Sevgili yeğenimin doksanıncı oscar yorumu köşe yazısı
Tebrikler, çok güzeldi Erenciğim
ilk izlenimler … ”…Yani canlı gibi olmalarını anlayamıyorum!nefes nefeseydi elini yeniden duvara yaslayıp itti,hem parlak hemde saydam görünen duvar ilk seferinde olduğu gibi esnedi. ‘Bu şeyler’, dedi Manawa,eliyle duvarı ve diğer şeyleri işaret ederek ‘Aka ismini verdiğimiz,bütün maddi oluşumların biçimlendiği fiziksel evrenin temel maddesidir,hem fiziksel hemde zihinsel düzeyleri ile düşünce modellerini yansıtan bir ayna gibidir.Eh bizler de hayli esnek bir halkız denebilir,sanırım bu şeyler de biraz bizi yansıtıyor.’ Utanmış bir edayla hafifçe gülümsedi. Laniakea sayfa 59 Laniakea bir kitap değil,fantastik bilim kurgu roman hiç değil.Yani öyle görünüyor olabilir ama canlı, benimle konuşuyor,okurken vizyonlar görüyorum.Böyle bir şey hiç yaşamadım ve çokkkk şaşkınım…
Ezgi Sezgi -12.05.2016
Bir Kadını Öldürmek’in şimdiye kadar okuduğum kitaplardan oldukça farklı bir yapısı var.Kuramla hayatın sıradan akışındaki hikayelerimizi hemde bir kadınla bir erkek arasında geçen o biteviye yaşanan didişmeleri öyle ustalıkla birbirine geçiriveriyor ki,kitaba bağlanmamak elde olmuyor.
“Eğer bu fikirler hakkında yalnızca bir şeyler duyarsanız ya da yalnızca onlar üzerine okursanız, onlar sadece sözcükler olarak kalırlar. Ama bunları kendiniz için doğrulamaya başladığınızda, her bir fonksiyonu kendi içinizde anladığınızda ve bunların her biri ile bağlantılı olan kendi duygularınızı ve hislerinizi keşfedip farkına vardığınızda, o zaman bu bilgi haline gelir.”P. D. Ouspensky.
Kitabı okurken ben bunu yaşadım.
Bu okumamda farkında olmadan kendi kendime sorduğum bazı sorularıma cevaplar buldum,bir çok konuda taşlar yerine oturdu.Bir de eylem kararı sadeleşmek…
Bir sonraki okumamda kitabın büyüsü kendini bana nasıl açacak şimdiden çok merak ediyorum.
teşekkürler sevgili Atasoy
Ezgi
*
Bir Kadını Öldürmek/ Sibel Atasoy
Sonu hakkında en küçük ipucu vermiyorsa, Yaa acaba sonraki bölüm hangi ziyafeti sunacak beklentisini dibine kadar hissettiriyorsa, bu kitabı benim daha çok defa okumam gerekir bilemiyorum dedirtebiliyorsa VE DAHA NELER NELER ..,. O zaman bunun adı KOCA KİTAP oluyor Teşekkür yetebilen bir kelime değil …
Bazı altı çizilesi cümleleri paylaşmak istiyorum:
Her bünyenin acıkma süresi farklıdır.
Asla, sonsuza kadar, daima, hiç … gibi kelimeler … Hayat,bu tür çok iddialı kelimeleri insana yalatmak içinmiş, diyorlar.
Acıma, aşkın yapay olarak ki canlandırılma çabasıdır.
“OK” ön Türk dilinde yüce insan, yönetici anlamına geliyor. Zaten cinsiyet simgesinde de “ok” erkeği temsil ediyor.
Orgazm olunca hem bir şey buluyor hem de kaybediyoruz. BİR’liği buluyor ayrılığı kaybediyoruz. Ve bu, demek ki bizi rahatlatıyor.
Karısı ölen adam haftasına ölür ya da 40 gün sonra yeniden evlenir; bitmemiştir çilesi besbelli 😊
İnsan, bir şey bakarken yeterince uzaklıkta durmalıdır. Çok yaklaştığında bir seviyeden sonra alt oyunların detaylarına kapılır, seviye kaybeder. Çok uzaklaştığında da aynı sonuç .. Bakış mesafesi oyunun en önemli unsurudur.
Olduğunu sandığımız her şey ancak algımıza çarptıktan sonra bilgiye dönüşüyor. Her an yalnızca bir anı bizim için. Hep bir önceki andayız biz. Ve hep algımızın bulunduğu yerdeyiz. Algımıza çarpıp önceki bilgilerle test edilen ve uygun bulunanlar bizim var dediklerimiz oluyorlar. Düşünceler ise dünya oyununun geçmiş ve geleceğini inşa eden yapı taşlarıdır.
‘Bir Kadını Öldürmek’in önsözünde açık olarak verilen ifade, “bu kitap çok fonksiyonludur ve çok boyutludur ve mutlaka kullanma kılavuzuyla okunmalıdır” Yani yazar, bu sıradan bir stille yazılmış kitap değildir, diye belirtilmiş. Kitabın 1/3’lük kısmını okudum henüz, ama kitap şu anda bulunulabilirken, bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum; haz, lezzet, merak bu kitapta toplanmış 😊
Yavaşla!
Daha da yavaşla!
Ölmeyecek kadar yavaşla!
Enerji biriktir!
Tekrarlara azami dikkat göster!
Maddi Ma’nevi bütün ağırlıklardan kurtul!
Sezgilerine kulak ver!
Tüm konularda sadeleştirme yap!
Niyetini sık sık kontrol et!
Şunu samimi olarak düşünüyorum: Bu eser hakettiği noktada değil, birşeyler daha yapmalı ve daha çok zihne ulaşmalı, hem de genç zihinlere
Fahri Yavuzer
*
2005 yılında ilk baskısını aldım, okudum. Aradan geçmiş yaklaşık 10 yılda en az 15 kere daha okumuşumdur. Tam artık neredeyse ezberledim diyecek gibi oluyorum, bir yerlerde sıkışıp kalmış minicik bir anlam gözüme gözüme giriveriyor ve haydaaa buyur burdan yakalım bakalım oluyorum. Bu kitap özel’dir. Bu kitap çok özeldir. Kimisine öf nedir ki bu yani şimdi, hiçbir şey anlamadım dedirdir. Kimisini de açıla açıla bitmeyen katmanlarına her seferinde biraz daha büyümüş bir merakla dalma isteği uyandırır.
Esin Esin
*
Sırıtkan Kırmızı Ay harikaydı. Son 170 sayfayı neredeyse yutarak okumuşum 😀 Keşke senaryolaştırılsa ve film olsa. Böyle bir ekip bir gün olursa, ekipte ben de olmak isterim, istiyorum. Günaydın, güzel geçsin gün.
Gülbahar Biler
Günaydın frekanslarrr, kitabımızı okuyanlar, bu yolculukta hangi istasyonu kendilerine yakın buldular, en çok hangisinde duygulandılar diye bi anket yapalım diyorum.
Siz favorinizi yazdıkça ben de onları bi yarıştırayım 🙂
İlk seçimler şöyle oldu:
Hanife Altuntas Kontrat bitti, Uykucu ve Gömüt..Ama bunları yazarken bile mesela “robot konuşuyor” bana göz kırpıyor, “iyi enerjiler dükkanı” ve “kadınsı şüpheler” el sallıyor.. her biri başka bir noktada titreşiyor ve tartımları da bu yüzden farklı ve eşsiz..yeniden sonsuz teşekkürler sana, bize yenidünyadan böylesine gizemli güzel kapılar araladığın için:)
İbrahim Durmaz Kontrat istasyonuna çok takıldım bir kaç defa tekrar okudum.
Serap Kaya Dugumlerle bagliyiz ve gomut benim istasyonlarim…
Çok uzun bi film. Ben beğendim doğrusu, oyuncular ve görsellik açısından güzeldi. David Fincher ana hikayeyi yetersiz mi buldu da bi iki şey daha ilave etti bilemiyorum ama sanki 3 saatlik değil de belki beş saatlik bişey geçiyormuş hayalinden 🙂 Ersin benim kadar beğenmemiş olabilir belki, bilemiyorum çünkü sinemadan çıkıp Işılla buluşup kar yağışı altında balkonda saatlerce çan çan ettik. Bugünkü kahve istiabımı biraz aşmış olabilirim ama ne gam! Harika bi gün oldu. Halen öyle çünkü sizlerle beraberim ve donmuş bacaklarım sıcak evimin konforunda kendine geliyor 🙂
ek: Hala ayaklarımı ısıtamadım 🙂
Filmi sevdim, oyuncular ve gerilimi yansıtması güzeldi. Paralel hikayeleri ve müziği kurgulaması da güzeldi. Fakat bazı yan hikayeleri bitirmemiş olması bir de sonunun sanki gelmeyecekmiş gibi olması, üstüne üstlük “en son son”un da beklediğim kadar etkili olmaması (sarılır ve giderler) eksileriydi. Birkaç hikaye anlatmaya çalışmasaymış daha vurucu olurmuş bana sorarsan…
sa: Aslında bu daha iyi, örneğin benim kitaplarım asla tek akslı omaz, her zaman bi kaç tanedir -bence böylesi güzeldir çünkü okuyucu katili son sayfadan önce bulamaz-ancak bu filmde sorun başka, yan akslar, birinci aks aydınlanıktan sonra gereksizce devreye girmişlerdi üstelik de uçları bağlanmamışgı. Kurgu hatası! Never mind, bence ilk hikaye yeterince güzeldi üstelik kamera da romantikti 🙂 Ejderha kız da çok etkileyicisunulmuştu, hala etkisindeyim.
ek: Yan hikayeler olmasına hiç lafım yok, çok güçlü yan hikayelerdi. Fakat bitirmediği için eksikliği hissedildi. Hele o sosyal kurum görevlisi adamla ilgili olan hikayeyi asansörde yarım bıraktı. Büyük ihtimalle kurgu masasında o hikayeyi bitirdiklerini düşündüler fakat bana bitmişlik hissi vermedi 🙂
Bunları saymazsak ben çok sevdim, kız da gizemli ve etkileyiciydi (ve saldırgan) 🙂
sa: Filmde kurgu hatası çok (bi kurgucu gözüyle bakınca), örneğn öylesine “deli” ve toplum dışı bi kız, bir anda (esas adamla bi seks yapınca) nerdeyse pamuk prensese dönüştü! Burada da ciddi bi rahatsızlık vardı. Ejderha dövmesinin anlamı filmde hiç bi yere bağlanmadı ki bu büyük bir hata! Demek bu kadar hatalı bi kurguyu bile bize sevdirmeyi başardı yönetmen :))))) Ayrıca Fincher gibi bi yönetmen (Seven ve dövüş kulübü gibi ilk onumda yer alan iki filmin yönetmeninden böylesi bişey beklenmezdi. Neyse düşüş dönemi olur, biliyosun Ortalamaya çekilme kanunu diye bişey var-dı eski dünyada!Yenisinde de olacak mı bilmiyorum.
Dövmeli kızın daha modern ve daha aklı başında bi benzeri var, bilmem izleyeniniz var mı, The good wife isimli dizide Kalinda diye süper etkileyici bi karakter var. Bazen onu seyrederken erkek olsaydım keşke gibi fikirler gelir aklıma 🙂
Galiba durumu çözdüm (oh be!), F incher iyi yönetmen ancak kurgucu değil! Daha önceki o süper Seven ve Dövüş kulubü filmlerinin kitapları muhteşemdi! Hatta ben romanların filme iyi aktarılamadığını bildiğimden her ikisinde de nerdeyse kitaplarından iyi olduklarını görmüştüm. Ejderha Dövmeli Kız da bi roman, isveçli bi yazarın çok satar bi romanıymış, okumadım ve sanıyorum ki kitap iyi değil.
AEÖ: Fincher’ın çektiği versiyonu henüz izlemedim ama milenyum üçlemesi olarak çekilen 2010 isveç versiyonu harikaydı. Amerikalıların alt yazılı film izleyememe gibi bir sıkıntıları varmış…Öyle duydum. Fincher gibi bir yönetmenin enerjisini yepyeni bir filme aktarmasını isterdim ama kitap uyarlamalarını sinemaya en başarılı şekilde aktaran yegane yönetmenlerden biri bence kendisi…Vardır bir bildiği…:)
EK: Son zamanlarda görüntü ve kurguyla haşır neşirliğimden gördüğüm şu ki kurgu çok ayrı bir sanat ve hiç de kolay değil. Hatta bazı -kurgucu- yönetmenler, kurgu yapabilmek için görüntü çektiklerini söylemişler 🙂
Ben filmi ilk duyduğumda orjinalinin çok güzel olduğunu söylemişti arkadaşım, bir de orjinalini izlemek lazım.