ARMAGEDON NEREDE?

YAZAR Hal Lindsey: “Tüm peygamberliklerin odak noktası İsrail Devletidir” fikrini öne sürer. (The 1980’s Countdown to Armagedon) Öyle ise, tutucuların “Armagedon senaryosu”na temel olan nokta Tanrı’nın İsrail ile özel bir ilişkisinin var olduğu inancıdır. İsrail’in düşmanları onu yok etmeğe çalıştığı zaman, Tanrı’nın bu işe karışacağına inanırlar.
Bununla beraber, Mukaddes Kitap açıkça, Tanrı’nın oğlu İsa Mesih’i reddettiği zaman Yahudi milletinin Tanrı’nın lûtfunu ve korumasını kaybettiğini gösterir. (Elçilerin İşleri:3:13, 14, 19) Bizzat İsa, Yahudi milletine şöyle dedi: “Allahın melekûtu (krallığı) sözden alınacak ve onun meyvalarını yetiştirecek bir millete verilecektir.”—Matta 21:43.
Mukaddes Kitap Vahiy 16:14, 16 ayetlerinde, cinler tarafından ilham edilen propaganda sözlerinin dünyanın liderlerini “Her Şeye Kadir Olan Tanrı’nın büyük gününün savaşı”na sevk edeceklerini gösterir ve şunu da ekler: “Ve onları İbranice Armagedon denilen yere topladılar.” Acaba bu, Ortadoğu’da yapılacak kesin bir savaşı işaretlemiyor mu? Hayır, zira gerçekte “Har–Magedon” (harfi olarak “Megiddo dağı”) diye adlandırılan hiçbir coğrafi bölge yoktur. Mukaddes Kitabın yazıldığı zamanlarda, Ortadoğu’da Megiddo diye adlandırılan bir şehir vardı. Megiddo şehri yakınlarında birçok önemli savaş oldu. Fakat orada geçmişte ve bugün de böyle bir dağ yoktur. Bundan dolayı “Har-Magedon” veya “Armagedon” sembolik bir yer olmalıdır. Acaba neyin sembolüdür?
Hezekiel’in peygamberliği, birçok ulusun ordularının “İsrail”e yapacakları saldırıyla Armagedon’un başlatıldığını açıklar. “Magoglu Gog’un” yönetimindeki saldırgan kuvvetler, “şimalin sonlarından” ani saldırıya geçerler. Acaba bu “Gog” kimdir? Tutucu teolog Lindsey (başkalarının da dediği gibi) güvenle şöyle der: “İsrail’in ‘en kuzeyinde’ sadece tek bir millet vardır: S.S.C.B. (Rusya).” Lindsey benzer şekilde (Mukaddes Kitapta Meşek, Tubal, Fars, Kuş, Put, Gomer ve Togarma diye adlandırılan) Gog’un ‘büyük cümhurunu’ veya “askeri gücü”nü oluşturanların, başta Arap milletleri olmak üzere, Sovyet Rusya’nın müttefikleri olacakları kuramını yürütür.—Hezekiel 38:1-9, 15.
Bununla beraber, Hezekiel’in günlerinde, Gog’un müttefikleri olarak sayılan milletler, dünya sahnesinde özellikle göze çarpan milletler değillerdi. Bundan dolayı peygamberliğin gerçekleşmesi “son yıllar”ında, yani eski İsrail’in geleneksel düşmanlarının dünya sahnesinden kaybolmalarından sonra yerine gelecekti. (Hezekiel 38:8) Bu nedenle Gog’un oturduğu belirsiz ve uzak olmayan Sovyet Rusya’yı kastetmeyecektir.
Şu halde, ‘uzak’ bir diyarda oturan ve Tanrı’nın kavmine karşı şiddetli bir kin besleyen acaba kimdir? Mukaddes Kitap bu soruyu Vahiy 12:7-9, 17’de cevaplandırır: “Ve gökte cenk oldu; Mikael ve kendi melekleri ejderle . . . . cenk ettiler . . . . ve İblis ve Şeytan denilen büyük ejder . . . . yeryüzüne atıldı.” Şeytan, gökten, alçaltılmış ruh diyarına atılma durumuna acaba nasıl bir tepki gösterdi? Mukaddes Kitap şöyle der: “Ve ejder kadına [Tanrı’nın semavi teşkilatına] karşı gazaplandı, ve onun zürriyetinden baki kalarak Allahın emirlerini tutup kendilerinde İsanın şahadeti olanlarla cenketmeğe gitti.”
Bundan dolayı Şeytan bizzat “Gog”dur. Şeytan ve onun cinleri Tanrı’nın meshedilmiş cemaati olan—ruhi İsrail’in mütebakisine karşı bu savaşı yıllarca sürdürdü. (Galatyalılar 6:16) İsa’nın bu takipçileri yeryüzünün her tarafına dağılmış durumdadırlar; onlar Ortadoğu’da ordular tarafından saldırılabilecek merkezi bir bölgede bulunmaz. Hezekiel’in peygamberliğine göre, onlar, Tanrı’nın himayesi altında “emniyette oturmaktalar.” (Hezekiel 38:11) Etrafında düşman milletler bulunan ve kendi içinde siyasal ve sosyal yönden güçlükler çeken İsrail milleti için, herhalde günlerimizde, “emniyette oturmakta”dır denemez.
Bununla birlikte, Mukaddes Kitap, dünya sahnesinin köklü bir değişikliğe uğrayacağını gösterir. Sahte dinin dünya imparatorluğu olan “Büyük Babil” aniden yok edilecektir. (Vahiy 18. bap) Sahte dinin ansızın yok olmasıyla geride kalan hakiki Hıristiyanlar saldırıya açık bir durumda görünecekler; Şeytan veya “Gog” hemen onları yok etme işine girişecektir. O, Armagedon’da cinlerinin etkisi altında, “bütün dünyanın kıralları”nın “Her Şeye Kadir Olan Tanrı’nın büyük gününün savaşı için” bir araya toplanmasını sağlamak üzere gerekeni yapacaktır.—Hezekiel 38:12-16; Vahiy 16:14, 16.
Bundan dolayı, Armagedon Ortadoğu’da bulunan küçük bir yer değildir. Daha ziyade bir dünya durumudur. Bütün dünya Yehova Tanrı ve O’nun şahitlerine karşı birleşmiş olacaktır. (İşaya 43:10-12) Armagedon savaşı, Ortadoğu’nun bir bölgesinde, milletler arasında yapılacak bir savaş değildir; Şeytan’ın, Yehova’nın Şahitlerine karış kin dolu saldırısından sonra kavmini savunmak için Tanrı’nın yapacağı bir savaştır.—Hezekiel 38:18-23; Zekarya 2:8.
Bundan dolayı bugün, Yehova’nın Şahitleri pasif bir şekilde gözlerini Ortadoğu’ya dikmekten daha da çok şeyler yapıyorlar. Onların çok önem verdikleri husus, gelmekte olan bu savaşa dair Tanrı’nın Sözünün gerçekten ne dediğini insanlara iletmektir. Yehova’nın Şahitleri, bu mesajı korkusuzca insanların evlerine götürmekte dünya çapında ün kazanmışlardır. Yine de, sevgi dolu bir Tanrı’nın, böyle bir savaşı neden yapacağını merak edebilirsiniz. Acaba o zaman sağ kalmak mümkün olacak mı? Bu yayının gelecek iki sayısı bu sorulara cevap verecektir.

Gizemin Nedeni

KÜÇÜK OWMADJİ İSHAL OLMUŞTU. Annesi Hawa çocuğun aşırı su kaybetmesinden korkuyordu; çünkü köyündeki kuzeninin geçenlerde bu yüzden bebeğini kaybettiğini duymuştu. Owmadji’nin babaannesi ise torununu kabilenin büyücü doktoruna götürmek istiyordu. Şöyle diyordu: “Kötü bir ruh çocuğu hasta ediyor. Ona koruyucu muska takmayı reddettiniz, işte bu yüzden bütün bunlar başınıza geliyor!”
BU DURUMA dünyanın birçok yerinde rastlanabilir. Yüz milyonlarca insan hastalıkların gizli nedeninin kötü ruhlar olduğuna inanır. Bu doğru mudur?

                          Hastalıkların Gizemi

Görünmez ruhların hastalıklara neden olduğuna siz inanmıyor olabilirsiniz. Aslında, bilim adamları hastalıkların çoğunun nedeninin virüs ve bakteriler olduğunu ortaya koyduklarından, birinin nasıl böyle düşünebileceğini merak edebilirsiniz. Fakat insanların yakın zamana dek hastalığa neden olan bu mikroorganizmalardan haberi olmadığını unutmayın. Antonie van Leeuwenhoek 17. yüzyılda mikroskobu buluncaya kadar mikroskobik dünya insana kapalıydı. Ondan sonra bile, ancak Louis Pasteur’ün 19. yüzyıldaki buluşları sayesinde bilim hastalıklarla mikroorganizmalar arasındaki bağlantıyı anlamaya başladı.
Hastalıkların nedeni insanlık tarihinin uzun bir dönemi boyunca bilinmediğinden birçok batıl inanış türedi; bunlardan birine göre bütün hastalıkların nedeni kötü ruhlardı. The New Encyclopædia Britannica bu inanışın ortaya çıkışıyla ilgili bir olasılıktan söz eder. Eskiden şifa dağıtanlar değişik kökler, yapraklar ve başka malzemeler kullanarak hastaları iyileştirmeye çalışırdı. Bunlar bazen işe yarardı. O zaman şifa dağıtan, iyileştirme sürecine birçok batıl ayin ve uygulama katarak, asıl şifa veren şeyi gizlerdi. Böylece insanların her zaman ondan yardım istemesini sağlardı. Bu şekilde, ilaçların etkisi bir gizem perdesiyle örtüldü ve insanlar yardım almak için doğaüstü güçlere yöneldi.
Bu geleneksel iyileştirme yöntemleri bazı ülkelerde hâlâ varlığını sürdürüyor. Birçok kişi hastalıkların nedeninin ölü ataların ruhları olduğuna inanır. Bazıları hastalıkları bize Tanrı’nın verdiğini ve bunun günahlarımızın cezası olduğunu söyler. Hatta hastalığın biyolojik özelliklerini bilen eğitimli insanlar bile, doğaüstü etkilerden korkabilir.
Büyücüler ve şifa dağıtanlar bu korkuyu insanları sömürmek için kullanır. Öyleyse neye inanmalıyız? Sağlığımız için ruhlardan yardım beklemek doğru olur mu? Mukaddes Kitap bu konuda ne der?

Tanrı’ya mı Yoksa İnsana mı Güveniyorsunuz?


İnsana güvenmek felakete yol açar. 1978 YILINDA gazete başlıklarının en şok geçirten haberi, hiç şüphesiz Guyana’nın, Jonestown’unda meydana gelen korkunç facia olmuştur. Bu olay, Masada’da, Romalıların kuşatması altında teslim olmaktansa ölmeyi tercih eden 960 Yahudi partizanın durumuna benzetilmişti. Aynı zamanda bu olay Amerikalı askerlerin Saipan adasını almaları üzerine sivil 1000 Japon’un kendilerini bir uçurumdan aşağı atmalarına da benzetilmişti. Guyana faciası, dünya çapında, gazetelerde günlerce konu olmuştu. İlk başta ölü sayısı 400 sonra 500 iken 780’e çıkmış ve sonra şu haber yayımlanmıştı: “GUYANA’DAKİ ÖLÜ SAYISI A. B. D.’YE GÖRE KOLONİDEKİ KURBANLAR ARASINDAKİ 260 ÇOCUK İLE BİRLİKTE EN AZINDAN 900’E ÇIKMIŞTIR.” (New York Times, 26 Kasım 1978) Sonun bu sayı 913’e kadar yükseldi.
Bu facianın, direkt olarak şu soru ile ilgisi vardır: “Güvenini Tanrı’ya mı yoksa insana mı bağlıyorsun?” Belki şöyle cevap vereceksin: “Muhakkak ki güvenimi insana bağlamaktansa Tanrı’ya bağlamak daha hikmetli bir hareket olacaktır.” Gerçekten de bu cevap doğrudur, çünkü Mukaddes Kitap şu uyarıda bulunuyor: “Emirlere [asilzadelere, YD] ve kurtarışı olmıyan âdem oğluna güvenmeyin.” (Mezm. 146:3) Tanrı seni kurtarabilir, çünkü “Yehova’nın (YD) ismi kuvvetli kuledir; salih onun içine koşar, ve emin olur.” (Sül. Mes. 18:10) Bununla beraber bir kişinin güvenini Tanrı’ya bağlamış olduğunu beyan etmesi, sözlü iddialardan daha fazlasını içine alır. ‘İman işler olmayınca ölü olduğu’ için yapılan işler önem taşımaktadır. Tanrı’ya güvenen kişi, Tanrı’nın sevdiği şeyleri sevecek, Tanrı’nın nefret ettiği şeylerden nefret edecek ve Mukaddes Kitap prensiplerine göre yaşayacaktır.—Yak. 2:26; İbr. 1:9.

İnsan yönecilerine güvenimizi bağlamamak konusunda İsa’nın sözleri, Mezmur yazarının sözleri ile uyum içindedir: “Yeryüzünde kimseyi babanız diye çağırmayın; zira babanız birdir, semâvi Babadır. Ne de efendi diye çağırılın; çünkü efendiniz birdir, Mesihtir.”—Mat. 23:9, 10.

Bununla beraber, İsa’nın bu sözleri söylediği zamandan beri geçen 19 yüzyıl boyunca onu takip ettiklerini iddia eden insanlar bunun tam tersini yapmışlardır. Birçok erkeği “baba” ve “peder” olarak adlandırmaktan başka, Büyük Konstantin, Şarlman, Napolyon ve Hitler gibi kişileri tanrılaştırmışlar ve bunların takipçileri olmuşlardır. Binlerce, evet milyonlarca insan güvenlerini insanlara bağlamışlar ve hatta ölüm noktasına kadar onların ardınca gitmekte kararlı olmuşlardır. Hitler’in sahip olduğu etkiye değinerek, o zamanlarda Almanya’da yaşan biri geçenlerde şunları söylemiştir: “Savaşın bitimi görünür olmasına rağmen, birçok Alman, Hitler’in kendilerini hayal kırıklığına uğratacağına inanmayı reddetmiş ve onun son zaferi getirecek süper silahlar (Wunderwaffen) konusundaki vaatlerine inanmışlardır.” Bu tip insanlara güvenlerin bağlayan kişilerin sonu üzüntü ve çok defa ölüm olmuştur. Onlar, güvenlerini Tanrı’ya bağlamamışlardır.

Bazı kişilerin diğerlerini kontrolleri altında tutabilmelerinin nedeni nasıl açıklanabilir? Günümüzde bu, “karışma” olarak adlandırılan ve “bir devlet adamı veya akseri bir komutan için halkta özel vefa veya coşku uyandıran liderliğin şahsi büyüsü” diye tanımlanır. Bunun çarpıcı bir örneği Napolyon tarafından canlandırılmıştı. Elbe adasından takriben 1000 askerle kaçtıktan sonra kısa bir zamanda ordusuna binlerce kişi katıldı. Grenobi’a vardıkları zaman, ordusu, 6000 kişilik bir düşman ordusuyla karşılaştı. Napolyon kendi ordusuna durmayı emrettikten sonra atını düşman ordusuna doğru sürdü. Yaklaştığı zaman atından indi ve bu insan kalabalığına doğru yürüdü. Komutanları askerlerine ona ateş etmelerini emretti. Adamlar silahlarını doğrulttular, fakat karşılarında duran bu lidere hayran kalarak, tek bir kişi bile, Napolyon’un Fransa’daki iktidarına dönüşüne son verecek olan kurşunu sıkmak için silahını ateşleyemedi. Bir keresinde Napolyon yerinde olarak şunları söylemişti: “Olağanüstü bir etkileme ve emretme kudreti İskende’e, Şarlman’a ve bana verilmiştir. Fakat bizim için şahsen orada hazır bulunmak gereklidir.” Kendisi daha sonra bu yöndeki kudretini, hazır bulunmamasına rağmen gerçekleştirebilen İsa Mesih’inkiyle karşılaştırmıştır

                     <strong>JONESTOWN’DAKİ FACİA</strong>

1978 yılında adı haberlerde çok geçen ve başkalarını etkileme yeteneğine sahip olduğunu iddia eden biri vardı; bu adam James Warren Jones’di. Jones ile San Francisco insan Hakları Kurulunda hizmet etmiş olan emekli bir Katolik Papazı şunları söyledi: “Onun insanlar üzerinde garip bir kudreti vardı ve bu kudret insanın başını döndürüyordu.” San Francisco’daki Halkın Tapınağında vaız verdiği zaman binlerce kişi toplanmış ve yüzlerce kişi Guyana’da kurmuş olduğu ve “Jonestown” (Jones Şehri) olarak adlandığı yerleşim bölgesine gitmek üzere onu takip etmişti. Onlar sadece onu o yere kadar takip etmekle kalmayıp, sonunda, buyruğu altında intihar bile ettiler. Silahlı muhafızlarının kendisini cesaretlendirmelerine dayanarak 909 kişinin intihar etmesinden sonra kendisi de aynı şeyi yaptı. Bu, dünyayı şaşırtan bir facia oldu.

Bu örnek, insanların güvenlerini Tanrı’ya bağlayıp O’nun tayin etmiş olduğu lider İsa Mesih’i takip edeceklerine, bir insan yöneticiye, prensipsiz bir demagoga güvenmelerinin sonucunda başlarına gelen çarpıcı ve feci bir örnektir! Aşağıdaki tezatlar bu şekilde hareket etmenin ne kadar akılsız bir davranış olduğunu gösterir.
İsa Mesih ve verdiği mesaj hayata yöneliktir: “Ben onlarda hayat olsun, çok hayat olsun diye geldim,” evet “ebedi hayat.” (Yuh. 10:10; 3:16) “Muhterem” Jones ise, onları ölüme sevk etti. Alınan haberlere göre kendisi “mezhebine ait olan her üye ile bir intihar antlaşması yapmıştı.” Aynı zamanda kendisi “ölümün asaleti ve ölmenin güzelliği”ni de övmüştü. O devamlı olarak, gerçek olmamakla beraber, bir alıştırma olsun diye takipçilerinin zehirli bir ilaç içmekle vefalarını göstermeleri için ayinler yaptırıyordu. Bu ayinler, sonunda feci gerçeğe dönüştü.

Ayrıca, İsa’nın, çocukları sevdiğini okuyoruz. Şakirtleri İsa’nın, çocuklar tarafından rahatsız edilmemesi gerektiğini düşünmelerine rağmen, o böyle düşünmüyordu. Çünkü Tanrı’nın oğlunun şunları söylediğini okuyoruz: “Bırakın, çocuklar bana gelsinler; onlara mani olmayın.” Ondan sonra İsa “onları kucaklayıp ellerini üzerlerine koyarak hayır dua etti.” (Mar. 10:13-16) Öte yandan Jones, çocukları cezalandırmak için onları karanlık bir odaya kapatıp, elektrik şoklarının etkisinde bırakmak için onlara elektrodlar bağlıyordu. Veya onları su dolu bir kuyuya indiriyor ve yeteri kadar bağırmadıkları zaman bunu tekrarlıyordu. Feci olayda, aşağı yukarı 200 çocuk zehirli sıvıyı içmeye zorlandılar veya bu sıvı boğazlarından aşağıya şırıngalarla akıtıldı.

İsa, “kılıç tutanların hepsi kılıçla helâk olacaklardır” diye uyararak sulh için şiddet kullanmamayı va’zetmişti. (Mat. 26:52) Buna rağmen “muhterem” Jones’un sadece şiddete başvurmakla kalmadığını, Birleşik Devletlerin biri Millet Meclisi üyesi ile üç gazetecisini kendi yerleşim bölgesi hakkındaki zarar verici haberlerle geri dönmelerine engel olmak amacıyla, onları öldüren uşakları vardı. Bundan daha da fazlası kendisi halkını intihar etmek üzere çağırırken, zehiri içmekte tereddüt edenleri tehdit etmek üzere silahlı uşaklar da bulunduruyordu.

İsa Mesih yüklerden kurtuluş ve özgürlük getirmişti. Kendisi yerinde olarak şunları söyleyebilmişti: “Ey bütün yorgunlar ve yükleri ağır olanlar, bana gelin, ve size ben rahat veririm. Boyunduruğumu takının, ve benden öğrenin; zira ben halim ve alçakgönüllüyüm; ve canlarınıza rahat bulursunuz. Çünkü boyunduruğum kolay, ve yüküm hafiftir.” (Mat. 11:28-30) Aynı zamanda şöyle demişti: “Eğer siz benim sözümde durursanız, gerçekten benim şakirtlerimsiniz; siz hakikati bileceksiniz; ve hakikat sizi azat edecektir.” (Yuh. 8:31, 32) Guyana’da Jones, Jonestown’u bir temerküz kampı haline getirmiş, tüm ardınca gidenlerin elinden pasaportlarını alarak onların orada hapis kalmalarını sağlamıştı. Onları, sabahın erken saatinden akşamın geç saatine kadar sıcak tropikal güneşin altında esir gibi çalıştırmıştı. Gıdaları sadece günde üç öğün pirinç ve et suyu idi. Aldıkları gıda gittikçe bozulmaktaydı. Kaçmak isteyen bu mezhebin üyelerinden biri “orası cehennemdir” demişti.

İsa hakkında bize şunlar söyleniyor: “Onun fakirliği ile siz zengin olasınız diye, zengin olduğu halde fakir oldu.” (II. Kor. 8:9) Fakat Jones’un o kadar para hırsı vardı ki, takipçilerinin varlıklarını ve hatta sosyal-sigorta çeklerini kendisine devretmelerini isteyerek onları zorlamıştı. Böylece öldüğünde o 10 ilâ 15 milyon dolar sahibi idi.
Tanrı’nın kâmil Oğlu Mesih İsa günahsızdı. Yerinde olarak kendisine karşı gelenlere şunu sorabilmişti: “Bende günah olduğunu sizden kim ispat eder?” (Yuh. 8:46) Kendisi “mukaddes, suçsuz, lekesiz” idi. (İbr. 7:26) “O günah işlemedi.” (I. Pet. 2:22) İsa ile din adamı olan Jones arasında bundan daha büyük bir çelişki düşünmek olanaksızdır. Ayrıca raporlara göre, Jones, “kendisine yakın olan her kadından kendisiyle muntazaman cinsel ilişkide bulunmayı talep etmişti.” Aynı zamanda bir karısı olmasına rağmen, bir de metresi vardı. Bunlarla yetinmediği ayrıca birtakım erkek sevgilileri de olduğu rapor edilmiştir.

İsa Mesih, Mukaddes Kitabı Tanrı’nın Sözü ve otoritesi olarak kabul ederek şunları söylemiştir: “Senin sözün hakikattir.” (Mat. 19:4-6; Yuh. 17:17) Halbuki Jones, Mukaddes Kitabı kabul etmekten uzak bir davranış içinde, vaızlarını Mukaddes Kitap aleyhinde atıp tutarak vermiştir. Hatta bir keresinde Mukaddes Kitabın bir nüshasını yere atıp şöyle bir şikâyette bulunmuştu: “Çok fazla insan bana bakacağına buna bakıyor.”

Tanrı tarafından gönderilmiş olan Lider ile kendi kendini Mesih yapan Jones arasında daha birçok çelişki gösterilebilir. Son olarak bir tanesini daha söylemek yeterli olacaktır. İsa hiçbir zaman, kendisinin evrenin Yaratıcısı Tanrı “Alfa ve Omega” olduğunu iddia etmedi; sadece “Allahın Oğluyum” dedi. (Yuh. 10:36; Vahiy 1:8) Jones hakkında ne demeli? Arkadaşlarından biri şunları söyledi: “Jim tekrar beden alan İsa olduğunu söylemekten vazgeçip kendini Tanrı olarak adlandırmaya başladı. Yeri ve göğü yaratan gerçek Tanrı olduğunu iddia etti.” Aynı zamanda Guyana’daki yerleşim merkezinde şu şekilde bağırmağa devam etti: “Ben Alfa ve Omegayım!”

    <strong>“KORKUNÇ BİR OLAYIN GÖSTERİSİ”</strong>

Hiç şüphe yoktur ki, Jonestown’daki facia, körün körü güderek ikisinin de çukura düştüğü olayıdır. (Mat. 15:14) Bu olay tümüyle İsa’nın, insanı yüceltmemek konusunda verdiği emrindeki hikmetin önemini belirtiyor. Hiç şüphe yok ki, Jones’u takip eden birçokları, bir zamanlar Hıristiyan âleminin çeşitli mezheplerine ait idiler. Fakat onlar kendini Mesih olarak ilan eden ve sosyalist bir cennetin rüyetini gören bu kişinin cazibesine kapılmışlardı. Bu feci olay, “başkalarını etkileyebilme yeteneğine sahip olan bir liderin, kendisini takip edenlerin zihnini nasıl sahte fedakârlık ile karışık psikolojik bir tahakküme nasıl yöneltebileceğini gösteren korkunç bir olay” olarak açıklanmıştır.
Fakat hâlâ biri, Jones tarafından aldatılan insanların saflığı konusunda merak edebilir. Onlardan yüzde sekseninin genellikle fakir durumlardan gelen zenciler olduğu söylendi. Fedakâr bir saike sahip bazı siyah ve beyaz insanlar Jones’un ırk eşitliğine verdiği önem ve aynı zamanda ilk başta savunduğu değişik insancıl projeler nedeniyle ona katılmışlardı. Bununla beraber onların doğru prensiplere olan bağlılıkları merak edilebilir. Zira Jones’un yaptığı ve yaptırdığı bütün kirli işlere göz yuman ve onunla işbirliği yapanlar, kesinlikle güvendikleri kimsenin Tanrı olmadığına dair ve de İsa Mesih’i takip etmek konusu ile hiç ilgilenmediklerini göstermişlerdir.

İnsanlar üzerindeki kudretini gururla gösteren ve bencil mali ve cinsel tatmin için duyduğu doymaz ihtiraslarını yerine getirmeye onları zorlayan bir adama, bu kişiler, nasıl bu kadar kör bir bağlılık ve vefa verebilmişlerdir?

Mukaddes Kitap Tanrısına güvenlerini bağlayanlardan hiçbiri, başkalarını etkilemek üzere kudretini bencil ve ahlaksızca kullanan ve safça gösterilen güveni zalim, kaba ve insafsız bir şekilde sömüren böyle aşırı kötü bir adam tarafından kandırılamaz. Hakiki Hıristiyanlar, âdemoğluna güvenlerini bağlamaktan ileri gelen korkunç sonuçlardan korunurlar. Tanrı’nın Sözü olan Mukaddes Kitap, sadece onlara hakiki dini göstermekle kalmaz, aynı zamanda kaçınmaları gereken din türlerini de açıkça belirtir. Bu, genellikle insan olan bir liderin veya insan yapısı bir tapınma sisteminin yüceltilmesine dayanan mezhepçiliktir.

Resul Pavlus “yahut bilmez misiniz ki haksızlar Tanrı’nın krallığını (YD) miras almıyacaklardır? Aldanmayın; ne zaniler, ne putperestler, ne facirler, ne muhannesler, ne lûtiler, ne hırsızlar, ne tamahkârlar, ne ayyaşlar, ne sövücüler, ne de gasıplar Tanrı’nın krallığını (YD) miras alacaklardır,” diye yazdığı zaman, “Muhterem” Jones’un tipik özelliklerine sahip olan ahlaksız kişilere işaret etmişti. (I. Kor. 6:9, 10) Kayıtlar Jonestown’un liderinin bu şeylerden çoğuna sahip olduğunu açıkça gösteriyor. Birçok kişi yanlış yola sevk edilmişti.

Bu dini demagog için ve kendisi gibi insan yapısı dinlerin taraftarları için durum, Mukaddes Kitapta açıklandığı gibidir: “Bedenin işleri bellidir; onlar zina, pislik, şehvet, putperestlik, sihirbazlık, düşmanlıklar, münazaa, kıskançlık, gazaplar, çekişmeler, ayrılıklar, fırkalar, hasetler, sarhoşluklar, sefahatler ve bunlara benzer şeylerdir.” Resul Pavlus son yıllarda, ortaya çıkacak olan birçok değişik sahte Hıristiyanlar hakkında önceden uyarmak üzere sözü geçenleri yazmıştı ve tekrar şunları eklemişti: “Bu gibi şeyleri yapanlar Tanrı’nın krallığını (YD) miras almıyacaklardır.” Devamen Pavlus, Krallığı ve onun bereketlerini miras alacak olanların “ruhun meyveleri (YD) olan sevgi, sevinç, sulh (YD), tahammül, lûtuf, iyilik, iman (YD), hilim, zaptı nefs”i geliştirenler olacaklarını da söyledi.—Gal. 5:19-23.

Bu meyveler, herhangi bir insana tapınmak için oluşturulan bir kampın duygusal bozukluğunda bulunmaz. Bu meyveler daha ziyade, “Yehova (YD) için derim: Sığınacak yerim ve hisarımdır; Allahımdır, ona güvenirim” diyenler arasında bulunur.—Mezm. 91:2.

Gayretle Mesih’in İzinden Gidiyor musunuz?

Nasıl yaşamanız gerektiğini öğrendiniz; nitekim öyle de yaşamaktasınız. Fakat bu konuda daha da gelişmenizi rica ediyoruz’ (1. SEL. 4:1).
İSA’NIN yeryüzünde olduğu sırada yaşamak acaba nasıl olurdu diye hiç düşündünüz mü? Belki İsa’nın sizi iyileştirdiğini ve hastalığınızın ya da sakatlığınızın getirdiği sıkıntılardan kurtulduğunuzu hayal etmiş olabilirsiniz. Ya da İsa’yı görmenin, sözlerini işitmenin, ondan bir şeyler öğrenmenin ve mucizelerine tanık olmanın ne kadar heyecan verici olacağını düşünmüş olabilirsiniz (Mar. 4:1, 2; Luka 5:3-9; 9:11). Böyle özel bir dönemde yaşamak, İsa tüm bunları yaparken orada olmak gerçekten harika olurdu! (Luka 19:37). O zamandan beri hiçbir nesil böyle şeylere tanık olmadı. İsa’nın günahlarımızın silinmesi için “kurban edilişi” de bir daha asla tekrarlanmayacak (İbr. 9:26; Yuhn. 14:19).
Ancak biz de benzersiz bir dönemde yaşıyoruz. Şu anda Kutsal Yazıların ‘son vakit’ ya da “son günler” olarak adlandırdığı dönemdeyiz (Dan. 12:1-4, 9; 2. Tim. 3:1). Bu dönemde Şeytan gökten atıldı ve yakında bağlanıp “dipsiz derinliklere” atılacak (Vah. 12:7-9, 12; 20:1-3). Ayrıca ‘Krallığın iyi haberini’ dünya çapında duyurma ayrıcalığına sahibiz. Yeryüzünün yakında cennete dönüşeceği ümidini insanlara bildirmek için yapılan bu faaliyet bir daha asla tekrarlanmayacak (Mat. 24:14

İsa göğe çıkmadan hemen önce öğrencilerine şöyle dedi: “Yeruşalim’de, bütün Yahudiye’de, Samiriye’de ve yeryüzünün en uzak yerlerine dek şahitlerim olacaksınız” (Elçi. 1:8). Evet, İsa’nın öğrencileri küresel bir öğretim faaliyeti yerine getirecekti. Amaç neydi? Son gelmeden önce, İsa’nın izinden gidecek yeni öğrenciler yetiştirmek (Mat. 28:19, 20). Peki biz bu görevi başarıyla yerine getirebilmek için ne yapmalıyız?

Elçi Petrus’un şu sözlerine dikkat edin: “Kutsal davranışlar ve Tanrı’ya bağlılık yansıtan işler açısından ne gibi kişiler olmanız gerektiğini bilin. Ve Yehova’nın gününü aklınızdan hiç çıkarmadan bekleyin” (2. Pet. 3:11, 12). Petrus’un sözlerinin de gösterdiği gibi, bu son günlerde yaşamımızdaki ilk yeri Tanrı’ya bağlılık yansıtan işlere vermemiz çok önemlidir. Bu işlerden biri de iyi haberi duyurmaktır. Bu nedenle, kardeşlerimizin dünya çapında duyuru işini yerine getirirken gösterdiği gayreti görmek bize büyük sevinç veriyor. Ancak Şeytan’ın dünyasının ve günahkâr eğilimlerimizin yarattığı baskıların gayretimizi günden güne azaltmamasına dikkat etmeliyiz. Öyleyse Mesih’in izinden gitmeyi sürdürmek için neler yapabileceğimizi görelim

Tanrı’nın Verdiği Sorumlulukları Sevinçle Kabul Edin
Elçi Pavlus Yeruşalim’deki İsa’nın takipçilerine yazdığı mektupta onları, o zamana kadar muhalefet karşısında bile sadık kaldıkları için övdü. Şöyle dedi: “O ilk günleri aklınızdan çıkarmayın; aydınlanmanızın ardından acılarla dolu büyük bir mücadelede dayanmıştınız.” Evet, Yehova onların Kendisi için yaptıklarını unutmamıştı (İbr. 6:10; 10:32-34). Pavlus’un övgü dolu sıcak sözleri bu kardeşleri çok güçlendirmiş olmalı. Ancak Pavlus aynı mektupta, dikkat edilmezse Tanrı’ya hizmet ederken gösterilen gayreti zayıflatabilecek bir eğilime karşı da uyarıda bulundu. Bu eğilim Tanrı’yı ‘dinlemezlik etme’, yani O’nun emirlerine uymamak için mazeret bulma eğilimidir (İbr. 12:25).
Bugün de, Tanrı’nın verdiği sorumlulukları kabul etmemek için mazeret bulma eğilimine karşı koymalıyız. İsa’nın takipçileri olarak sahip olduğumuz sorumlulukları asla hafife almamaya ve hizmetteki gayretimizin zayıflamasına izin vermemeye kararlı olmalıyız (İbr. 10:39). Sonuçta kurtulmamız kutsal hizmet sunmamıza bağlıdır (1. Tim. 4:16).
Tanrı’ya karşı sorumluluklarımızdan kaçmak üzere mazeret bulmaktan kaçınmamıza ne yardım edebilir? Bu eğilimle mücadele etmenin önemli bir yolu, sık sık Tanrı’ya adağımızın anlamı üzerinde düşünmektir. Kendimizi Tanrı’ya adadığımızda O’nun isteğini yapmaya yaşamımızda ilk yeri vereceğimize söz verdik ve sözümüzü tutmak istiyoruz (Matta 16:24’ü okuyun). Bu nedenle zaman zaman durup kendimize şöyle sormalıyız: ‘Adağıma uygun yaşamaya vaftiz edildiğim günkü kadar kararlı mıyım? Yoksa gayretim azaldı mı?’
Kendimizi dürüstçe sınadıktan sonra zamanla gevşemiş olduğumuzu fark edersek, Tsefanya’nın şu canlandırıcı sözlerini hatırlayalım: “Elin ayağın gevşemesin. Tanrın Yehova seninle birlikte. Kudretli Tanrın seni kurtaracak. O senin için sevinçten coşacak” (Tsef. 3:16, 17). Güven veren bu sözler Babil’deki sürgünden Yeruşalim’e dönen İsrailoğullarına söylenmiş olsa da, Tanrı’nın günümüzdeki toplumu da aynı güvenceye sahiptir. Yaptığımız iş Yehova’nın işi olduğundan, Yehova ve Oğlu İsa hep arkamızda olacak ve sorumluluklarımızı tam anlamıyla yerine getirebilmemiz için bizi kuvvetlendirecektir (Mat. 28:20; Filip. 4:13). Tanrı’nın verdiği işi gayretle yapmaya devam edersek O bizi ödüllendirecek ve ruhen ilerlememize yardım edecektir

          ‘Krallığa Yaşamınızda İlk Yeri Verin

İsa, Ferisi yöneticilerden birinin evinde yemekteyken büyük bir akşam yemeğiyle ilgili bir örnek verdi. Farklı kişilere Krallığa girme fırsatının sunulmasını anlatan bu örnek, ‘mazeret göstermenin’ ne anlama geldiğine de işaret etti (Luka 14:16-21’i okuyun). Örnekteki yemeğe davet edilenler katılmamak için mazeret göstermeye başladılar. Biri, yeni aldığı tarlayı gidip görmesi gerektiğini söyledi. Bir başkası aldığı sığırları denemeye gideceğini söyledi. Bir diğeri de “Yeni evlendim, gelemem” dedi. Bunlar anlamsız mazeretlerdi. Tarla ya da sığır alacak kişi normalde bunları önceden kontrol ederdi, dolayısıyla sonra tekrar kontrol etmesi acil değildi. Birinin yeni evlenmiş olması da böyle önemli bir daveti geri çevirmesini gerektirecek bir şey değildi. Örnekteki ev sahibinin öfkelenmesine şaşmamak gerek!
Tanrı’nın toplumundaki herkes İsa’nın bu örneğinden ders alabilir. İsa’nın örneğindekilere benzer kişisel meseleler yüzünden Tanrı’ya hizmetimizi asla arka plana atmamalıyız. Kişisel uğraşları dengede tutmazsak hizmetteki gayretimiz zamanla azalır (Luka 8:14’ü okuyun). Bunun olmaması için yaşamımızda İsa’nın şu öğüdünü rehber alıyoruz: “Tanrı’nın krallığına ve O’nun istediği doğruluğa yaşamınızda daima ilk yeri verin” (Mat. 6:33). Bu sözleri Tanrı’nın genç yaşlı birçok hizmetçisinin uyguladığını görmek bizi yüreklendiriyor. Hizmete daha fazla zaman ayırmak isteyen birçok kardeş yaşamını sadeleştirmek için adımlar attı. Onlar Krallığa ilk yeri vermenin gerçek mutluluk ve doyum getirdiğini yaşayarak gördüler.
Tanrı’ya hizmet ederken gayretli olmanın önemini görmek için İsrail kralı Yehoaş’ın örneğine bakalım. İsrailoğullarının Aramiler karşısında ağır bir yenilgiye uğrayacağından korkan Yehoaş ağlayarak Elişa’nın yanına gitti. Elişa ona pencereden Aram’a doğru ok atmasını söyleyerek Yehova’nın o ulusa karşı zafer kazanacağını gösterdi. Bunun kralı canlandırması gerekirdi. Ancak Elişa sonra Yehoaş’a okları alıp yere vurmasını söyleyince Yehoaş yere sadece üç defa vurdu. Elişa buna sinirlendi, çünkü Yehoaş yere beş ya da altı kez vursaydı ‘Aram’ı kesin bir yenilgiye uğratacaktı.’ Ama Yehoaş yeterince gayret göstermediği için sadece üç kez zafer kazanacak, yani tam bir başarı elde edemeyecekti (2. Kral. 13:14-19). Bu kayıttan ne öğreniyoruz? Yehova’nın bizi bol bol ödüllendirmesi için O’nun işini tüm yürekle ve gayretle yapmalıyız.
Yaşamdaki sıkıntılar yüzünden, Tanrı’ya hizmet etme kararlılığımızı ve gayretimizi korumakta zorlanabiliriz. Birçok kardeş ekonomik sorunlarla mücadele ediyor. Bazıları da ciddi sağlık sorunları nedeniyle Yehova’ya artık eskisi kadar hizmet edemedikleri için üzülüyorlar. Yine de hepimizin, gayretimizi korumak ve Mesih’in izinden gitmeye devam etmek için yapabileceği şeyler var. “Mesih’in İzinden Gitmeyi Sürdürmek İçin Neler Yapabilirsiniz?” başlıklı çerçevedeki önerilere ve ayetlere lütfen bakın. Onları nasıl en iyi şekilde uygulayabileceğinizi düşünün. Bu konuda elinizden geleni yaparsanız çok yarar göreceksiniz. Hizmetle meşgul olmak dengemizi korumamızı sağlar, yaşamımızı zenginleştirir ve huzurumuzu ve mutluluğumuzu artırır (1. Kor. 15:58). Tanrı’ya tüm benliğimizle hizmet etmek ‘Yehova’nın gününü aklımızdan hiç çıkarmamamıza’ da yardım eder (2. Pet. 3:12

     Durumunuzu Dürüstçe Değerlendirin

Ancak unutmayalım ki, tüm benliğimizle hizmet edip etmediğimizi hizmette kaç saat geçirdiğimize bakarak anlayamayız. Sonuçta herkesin koşulları farklıdır. Biri ayda sadece bir ya da iki saat hizmet edebiliyorsa ve sağlığı gerçekten de bu kadarını yapmasına izin veriyorsa, Yehova onun hizmetinden memnun olur (Markos 12:41-44 ile karşılaştırın). Bu nedenle, ‘Tanrı’ya tüm benlikle hizmet etmenin’ kendi durumumuzda ne anlama geldiğini görebilmek için yeteneklerimizi ve koşullarımızı dürüstçe değerlendirmeliyiz. Ayrıca Mesih’in takipçileri olarak onun gibi düşünmek istiyoruz (Romalılar 15:5’i okuyun; 1. Kor. 2:16). İsa için hayattaki en önemli şey neydi? O, Kefernahum’daki kalabalıklara şöyle dedi: “Tanrı’nın krallığı hakkındaki iyi haberi . . . . bildirmeliyim, çünkü ben bunun için gönderildim” (Luka 4:43; Yuhn. 18:37). İsa’nın hizmetteki gayretini örnek alın ve hizmetteki payınızı artırıp artıramayacağınızı görmek için koşullarınızı gözden geçirin (1. Kor. 11:1).
Koşullarımızı dikkatle gözden geçirdikten sonra, hizmete aslında daha çok zaman ayırabileceğimizi fark edebiliriz (Mat. 9:37, 38). Örneğin son yıllarda, okulunu bitiren binlerce genç kardeşimiz hizmetteki payını artırdı ve şu anda öncü olarak hizmet etmenin sevincini yaşıyor. Siz de bu sevinci tatmak istemez misiniz? Bazı kardeşler koşullarını gözden geçirdikten sonra ihtiyacın daha büyük olduğu başka bir yere, hatta başka bir ülkeye taşınmaya karar verdi. Bazıları da yabancı dil konuşan kişilere yardımcı olabilmek için yeni bir dil öğrendi. Hizmetteki payımızı artırmak çaba harcamayı gerektirse de bol bol nimet getirir ve birçoklarının ‘hakikatle ilgili tam bilgi edinmesine’ yardım etmemizi sağlayabilir (1. Tim. 2:3, 4; 2. Kor. 9:6).

                           Örnek Alabileceğimiz İmanlı Kişiler

Mesih, elçileri takipçisi olmaya davet ettiğinde onlar nasıl karşılık verdi? Matta hakkında şöyle okuyoruz: “Her şeyi bıraktı ve kalkıp onun ardından gitti” (Luka 5:27, 28). Balık tutan Petrus ve Andreas ise “hemen ağları bırakıp onun peşinden gittiler.” İsa sonra, babalarıyla birlikte ağlarını onaran Yakup ve Yuhanna’yı gördü. Acaba onlar İsa’nın davetine nasıl karşılık verdi? “Hemen tekneyi ve babalarını bırakıp onun ardından gittiler” (Mat. 4:18-22).
Bir diğer örnek, sonradan elçi Pavlus olarak da tanınan Saul’dur. O, Mesih’in takipçilerine zulmeden biriydi, ama değişti ve Mesih’in ismini bildirmek üzere “seçilmiş bir araç” oldu. Pavlus, İsa’nın “Tanrı’nın Oğlu olduğunu havralarda vakit geçirmeden duyurmaya başladı” (Elçi. 9:3-22). Ayrıca birçok zorluğa ve zulme dayanmak zorunda kaldıysa da gayreti hiçbir zaman azalmadı (2. Kor. 11:23-29; 12:15).
Elçileri örnek alarak İsa’nın davetine tereddüt etmeden ve canla başla karşılık vermek istiyoruz (İbr. 6:11, 12). Gayretle Mesih’in izinden gitmeye devam ederken hangi nimetleri tadıyoruz? Tanrı’nın isteğini yapmak bize zevk veriyor, ayrıca cemaatte hizmet ayrıcalıkları ve sorumluluklar almanın verdiği doyuma sahip oluyoruz (Mezm. 40:8; 1. Selanikliler 4:1’i okuyun). Evet, var gücümüzle Mesih’in izinden giderken doyum, huzur, Tanrı’nın onayı ve sonsuz yaşam ümidi gibi zengin ve kalıcı nimetlere sahip oluyoruz (1. Tim

Yılanın Maskesini Düşürmek

Ve Allah oğulları RABBİN (Yehova’nın) önünde kendilerini takdim etmeğe geldikleri gün vaki oldu ki, onların arasında Şeytan da geldi.”—Eyub 1:6.

ŞEYTAN isminin kökeni nedir? Ne anlama gelir? Mukaddes Kitapta bu isim üç İbranice harften (Şin), (Teyt), (Nun)’ dan oluşmuştur. Sesli harflerin de katıldığı bu harflerden oluşan Şeytan sözcüğü, bilgin Edward Langton’a göre “‘karşı koymak veya düşman olmak ya da düşmanca davranmak’ anlamına gelen bir kökten türetilmiştir.” (I. Petrus 5:8 ile karşılaştır.) Şeytan ismi Mukaddes Kitapta 50 kereden fazla geçmesine rağmen, İbranice Mukaddes Yazılarda sadece I. Tarihler, Eyub ve Zekarya kitaplarında olmak üzere 18 kez geçer. Bu nedenle: ‘İnsanlar Şeytan’ın isyanının ve etkilerinin ilk kez acaba ne zaman farkına vardılar? Şeytan, İbranice Mukaddes Yazılarda ilk kez ne zaman açıkça tanıtıldı?’ soruları doğar.

Mukaddes Kitap, yeryüzünde günah ve isyanın Ortadoğu’daki bir cennet bahçesinde nasıl başladığını basit fakat derin bir şekilde anlatır. (Tekvin 2. ve 3. baplara bak.) Adem ile Havva’yı isyana kışkırtan varlık, yılan olarak tanıtılıyorsa da yılanın çıkardığı sesin ardındaki gerçek gücün veya zekânın kim olduğuna dair hemen bir ipucu verilmez. Fakat Adem’in, Aden’den kovulmasına yol açan olaylar üzerinde düşünmek üzere bol zamanı olmuştu.

Adem, hayvanların insanlar gibi konuşamadıklarını mutlaka biliyordu. Ayrıca, Havva’nın günah işlemesinden önce, Tanrı’nın kendisiyle hiçbir hayvan vasıtasıyla konuşmadığını da biliyordu. Öyle ise karısına Tanrı’ya isyan etmesini söyleyen acaba kimdi? Pavlus, ‘kadının aldandığını fakat Adem’in aldanmadığını söyler. (Tekvin 3:11-13, 17; I. Timoteos 2:14) Adem, belki, görünmez bir yaratığın, Tanrı’ya itaatten başka bir seçeneği ortaya koyduğunu fark etmişti. Gerçi yılan kendisine yaklaşmadı ama Adem, itaatsizlikte karısına katıldı. Adem’in bilerek ve isteyerek yaptığı itaatsizlik fiili, kâmil yapısını bozdu, günaha ve önceden bildirilen ölüm mahkûmiyetine yol açtı. Böylece yılanı vasıta olarak kullanan Şeytan, ilk katil oldu.—Yuhanna 8:44; Romalılar 5:12, 14.

Aden’deki isyan, Tanrı’nın peygamberane bir hüküm vermesine yol açtı. Bu hükmün ne ifade ettiğinin tamamiyle anlaşılması, binlerce yıl süren ‘kutsal bir sır’ olarak kaldı. Tanrı yılana: “Seninle kadın arasına, ve senin zürriyetinle onun zürriyeti arasına düşmanlık koyacağım; o senin başına saldıracak (ezecek) ve sen onun topuğuna saldıracaksın (ezeceksin)” dedi.—Efesoslular 5:32; Tekvin 3:15.

Bu hayati önem taşıyan peygamberlik birçok sırrı içeriyordu. “Kadın” ile aslında kim kastediliyordu? Havva mı? Yoksa Havva’dan daha önemli olan sembolik bir kadın mı? Ayrıca, ‘kadının zürriyeti’ ve ‘yılanın zürriyeti’ ile ne kastediliyordu? Onun zürriyetiyle kadının zürriyeti arasında düşmanlık konan yılan aslında kimdi? Biraz sonra göreceğimiz gibi, Yehova’nın, bu soruları uygun gördüğü zamanda, tam olarak cevaplandırmaya karar verdiği anlaşılıyor.—Daniel 12:4 ve Koloseliler 1:25, 26 ile karşılaştır.

                                     <strong>Göklerdeki İsyanın Başka Delilleri</strong>

Mukaddes Kitap tarihi, ilk insanın günah işlemesinden 1500 yıl kadar sonra, Tufan’dan önce, insanüstü yaratıklar arasında görülen başka bir isyanı da açıklar. Mukaddes Kitap kaydı, bize, “Allah oğulları adam kızlarının güzel olduklarını gördüler, ve bütün seçtiklerinden kendilerine karılar aldılar” der. Doğaya ters düşen bu birleşmelerden doğan melez soy “Nefilim” diye adlandırıldı. “Bunlar eski zamandan zorbalar, şöhretli adamlardı.” (Tekvin 6:1-4; “Allah oğulları”nı tanımak üzere Eyub 1:6 ile karşılaştır.) 2500 yıl kadar sonra Yahuda bu olaya kısaca değinip, şunları yazdı: “Kendi meskenlerini terketmiş olan melekleri büyük günün hükmü için ebedî bağlarla karanlık altında sakladı.”—Yahuda 6; II. Petrus 2:4, 5.

Tufandan önceki zamanda “yeryüzünde adamın kötülüğü çoktu, ve her gün yüreğinin düşünceleri ve kuruntuları ancak kötü idi.” Ne var ki, ilhamla yazılan Tekvin kitabında Şeytan’ın, meleklerin isyanının ve insanların kötülüğünün ardındaki kuvvet olduğu açıkça tanıtılmadı. (Tekvin 6:5) Gerçekte Şeytan ‘dünyada dolaştığını’ itiraf etti; buna rağmen Mukaddes Yazıların ilhamla yazılan Hâkimler, Samuel ve Kırallar kitaplarında, Yahuda ve İsrail tarihi boyunca bu milletlerin tekrar tekrar putperestlik ve sahte tapınmaya dönmelerinin ardında yatan görünmez kudret olarak Şeytan’ın hiçbir zaman adı geçmez.—Eyub 1:7; 2:2.

Eyub’un ve geçirdiği denemelerle ilgili önemli kaydı gözden geçirdiğimizde dahi, Eyub’un başından geçenleri, hiçbir zaman Tanrı’ya karşı koyan Şeytan’a atfetmediğini görürüz. Nitekim Eyub’un, İblis’in davranışlarının sonucuna bağlı olan bu davanın varlığından habersiz olduğu anlaşılır. (Eyub 1:6-12) Eyub, Yehova’nın önünde gösterdiği bütünlüğe meydan okuyan ve başına gelen felaketlere neden olanın Şeytan olduğunun farkında değildi. Bu nedenle karısı: “Sen hâlâ mı kemalini (bütünlüğünü) sıkı tutmaktasın? Allaha lanet et de öl” diyerek kendisini azarladığında Eyub, sadece “Allahtan iyilik kabul edelim de kötülük kabul etmiyelim mi?” demişti. Denemelerin hangi kaynaktan geldiğini bilmeden, onların Tanrı’dan geldiğini ve bu nedenle hepsini kabul etmesinin gerekli olduğunu sandığı anlaşılıyor. Aksi halde, bütünlüğü gerçekten denenmiş olmayacaktı.—Eyub 1:21; 2:9, 10.

Şimdi bir soru ortaya çıkmaktadır: Eğer inandığımız gibi Eyub kitabını Musa yazdıysa ve o, bu nedenle Şeytan’ın yeryüzünde dolaştığını biliyorduysa, acaba neden yazdığı Pentatök’te Şeytan’ın adını hiç anmadı? Evet, İbranice Mukaddes Yazılarda Şeytan’dan neden nadir olarak söz ediliyor?

                               <strong>Şeytan’dan Nadiren Söz Edilmesi </strong> 

Hikmetle davranan Yehova, İbranice Mukaddes Yazılarda cinlerin eylemlerini sık sık kınıyorsa da, düşman olan Şeytan’dan şüphesiz geçerli nedenlerle sadece birkaç kez söz etmektedir. (Levililer 17:7; Tesniye 18:10-13; 32:16, 17; II. Tarihler 11:15) Her ne kadar İbrani yazarlar Şeytan ve göklerde onun oynadığı isyankâr rol hakkında bazı şeyler biliyorsa da, onlara sadece Tanrı’nın kavmi ve etraflarındaki milletlerin işlediği günahları açıklayıp ortaya sermeleri ve kötülüklerine karşı uyarıda bulunmaları ilham edilmişti. (Çıkış 20:1-17; Tesniye 18:9-13) Şeytan’dan nadiren söz edildi.

    Aden’deki olaylar, “Allah oğulları”nın yozlaşması ve Eyub kitabındaki kayıt nedeniyle, İbranice Mukaddes Yazıları ilhamla yazan yazarlar, Şeytan’ın insanüstü kudreti ve kötü etkisi konusunda bilgisiz değillerdi. MÖ altıncı yüzyılın sonunda kitabını yazmış olan peygamber Zekarya bir rüyette başkâhin Yeşu’yu ve “ona hasım olmak için onun yanında durmakta olan Şeytanı” gördü. O rüyette “RAB (Yehova’nın meleği) Şeytana: Seni RAB (Yehova) azarlasın, ey Şeytan; evet, . . . RAB (Yehova) seni azarlasın” dedi. (Zekarya 3:1, 2) Ayrıca MÖ beşinci yüzyılda İsrail ve Yahuda’nın tarihini yazan yazıcı Ezra da “Şeytan İsraile karşı kalktı, ve İsraili saymak için Davudu tahrik etti” dedi.—I. Tarihler 21:1.

   Böylece Zekarya’nın zamanında mukaddes ruh, Mukaddes Yazılarda Şeytan’ın rolünün daha da belirgin olmasını sağladı. Fakat Tanrı’nın Sözünde, bu kötü yaratığın tamamen açığa vuruluşuna kadar beş yüzyıl daha geçecekti. Şeytan’ın tam olarak açığa vurulmasının bu şekilde zamanlanması için bizler, Mukaddes Kitaptan hangi mantıklı nedeni çıkarabiliriz?