Evren Başlamadan Önce Saat Kaçtı?

Büyük Patlama’yı zihnimizde canlandırırken genellikle karanlık bir boşluğun ortasında patlayan dev bir ateş topu görürüz. Ne var ki bu etkileyici sahne, bilimsel açıdan yanıltıcıdır. Büyük Patlama, uzayın içinde gerçekleşen bir patlama değil; uzayın kendisinin genişlemeye başlamasıdır. Ortada bir merkez, çevrede sessizce bekleyen bir boşluk yoktur. Sahne, perde ve oyuncular aynı anda ortaya çıkar. Hatta oyunun başlamasını bildiren saat bile ancak oyunla birlikte çalışmaya başlar.

Bu fikir yalnızca fiziksel değil, felsefi açıdan da sarsıcıdır. Çünkü insan zihni her başlangıcın öncesine başka bir olay yerleştirmeye alışmıştır. Bir ağacın öncesinde tohum, kitabın öncesinde yazar, kararın öncesinde düşünce vardır. Peki zamanın başlangıcından önce ne vardı? Soru ilk bakışta kaçınılmaz görünür; fakat belki de dilin kurduğu bir tuzaktır. Kuzey Kutbu’nun daha kuzeyini sormak ne kadar anlamlıysa, zamanın başlangıcından öncesini sormak da o kadar anlamlı olabilir.

Tekillik: Bir Nesne mi, Bir Uyarı Levhası mı?

Evrenin başlangıcı çoğu zaman sonsuz yoğunlukta, sıfır hacimli bir tekillik olarak anlatılır. Ancak tekillik, mutlaka gerçekten var olmuş kozmik bir nokta değildir. Genel görelilik denklemlerini geçmişe doğru yürüttüğümüzde ulaştığımız matematiksel sınırdır. Başka bir deyişle tekillik, doğanın bize gösterdiği bir nesneden çok, kuramımızın artık konuşamadığı yerde dikilmiş bir uyarı levhası olabilir: “Buradan sonrası için kuantum kütleçekimi gerekir.” Planck zamanı civarında bildiğimiz fizik güvenilirliğini kaybeder; kesin cümlelerin yerini ihtiyatlı modeller alır.

Bu ayrım önemlidir. Bilim, evrenin çok sıcak ve yoğun bir erken hâlden genişlediğine dair güçlü kanıtlara sahiptir: galaksilerin uzaklaşması, kozmik mikrodalga arka plan ışıması ve hafif elementlerin bolluğu bunların başlıcalarıdır. Fakat “mutlak hiçlikten her şeyin doğduğu sıfır anı” henüz gözlemsel olarak doğrulanmış bir sonuç değildir. Enflasyon, kuantum kozmolojisi, döngüsel evrenler ve sıçrama modelleri başlangıcın farklı biçimlerini araştırır. Evren bize bir cevap vermiştir, ama dipnotlarını hâlâ saklamaktadır.

Hiçlik Neden Bu Kadar Gürültülü?

Felsefi hiçlik ile fizikteki kuantum vakumu da birbirine karıştırılmamalıdır. Kuantum vakumu, gündelik anlamda bomboş değildir; alanlara, yasalara ve dalgalanma olasılıklarına sahiptir. Dolayısıyla “evren hiçlikten çıktı” denildiğinde, hangi hiçlikten söz edildiği sorulmalıdır. Yasaların bile bulunmadığı mutlak yokluk mu, yoksa parçacık içermese de fiziksel yapıya sahip bir kuantum durumu mu? İkincisine hiçlik demek, mobilyasız bir evi evsiz sanmaya benzer.

Yine de başlangıç düşüncesinin ihtişamı azalmaz; tersine derinleşir. Çünkü Büyük Patlama yalnızca maddenin geçmişini değil, nedensellik sezgimizin sınırlarını da açığa çıkarır. “Her şeyin bir nedeni vardır” diyebiliriz; fakat neden kavramı, olayların zaman içinde sıralanmasına dayanır. Zamanın kendisi ortaya çıkıyorsa onun nedenini sıradan olayların nedenleri gibi aramak, cetvelle cetvelin uzunluğunu mümkün kılan ölçü fikrini ölçmeye çalışmak olabilir.

Belki de sıfır noktası, evrenin en küçük anından çok insan aklının en büyük aynasıdır. Oraya baktığımızda yalnızca kozmik ateşi değil, başlangıçlara bağımlı düşünme biçimimizi görürüz. Bilim aynayı temizler, felsefe ise görüntünün bizi neden ürperttiğini sorar. Sonuçta Büyük Patlama’nın gerçek ihtişamı, her şeyi tek bir cevaba indirgemesinde değil; varlık, zaman ve hiçlik hakkında sorduğumuz soruları geri dönülmez biçimde değiştirmesindedir. Evren genişlerken yalnızca galaksiler birbirinden uzaklaşmaz; düşüncenin ufku da genişler.

Bir yorum “Evren Başlamadan Önce Saat Kaçtı?”

  1. Evren başlamadan önce, “önce” yoktu. Önce de sonra da evrenle başladı.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.