
İngiltere’de veya Amerika’da bir park yapılacaksa eğer önce alan belirlenir, yeşillendirilir ve öylece bırakılır. İnsanlar parkta yürümeye, dolaşmaya başlar. Aradan 3-4 ay geçtikten sonra belediye görevlileri gelir ve halkın kendiliğinden oluşturduğu izlere yollar yapar. Böylece parkın içindeki yolları halkın ihtiyaçlarına göre oluşturmuş olurlar. En pratik en kestirme en kullanışlı yollar.
Oysa bu Türkiye’de tam tersidir. Belediyeler bir park yapmaya karar verdiyse önce parkı yeşillendirir ve kafalarına göre yolları yaparlar. Ardından 3-4 ay geçtikten sonra yeşil alanlarda patika izleri oluşmaya başlar. Kimse zorla yapılan yolları kullanmamaktadır. Halkın ihtiyaçlarına göre düşünemeyen bu zihniyet her zaman dogmatik yaptırımların ceremesini çekmek zorunda kalacaktır.
Gökten inildiği sanılan kitaplara göre değil halkın ihtiyaçlarına göre, hayatın getirdiklerine göre düşünmeye başladığımız zaman uygarlaşmış olacağız.
O yollar sökülür yeni gelen belediyenin verdiği inşaat şirketi tekrar yapar. Sonra tekrar sökülür tekrar yapılır. Ne kadar hısım akraba varsa cepleri dolana kadar o park yolları, kaldırım taşları sökülür sökülür yapılır sen dert etme açparantez.
xenix: Takiplerim
4+4+4 de aynı burada anlattığım gibi oldu. Önce yollar yapılacak sonra ihtiyaçlar analiz edilecek.
)kapa parantez
Toplumun davranışlarını belirli bir yöne doğru akan suya benzetmişimdir hep. Hatta, bu tezimi savunurken tıpkı bu konudaki gibi parklardaki kendiliğinden açılan patikalardan örnek veririm. Çünkü siz yolu yapabilirsiniz, insanları o yolda gitmeye zorlayabilirsiniz, ve bunda da bir müddet başarılı olabilirsiniz; ama insanların kendilerine doğal gelen yolu değil de sizin gösterdiğiniz yoldan gitmeye iten gücü kaldırdığınız anda, insanlar yine kendi bildikleri yönde giderler. Tıpkı, önüne set çekilen suyun bir çatlak bulur bulmaz doğal yolundan gitmeye başlaması gibi.
Benzer bir durum askerllikte de dikkatimi çekmişti. Yazıcı olduğum için, bütün emirler benden geçiyordu. Bazı emirler, askerlerin ne şekilde davranması gerektiğine yönelikti. Örneğin, askerlerin tugayı çevreleyen dikenli tele belirki bir mesafeye kadar yaklaşmasını engelleyen bir emir çıkmıştı. Bu emrin ömrü en fazla on gün oldu. Başlarda işi sıkı tuttular, kimse tellere yaklaşmadı, ama sonra yine herkes eski bildiği gibi davranmaya başladı. Şimdi aklıma gelmese de, bunun gibi daha birçok örnek oldu.
Buradan konuyu 4+4+4’e veya herhangi başka bir siyasi tartışmaya bağlamak istemiyorum. Sadece, insanların davranışlarına dair yaptığım bir gözlemi paylaşmak istedim.
Paylaştığınız için teşekkürler. Ayrıca, başka bir yere bağlamadığınız için de extra teşekkür etmek gerekir. Benim de bağlamak istediğim bir çok yer var ama konu çok güzel olduğu için kıyamıyorum. 🙂
Türkiye’de parkları gökten indiği sanılan kitaplara göre yapmıyorlar.. M.Kemal’e bağlamak adına son cümle bayağı gereksiz olmuş.
İngiltere ve ABD’de parkların bu şekilde yapıldığını bilmiyordum.. Bilgi için ben de teşekkür ederim.
Xenix’in söylediği de çok doğru.. Mesela ABD’de Buhran döneminde iktisatçıların bu tip fikirleri vardı.. ”Ekonomiyi nasıl canlandırabiliriz?.. Yeni iş alanları nasıl açabilir, istihdamı nasıl arttırırız?” diye sorduklarında, bir kısım iktisatçı şöyle bir sonuca varmış; ”Belli bir oranda var olan -genellikle kamu- binalarını yıkalım, daha sonra tekrardan inşa edelim.. Bu şekilde inşaat sektörü canlanır, işsiz kalanlar için yeni iş alanları açılmış olur.”
İnşaat sektörü için düşünülen bu uygulamayı tüm sektörlere yaymayı da planlamışlar.. Görünürde çok mantıksız bir uygulama gibi dursa da, durgunluktaki ekonomiyi canlandırmanın bir yolu gerçekten de.. Kapitalist sistem bu tür mantıksızlar üzerine kurulu zaten.. Üretilen ürünlerin yeteri kadar sağlam olmaması çarkları çeviren en önemli nedenlerden biri.
Tabii Türkiye’de olan şey ekonomiyi canlandırmaktan ziyade, sadece kendi çevresindekileri canlandırmak/cebini doldurmak üzere kurulmuş bir sistem.. Benzer yanları olsa da, aynı şey değil.
Bir belediye başkanı seçildiği iki dönem içinde şehrin tüm kaldırımlarını söküp, bir kaç kez yaptırmıştır. Bu yüzden adı “Kaldırım Sami” olarak kaldı.
Elbette taşları getiren şirket damadının, kaldırımları yapan şirkette yeğeninin şirketleriydi. İki dönemde ikisi de zengin oldular.
yeteri kadar park bahçede yok bizim şehirlerimizde..mesela bazen bir parkta otururken etrafıma bakınca, onlarca insan küçüçük bir parka tıkışmışız hava almaya çalışıyoruz…o zamanda zevki olmuyor..
Ne ihtiyacı olacakmış halkın. Sağ olsun büyüklerimiz soluduğumuz havayı bize sağlıyorlar daha ne isterki halk. “GEMİCİKMİ” ?…
Aslında ilk bakıldığında çok anlamsız gibi duruyor ama düşününce gerçekten etkili sangre. İkimizde de para var ama varsay ki tutumlu olduğumuzdan öylece harcamadan duruyoruz. Onun yerine sen uyduruk bir ürün yapmaya başlıyorsun ben satın alıyorum ben uyduruk bir ürün yapıyorum sen satın alıyorsun. Para el değiştiriyor, ama çalışmış oluyoruz. Gün geçtikçe yaptığımız uyduruk ürünler daha güzelleşmeye daha gelişmeye başlıyor. İşlevselliği artıyor. Bir bakmışsın o ürünleri başkalarına da satmaya başlamışız.
Bugünlerde bir haber duymuştum, yastık altındaki altınlar bilmem kaç tonmuş Türkiye’de. Bunları yastık altından çıkarttırmaya çalışıyorlardı. Aynı mantık galiba.
Bütün kâr eden kuruluşları yok pahasına satıyorlar (Telekom gibi, Tekel gibi) sonra da halkın altınlarına dikiyorlar gözlerini.
Bir zaman sonra da “evinizi barkınızı satın, ekonomi canlansın” mı diyecekler? Ya da zoraki olarak istimlak edip yabancılara mı satacaklar?
acparantez,sappadanak bildi bu ülke doksan yildir gökten inen kuran,incil,tevrat la idare ediliyomus:) nasil bir öfke/nefret bu böyle tanrim..
neyse..
konuyu oraya buraya baglamayalim baglamasina da (niye baglanmasin ?) cevabi dogru verebilmek icin de konunun özüne yani temeline inmek gerkiyor..öze indiginiz de doksan yillik (binbesyüz yil degil) bir uygulama ile karsilasiyorsunuz..
öyle ki
tek cözüm olarak gösterilMIS..
moderlesmenin tek adresi olarak kutsanMIS..
ugruna canlar magdur edilMIS ve alinMIS bir sistem bunu bi kenara not edin..
simdi
“muasir medeniyet” hedefiyle yola cikan kamal´ist kadro batinin yasalarini birebir kopya etmesine ragmen nasil oluyor da doksan yillik pratikler de “alaturka” uygulamalar baskin oluyor ? nerde o su kadar zamanda yaratilan cagdas milyonlar ?
baska bir baslikta kisaca deginmis ve yasadigim sehirden(Augsburg) örnek vermistim genelde almanya da park,bahce,kaldirim vs.
genelde bir yapilir yüz sene sökülmez peki referans alinan modern dünya böyle de biz de niye doksan yilda yüzdoksan kere sökülür yenisi yapilir ?
bence
atatürkcü (modern) olanin da,savundugu sistemin de DISI (görüntü) cagdas ICI (zihni) alaturka..
sonra
cakma “muasir medeniyet” veya “cürük cumhuriyet” yada Toruk´un ifadesiyle “cakma cumhuriyet” dedigim de hop oturup hop kalkiyorsunuz:))
E zihniyet alaturka kalinca/olunca elbette hangi uygar sistem alinirsa alinsin “ALATURKALAS”tiriliyor..
slm.
önce kitap yağılır/uydurulur; sonra halkın ihtiyacına giydirilir mi?
belki de tam tersi; kitap (ta) halkın yürüdüğü yollara/(sorduğu sorulara) yapılıyor; mu bilmyorum ama düşündüm biraz;
Şöyle oluyor; halkın ihtiyaçları için gereken ekonomik birikimin üstüne yatıp kendine saray yaptırıyorsun. Bu nedenle halkın ihtiyacı diye bir şey olmaz o ihtiyaç yalnızca diktatörün ihtiyacı olabilir.
Halk… Maden ocaklarında 1.500 tl için aptallığının ve korkaklığının, satılmışlığının bedelini ihtiyaç yoksunluğuyla cahilleşerek öder.
Hani ezoterik bir hikaye vardı heh işte o hikayenin tezahürüdür bu durum.
Antik Mısırda da saraylar bu monk kurnazlarınındı şimdi de. Ama monk efendi en çok hak eden değil mi? Halk eden halt eder yani…