilirsiniz. İlişkilerdeki eğiliminiz, buzları kırmak ve harekete geçmektir. Ama yalnızca kovalayan siz olmadığınızda ve sizden net bir içgüdüsel yanıt almayı başarabilen biriyle birlikte olduğunuzda mutluluğa ulaşacaksınız. Sürekli Gerçekleştirici ve Üretici niteliklerinizin arasındaki dengeyi bulmak için çabalarsınız. Üretici yanınız sınırsız, sürekli enerji gerektiren projelerden keyif alır. Gerçekleştirici yanınız ise yeni alanlara girmek ister. Siz bu dengeyi koruyarak zirvelere tırmanmak için özgür ve esnek olmalısınız. Bu anlamda siz anlaması zor bir çalışansınız. İdeal anlamda gözü yükseklerde olan bir yönetici veya özgürce faaliyet göstermek için bağımsız olması gereken bir bireysiniz.

Stratejiniz: Hayalinde canlandırır ve bilgilendirir

Özgün Özellikleri: Aktif biçimde birçok iş yapmak

 

PROFİL 2/5

Evinizin yolunu bulabilmeniz için size bir pusula vermem gerekiyor­muş gibi hissediyorum, çünkü siz, ikinci çizginin tek başınalığı ve bilinçsiz bir beşinci çizginin uzak hayalleri arasında belirsiz bir noktada kalmış birisiniz. Bu ortaya, öncülük etme konusunda tereddütleri olan, dahil olup olmaması gerektiğine dair şüpheler duyan vasıflı bir liderin tuhaf ama büyüleyici profilini çıkarır. Dahil olmaya karar verdiğinizde, doğanız gereği hayal gücü kuvvetli, karizmatik bir lider olursunuz.

Yansızlık hissiniz size, dünyadaki dramları izleyerek gökyüzünde kay­bolduğunuz hissi verebilir. Bunun sebebi ikinci çizginin geribildirim bek­leyen yönlendirmeleri ile beşinci çizginin yanıltıcı yönlendirme alanının tuhaf kombinasyondur. Bu kombinasyonla, başkalarının varsayımları ile kendi yarattığınız illüzyonlar arasında kalırsınız. Dolayısıyla sizi anlaya­cak ve tamamlayacak biriyle tanışıp tanışamayacağınıza dair şüpheler beslemeniz doğaldır. Etrafınızdaki herhangi birine veya bir şeye karşı bağ­lılık hissedecek misiniz?

Devamını oku “Günün önemli olayına devam: Günün Bebesi” →

Ursula da geldi-aydınlattı- geçti

Ağlayacağımı tahmin etmezdim ama bi şey olmadan önce tepkinizi de bilemiyorsunuz.

Cumhuriyet haberi şöyle vermişti:

ABD’li Yazar Ursula K. Le Guin, 88 yaşında hayata gözlerini yumdu. Fantastik ve bilim kurgu eserleriyle dünya edebiyatında kendine önemli bir yer edinen Le Guin, Karanlığın Sol Eli, Mülksüzler, Sürgün Gezegeni, Yerdeniz serisi gibi roman ve öyküleriyle çağına damga vurdu.

New York Times’ın haberine göre Le Guin’in ölümü oğlu Theo-Downes Le Guin tarafından doğrulandı. Oğlu, ölüm nedenini açıklamadı ancak annesinin sağlığının bir süredir kötü olduğunu belirtti.

1929 California doğumlu Ursula Kroeber Le Guin, antropolog çift Alfred L. Kroeber ve Theodora Quinn Kroeber’in kızıydı.

Kitapları 40’tan fazla dile çevrilen ve milyonlarca satan Le Guin, yerleşik cinsiyetçi kalıplara meydan okuyan tarzıyla fantastik ve bilim kurgu yazınında kendine özgü bir üslup geliştirdi.

1969’da yayımlanan Karanlığın Sol Eli, insanların erkek ya da kadın olmadığı cinsiyetsiz Gethen dünyasında geçiyordu.

Le Guin, mitoloji, fantezi ve bilim kurguya meraklı bir genç olarak hikayelerin sürekli “Beyaz adamın dünyayı fethetmesi” etrafında döndüğü gerekçesiyle bilim kurgudan soğuduğunu anlatmıştı. Yine de yazın hayatının ileriki dönemlerinde bu janrda güçlü ve özgün eserlerle adından söz ettirdi.

Ursula benim gözümde sağlam bir kale gibiydi. Korkak biri olduğumdan sık sık bi yere sığınmak istediğimden değil ama bunu neden söylediğimi ben bile bilmiyorum. Henüz fantastik ve bilimkurgu dallarına ilgimin gelişmediği zamanlarda okumuştum Mülksüzler kitabını. Gençliğimde ilk okuduğum kitabıydı, siyasi nitelikli olduğunu ve bunun ancak bu kadar şairane anlatılacağını anlayabilecek kadar çok kitap okumuşluk, yazar tanımışlık geçmişim vardı. Hayranlığım tavan yapmıştı. Tabi sonra diğer muhteşem kitaplarını okuya okuya büyüdük, beni en son ve Mülksüzler kadar şaşırtan kitabı Rüyanın Öte Yakası oldu. Çünkü aradan geçen bunca zamanda hem rüya kavramıyla hem fanteziyle hem kuantum felsefesiyle iç içe geçmiştim. Ve bu kitap bir şaheserdi. Bir çok yerde konuşma yaparken  ya da seminerlerimde yeri gelip bir örnek vermek gerektiğinde, uzun açıklamalar yerine kısaca ve tembelce Rüyanın Öte Yakası’nı okuyun demeye başladım. Daha dün bu kitabın 1980 yılında bir filminin çekildiğini de öğrendim, Youtube’da var fakat orjinali, yani alt yazı yok, yine de üzüntümü atlatınca izleyeceğim, ismi aslında kitabın da özgün ismi olan; The Lathe of Heaven (1980).

Geçen yıl Kayıp Rıhtım’ın isteği üzerine Guin hakkında bir yazı hazırlamıştım (okumak için tıklayınız)ve şimdi dönüp baktığımda o kadar az şey söylediğimi,aslında cılız bir yazı olduğunu görüyorum, neden diye düşünüyorum ve sonra onun daha yüzyıl filan yaşamaya devam edeceğinin garantisiyle sıkışık bir zamana sığdırılmış tipik bir gelir-geçer şey olduğunu anlıyorum ve bunu itiraf etmek de canımı yakıyor. Bir insan hayattayken her şeyi söylemek lazım. Neyse henüz çok üzgünüm daha sonra kendimi affettireceğim doğru dürüst bir iç döküş yapacağım bu büyük usta için.

Son yıllarımda yoğun olarak ilgilendiğim Huna Felsefesi, Lemuryan mirası konusunda yaptığım çalışmalar(yazdığım Laniakea kitabı) verdiğim eğitimlerdeki esas noktalar öylesine onun felsefesiyle çakışıyor ki insan hayret ediyor.Belki bu alanları o da taramıştı ve gayet iyi biliyordu. Örneğin bir yazısında şöyle demişti ki aynen Huna bilgilerini içeriyor:

 “Her şey rüya görür. Şeklin, varlığın oyunları, maddenin rüya görmesidir. Kayalar kendi rüyalarını görür ve yeryüzü değişir… ama zihin bilinçli hale geldiğinde, evrim ivme kazandığında, işte o zaman dikkatli olmanız gerekir. Dünyaya karşı özenli olmanız gerekir. Yolu yordamı öğrenmelisiniz. İşin püf noktalarını, sanatını, sınırlarını öğrenmelisiniz. Bilinçli bir zihin, bilerek ve özenle bütünün bir parçası olmalıdır – tıpkı kayanın bilinçsiz olarak bütünün bir parçası olması gibi.”

Ona neden bir kale gibi dediğimi şu an anladım çünkü o nadir “bütün” insanlardan biri. Eserleriyle, fikir ve hayal hazinesiyle dünyanın dört bir yanında milyonlarca insana dokunup gitmek ve bütün bunların çağları aşacak ölümsüzlüğe sahip olması onun ölümüyle içime çöken hüznü bir nebze hafifletiyor.

Peşin sıra iz sürüyorum

Hep merak ederim, bazı yazarlar nasıl kitap okurlar, nasıl hazırlanırlar ve nasıl yazarlar?

İşte takip ettiğim bu yazarlardan birisi de Sibel Atasoy’dur.
Yeni çıkan “LANIAKEA” adlı bilim kurgu kitabının söyleşisine katıldığımda bu bilgileri alıyorum Sevgili Sibel’den. Söyleşi sonrası aklımda ilham perileri ile dönüyorum eve. Kitap yazım öncesi, sırası, sonrası paylaştığı kendi iç akışı ile aklımın karanlık köşelerine ışık tutuyor…

“Benim yazmak için başka sebeplerim var” diye söze başlıyor Sibel… Kara deliğe girerek, bulup getirdiklerini, aldığı vizyonlar eşliğinde kaleme almış son kitabında.

Laniakea’da bir zaman yolculuğu var. Bir kaç defa okunacak kitaplardan. Birincisi macera hissi ile okunuyor; “E, sonra n’olmuş?” tadında… 2. Dikkat de okunduğunda ise kitapla birlikte sen de o zamanlara giriyorsun, yaşıyorsun.

İlk defa yazmaya niyet ettiği bu bilim kurgu kitabı için iyi bir bilim, ilim, teknik tarayıcısıyken günde16 saat bilimdeki yenilikleri yeniden taramış. Genelde 7 ayda bitirirken bu kitabını İki yılda bitirmiş.

Söyleşisinde aldığım sihirli anlatımını satırlarında da buluyorum.
Seni iyi ki tanıdım Sibel Atasoy, peşin sıra iz sürüyorum 🙂

Buyurun siz de tanıyın.

https://www.facebook.com/Laniakeakitap/

Laniakea’yı internetten temin edebilirsiniz.

Güler Pınarbaşı

3.GÖZ Dergisi Yayın Yönetmeni 01.06.2016

Alçaklığın Evrensel Tarihi

borges

Borges, 1930’larda Arjantin’de çok satan Critica gazetesinin pazar ekine yazdığı yazıları, Alçaklığın Evrensel Tarihi’nde biraraya getirdi. Gerçek ile hayalin birleştiği bu yazılarda, yaşam öykülerini bilerek çarpıttığı Keşiş Eastman, Kadın Korsan Çing, Billy the Kid gibi kötü şöhretli kimseleri anlatırken, kurgunun olgudan daha gerçek, daha inanılır olduğunu belirtmeyi hedeflemişti. İlk kısa öyküsü ‘Mahalle Kabadayısı’nın da yer aldığı bu kitabı Borges, 1954’te yazdığı önsözde,

‘öykü yazmayı göze alamayan, dolayısıyla da başkalarının masallarını bozup çarpıtarak kendini eğlendiren utangaç bir delikanlının sorumsuz oyunları’

olarak nitelemişti. Buna karşılık kitap, Latin Amerika edebiyatını derinden etkiledi ve yayımlandığı tarih (1935) bu edebiyatın bir dönüm noktası olarak nitelendi.

Kadın Filozoflar

Antik Çağ’dan Rönesans’a kadar bütün tasvirlerde felsefeyi bir kadın simgeler

SOPHIA

İlk kez tek tanrılı dinler ortaya koyduğu simgelerle kadınları bilgeliğin dışında bırakmış ve “sadece erkeklerle tanrı anlaşma yapar, sadece erkekler, tanrı ile insanlar arasında aracı olabilir” denmiştir.

Aynı şey Batı Felsefesinde de geçerliydi. Neredeyse kadınların sözü bile edilmezdi.

Metzler 1989’da hazırladığı 300 biografik yapıt içinde sadece 6 kadın düşünüre yer vermiştir. Bunlar : Hannah Arendt, Simone de Beauvoir, Hildegard von Bingen, Agnes, Heller, Rosa Luxemburg ve Margaret Mead’dir.

Kadın ve kadın düşüncesi Antik çağdan günümüze geldikçe daha az değerli görünüp kimse kadın filozoflardan alıntılamıyor, hiç bir felsefe ya da bilim tarihi bu düşüncelerden ve yazarlarından artık söz etmiyordu (Tielsh, 1984)

Felsefe tarihinde kadınların gözardı edilen çıkışlarına, yapıtlarına bir göz atarsak, Karl Marx, Hegel, Kant gibi felsefe sistemleri kurmuş kişilerden hiç de geri kalmadıklarını görürüz.Mesela, Sosyalıs Programı (Arbeiterunium, 1843) ilk olarak ortaya Flora Triston tarafından atılmış olmasına rağmen dikkate alınmamıştır. Onun bildirisi Karl Marx’ın Komünist Manifesto’sundan 5 sene önce yayınlanmış ve Marx’tan 10 kez daha fazla baskıya ulaşmıştı.
Devamını oku “Kadın Filozoflar” →